Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    ENGLISH

    Veronica Swift ile caz, rock, özgürlük ve sahnenin sınırları üzerine

    Cazın dilini çocuk yaşta öğrenen, rock müziğin ateşini sahneye taşıyan, operadan Broadway’e, vodvilden glam rock’a uzanan cesur bir ses: Veronica Swift. 33. İstanbul Caz Festivali kapsamında 13 Temmuz 2026’da Sultan Park, Swissôtel The Bosphorus’ta sahne alacak sanatçıyla; TransGenre felsefesini, DAME projesini, İstanbul’la kurduğu bağı ve sahnede “kendisi olma” meselesini konuştuk.
    Mine GürevinBy Mine Gürevin25 Haziran, 2026
    Veronica Swift

    *** The original English version of the interview with Veronica Swift is available here. ***

    Veronica Swift’i “caz vokalisti” olarak tanımlamak, onun dünyasını daraltmak olur. Swift’in sesi, bir türün içine yerleşmekten ziyade, türlerin arasındaki gizli geçitleri açıyor. Çocukluğunu cazın gündelik bir dil gibi konuşulduğu bir evde geçiren sanatçı, annesi Stephanie Nakasian ve babası Hod O’Brien’dan müziğin bir kültür ve bir varoluş biçimi olduğunu da devraldı.

    Onu ilk kez Led Zeppelin’in “Dazed and Confused” yorumuyla dinleyenler için bu karşılaşma çoğu zaman şaşırtıcıdır. Çünkü deneyimlenen, cazın doğaçlama zekâsını, rock’ın bedensel enerjisini, tiyatronun hikâye kurma gücünü ve eski Hollywood’un görsel ihtişamını aynı anda taşıyan bir sahne varlığıdır. Swift’in kendi sözleriyle ifade edersem, ortada “bir karaktere bürünmek” yoktur. Çünkü O, zaten bir karakterdir.

    Kariyerinin erken döneminde Thelonious Monk Yarışması, Birdland, Blue Note ve Lincoln Center gibi caz dünyasının sembolik eşiklerinden geçen Veronica Swift, zamanla yalnızca geleneğin içinden konuşan bir sanatçı olmayı reddetti. Confessions döneminin karanlığından 2023 tarihli kendi adını taşıyan albümüne, oradan DAME projesinin daha sert ve özgür alanına uzanan yolculuğunda, kendi ifadesiyle “TransGenre” adını verdiği bir felsefe geliştirdi. Bu felsefe, türleri birbirine karıştırmaktan çok, sanatçının içindeki bütün sesleri aynı bedende özgür bırakması anlamına geliyor.

    Miles Davis, Duke Ellington, Nina Simone, Led Zeppelin, Freddie Mercury ve David Bowie gibi isimleri aynı düşünsel evrende anması tesadüf değil. Onun dünyasında gelenek, sürekli dönüştürülecek, yeniden yakılacak ve bugünün ruhuyla yeniden kurulacak bir ateş.

    Bu röportajın İstanbul açısından ayrıca özel bir tarafı var. Veronica Swift, 33. İstanbul Caz Festivali kapsamında 13 Temmuz 2026 Pazartesi akşamı saat 21.00’de Sultan Park, Swissôtel The Bosphorus’ta kendi projesiyle İstanbul dinleyicisinin karşısına çıkacak. Sahnede geçmişle geleceği, cazla rock’ı, disiplinle taşkınlığı, kırılganlıkla meydan okumayı aynı anda taşıyan bir sanatçı Veronica. İstanbul konseri öncesinde gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi sahnenin bir insanı nasıl dönüştürdüğüne değil, bir insanın sahneyi nasıl kendi hakikatine dönüştürdüğüne dair bir konuşma. 

    Sözü Veronica Swift’e bırakıyorum.

    Hod O'Brien, Veronica Swift ve Stephanie Nakasian
    Hod O’Brien, Veronica Swift ve Stephanie Nakasian

    ■ ■ ■

    “Bir karaktere bürünmek diye bir şey yok; ben zaten bir karakterim!”

    Mine Gürevin: Veronica, seni ilk kez Led Zeppelin’in “Dazed and Confused” yorumunla keşfeden birçok kişi gibi ben de şunu hissettim. Sen sadece bir şarkı söylemiyorsun, adeta sahnede bir karaktere dönüşüyorsun. Sahne ışıkları altındaki Veronica ile sahne dışındaki Veronica arasında ne değişiyor?

    Veronica Swift: Kimi sanatçıların gerçekten bir karaktere büründüğünü biliyorum (Alice Cooper ya da David Bowie’nin Ziggy Stardust karakteri gibi). Ancak benim durumumda sahnede gördüğünüz Veronica ile sahne dışında gördüğünüz Veronica aynı kişi. Çünkü benim için “bir karaktere bürünmek” diye bir şey yok; ben zaten bir karakterim! Nasıl sahne alıyorsam öyle yaşıyorum. Sahnedeki performansıma sahip olduğum tüm enerjiyi ve gücü, sanki dünyadaki son günümmüş gibi veriyorum. Sahne üzerinde de dışında da oldukça uçlarda yaşayan bir insanım. İnsanlar bazen performans sergilemeyi rol yapmakla karıştırıyor ama yaptığım hiçbir şeyde yapaylık yok. Ne sahne tarzımda, ne kıyafetlerimde ne de şarkı söyleyiş biçimimde. Eğer seyircinin performanslarımdan göremediği bir yanım varsa, o da ne kadar içe dönük yaşadığımdır. Ben tam anlamıyla bir ev insanıyım. Dışarı çıkmaktansa evde oturup müzik üzerinde çalışmayı tercih ederim. Beni barlarda ya da jam session’larda görmeniz pek mümkün değildir.

    Mine Gürevin: Cazın gerçekten yaşayan bir şey olduğu bir evde büyümek seni derinden etkilemiş olmalı. Müziğin ötesinde, Stephanie Nakasian ve Hod O’Brien tarafından yetiştirilmiş olmak sana nasıl bir duygusal dünya bıraktı?

    Veronica Swift: “Yaşayan” doğru kelime mi emin değilim. Bunu daha çok belli bir kültürün içinde büyümek ya da bir dili konuşarak yetişmek gibi düşünmeni isterim. İster Hristiyan ya da Müslüman bir ailede büyümüş olun, ister Arapça, Türkçe ya da Fransızca konuşarak yetişmiş olun; cazın da kendine özgü bir kültürü ve dili vardır. İnsanların bu dilin içinde büyüyüp büyümediğini genellikle anlayabilirsiniz. Erken yaşlardan itibaren maruz kalmanın getirdiği bir akıcılık vardır. Ancak annem ve babam geçimlerini sağlayabilmek için sürekli sahneye çıkıyordu. İş güvencesi ya da düzenli bir hayat sunmayan bir yaşamı seçmişlerdi. Bu yüzden sürekli yollardaydık. Bazen onlarla birlikte seyahat ediyor, bazen de okul nedeniyle büyükanne ve büyükbabamın yanında kalıyordum. Bu durum beni bugün yaşadığım turne hayatının düzensizliğine hazırladı.

    Veronica Swift
    Veronica Swift (Fotoğraf: Stephanie Nakasian)

    Mine Gürevin: Çok küçük yaşlarda sahneye çıkmaya başladın. O yıllarda alkış senin için ne ifade ediyordu? Bir oyun mu, ait olma hissi mi, yoksa o yaşlarda bile kader gibi hissettiren bir şey miydi?

