Türk cazının en özgün trompet seslerinden İmer Demirer ile çocukluk yıllarından konservatuvara, TRT Caz Orkestrası’ndan Evergreen albümüne, Miles Davis etkisinden “10 Usta 10 Albüm” projesine uzanan uzun bir yolculuğu konuştuk.
John Coltrane’in hikâyesi, içine kapanık çocukluğunun derin sessizliği ile başlar. Bu yazı, notaların değil; kayıpların, arayışın, duanın ve inatla sürdürülmüş bir yolun kronolojisidir. Coltrane’i anlamak için duymaktan çok, sabretmek gerekir.
Bebop kolektif bir devrimdi, fakat tarih bir ismi merkeze yerleştirdi. Sonny Stitt, Bird sonrası dönemde üretimi, disiplini, alto ve tenor’daki kimliğiyle salt bir kıyas figürü değil, sürekliliğin ustası olduğunu kanıtladı.
Tony Allen (20 Temmuz 1940-30 Nisan 2020): Ritmi hala canlı. Onun çalımı, artık sadece bir müzik türü değil kültürel bir miras ve sonsuz bir enerji olarak yaşamaya devam ediyor.
Motown Records, siyah müziğin ana akıma ulaşabileceğini kanıtladı. Pop müziğin üretim süreçlerini yeniden tanımladı. Sanatçı geliştirme anlayışını değiştirdi. Irksal bariyerlerin aşılmasında kültürel bir köprü görevi gördü. Ve bütün bunları yaparken yüzlerce unutulmaz şarkıyı dünyanın ortak hafızasına kazandırdı.
Küp kök anlamına gelen ³√ (Cube Root), üç farklı ülkeden gelen üç müzisyenin ortak bir ses dünyasında buluşmasını anlatıyor. Serbest doğaçlama ile çağdaş oda müziği arasında dolaşan albüm, dikkatli dinleyiciler için giderek derinleşen bir deneyim sunuyor.
John Coltrane ve Albert Ayler geleneğinin çağdaş temsilcilerinden biri olarak görülen James Brandon Lewis, bugün cazın en özgün seslerinden biri. Ancak o kendisini geçmişin mirasçısı olmaktan çok kendi yolunun haritacısı olarak görüyor. Buffalo’dan Howard Üniversitesi’ne, Molecular Systematic Music teorisinden Mahalia Jackson’a uzanan bu söyleşide Lewis; müziği, kimliği, yaratıcılığı ve hiç bitmeyen arayışını anlatıyor.
Sue Cahill, onlarca yıllık müzikal birikimini ilk lider albümü Evanstonia’da bir araya getiriyor. Klasik müzik, caz ve tango arasında dolaşan bu samimi çalışma, bir kariyer başlangıcından çok, uzun bir yolculuğun ardından gelen kişisel bir anlatı niteliği taşıyor.
Cazın dilini çocuk yaşta öğrenen, rock müziğin ateşini sahneye taşıyan, operadan Broadway’e, vodvilden glam rock’a uzanan cesur bir ses: Veronica Swift. 33. İstanbul Caz Festivali kapsamında 13 Temmuz 2026’da Sultan Park, Swissôtel The Bosphorus’ta sahne alacak sanatçıyla; TransGenre felsefesini, DAME projesini, İstanbul’la kurduğu bağı ve sahnede “kendisi olma” meselesini konuştuk.
Hard bop’un en berrak sesi, Clifford Brown, yalnızca erken bir ölümün değil, gerçekleşmemiş bir evrimin hikâyesini de taşır; trompeti, trajediden çok karakterin ve disiplinin izini sürer.
Thank You ile Danse Macabre arasında ilk bakışta göründüğünden çok daha güçlü bir bağ var. Çünkü her iki kayıtta da Duran Duran başkalarına ait şarkıları ödünç almıyor. Onları yeniden inşa ediyor ve dönüştürüyor.
Archie Shepp’ten Yusef Lateef’e uzanan yarım asırlık bir yolculuk… Davulcu Stephen McCraven, Heritage albümünde Afrika diasporasının ritimlerini, spiritüel cazın ruhunu ve kuşaklar boyunca taşınan bir müzikal hafızayı aynı potada buluşturuyor.
Tom Petty and The Heartbreakers grubunun kurucu üyelerinden Mike Campbell ve The Dirty Knobs, yeni albümü Mission of Mercy ile Tom Petty mirasını sürdürmeye devam ediyor.
