1960’ların sonuna gelindiğinde caz dünyası garip bir yerde duruyordu. Bu eşik bir çağın kapanıp başka bir çağın açıldığı geçiş anıydı. Kulüplerin dumanlı sahnelerinde hâlâ hard bop çalınıyor, saksofonlar Charlie Parker’ın gölgesinden çıkmaya çalışıyordu. Esasen kulüplerin dışında dünya değişmişti. Rock müzik Amerikan gençliğini ele geçiriyor, funk ritimleri şehirlerin arka sokaklarından dans pistlerine doğru ilerliyor, elektrik gitarlar ve klavyeler müziğin ses paletini genişletiyordu.
Caz bu değişimin ortasında kalmıştı. Bir yanda gelenek, diğer yanda yeni bir enerji. Birçok müzisyen bu dönüşümü hissediyor, fakat nasıl yön vereceğini bilmiyordu. Miles Davis elektrik enstrümanlara yönelmişti. Genç kuşak müzisyenler rock ritimlerinden etkileniyordu. Plak şirketleri ise cazın ticari geleceğinden emin değildi.

İşte bu dönemde sahneye çıkan bir prodüktör, cazın yeni çağını şekillendirecek bir estetik inşa etmeye başladı. Adı Creed Taylor idi.
Taylor’ın kurduğu CTI Records, bir bakıma cazın stüdyo çağındaki mimarisini kuran bir projeydi. Albüm kapaklarından orkestrasyonlara, stüdyo seçimine kadar her şey belirli bir estetik bütünlüğün parçasıydı. 1970’ler boyunca CTI Records, cazın hem sesini hem de görünüşünü değiştiren şirketlerden biri oldu. Bugün hâlâ bir CTI plağını elinize aldığınızda o dönemin prodüksiyon anlayışını ve görsel estetiğini aynı anda hissedebilirsiniz.
Creed Taylor’ın hikâyesi aslında Amerikan müzik endüstrisinin içinden doğmuş bir prodüktörün hikâyesidir. 1929 yılında Virginia’da doğan Taylor, genç yaşlarda müziğe ilgi duymaya başladı. Trompet çalmayı öğrenmişti ama onu caz tarihinin önemli figürlerinden biri yapan şey ise bir stüdyo sezgisiydi. O, müziği kaydedilen ve yeniden inşa edilen bir sanat olarak düşünüyordu.

1950’lerde müzik sektöründe çalışmaya başladığında prodüktör kavramı henüz bugünkü anlamını kazanmamıştı. Yapımcılar çoğu zaman kayıt organizasyonunu yöneten kişiler olarak görülüyordu. Taylor ise prodüksiyonun estetik bir karar olduğunu düşünen yeni bir kuşağa aitti. Bir albümün atmosferi, kayıt mekânı, aranjman dili ve hatta kapak tasarımı onun için müziğin ayrılmaz parçalarıydı.
Kariyerinin erken dönemlerinde Bethlehem Records’ta çalıştı. Ardından ABC-Paramount Records bünyesine geçti ve kısa sürede şirketin caz prodüksiyonlarında önemli bir rol üstlendi. Bu dönemde Taylor’ın prodüksiyon anlayışı yavaş yavaş şekilleniyordu. Stüdyo akustiği, aranjmanların genişliği ve kayıt kalitesi onun için müzikal ifadenin ayrılmaz parçalarıydı.
1960 yılında ABC-Paramount bünyesinde yeni bir caz etiketi kuruldu. Impulse! Records Bu etiketin arkasındaki isimlerden biri de Creed Taylor’dı. Taylor, yeni şirketin ciddiye alınması için güçlü bir sanatçıya ihtiyaç olduğunu biliyordu.
O yıllarda caz dünyasının en yaratıcı saksofoncularından biri olan John Coltrane, Atlantic Records ile çalışıyordu. Taylor onun müziğinde geleceğin cazını duyduğunu söylüyordu. Bir gün Coltrane’e Impulse! etiketi için bir teklif götürdü. Bu teklif bir sözleşme değildi. Daha özgür bir prodüksiyon alanı vaadiydi. Coltrane teklifi kabul etti.