    Veronica Swift: Sanırım çok küçük yaşta başladığım için alkış hiçbir zaman benim için özel bir anlam taşımadı. Gerçekten taşımadı. Aynı şey iltifatlar için de geçerli. Övgü ve alkışı kabul etmekte zorlanıyorum. Sahneye çıktığımda şarkı söylüyor ve performans sergiliyorum çünkü bu beni mutlu ediyor. Elbette bunun başkalarını da mutlu etmesi beni mutlu ediyor ama sevdiğim bir şeyi yaptığım için övgü almak hiçbir zaman alışabildiğim bir şey olmadı. Yaş aldıkça seyircime duyduğum minnettarlığı ve sanatın, müziğin insanları dönüştürme gücünü daha iyi anlamaya başladım. Yine de bu benim için hâlâ kolay değil. Ama evet, başka bir şey yapacağıma dair zihnimde hiçbir zaman bir şüphe olmadı. Her zaman bir performans sanatçısı olmak istediğimi biliyordum. Bunun yanında evrenler ve dünyalar yaratan biri olmak da istiyordum. Kendi müziğimi yazarak bugün dört ayrı dünya yarattığımı hissediyorum.

    Veronica Swift
    Veronica Swift (Fotoğraf: UK.JazzNews, Tatiana Gorilovsky)

    “İstediğin anda istediğin türü söyleyebilmek özgürlüktür.”

    Mine Gürevin: Müziğinde sadece caz değil; opera, Broadway, rock, chanson ve kabare etkileri de hissediliyor. Türler arasında bu kadar özgürce dolaşma cesaretini nasıl geliştirdin?

    Veronica Swift: Bunun bazı insanlar için cesaret gerektirdiğini anlıyorum ama benim için cesaret meselesi değildi; bu bir hayatta kalma meselesiydi! İçimdeki tüm müziği söyleyemeseydim, kendimi öldürmek isteyecek kadar kötü hissederdim. Gerçekten! İstediğin anda istediğin türü söyleyebilmek özgürlüktür. Benim geliştirmem gereken şey bir felsefe ve iki dünyayı birbirine bağlayacak bir yöntemdi. Bu da TransGenre oldu. DAME ile yaptığım rock müziği ya da söylediğim cazı dinlerseniz, aynı sesin ve aynı tekniğin kullanıldığını duyarsınız. Bence bir sanatçının geliştirmesi gereken şey, kendine özgü bir üslup ve ses yaratabilmesidir. Benimki de TransGenre. Bu felsefe sayesinde kendimi özgürleştirebildim ve gerçekten kendim olabildim. Bunun yeni kuşak müzisyenler ve vokalistler üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu şimdiden görüyorum. Müzikal potansiyelinin tamamını ortaya koymaktan korkan pek çok kişi, benim kariyerimi farklı türlerde de başarılı olunabileceğinin bir örneği olarak gösteriyor. İşte bu benim için alınabilecek en büyük iltifat. Ayrıca içgüdülerimi takip etmeye devam etmem gerektiğine dair bana güven veriyor.

    Mine Gürevin: Puccini aryalarıyla yetişmiş bir sesin Led Zeppelin söylemesi hâlâ birçok insanı şaşırtıyor. Sence caz dünyası türler arasındaki geçişler konusunda hâlâ fazla muhafazakâr olabilir mi?

    Veronica Swift: Caz MÜZİĞİ muhafazakâr değildir; muhafazakâr olan caz endüstrisidir. Genç dinleyicilerin her müzik türünün caz içinde bir yeri olabileceğini kabul ettiğini görüyorum. Ancak pazarlama tarafında çalışan birçok kişi zamanın gerisinde kalmış durumda ve buna nasıl ayak uyduracağını bilmiyor. Cazın köklü bir geleneği vardır ama bu gelenek doğaçlamaya, özgürlüğü savunmaya ve armonik, melodik ve ritmik sınırları zorlamaya dayanır. Sizce Miles Davis ya da Duke Ellington kendilerini kendilerinden önce gelen caz geleneğinin bir parçası olarak mı görüyorlardı? Kesinlikle hayır! Onlar sürekli yenilik peşindeydi; dünyanın farklı yerlerinden gelen müziklerden ve yeni akımlardan etkilenerek bu müziği ileri taşımaya çalışıyorlardı. Kendi dönemlerinde herkes onların dehasını kabul ediyordu ama yaptıkları deneysel işler yüzünden dinleyicileri ve sektörü de ikiye bölüyorlardı. Ama cazı caz yapan şey tam da buydu! Sonrasında zaman onların peşinden geldi ve o deneysel yaklaşımlar kutsandı. Böyle bir sanatçı olmak sabır gerektirir. Ayrıca insanların ne düşündüğünü çok da umursamamayı. Kahramanlarımın hiçbiri güvenli işler yapmadı; buna Nina Simone da, Led Zeppelin de, Duke da dahil. Bence hem rock hem de caz endüstrisinin kat etmesi gereken biraz daha yol var.

    Mine Gürevin: Billie Holiday, Sarah Vaughan, Betty Carter, Anita O’Day… Geçmişin büyük vokalistlerinden hangileri sende en derin izi bıraktı?

    Veronica Swift: Rock tarafında Freddie Mercury, Steven Tyler, Grace Slick, Ann Wilson, Robert Plant ve Steve Perry. Steve Perry kısa süre önce benden “yeni kuşağın rock sesi” olarak söz etti. Kahramanlarınızın sizi fark edip adeta meşaleyi size devretmesi inanılmaz bir duygu. Steve’in bu sözleri, kendi kuşağımın büyük rock vokalistlerinden biri olabilmek için verdiğim on yıllık emeği ve çektiğim sıkıntıları doğrulayan bir şey oldu.

    Caz tarafında ise kesinlikle Anita O’Day, Mildred Bailey, Ethel Waters, Dinah Washington, Bessie Smith ve Lee Wiley. Ben kendimi daha çok erken dönem caz vokalistlerine yakın hissediyorum; yani Ella’nın, Sarah’nın ve Billie’nin dinlediği şarkıcılara. Bence bir sanatçının en doğru referans noktası, kendi kahramanlarının dinlediği sanatçılardır. Böylece onların bir kopyasına dönüşmek yerine neden o müziği yaptıklarını anlayabilirsiniz. Steve Perry gibi söylemek istiyorsanız bütün Four Seasons ve Sam Cooke albümlerini çalışmanız gerekir. Ya da Ella gibi söylemek istiyorsanız Connie Boswell’i dinlememek büyük eksiklik olurdu!

    Mine Gürevin: Scat tekniğin çoğu zaman bir enstrüman gibi duyuluyor. Doğaçlama yaparken zihninde matematiksel bir yapı mı oluşuyor, yoksa her şey tamamen içgüdüsel mi gelişiyor?