Bu yıl İstanbul Caz Festivali kapsamında Türkiye’de sahne alacak olan Thee Sacred Souls, soul müziğin yeni kuşağını canlı dinlemek isteyenler için festivalin en heyecan verici isimlerinden biri olmaya aday. Müzikleri, insan duygularının zamansızlığını hatırlatıyor.
Ron Carter ve Yotam Silberstein’ın Duets albümü bir kontrbas ve bir gitarın arasında kurulan sakin sohbetle ilerliyor. Jim Hall’un mirasına selam veren, Russell Malone’u sevgiyle anan bu kayıt, cazın insan hikâyeleri anlatabildiğini hatırlatan yılın en zarif albümlerinden biri.
“Bright Dawn”, inanılmaz derecede derin bir diskografinin en son adımı; doğanın müzikal gücünü ve sürekliliğini kabul eden açık bir kanıt niteliğinde: Harvie S, her yeni günde, yolu istikrarlı bir şekilde aydınlatan parlak bir güneş.
Kenny Garrett ile yıllardır aynı sahneyi paylaşan kontrbasçı, besteci ve eğitimci Corcoran Holt; Washington D.C.‘nin güçlü caz mirasından ailesinin John Coltrane’e uzanan hikâyelerine, Freedom of Art albümünden Arizona State University’deki eğitimciliğine kadar uzanan samimi bir sohbetle Dark Blue Notes’un konuğu oldu. Holt’a göre cazın özü teknik mükemmellikte değil; dürüstlükte, toplulukta ve insan hikâyelerinde saklı.
Müzikte zamanında “hayat budur”u görmüş, fakat bu savın işaret ettiği boşluğu anlayıp ondan vazgeçmiş ve şimdi kimsenin ilgilenmediği deneyler yapan Reykjavik’li bir opera bestecisi olarak yaşayan Ahmet Güntan, Ahmet abi belki de yakın zaman sonra müziğin mutsuzların arkadaşı olmaktansa mutsuzluğunun kaçınılmazlığıyla mutlu olanların mutluluğunun eşlikçilerinden biri olduğunu ifade eder.
Tyshawn Sorey, uzun uzun, sabırla müzik yapıyor. Yavaş başlatıyor müziği, herkesin ısınmasına izin veriyor, hattâ müziği bu açıdan sonsuz bir kardiyoyu andırıyor, sürekli ısınıyor ve ısıtıyor, kaynama noktasına kadar getiriyor ve orada da bitirmiyor, müziği ilik suyu yapar gibi saatlerce kaynatıyor, dolayısıyla mekanları ve kulakları ve zihinleri de.
Altı Grammy adaylığı bulunan Lakecia Benjamin, 5 Haziran’da Artwork Records etiketiyle yayımlanacak yeni albümü We Dream ile umut, dayanışma ve ortak hayal kurabilme fikrini cazın en yaratıcı isimlerinden oluşan yıldız bir kadroyla buluşturuyor.
Türkiye caz sahnesinin duayen kontrbasçısı Nezih Yeşilnil, yıllara yayılan müzikal yolculuğunu, ustalarla geçen sahne deneyimlerini ve canlı konser kayıtlarından oluşan ilk caz albümü On The Jazz Stage’i anlatıyor.
Hayatının büyük kısmını geçirdiği şehrin, New York’un, ona borcunun bir kısmını ödeme vaktidir. Yakınına gidenlerin yüzüne yüzüne esen rüzgar, hala Sonny Rollins’in saksofonunu fısıldıyor ve Williamsburg Köprüsü’nün 124 yıldır taşıdığı ismi, Sonny Rollins’e devretme zamanı geldi, geçiyor.
Sonny Rollins’in ölüm haberini duyduğumda içimde tuhaf bir boşluk oluştu. Benim gözümde Rollins, insanın hayatına karakter, yürüyüşüne ritim, yalnızlığına omuzdur. Ve şimdi “Newk” gittiğinde, sanki Harlem’in bir sokağındaki eski bir ışık da söndü biraz.
Testament’ın efsanevi gitaristi olarak milyonlarca metal dinleyicisinin zihnine kazınan Alex Skolnick, bu röportajda Berkeley yıllarından Joe Satriani öğrenciliğine, thrash metal sahnesindeki aidiyet hissinden New York’ta yeniden öğrenci olmaya kadar uzanan çok samimi bir hikâye anlatıyor.