1961 yılında kaydedilen Africa/Brass albümüyle başlayan bu ilişki kısa sürede caz tarihinin en önemli kataloglarından birine dönüşecekti. Coltrane’in Impulse! için yaptığı kayıtlar o kadar etkili oldu ki, şirket ilerleyen yıllarda caz çevrelerinde The House That Trane Built – Trane’in kurduğu ev olarak anılmaya başladı. Creed Taylor kısa süre sonra Impulse!’tan ayrılacak olsa da, Coltrane’i bu etikete kazandırması caz prodüksiyonu tarihinin en kritik hamlelerinden biri olarak kabul edilir.

Impulse! döneminin ardından Taylor’ın kariyerinde bir başka önemli kırılma noktası bossa nova akımıyla kurduğu ilişki oldu. Stan Getz, Antonio Carlos Jobim ve Astrud Gilberto gibi isimlerle yapılan kayıtlar cazın Latin dünyasıyla kurduğu en zarif köprülerden birini oluşturdu. Bu projeler Taylor’a önemli bir şey öğretti. Caz doğru prodüksiyon yaklaşımıyla çok daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşabilirdi.
1967 yılına gelindiğinde Taylor kendi vizyonunu gerçekleştirebileceği yeni bir alan yaratmaya karar verdi. Aynı yıl A&M Records bünyesinde CTI – Creed Taylor Incorporated adını taşıyan yeni bir caz etiketi kuruldu. CTI başlangıçta A&M’in bir alt etiketi olarak faaliyet gösteriyordu. Ama Taylor’ın prodüksiyon anlayışı kısa sürede bu yapının sınırlarını zorlamaya başladı.
Bu dönemde gitarist Wes Montgomery ile yapılan kayıtlar, daha sonra CTI sound olarak anılacak prodüksiyon estetiğinin erken örneklerini sundu. Geniş orkestrasyonlar, pop repertuvarı yorumları ve yüksek prodüksiyon kalitesi cazın geleneksel sınırlarını genişletiyordu.
1970 yılında Creed Taylor önemli bir karar aldı. CTI’yi A&M’den ayırarak tamamen bağımsız bir plak şirketine dönüştürdü. Bu karar riskliydi. Aynı zamanda özgürleştiriciydi. Artık Taylor kendi estetik anlayışını tamamen kontrol edebilecekti. Bu dönem CTI Records’un en üretken ve etkili yıllarının başlangıcı oldu.
CTI’nin müzikal kimliği prodüksiyon yaklaşımıyla da tanımlanıyordu. Kayıtların büyük bölümü efsanevi ses mühendisi Rudy Van Gelder tarafından New Jersey’deki Englewood Cliffs stüdyosunda yapıldı. Van Gelder zaten Blue Note ve Impulse! kayıtlarının çoğunu kaydetmişti. Ancak CTI döneminde stüdyoda ortaya çıkan ses biraz farklıydı. Daha parlak, daha geniş ve daha orkestral bir karaktere sahipti.
Van Gelder’ın stüdyosu yüksek tavanlı, ahşap panellerle kaplı bir mekândı. Bu mimari sesin doğal biçimde yayılmasını sağlıyordu. Mikrofon yerleşimleri ve analog kayıt teknikleri müzisyenlerin çaldığı her nüansı yakalayabiliyordu. CTI kayıtlarında duyulan o parlak ama sıcak ton büyük ölçüde bu stüdyo atmosferinden doğuyordu.
1971 yılının bir sabahı. New Jersey’deki Englewood Cliffs stüdyosunun kapısı yavaşça açıldı. Dışarıda hava serindi. Ama içeride başka bir iklim vardı. Ahşap panellerle kaplı yüksek tavanlı stüdyo, neredeyse küçük bir katedral gibi duruyordu. Burası bir kayıt odasından çok, akustik mimari gibi tasarlanmış bir mekândı.
İçeri ilk girenlerden biri prodüktör Creed Taylor idi. Elinde birkaç not vardı ama acele etmiyordu. O, stüdyoya her zaman müzisyenlerden biraz önce gelmeyi seviyordu. Çünkü mekânın sesini dinlemek onun için müziğin kendisi kadar önemliydi.