    Veronica Swift: Daha önce de söylediğim gibi, scat ve caz bir dildir. Şöyle düşünün: Bir insan belirli bir dili konuşan bir ailede büyüyüp o dili akıcı şekilde öğrenebilir ama yine de yeni kelimeler geliştirmek ve dili daha sofistike kullanabilmek için dilbilgisi öğrenmesi gerekir. Ben bebop cümlelerini duyarak büyüdüm ve o dil kulaklarıma işledi. Ancak duyduğum dili gerçekten kullanabilmek için enstrümanımı geliştirmem, transkripsiyon yapmam ve her türlü akor yürüyüşünü çalışmam gerekti. Çalışma odasında işin matematiksel bir tarafı vardır. Ama saatlerce çalışır, tekrar yapar, kas hafızamızı ve kulağımızı geliştiririz ki sahnede tamamen içgüdüsel davranabilelim. Tıpkı bir dili öğrenmek gibi: Kalıpları, cümle yapılarını ve dilin sözdizimini ezberlersiniz ama aynı zamanda yeni kelimeler edinip bunları o kalıpların içine yerleştirirsiniz. Başlangıçta yavaş ilerlersiniz, sonra çalıştıkça her şey daha doğal hale gelir. Ama sizden daha akıcı konuşan insanlarla ya da sizden daha iyi müzisyenlerle vakit geçirmedikçe gelişemezsiniz.

    Thelonious Monk Institute of Jazz Yarışması (2015): John Burk (Concord Records), Vuyolwethu Sotashe (Üçüncü), Jazzmeia Horn (Birinci), Veronica Swift (İkinci) (Fotoğraf: Steve Mundinger)
    Thelonious Monk Institute of Jazz Yarışması (2015): John Burk (Concord Records), Vuyolwethu Sotashe (Üçüncü), Jazzmeia Horn (Birinci), Veronica Swift (İkinci) (Fotoğraf: Steve Mundinger)

    “Bu deneyimin bana öğrettiği şey, seni farklı ve sana özgü yapan şeyi bulman gerektiğiydi.”

    Mine Gürevin: Thelonious Monk Yarışması kariyerinde önemli bir dönüm noktası gibi görünüyor. Bu deneyim kendine ya da müzik dünyasına bakışını değiştirdi mi?

    Veronica Swift: Bana göre her türlü yarışma biraz anlamsızdır. Özellikle de farklı olmaya dayanan ve tamamen öznel bir tür olan cazda. Bu deneyimin bana öğrettiği şey, başkalarının beklentilerine uyacak şekilde kendini şekillendirmeye çalışmak yerine seni farklı ve sana özgü yapan şeyi bulman gerektiğiydi. Bence yarışmada bu kadar ileri gidebilmemin nedeni de buydu. Çünkü yaptığınız şey size özgü olduğunda kimse gelip onun yanlış olduğunu söyleyemez. İşte bu, hayatımın ve kariyerimin en büyük dersiydi. Ve ben bu dersi her gün kullanıyorum.

    Mine Gürevin: New York’taki ilk yıllarına baktığında seni en çok zorlayan şey neydi? Müzik sektörü mü, yoksa kendi kimliğini bulmaya çalışmak mı?

    Veronica Swift: Birçok insan bunun farkında değil ama ben New York’ta sadece BİR YIL yaşadım; 2017 ile 2018 arasında. Hayatım boyunca turnelerde New York’ta şarkı söyledim ve orada bir varlık oluşturdum. Hatta ayrıldıktan sonra bile o görünürlük devam etti. Ama şehir hayatı bana göre değil. Ben kırsaldan gelen biriyim. Bu yüzden Virginia’daki memleketime geri döndüm ve turne hayatıma devam ettim. New York’ta yaşarken beni en çok zorlayan şey sahnenin ne kadar bölünmüş olmasıydı. Ben türler arasında geçiş yapmayı seven biriyim. Rock’tan soul’a, klasik müzikten caza… Ama New York’taki caz çevresi bile kendi içinde bölünmüş durumdaydı. Fusion çalanlar geleneksel cazcılarla çalmıyordu. Bebop çevresi neo-soul çevresinden tamamen ayrılmıştı. Cazın ne olduğuna dair oldukça dogmatik, katı ve dar bir bakış açısı vardı. Bağ kurduğum birkaç arkadaşım oldu ama genel olarak Los Angeles bana daha uygun. Bu yüzden oraya taşındım ve son beş yıldır da orada çok mutlu bir şekilde yaşıyorum.

    Veronica Swift, Kleinhans Music Hall (Fotoğraf: Jack Zuff)

    Mine Gürevin: Birdland, Blue Note ve Village Vanguard gibi sahnelerde çalmak bir caz vokalisti için adeta bir geçiş ritüeli gibi görülüyor. Bu sahnelere ilk çıktığında neler hissettin?

    Veronica Swift: Çaldığım mekânın ya da sahnenin ne olduğu benim yaklaşımımı değiştirmez. İster prestijli bir caz ya da rock kulübü olsun, ister küçük bir bar, isterse Lincoln Center gibi büyük bir sahne; her performansa aynı düşünceyle çıkarım. Bugün benim son günüm olabilir ve bulunduğum mekânın büyüklüğü ya da ünü nasıl şarkı söylediğimi etkilemez. O salondaki dinleyiciler ister 5 kişi olsun ister 5.000 kişi, elimden gelenin en iyisini alacaktır. Mekânlara bu kadar büyük anlamlar yüklemiyorum. Elbette tarihî bir sahnede çalmak bir onur ama bir mekâna aşırı ağırlık yüklemek müziğin bir müze eserine dönüşmesine ya da zamanda donup kalmasına neden olabilir. Mekânların da kendi yaşamları vardır; tıpkı müziğin ve müzisyenlerin olması gerektiği gibi.

    Mine Gürevin: Confessions albümünde eski ruhlu bir taraf hissediliyor. Bugün o albüme dönüp baktığında, o dönemin Veronica’sı ile bugünkü Veronica arasında nasıl bir fark görüyorsun?

    Veronica Swift: “Confessions” dönemindeki Veronica neredeyse tamamen başka bir insandı. Hayatımın ve kariyerimin o döneminde çok karanlık bir yerdeydim. Dışarıdan bakıldığında yeni plak anlaşması yapmış ve başarılı bir kariyerin başında duran yükselen bir sanatçı görünüyordum. Chris Botti’nin turne grubuna yeni katılmıştım ve zaman zaman Wynton ile Jazz at Lincoln Center Orkestrası’yla sahneye çıkıyordum. Elbette karşıma çıkan fırsatlar için heyecanlıydım ve yeteneğimin küresel ölçekte takdir edilmesinden dolayı minnettardım.

    Ama perde arkasında bambaşka şeyler yaşanıyordu. Babamı kısa süre önce kanser nedeniyle kaybetmiştim. Çocukluk evimizi çıkan bir yangında kaybetmenin travmasını yaşıyordum. Ailem büyüdüğüm çiftliği satmıştı. Ayrıca son derece yıpratıcı ve istismar içeren bir ilişkinin içindeydim. Bunun yanında, kurmayı hayal ettiğim rock grubundan vazgeçmenin yasını tutuyordum.

    Veronica Swift ve Chris Botti
    Veronica Swift ve Chris Botti (Fotoğraf: Chris Botti Facebook sayfası)

    Caz kariyerim bana maddi güvence sağlıyordu ama ruhumun gerçekten istediği yere nasıl döneceğimi bilmiyordum. Bu yüzden maske taktım ve kendime yalan söyledim. Başkalarının benden beklediği role büründüm çünkü bu, hayatımdaki diğer acılardan kaçmanın bir yoluydu. Eğer o dönemde rock yolunu seçmiş olsaydım, yaşadığım tüm acıları şarkılara dönüştürmek zorunda kalacaktım ve buna hazır değildim. Duygularımı bastırabilmek için daha fazla içiyor ve daha fazla eğleniyordum.