Cazın başkenti New York. Bir caz müzisyeninin gözünden kentin hatıraları, ritmi, melodisi, müziği ve kulüpleri: Barbayeux, Jazz Cultural, Village Vanguard, Smalls Jazz Club, Blue Note, Mezzrow, iBeam Brooklyn, Perelman Performing Arts Center.
Betty Mabry’nin etkisini romantik bir dipnot gibi okumak eksik kalır diye düşünmek gerekiyor. O daha çok, Miles Davis’in elektrikli döneme yürüyüşündeki estetik kırılmalardan biri gibi duruyor.
Miles Davis bugün hâlâ yalnızca geçmişin büyük bir caz efsanesi değil; modern müziğin nasıl sürekli dönüşebileceğinin en önemli örneklerinden biri. Doğumunun 100. yılında geriye dönüp baktığımızda, onun mirasının yalnızca kayıtlarda değil, hâlâ risk almaya çalışan bütün müzisyenlerde yaşamaya devam ettiğini görüyoruz.
Müziğin temposundan enerjisine, cümlelerin uzunluğundan grubun psikolojisine kadar her şeyi kontrol etmek isteyen bir liderdi Miles. Sıradan olmak hiç ona uygun değildi.
Yaptığının caz olmadığı yolundaki eleştirilerin yanı sıra karanlıkların prensi, sfenks, büyücü gibi çeşitli isimlerle anılan Miles Davis bence “cazın mor kâküllü şehzadesidir.”
Yaz, sıcak, yırtıcı ve sessiz bir çığlık. Belki de İstanbul’daki yaşanmış konserlerin en egzotiği, Miles’ın son dönemine canlı şahit olmak. Soyut ve somut tüm hislerin sahnede tek bir çizgide olması. Hipnotize eden bir voodoo ayini. Seslerin yankısından günümüze ulaşan…
1949 sonbaharında savaş yaralarını hâlâ taşıyan Paris, Amerikalı genç siyah trompetçiye ilk kez “insan gibi” davranıyordu. Miles Davis, Saint-Germain gecelerinde Juliette Gréco’ya, cazın getirdiği özgürlüğe ve bir daha asla tamamen geri dönemeyeceği bir hayata âşık oldu.
Türkiye cazının en zarif müzisyenlerinden Neşet Ruacan; çocukluk bahçesinde kucağına aldığı ilk gitardan, Nükhet Ruacan’lı yıllara, TRT Orkestrası’ndan Bilgi Üniversitesi’ne uzanan hikâyesini anlatıyor. Onun için caz, dinlemek, sezmek, risk almak ve o anın içinden konuşmak demek.
Like a Hurricane, kusursuz olmaya çalışmayan ama duygusal olarak tam hedefe ulaşan şarkılardan biri; benim içinse geçen yıllara karşın Neil Young’a açılan en güçlü kapı olma özelliğini sürdürüyor.
Mert Çakırcalı bir süredir aralarında dolaştığı tekinsiz albümleri sıralıyor, notaları notlara, sesleri kelimelere tercüme ediyor. Bu fasılın konukları Les Cris de Paris, Geoffroy Jourdain, Lucile Richardot, Adam O’Farrill, İlhan Mimaroğlu, Zakir Hussain, Jacky Terrasson.
Meksika halk müziğinden New York caz kulüplerine, hard bop geleneğinden salsa orkestralarına uzanan geniş bir dünyanın içinden gelen Altin Sencalar, yeni albümü Natural Rhythm ile çocukluğunu, aile köklerini, babalığı ve hayatın iç akışını trombonunun içine yerleştiriyor.
Peter Frampton, yıllar sonra yayımladığı Carry The Light albümünde yaş almayı, hastalıkla mücadeleyi, dede olmayı, eski dostlukları ve gitarın içindeki kırılganlığı anlatıyor. UMe etiketiyle yayımlanan albüm, bir rock yıldızının geçmişine dönmesinden çok, hâlâ ışık taşımaya çalışmasının hikâyesi gibi duyuluyor.
Türkiye’de akademik caz eğitiminin öncülerinden Ali Perret, müziğe yalnızca teknik bir alan olarak değil, insanın zihinsel ve ruhsal dönüşümünü şekillendiren bir yaşam pratiği olarak bakıyor. Berklee yıllarından Can Yücel dostluğuna, free jazz’dan elektronik müziğe uzanan bu söyleşide Perret; doğaçlamayı, özgürlüğü, sahneyi ve Türkiye’deki caz ortamını tüm açıklığıyla anlatıyor.