Kontrol odasında Rudy Van Gelder çoktan yerini almıştı. Önündeki mikser masası neredeyse bir kokpit gibiydi. Mikrofonların yerleşimini bir kez daha kontrol etti. Van Gelder’ın kayıt anlayışı neredeyse bilimsel bir hassasiyet taşıyordu. Van Gelder her enstrümanın odada nefes alabileceği bir yer olması gerektiğine inanıyordu.
Bir süre sonra müzisyenler gelmeye başladılar. Ron Carter kontrbasını kılıfından çıkardı. Telleri hafifçe yokladı. Eric Gale gitarını amfiye bağladı. Billy Cobham davul setinin başında kısa bir ısınma yaptı. Zillerin ince titreşimi stüdyonun tavanında dolaşıyordu.
Henüz müzik başlamamış ama stüdyoda bir hareket vardı. Bir hazırlık sesi. Creed Taylor sahnenin ortasında durup odayı dinledi. O, prodüktörlüğü biraz mimarlık gibi görüyordu. Müzisyenleri bir araya getiriyordu ama asıl amacı onların etrafında bir ses mekânı kurmaktı. Birazdan kaydedilecek olan, o atmosferin kendiydi.
Aranjör Don Sebesky partisyonları müzisyenlere dağıtırken kısa bir prova başladı. İlk akorlar duyuldu. Elektrik piyano hafifçe girdi. Davul groove soundu yakaladı. Kontrol odasında Van Gelder kulaklığını takmış, birkaç saniye sadece dinledi. Sonra kayıt ışığı yandı.
Kırmızı lambanın yanmasıyla stüdyonun havası değişti. Artık herkes aynı anda nefes alıyor gibiydi. Parça bittiğinde stüdyoda kısa bir sessizlik oldu. Van Gelder mikrofondan konuşarak: “Bir tane daha alalım.” dedi. Stüdyodakiler gülümsedi.
CTI Records albümleri işte böyle kaydediliyordu. Biraz planla, biraz sezgiyle ve çokça müzikle.

CTI Records’un karakteristik sesinin oluşmasında hem aranjörler hem de stüdyo müzisyenleri belirleyici bir rol oynuyordu. Don Sebesky, Bob James ve David Matthews gibi aranjörler cazın etrafına geniş orkestral dokular yerleştiren düzenlemeler hazırlıyor; bu düzenlemeler funk ritimleri, soul armonileri ve pop duyarlılığıyla birleşerek daha sonra “CTI sound” olarak anılacak estetiğin temelini oluşturuyordu. Bu müzikal yapıyı hayata geçiren ise New York’un güçlü stüdyo müzisyenleri sahnesiydi.
Basçı Ron Carter, gitarist Eric Gale, davulcular Billy Cobham ve Steve Gadd gibi isimler CTI kayıtlarında sık sık bir araya geliyor; Herbie Hancock ve Bob James gibi piyanistler de bu projelerde hem icracı hem de yaratıcı katkılar sunuyordu. Farklı albümlerde tekrar tekrar birlikte çaldıkları için aralarında güçlü bir müzikal iletişim gelişmişti ve bu durum CTI kayıtlarında duyulan akıcılığın önemli nedenlerinden biri oldu. Böylece CTI Records 1970’lerin başındaki New York stüdyo müzisyenleri sahnesinin en parlak vitrinlerinden birine dönüştü.
Şirket kataloguna baktığınızda farklı projelerde tekrar tekrar karşılaştığınız bir isimler ağı görürsünüz. Bu ağ, New York stüdyo sahnesinin en yaratıcı müzisyenlerinden oluşuyordu.
Flütçü Hubert Laws bu topluluğun önemli figürlerinden biriydi. Laws’un CTI için kaydettiği albümler klasik müzik eğitimi ile caz doğaçlamasını bir araya getiriyordu. Özellikle Afro-Classic albümü, Bach yorumlarını funk ritimleriyle buluşturarak CTI sound’unun ne kadar geniş bir estetik alana sahip olduğunu gösterdi.
Saksofoncu Joe Farrell ise şirketin daha deneysel tarafını temsil ediyordu. Farrell’ın Moon Germs albümü, uzun doğaçlamaları ve elektrik enstrümanlarla kurduğu yoğun atmosferle CTI katalogunun en özgür kayıtlarından biri sayılır. Bu albüm, cazın fusion dönemine doğru ilerlediği yılların ruhunu açıkça yansıtır.