    Bugün ise durum tamamen farklı. Geçmişteki yaralarla yüzleşmeye karar verdim. Kendimi iyileştirme sorumluluğunu üstlendim. Şimdi hem iyileşmeyi yaşıyor hem de rock kariyerimde kendi yolumu buluyorum. Kendimi nihayet tamamlanmış hissediyorum. Hatta fiziksel olarak bile görebilirsiniz; sekiz yıl önce bugünkünden daha yaşlı ve daha kilolu görünüyordum. Gerçekten inanılmaz!

    “Bana göre kişiliğini gizlemek, dürüst ve özgün bir şekilde kendin olmaktan daha zordur. Müzik ve sanat özgürlüğü temsil etmeli. Ben de özgürlüğü seçtim.”

    Mine Gürevin: 2023 tarihli kendi adını taşıyan albümün birçok dinleyici için sürpriz oldu çünkü çok daha teatral, rock odaklı ve korkusuz bir yönünü ortaya koyuyordu. Bu dönüşüm uzun yıllardır içinde büyüyen bir şey miydi?

    Veronica Swift: Beni gerçekten tanımayan insanlar için bu bir dönüşüm gibi görünmüş olabilir ama iç dünyamda aslında bir dönüşüm yaşanmıyordu. Gerçekte caz albümleri, sanatsal kişiliğimin yalnızca bir yüzünü dinleyicilere göstermemden ibaretti. 2023 tarihli albüm ya da benim ona vermek istediğim isimle “TransGenre”, sadece kapıyı sonuna kadar açıp insanları Veronica’nın tamamıyla tanıştırmaktı.

    Yaklaşık on yıl boyunca kendimin çok önemli parçalarını gizledim: rock, soul, funk/fusion, klasik müzik, opera, vodvil ve daha fazlasını. Bana göre kişiliğini gizlemek, dürüst ve özgün bir şekilde kendin olmaktan daha zordur. Artık bunu sürdüremedim. Bu albüm, yıllarca bastırdığım her şeyin zirveye ulaşması ve ardından gelen tatlı bir özgürleşmeydi. Müzik ve sanat özgürlüğü temsil etmeli. Ben de özgürlüğü seçtim.

    Mine Gürevin: “I Am What I Am” adeta bir kimlik manifestosu gibi duruyor. Bu şarkıyı yazarken ya da söylerken hangi duygular baskındı?

    Veronica Swift: “I Am What I Am”, kendisi olma özgürlüğünü arayan herkes için yazılmış bir marş. Albümü bu parçayla açmayı seçtim çünkü hangi türde şarkı söylersem söyleyeyim, ister glam rock olsun ister başka bir şey, köklerimde hâlâ bebop ve barok müzik var.

    Bu şarkıya taşıdığım duygular sınırsız bir neşe, kendini kutlama ve güçlü bir inanç hissi. Ve evet, beni kendi istedikleri kalıba sokmak isteyenlere karşı hafif bir meydan okuma da içeriyor. Bu şarkıyı söylerken dimdik ayakta duran, ayakları yere sağlam basan bir yerden söylüyorum.

    Albümün başına bu şarkıyı, sonuna ise thrash-punk tarzında yeniden yorumladığım “Don’t Rain on My Parade”i koydum. Aslında ikisi de aynı fikri anlatıyor ama sanatsal kişiliğimin iki farklı yüzünden. Biri olmadan diğeri eksik kalırdı!

    Mine Gürevin: Sahnede bazen eski Hollywood ihtişamını, bazen glam rock enerjisini, bazen de karanlık kabare estetiğini görüyoruz. Görsellik ve teatral anlatım müziğinin ne kadar önemli bir parçası?

    Veronica Swift: Görsellik (kostümler, aksesuarlar, ışık tasarımı vb.) benim için müzik kadar önemlidir! Hikâye anlatmak, yaptığım işin temel nedeni ve müzik bunun yalnızca bir yolu. Tiyatro ve prodüksiyonla birleştiğinde ise ortaya duyular için gerçekten büyülü bir deneyim çıkıyor. İçine adım atabileceğim fiziksel bir dünya olmadan kendimi tam anlamıyla ifade edemiyorum. Özellikle konserlerimde dolaştığım farklı türler nedeniyle kendimi biraz zaman yolcusu gibi hissediyorum. Eğer 1920’lerin Hollywood’undaysak boncuk işlemeli elbiseler, finger-wave saç modelleri ve step ayakkabıları kullanıyorum. Ama bunu yalnızca estetik olsun diye yapmıyorum. Bir dönemin ve bir karakterin hikâyesini anlatacaksam, o dönemin özünü gerçekten yakalamak istiyorum.

    “Bir sanatçının sürekli olarak kendisinin en saf ifadesini aradığına inanıyorum.”

    Mine Gürevin: Müziğinde David Bowie, Freddie Mercury ya da Kate Bush gibi isimlerin etkisini hissedebiliyoruz. Bu sanatçılar sana yalnızca müzikal anlamda mı ilham verdi, yoksa sahnede özgür olmayı ve kendini ifade etmeyi de mi öğrettiler?

    Veronica Swift: Ahh, Kate Bush! Aslında onun dünyasına henüz tam anlamıyla dalmış değilim ama eğer sen müziğimde onun izlerini duyuyorsan, belki artık daha dikkatli dinlemeliyim! Kesinlikle efsane bir sanatçı. Bowie ve Queen bana farklı şekillerde ilham veriyor. Queen’in müziği, sound’u ve Freddie’nin vokali benim üzerimdeki en büyük etkilerden biri. Hatta caz söylerken bile Freddie’nin tekniğinden ve yaklaşımından yararlanıyorum. Onların rock, blues, folk, klasik müzik ve vodvil gibi farklı unsurları kendi seslerine dönüştürme biçimi beni çok etkiliyor. Ben de her beste ve düzenlemede buna ulaşmaya çalışıyorum.

    Ama en büyük etkiyi David Bowie’nin sanatsal yaklaşımı ve felsefesi yarattı. Özellikle 70’ler dönemine büyük hayranlık duyuyorum. Bowie’nin beni etkileyen yanı sürekli değişmesi ve kendini yeniden yaratmasıydı. Bir sanatçının sürekli olarak kendisinin ve yaşadığı dünyanın en saf ifadesini aradığına inanıyorum. Bir hedefe ulaştığında sıradaki dönüşümü aramaya başlamalısın. Bowie ve Queen hiçbir zaman cesur olmaktan çekinmediler. İnsanların ne düşüneceğinden korkmadan fikirlerini hayata geçirdiler.

    Veronica Swift DAME Show (Fotoğraflar: DAME Band Instagram)

    “DAME ile söyleyebileceklerimizin ve bunu ifade etme biçimimizin hiçbir sınırı yok. İşte benim için gerçek özgürlük bu.”

    Mine Gürevin: DAME ile çok daha sert ve deneysel bir dünyaya adım attın. Bu proje sana, Veronica Swift olarak daha önce keşfetmediğin hangi yönlerini gösterdi?

    Veronica Swift: Bazı dinleyicilere daha sert ve daha deneysel gelebilir ama benim için cazdan daha ağır değil. Rock’a nasıl yaklaşıyorsam caza da aynı ciddiyetle yaklaşıyorum. Ancak DAME’de, caz standartları söylerken yaşamadığım farklı bir büyü var. Kendi müziğimi söylemek bambaşka bir deneyim.