Caz tarihinin en etkili piyanistlerinden birinin bu kaydının, nadiren canlı olarak çaldığı bir üçlü ile zirve anında yakalanmış, göz kamaştırıcı bir belgesel tadı taşıdığı, kaydedilip yıllar sonra yayımlandığı ve dinleyebildiğimiz için kendimizi yine de şanslı hissedebileceğimiz bir albüm olduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla.
Ahmet Ertegün, yalnızca bir yapımcı ya da iş insanı değildi. O, sesi duyan ve o sesi dünyaya taşıyan bir köprüydü. Ve bazı köprüler, üzerinden geçildikten sonra bile varlığını hissettirmeye devam eder.
Sedajazz, İspanya’nın Valencia kentinde doğmuş caz kolektifi. Bugün yalnızca bir topluluk değil; aynı zamanda konser organizasyonu, müzik eğitimi, atölyeler, uluslararası seminerler ve plak yayımcılığı yapan kapsamlı bir caz kurumu. Francisco Blanco ile Beran Paçacı konuştu.
Alfa Mist’in müziğini renkli sis bulutunun içinden gelen su sesini takip edip duru bir ırmağa ulaşmaya benzetiyorum. Sis yüzünden hiçbir şey göremiyoruz ama o sis bulutunun ardından tertemiz bir ses geliyor ve o ses etrafımızdaki her şeyin bizimle birlikte ritim tuttuğunu, doğayla da şehirlerle de ritimlerimizi uydurabileceğimizi bana hatırlatıyor. Sadece doğru tonu bulmamız gerekiyor. Caz bence o yolculuğun tamamı.
Ankaralı blues grubu Jumpin’ Cats, Blues Aperitiv yarışmasında kazandığı birinciliğin ödülü olarak, 2026 Kasım’ında Çek Cumhuriyeti’nde düzenlenecek Blues Alive festivalinde sahne almaya hak kazandı. Bu başarıyı fırsat bildik ve grup üyeleriyle, blues’un çekiciliği, Ankara’nın blues geleneği ve müzikal hedefleri üzerine söyleşi gerçekleştirdik.
Genç bir topluluğun kurduğu bu ses, bireysel gösterinin ötesine geçiyor. Incandescence, boşlukla, nefesle ve sezgiyle büyüyen, içten içe yanan bir müzik.
1990’da bir gece, sahnede kurulan o kırılgan ama güçlü denge, yıllar sonra hâlâ nefes alıyor: Johnny Griffin’in patlamaya hazır sesi ile Thomas Clausen üçlüsünün akışkan diyaloğu, Live in Helsingborg 1990’ı geçmişin kaydı olmaktan çıkarıp, anın içinde yeniden kurulan bir caz düşüncesine dönüştürüyor.
35. Akbank Caz Festivali’nde doğan, Akbank Sanat sahnesinde büyüyen bir fikir… Ediz Hafızoğlu’nun Jazz Meets Rap projesi, cazın doğaçlamacı dili ile rap’in keskin sözünü aynı groove içinde buluşturuyor. Nazdrave köklerinden beslenen bu yapı, bir füzyondan çok, birlikte düşünmeyi öğrenmiş bir müzik hâli.
Mert Çakırcalı bir süredir aralarında dolaştığı tekinsiz albümleri sıralıyor, notaları notlara, sesleri kelimelere tercüme ediyor. Bu fasılın konukları Kahil El’Zabar, Tim Berne, Marc Ducret, Tom Rainey, Craig Taborn ve Patricia Kaas.
Geçen gün, bir erkek ya da bir genç kız bana aşk nedir diye sorsa, onlara nasıl tarif ederim diye düşündüm. Sanırım onlara Dirty Dancing filmini izlemelerini önerirdim.
Nat Reeves’in Now In Time albümü, hard bop geleneğinin köklerinden beslenirken, güçlü bir kadronun işbirliğiyle bugünün cazına sakin ama derinlikli bir ifade alanı açıyor.
Mal Waldron ve Steve Lacy, 1994 yazında Yoshi’s sahnesinde Thelonious Monk, Duke Ellington ve Billy Strayhorn repertuvarı üzerinden geçmişi yeniden kuruyor. Otuz yıl sonra yayımlanan bu kayıt, iki ustanın müziği bir diyalogdan öte, düşünsel bir karşılaşmaya dönüştürdüğü nadir anlardan biri.