    İlk kez tamamen kendi kurduğum bir grupta, kendi bestelerimi istikrarlı şekilde sahneleyebiliyorum. Cazda kadrolar ve repertuvar sürekli değişir. DAME’de ise söyleyebileceklerimizin ve bunu ifade etme biçimimizin hiçbir sınırı yok. İşte benim için gerçek özgürlük bu. Eğer bağırmak istersem bağırırım ve seyirci de benimle birlikte bağırır. Eğer buraya gelmek için verdiğim mücadeleyi simgelediği için zincir zırh giyip kılıç taşımak istersem, seyirci bunu da büyük bir heyecanla karşılar.

    DAME, TransGenre ile başlattığım yolculuğun ulaştığı nokta. Farklı tarzları, farklı müzisyenleri ve ortak bir müzikal dili bir araya getiriyor. Altı yıllık mücadeleden sonra geldiğim bu noktada hayatımda hiç olmadığım kadar mutluyum.

    Veronica Swift DAME Show (Fotoğraflar: DAME Band Instagram)
    Veronica Swift DAME Show (Fotoğraflar: DAME Band Instagram)

    “Müziğim insanlar arasındaki duvarların yıkılmasına katkı sağlayabiliyorsa, geride bırakmaktan gurur duyacağım miras budur.”

    Mine Gürevin: Dinleyicilerin arasında artık caz severler, rock hayranları, queer topluluklar, tiyatro meraklıları ve çok farklı kuşaklardan insanlar var. Bu kadar farklı insanın müziğinde kendinden bir şey bulması sana ne hissettiriyor?

    Veronica Swift: Aslında böylesine farklı dinleyici kitlelerine ulaşmanın kaderim olduğunu hep biliyordum. En iyi hedef kitle, hiç hedef kitle olmamasıdır; yani müziğinizin her türden insana ulaşabilmesi. Çünkü bu, yaşına, kökenine, inancına ya da sosyal sınıfına bakmaksızın herkesle kişisel bir bağ kurabildiğiniz anlamına gelir.

    Beni en çok heyecanlandıran şeylerden biri, daha önce hiç caz dinlememiş DAME hayranlarının Veronica Swift sayesinde cazla tanışması. İnsanların alıştıkları düşünce kalıplarının dışına çıkmasını, yeni türlere, yeni fikirlere ve yeni seslere açık hale gelmesini istiyorum. Ben bunu dünyadaki insanları ayıran duvarların yıkılmasının bir metaforu olarak görüyorum. Eğer müziğim buna küçük de olsa katkı sağlayabiliyorsa, geride bırakmaktan gurur duyacağım miras tam olarak budur.

    Steve Perry ve Veronica Swift
    Steve Perry ve Veronica Swift

    Mine Gürevin: Bu yıl İstanbul Caz Festivali kapsamında İstanbul’da sahne alacaksın. Tarih, melankoli ve kaosun iç içe geçtiği şehirler — örneğin İstanbul — bir sanatçı olarak sende nasıl duygular uyandırıyor?

    Veronica Swift: Bu, kendi projemle İstanbul’a ilk gelişim olacak ve buradaki dinleyicilerimle buluşacağım için çok heyecanlıyım. Ancak daha önce Chris Botti ile İstanbul’da sahne almıştım ve hem bu şehirde hem de Türkiye’nin başka yerlerinde bulunurken ilginç bir farkındalık yaşadım.

    Büyükbabam Samsun doğumlu ve Nakasian ailesindendi. Yani dörtte bir oranında Ermeni kökenliyim. Hayatım boyunca aile köklerime bu kadar yakın bir coğrafyaya hiç gitmemiştim. Türkiye ağırlıklı olarak Müslüman bir ülke olsa da müziği ve kültürü Ermenistan’la bazı ortak noktalar taşıyor. Ezan sesini duyduğumda, geleneksel müzikleri dinlediğimde ve yerel yemekleri tattığımda içimde çok ilkel ve derin bir şey harekete geçti. Kendimi bu kültüre bağlı hissettim.

    Bir anda hayat biraz daha anlamlı gelmeye başladı ve daha önce hiç hissetmediğim bir huzur duygusu yaşadım. Amerika’da, özellikle de güney eyaletlerinde büyüdüğüm için böyle bir kültürel deneyime hiç maruz kalmamıştım. Bu yüzden verdiğim tepkiye ben bile şaşırdım. O hissi yeniden yaşamayı dört gözle bekliyorum.

    Bir de dünya tarihine duyduğum büyük ilgiyi düşünürsek, İstanbul’un Doğu ve Batı tarihinin kesişim noktası olması beni ayrıca büyülüyor. Beni İstanbul’a koymak, bir çocuğu şekerci dükkânına bırakmak gibi!

    “Bir konser üzerine düşündüğüm tek şey, bir sonrakini nasıl daha iyi yapabileceğimdir.”

    Mine Gürevin: Son olarak… Konser bitiyor, ışıklar sönüyor ve Veronica Swift kulise yalnız dönüyor. O sessizlik anında zihninden genellikle neler geçiyor?

    Veronica Swift: Aslında kulise hiçbir zaman yalnız dönmüyorum. Konserden sonra genellikle grupla sohbet ediyor ve bir sonraki konser için düzeltmek ya da geliştirmek istediğim şeyleri konuşuyorum. Bunu sakin ve yapıcı bir şekilde yapıyorum tabii, azarlar gibi değil! Her şey henüz tazeyken konuşmak önemli çünkü aksi hâlde unutabiliriz ve aynı hataları tekrar edebiliriz.

    Sonrasında doğrudan ürün standına gidip hayranlarla buluşuyor ve imza veriyorum. Bunu sesim hâlâ performans pozisyonundayken yapmayı tercih ediyorum. Eğer önce sesimi dinlendirirsem, sonrasında tekrar kullanmak gırtlak için daha yorucu olabiliyor.

    Turnenin son günü değilse konser sonrası takılmayı pek sevmem. Ses dinlenmesini çok ciddiye alıyorum. Genellikle doğrudan otele döner ve yolda sesimi dinlendirme rutinime başlarım.

    Yani benim için konser bittiğinde bile aslında bitmiş olmuyor. Ben hep ileriye dönük düşünen biriyim. Zihnim sürekli olarak nasıl daha iyi olabileceğimi, sesimi nasıl koruyacağımı ve sıradaki adımın ne olduğunu düşünüyor. Bir konser üzerine düşündüğüm tek şey, bir sonrakini nasıl daha iyi yapabileceğimdir. Gösteri bittikten sonra uzun uzun duygusal değerlendirmeler yapmam; çünkü ben çoktan bir sonraki konsere odaklanmış olurum.

    ■

    “I am already a character!”
    Veronica Swift on Jazz, Rock, Freedom, and the Boundaries of the Stage

    A bold voice who learned the language of jazz at an early age and carries the fire of rock onto the stage, moving from opera to Broadway, from vaudeville to glam rock: Veronica Swift. Ahead of her performance at the 33rd Istanbul Jazz Festival on July 13, 2026, at Sultan Park, Swissôtel The Bosphorus, we spoke with her about her TransGenre philosophy, DAME, her connection with Istanbul, and what it means to “be herself” on stage.

    Today, to define Veronica Swift simply as a “jazz vocalist” would be to narrow her world. Swift’s voice does not settle inside a single genre; rather, it opens hidden passages between them. Having grown up in a home where jazz was spoken almost like an everyday language, she inherited from her mother Stephanie Nakasian and her father Hod O’Brien not only music, but also the idea of music as a culture and a way of being.

    For those who first discovered her through her interpretation of Led Zeppelin’s “Dazed and Confused,” the encounter is often startling. What is heard on stage is a presence that carries jazz’s improvisational intelligence, rock’s physical energy, theatre’s storytelling power, and the visual grandeur of old Hollywood all at once. To put it in Swift’s own words, there is no “stepping into character.” Because she is already a character.

    Having crossed symbolic thresholds of the jazz world early in her career — from the Thelonious Monk Competition to Birdland, Blue Note, and Lincoln Center — Veronica Swift eventually refused to remain an artist speaking only from within tradition. From the darkness of her Confessions era to her self-titled 2023 album, and from there to the harder and freer territory of DAME, she developed a philosophy she calls “TransGenre.” This philosophy is not merely about blending genres; it is about setting every voice within the artist free in the same body.

    It is no coincidence that she mentions Miles Davis, Duke Ellington, Nina Simone, Led Zeppelin, Freddie Mercury, and David Bowie within the same intellectual universe. In her world, tradition is a fire to be constantly transformed, rekindled, and rebuilt with the spirit of the present.

    This interview also carries a special meaning for Istanbul. Veronica Swift will meet Istanbul audiences with her own project on Monday, July 13, 2026, at 9:00 PM, at Sultan Park, Swissôtel The Bosphorus, as part of the 33rd Istanbul Jazz Festival. Veronica is an artist who carries past and future, jazz and rock, discipline and excess, vulnerability and defiance on stage all at once. This conversation, held ahead of her Istanbul concert, is not about how the stage transforms a person, but about how a person transforms the stage into her own truth.

    Now, the floor belongs to Veronica Swift.

    ■

    “There is no ‘stepping into character’ because I AM a character.”

    Mine Gürevin: Veronica, like many people who first discovered you through your performance of Led Zeppelin’s “Dazed and Confused,” I felt that you’re not simply singing a song — you almost transform into a character on stage. What changes between Veronica Swift offstage and the Veronica we see under the lights?

    Veronica Swift: I understand that some artists do step into a character (like Alice Cooper, or David Bowie’s Ziggy Stardust). However, in my case, the Veronica you see on stage is the same Veronica you see off stage. There is no “stepping into character” because I AM a character, ha! How I perform is how I live. I give everything I am to the performance, to the very limits of my ability and energy, as if it is my last day on Earth. On and off the stage I am a very extreme person. Sometimes people like to equate “performing” to “putting on an act,” but there is nothing inauthentic or “put on” with anything I do, whether it’s my performance style, my clothing, or my singing style. If anything, the only thing that people may not get from seeing my performances is the way I like to live reclusively. I am a hermit and prefer to stay at home working on music rather than going out. You won’t catch me out and about at bars or jam sessions.

    Mine Gürevin: Growing up in a home where jazz truly felt alive must have shaped you deeply. Beyond music itself, what kind of emotional world did being raised by Stephanie Nakasian and Hod O’Brien leave you with?

    Veronica Swift: I don’t know if “alive” is the correct word. I want you to think of it as growing up in a certain culture, speaking a language. Whether you grew up Christian or Muslim, speaking Arabic or Turkish, or French, etc., jazz has its own culture and language, and you can usually tell when people were brought up in that fluently versus finding it later in life. There is a certain fluency that comes from exposure since early childhood. But my parents were gigging all the time trying to make ends meet. They chose a life that has no job security or normalcy, so we were always on the road. Sometimes I would go with them, and sometimes I would stay with my grandparents because of school. This prepared me for the lack of routine of the tour life I live now.

    Mine Gürevin: You started performing at a very young age. What did applause mean to young Veronica back then? Was it a game, a feeling of belonging, or did it already feel like destiny somehow?

    Veronica Swift: I think because I started so young, applause never really registered to me. It never did. Nor when I receive compliments. I actually have a hard time accepting praise and applause. When I’m on the stage, I sing and perform because it makes me happy, and of course I am happy it makes other people happy, but I never got used to receiving praise for doing something I love. While growing older, I understood the gratitude I have toward my audience and the power that art and music have to transform people. It still is difficult for me. But yes, there was never a doubt or thought in my mind that I would do anything else. I always knew I wanted to be a performer, but I wanted to be a creator of universes and worlds too, and I have four of them through writing my own music.

    “Being able to sing any genre at any given moment is freedom.”

    Mine Gürevin: Your music carries not only jazz, but also opera, Broadway, rock, chanson, and cabaret influences. How did you develop the courage to move so freely between genres?

    Veronica Swift: I understand that for some, this would take courage, but it didn’t take courage for me because it was survival! If I didn’t sing all the music that was in my soul, I felt like killing myself. Truly! Being able to sing any genre at any given moment is freedom! What I needed to develop was a philosophy and a way to bridge two worlds together, and that was TransGenre! If you listen to my rock music with DAME, or my jazz singing, it is the same voice and technique! I believe that what an artist needs to develop is a way to establish their own unique style and voice, and TransGenre is mine! With that philosophy, I was able to free myself and BE myself. I am already seeing how doing this has had a positive effect on the next generation of singers and musicians. So many who have been afraid to embrace their full musical potential have cited me as an influence and an example that one CAN have a successful career in many genres! THIS is the greatest compliment, and gives me faith and trust that I can and should follow my instincts.

    Mine Gürevin: A voice raised on Puccini arias singing Led Zeppelin still surprises many people. Do you think the jazz world can still be too conservative when it comes to crossing stylistic boundaries?

    Veronica Swift: Jazz “MUSIC” is not a conservative style or spirit of music… the jazz “industry” is. I see a young audience that embraces all musical styles having a place in jazz and vice versa, but many of those who work in marketing are caught behind the times and don’t know how to catch up. Jazz itself is steeped in a tradition, but that tradition is rooted in improvisation, asserting one’s freedom, and pushing harmonic, melodic, and rhythmic boundaries. Do you think Miles Davis or Duke Ellington felt “a part of the jazz tradition” that came before them? Hell no. They were constantly trying to innovate and move this music forward, being influenced by new music or music from other parts of the world! In their time, while everyone acknowledged the genius they possessed, they were also dividing their audiences and the industry because of their experimentation, but THAT’S what makes it JAZZ! And then, once the times caught up, their experimentation was finally revered. Being an artist like this takes patience and, honestly, some element of not caring what other people think. None of my heroes ever made anything that was safe, including Nina Simone, Led Zeppelin, or Duke. I think the rock and jazz industries have some catching up to do…

    Mine Gürevin: Billie Holiday, Sarah Vaughan, Betty Carter, Anita O’Day… Which of the great vocalists of the past left the deepest mark on you?

    Veronica Swift: In rock: Freddie Mercury, Steven Tyler, Grace Slick, Ann Wilson, Robert Plant, and Steve Perry (who recently cited me as the “next generation’s rock voice!”). It is unbelievable when your heroes acknowledge you and pass the torch to you. Steve has validated a decade of hard work and suffering in my effort to establish myself as one of the great rock singers of my time.