Joe Henderson’ın 1960’larda Blue Note için yaptığı kayıtlar, cazın hard bop’ın analitik doğaçlama dili ve güçlü besteciliğiyle bu dönüşümün merkezinde durduğunu gösterir.
1960’ta çalınan, 2026’da duyulan bir gece… Verve Records etiketiyle yayımlanan At Baker’s Keyboard Lounge, caz tarihinin içinde unutulmuş bir anı bugüne taşıyor. Üç müzisyenin tek bir kalp gibi attığı o nadir anlardan birini, olduğu gibi, bütün sıcaklığıyla yeniden kuruyor.
İlhan Mimaroğlu’nun 100. yaşı için düzenlenen iki günlük etkinlikler dizisi, Mimaroğlu’nun İdil Biret’e vaktiyle söylemiş olduğu bir cümleyi bugün geçersiz kılıyor.
Black Nile’in Indigo Garden albümü, çağdaş cazın teknik gösterişten uzaklaşıp birlikte düşünme hâline dönüştüğü bir manifesto niteliğinde. Bu müzik, birbirine yer açan, birbirini dinleyen bir kolektifin sesi. 2026’nın en içe dönük, en derin işlerinden biri, gürültü yapmadan büyüyor.
2013 yılında Patsy Cline’ın 50. ölüm yıldönümü dolayısıyla düzenlenen tribute konserindeki yorumlar da gösteriyor ki, Crazy halâ farklı seslerde yeniden kırılıyor, yeniden anlam buluyor.
Ayşegül Yeşilnil’in hikâyesi sadece ürettiklerinde değil, kaybettiğini sandığı duyuyu nasıl geri çağırdığında gizli. Müzisyenin 39 yıldır süregelen müzik serüvenini, sahnenin o tarif edilmez büyüsünü, işitme kaybıyla sınanan bir hayatı ve sanatı yeniden doğuşa çeviren iradesi üzerine konuştuk.
9183 kilometre uzaklıkta 2 günde 36 konser. Burak Sülünbaz, Afrika’nın en büyük buluşması 2026 Cape Town Uluslararası Caz Festivali’nin tüm ayrıntılarını yazdı.
25 yıllık sahne deneyiminin ardından Özgür Can Öney, solo kariyerinde ilk kez kendi dünyasını baştan kuruyor. 10 Nisan’da dinleyiciyle buluşacak “All Killer”, doğu ile batı arasında sıkışmış bir coğrafyanın hikâyesini aşan, o gerilimi dönüştüren bir zihnin albümü.
Bir konser kaydı gibi açılıyor ama kısa sürede bambaşka bir şeye dönüşüyor: Live in Europe, Billy Mohler’ın bestelerini sahnede yeniden düşünmeye bıraktığı, parçaların çözülüp yeniden kurulduğu ve müziğin kontrolsüz ama dağılmadan akabildiği nadir anların kaydı.
36 concerts over two days, spanning 9,183 kilometers. Burak Sülünbaz has written about all the details of the 2026 Cape Town International Jazz Festival, Africa’s granderst gathering.
Honora, kusursuz bir caz albümü değil; Flea geçmişle temas ediyor, sanatçı dinleyicisine kendi evrenini açıyor, bugünün içinde dolaşan bir anlatıyı aktarıyor bizlere.
1960’lardan 90’lara uzanan bir yükseliş, bir dudak yaralanmasıyla başka bir hikâyeye dönüşür. Freddie Hubbard’ın embouchure kaybı, cazın en güçlü seslerinden birinin sınırla karşılaşma anıdır.
Leonard Cohen, Erkin Koray, Neil Young, Rush, Oscar Peterson ve diğerleri ile Kanada, bir haritadan çok bir hafıza alanı. Ayrıştıran ve birleştiren bir seyahatten notlar.
Immanuel Wilkins, Yeni Coltrane’lerden. Saksofonuyla hem derinlerindeki hem de yüzeyindeki kendi Coltrane’i ile iletişim içinde çalıyor gibi hissediyorum. Coltrane hep rehber. Dönüp dolaşıp atıf yapılacak bir Platon, bir Aristoteles gibi işliyor bu müzisyenler için.