    In jazz: definitely Anita O’Day, Mildred Bailey, Ethel Waters, Dinah Washington, Bessie Smith, and Lee Wiley. I find myself more drawn to earlier jazz—the singers that Ella, Sarah, and Billie were listening to. I believe the best frame of reference for an artist is the artists that your heroes were listening to, so that you don’t become derivative but instead understand why your heroes made the music they made. It would be futile to want to sing like Steve Perry without studying every Four Seasons and Sam Cooke album! Or if you want to sing like Ella, not listening to Connie Boswell would make no sense!

    Mine Gürevin: Your scat singing often feels almost instrumental. When you improvise, is there a mathematical structure happening in your mind, or is it entirely instinctive?

    Veronica Swift: As I mentioned before, scatting/jazz is a language. Think about it: even though one grows up fluent in a family speaking a certain language, one still has to learn grammar to develop new vocabulary and a more sophisticated use of that language. I grew up hearing bebop lines, and that language is ingrained in my ears, but to unlock and use the language I was hearing, I had to develop my instrument, transcribe, and practice all sorts of chord changes. It’s mathematical in a practice session, but we practice and drill for hours and hours, developing muscle memory and our ears so that we can then be instinctive live on the bandstand. Just like learning to speak a language: you practice many phrases and memorize the sentence structures and syntax, while constantly adding new words and vocabulary. You practice slowly at first, then it becomes more and more natural the more you practice. But you never get better unless you surround yourself with fluent speakers—or musicians who are better than you!

    “What that experience taught me is that you really HAVE to tap into what makes you different and ‘yourself.’”

    Mine Gürevin: The Thelonious Monk Competition seems like an important turning point in your career. Did that experience change the way you viewed yourself or the music world?

    Veronica Swift: Any competition to me is silly, especially in jazz, which is a genre built on being different, and it’s entirely subjective. What that experience taught me is that you really HAVE to tap into what makes you different and “yourself” rather than trying to perform or mold yourself to fit the expectations of others. By doing this, I believe I made it so far in the competition, because if you are doing something that is SO unique to you, no one can tap into that or tell you you’re doing it wrong. THAT was the greatest lesson of my entire life and career, and I use that lesson every day.

    Mine Gürevin: Looking back on your first years in New York, what challenged you more: the music industry itself or trying to discover your own identity within it?

    Veronica Swift: A lot of people don’t understand this, but I was only in New York for ONE YEAR, from 2017 to 2018! I spent my entire life growing up on the road and singing in New York City, so I developed a presence there, and that presence continued even after I left in 2018. But city life is not for me. I am from the country, so I returned to my home state of Virginia and continued touring. The challenge of living in New York for me was how divided the scene was. I am someone who likes to crossbreed between genres—rock, soul, classical, and jazz. And even within the jazz scene alone, New York felt very compartmentalized. The fusion players didn’t play with the traditional players. The bebop scene was isolated from the neo-soul scene, and there was a very dogmatic, purist, close-minded, narrow view of what “jazz” is. I had a few friends that I connected with, but all in all, Los Angeles is more my vibe. That’s why I moved there, and I’ve been living there happily for the past five years.

    Mine Gürevin: Performing at places like Birdland, Blue Note, and Village Vanguard feels almost like a rite of passage for a jazz vocalist. What did you feel the first time you stepped onto those stages?

    Veronica Swift: No matter the venue or the stage, be it a prestigious jazz or rock club, a dive bar, or a major Lincoln Center stage, I approach my performance with the same mentality. This day could be my last, and the room doesn’t affect how I sing. The audience in that room—whether it’s 5 people or 5,000—will get my very best and my very all! I don’t view a room with that kind of gravity. Of course, it’s an honor to play any historic venue, but looking at a room with that much weight can play a role in music becoming a “museum piece” or getting stuck in time. The rooms and venues have a life of their own, just as the music and musicians should!

    Mine Gürevin: There’s an old soul quality running through Confessions. When you listen back to that album today, how different is the Veronica of that era from who you are now?

    Veronica Swift: The “Confessions” Veronica is almost an entirely different person. At that stage in my life, let alone my career, I was in a very dark place. On the outside, most people saw an emerging artist who had recently signed a record deal and seemed to be at the beginning of a very successful trajectory. I had just joined Chris Botti’s touring band and was performing on and off with Wynton and the Jazz at Lincoln Center Orchestra. Yes, I was excited about the opportunities coming my way and grateful to be recognized on a global scale for my talents and hard work.

    However, behind the scenes, it was a very different story. I had recently lost my father to cancer, was dealing with the trauma of losing my childhood home in a fire, and my family had sold the farm where I grew up. I was also deeply entrenched in an extremely abusive relationship while mourning the loss of my dream of pursuing my original rock band.

    My jazz career path had fully taken shape and was providing me with financial security, but I couldn’t find a way back to what my soul truly wanted. So I put on a mask and lied to myself, stepping into the role that others expected of me because it helped me escape the other pains in my life at that time. If I had followed my original rock path, I would have had to process all of that pain through songwriting, and I simply wasn’t healthy enough to do that yet. I was partying and drinking much more in order to numb my senses.

    Now, however, it’s a different story. I made the decision to confront the wounds of the past and step up to the plate. Now that I am finally experiencing healing and finding my way in my rock career, I feel completely whole. You can even see it physically—I looked heavier and older eight years ago than I do today. It’s actually INSANE!

    “To me, it’s harder to hide your personality than it is to honestly and authentically be yourself. Music and art should resemble freedom, so I chose freedom.”

    Mine Gürevin: Your self-titled 2023 album surprised many listeners because it revealed a much more theatrical, rock-oriented, and fearless side of you. Was that transformation something that had been growing inside you for years?

    Veronica Swift: It may have seemed like a transformation to people who don’t know me, but there wasn’t a transformation happening on the inside. In reality, the jazz albums were me allowing the audience to see only one side of my artistic personality. The 2023 self-titled record—or “TransGenre,” as I originally wanted to call it—was simply me opening the door wide and letting people see the full Veronica.

    For almost a decade, I had been hiding very important parts of who I am: rock, soul, funk/fusion, classical music, opera, vaudeville, and more. To me, it’s harder to hide your personality than it is to honestly and authentically be yourself. I couldn’t do it anymore. The self-titled album was all of that pressure finally reaching a breaking point, followed by a sweet, sweet sense of release. Music and art should resemble freedom, so I chose freedom.

    Mine Gürevin: “I Am What I Am” feels almost like a manifesto of identity. What emotions were strongest in you while writing or performing that song?

    Veronica Swift: “I Am What I Am” is the theme song for anyone seeking the freedom to be themselves. I chose to open the album with this song because no matter what genre I sing—even glam rock—bebop and baroque music are still my roots and where I come from.

    The emotions I put into this song are those of unbridled joy, self-celebration, and strength of conviction. And yes, there is an element of defiance toward those who expect me to conform to their idea of who I should be. I sing that song from a place of standing tall and proud, with my feet firmly planted on the ground.

    I also chose to bookend the album with this song and “Don’t Rain on My Parade” reimagined as a thrash-punk piece. Both songs express the same idea, but from opposite sides of my artistic personality. I can’t have one without the other!

    Mine Gürevin: On stage, we sometimes see traces of old Hollywood glamour, glam rock energy, and even dark cabaret aesthetics. How important are visual storytelling and theatricality to your music?