1997’den bugüne uzanan bu kayıt, zamanı askıya almış bir sesin geri dönüşü. Yuri Honing’in White House’u, geçmişin içinden bugüne sızan, şehrin ritmini ve hafızanın derinliğini taşıyan bir hatırlama hâli.
Modern big band estetiğini kültürel hafıza ve kimlik arayışıyla buluşturan Alkebulan, 2026’nın en güçlü büyük orkestra caz kayıtlarından biri olarak öne çıkıyor.
Her aşkta olduğu gibi, kendimizi anılar denizine atmıştık. Etrafımızı çoktan bedelini ödediğimiz imkansızlıklar sarmıştı. Her kulaçta aşktan biraz daha uzaklaşmıştık. Elimizde bir tek hatıralar kalmıştı. Hatıralar nasıldır? Bilirsiniz; size bazen bir elmas getirir ve bazen de yıllanmış bir pas…
Recep Ordu’nun hikâyesi, dinleyerek, izleyerek, düşe kalka öğrenerek kendi yolunu açan birinin hikâyesi. Jen Sessions ise bu yolun sahnedeki karşılığı gibi duruyor. Prova edilmeden kurulan, risk alan, farklı insanları ve farklı sesleri bir araya getiren canlı bir buluşma alanı.
İsveçli vokalist Stella Gustin, ilk albümü Stella Gustin Sings ile cazın en tanıdık şarkılarını yeniden söylemekten çok, onları yeniden hissetmenin mümkün olduğunu hatırlatıyor.
Keith Richards’ın “Biz blues’un piçleriyiz” cümlesi, bir müzik türünü sahiplenmekten çok, onunla araya konulan mesafeyi tarif ediyor. Cümle, blues’un içinden doğmamış ama onunla büyümüş bir geleneğin dürüst kabulü olduğu gibi, kısa süre önce yayımlanmış, büyük ölçekli bir saygı albümüne bakarken de hala geçerliliğini koruyor. B.B. King’s Blues Summit 100, Joe Bonamassa küratörlüğünde, B.B. King’in doğumunun yüzüncü yılı için hazırlanmış, 2 CD ve 3 LP halinde yayımlanan kapsamlı bir proje. Bonamassa, B.B. King’in mirasına doğrudan temas eden bir yaklaşımla, onun kariyerinin farklı dönemlerini kapsayan bir seçki kuruyor. Kayıtlar Los Angeles’taki Sunset Sound ve Buffalo’daki GCR Audio başta olmak üzere farklı stüdyolarda
Following The White Rabbit, ait olmanın değil arayışta kalmanın müziği. Çağrı Sertel, minimalist piyanosuyla dinleyiciyi köksüzlük, merak ve dönüşüm arasında dolaşan sezgisel bir iç yolculuğa davet ediyor.
Ayşegül Yeşilnil’in 1995’de kaydedilen ve türlü nedenlerle dinleyisine ulaşamayan albümü Rüzgâra Şarkılar Söyle, dijital dünyanın içinde yeniden doğuyor, nefes alıyor.
20. yüzyıl ile 21. yüzyıl arasında estetik köprü kuran bir müzisyen James Hunter ve yeni albümü Off the Fence, modernliği radikal bir kırılmada değil, bilinçli bir sadelikte arıyor.
In Two Minds, Ruben Fox’un müzisyenliği ve sanatsal yaklaşımı hakkında net bir fikir edinebileceğiniz, birkaç kez dinlemeyi isteyeceğiniz nitelikte, ‘caz gibi caz’ albümü.
Her albüm kendi içinde birbirinden bağımsız mı değerlendirilse, her yazı parçası kendi kendine mi ayakta dursa yoksa hep birlikte bir anlamlar deposu mu oluştursalar? Yavaş yavaş anlıyorum ki bu seri tefrika edilmekte olan bir romandır.
Peter Somuah, ACT etiketli yeni albümü Walking Distance ile cazın dilini Accra’dan Rotterdam’a uzanan bir hat üzerinde yeniden kuruyor. Highlife ritimleri, modern caz armonileri ve sokakların gündelik hareketi bu albümde aynı yürüyüşün parçalarına dönüşüyor.
13 Mart 2026’da SteepleChase Records etiketiyle yayımlanan yeni Kirk Knuffke albümü Brother, Yusef Lateef besteleri üzerinden cazın hafızasına dokunan zarif bir trio kaydı.