    Veronica Swift: Visuals (costumes, props, lighting, etc.) are, for me, EQUALLY AS important as the music! To tell a story is the reason I do what I do, and the music is just one way to tell a story. When paired with theatre and production, it’s truly magical for the senses. I can’t get into my element if I don’t have a physical world to step into as well. Especially with the amount of genres that I explore in my shows, I sort of take on the mentality of a time traveler. When we’re in 1920s Hollywood, it’s beaded gowns, finger-wave bobs, and tap shoes—but not for aesthetic reasons alone. I truly want to capture the essence of an era and a character if I am going to tell its story.

    “I believe an artist is in constant search of the purest form of expression of who they are.”

    Mine Gürevin: We can sense the influence of artists like David Bowie, Freddie Mercury, or Kate Bush in your work. Did they inspire you only musically, or did they also teach you something about freedom and self-expression onstage?

    Veronica Swift: Ahhh, Kate Bush—I have not quite tapped into her yet! Perhaps I will now if you’re sensing her in my work. She’s awesome and a legend, for sure! Bowie and Queen both inspire me in different ways. Queen’s music and sound, and Freddie’s singing, I would consider the greatest influence on me, absolutely! Even in my jazz singing, I employ Freddie’s technique and style. The way they were able to harness elements from every genre—rock, blues, folk, classical, vaudeville, and more—and make it unmistakably THEIR SOUND is something I deeply admire. This is the musical creed I live by and aspire to achieve with every song I write or arrange.

    However, it’s David Bowie’s artistry and philosophy that have had the greatest influence on me. While I haven’t followed every single project of his, I’m especially a fan of 1970s Bowie because the glam-rock era is very much my vibe. I remained a fan throughout his entire career because he refused to stay stagnant. His constant need to grow, change, and reinvent himself from album to album is something I identify with completely. I believe an artist is always searching for the purest expression of who they are and the world they inhabit at a given moment. Once one milestone is reached, it’s time to search for the next form. Neither Queen nor Bowie were afraid to be bold and try anything. They were fearless in executing their ideas and unafraid of judgment.

    Mine Gürevin: With DAME, you stepped into a much heavier and more experimental world. What has that project revealed about yourself that Veronica Swift alone hadn’t yet explored?

    Veronica Swift: It may seem “heavier” and “more experimental” to some audiences, but for me it’s not any heavier than jazz! I approach my jazz with the same gravity as I do rock. But yes, I understand what you mean, and there is definitely a magic in DAME that I never experienced singing jazz standards. Singing my own music allows me to experience something completely different.

    For the first time, I am able to confidently and consistently follow through on a band of my own making, performing my own material. In jazz, personnel and repertoire often change from night to night, and things never really get a chance to settle. But in DAME, there is no limit to what we can say or how we can say it, and THAT is true freedom for me. If I feel like screaming, I’ll scream, and the audience will scream with me! If I want to wear chainmail and wield a sword because it symbolizes the fight it took to get here, the audience embraces it completely.

    DAME is the culmination of what I started with TransGenre: bringing together different styles, songs, and musicians who naturally speak the same rock language I do. Combined with a professional team, an audience eager for more, and my own confidence to follow through on my dreams, it has become something very special. It took six years of struggle and perseverance to get here, and I have never been happier.

    “If my music can help break down the barriers between people, then THAT is a legacy I’d be honored to leave behind.”

    Mine Gürevin: Your audience now includes jazz listeners, rock fans, queer communities, theater lovers, and people from very different generations. What does it mean to you to see such different people finding something personal in your music?

    Veronica Swift: I always knew that having such a wide variety of audiences was my destiny. The best demographic is no demographic at all—meaning your music appeals to ALL kinds of people. That’s the kind of artist you want to be because it means you can connect on a deeply personal level with everyone, regardless of age, race, creed, or class.

    What excites me most is when DAME fans, who have never listened to jazz before, become jazz fans because they first connected with Veronica Swift. My dream has always been to encourage people who are used to one way of thinking to become open-minded toward new genres, new sounds, and new ideas. To me, that is a larger metaphor for breaking down the barriers that divide people in the world. If my music can help do that, then THAT is a legacy I would be honored to leave behind.

    Mine Gürevin: This year, you’ll be performing in Istanbul for the Istanbul Jazz Festival. How do cities filled with history, melancholy, and chaos — like Istanbul — affect you emotionally as an artist?

    Veronica Swift: This is my first time bringing my own show to Istanbul, and I’m very excited to connect with my fans here! However, I have played in Istanbul before with Chris Botti, and when I visited this city, as well as other cities in Turkey, I had an interesting realization.

    My grandfather was a Nakasian born in Samsun, so I am 25% Armenian. In my life, I had never traveled to the part of the world closest to my family roots, and even though Turkey is primarily Muslim, the music and culture share similarities with Armenia. When I heard the call to prayer, listened to the traditional music, and tasted the local food, something deeply primal was ignited in me, and I felt a connection.

    Suddenly, life made a little more sense, and there was a comfort that I had never felt before. Born and raised in America, particularly in the South, I had never been exposed to this kind of culture, so it was a reaction I wasn’t prepared for. I look forward to feeling it again.

    Not to mention my passion for world history, and Istanbul being the crossroads between the histories of East and West! Putting me in Istanbul is like putting a kid in a candy shop!

    “The only reason I reflect on a performance is to figure out how to make the next one better.”

    Mine Gürevin: Finally… the concert ends, the lights go down, and Veronica Swift walks back to the dressing room alone. In that moment of silence, what kind of thoughts usually pass through your mind?

    Veronica Swift: I never really go to the dressing room alone. After a show, I’m usually talking with the band, and I like to address the mistakes and things I want to change or improve for the next performance (in a calm and constructive way, not as a reprimand, haha). It’s important to do it while everything is still fresh; otherwise, I might forget and we could repeat the same mistakes next time.

    After that, I go straight to the merchandise table to meet fans and sign things while my voice is still properly placed for projection. If I let my voice cool down before meeting people, that’s actually when damage can happen, because once the muscles relax, it’s harder on the larynx to get everything working again.

    I don’t usually hang out after shows unless it’s the end of a tour. I take vocal rest very seriously. Normally, I go straight back to the hotel, and on the way I begin my vocal cool-down routine.

    So after a show, the show still isn’t over! I’m a very forward-thinking person, and my thoughts are always focused on how to improve, how to protect my voice, and what the next move is. The only reason I reflect on a performance is to figure out how to make the next one better. I rarely have emotional reactions to a show once it’s over, because by then I’m already focused on the next one!

    ■ ■ ■

    Veronica Swift official web site
    Veronica Swift on Spotify

    Dark Blue Notes in English

    260626 istanbul caz festivali Veronica Swift
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleYarım kalan bir geleceğin tonu: Clifford Brown
    Mine Gürevin

      Yeme içme kültürüne düşkün bir matematikçi. Fermantasyon etkisinde müzik yazıları üretmeyi seviyor.

      Related Posts

      Yarım kalan bir geleceğin tonu: Clifford Brown

      25 Haziran, 2026

      Duran Duran: Danse Macabre ve Thank You

      25 Haziran, 2026

      Geçmişten gelen bir ses: Thee Sacred Souls

      18 Haziran, 2026
      Yazarlar
      Kimiz?

      Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

      DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

      Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

      İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

      Yazıların telifi yazanlara aittir.

      Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

      Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

      Reklam: [email protected]

      Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

      Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

      Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

      Kanalı Görüntüle