Stanley Turrentine ise CTI’nin soul-jazz damarını güçlendiren isimlerden biriydi. Turrentine’in saksofon tonu sıcak ve davetkârdı. Sugar gibi albümlerde duyulan groove temelli yapı, caz ile rhythm and blues arasındaki sınırların ne kadar geçirgen olduğunu gösteriyordu.
Bu müzisyenler farklı projelerde bir araya geliyor, bazen lider bazen sideman olarak kayıt yapıyorlardı. Böylece CTI Records bir müzikal ekosistem haline geliyordu.
1970’lerin başında CTI Records katalogu hızla genişlemeye başladı. Trompetçi Freddie Hubbard’ın 1970 tarihli Red Clay albümü bu dönemin en önemli kayıtlarından biri oldu. Albümün başlık parçası funk temelli groove üzerine kurulmuş geniş bir yapıya sahiptir. Elektrik piyano ve ritmik bas hattı Hubbard’ın trompetine güçlü bir zemin hazırlar. Bu kayıt cazın hard bop döneminden jazz fusion estetiğine doğru geçişinin sembollerinden biri olarak görülür.
1971’de gitarist George Benson, CTI için White Rabbit adlı albümü kaydetti. Don Sebesky’nin orkestral düzenlemeleri Benson’ın gitarıyla birleşerek dramatik bir sound yarattı. Albümde rock ve pop repertuvarından parçaların caz yorumları da yer alıyordu. Bu durum caz ile popüler müzik arasındaki sınırların giderek bulanıklaştığını gösteriyordu.
CTI’nin ticari başarısının zirve noktalarından biri ise Brezilyalı piyanist Eumir Deodato’nun 1973 tarihli Prelude albümü oldu. Albümde yer alan Also Sprach Zarathustra (2001) düzenlemesi, aslında Alman besteci Richard Strauss’un klasik eserinin funk temelli bir yorumuydu. Parça pop listelerinde yükseldi ve CTI Records’un en büyük ticari başarılarından biri haline geldi. Bu olay cazın popüler kültürle kurduğu en beklenmedik kesişmelerden biri olarak görülür.
1973 yılında Englewood Cliffs stüdyosunda yapılan kayıtta, Deodato piyanoda parçanın tanıdık açılış motifini çalmaya başladığında stüdyodaki herkes bu müziğin başka bir yöne gittiğini hissediyordu. Bir süre sonra davul ve bas groove’u devraldı. Klasik müzikten gelen o ağır açılış bu kez funk ritimleriyle birleşiyor, elektrik piyano ve orkestral düzenlemeler parçayı giderek genişletiyordu. Kontrol odasında Creed Taylor sessizce dinliyor, Rudy Van Gelder ise kayıt seviyelerini dikkatle takip ediyordu. Parça bittiğinde stüdyoda birkaç saniyelik bir sessizlik oldu. Ardından müzisyenlerden biri gülümseyerek “Bu çalışabilir” dedi.
Gerçekten de çalıştı. Deodato’nun Also Sprach Zarathustra (2001) düzenlemesi yayımlandığında yalnızca caz çevrelerinde değil, pop listelerinde de büyük bir başarı yakaladı. Bu kayıt CTI Records için sadece bir hit değildi; Creed Taylor’ın yıllardır savunduğu fikrin somut bir kanıtıydı. Doğru prodüksiyon anlayışıyla caz, kulüplerin sınırlarını aşabilir ve çok daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşabilirdi.
CTI Records’un yükselişi caz eleştirmenleri arasında her zaman aynı şekilde karşılanmadı. Bazı eleştirmenler şirketin prodüksiyon anlayışını cazın ticarileşmesi olarak gördü. Onlara göre geniş orkestrasyonlar ve popüler repertuvar yorumları cazın geleneksel doğaçlama ruhunu zayıflatıyordu.
Başka eleştirmenler tam tersini savundu. Onlara göre CTI Records cazın yeni bir dinleyici kitlesine ulaşmasını sağlamıştı. Ayrıca müzisyenlere yüksek prodüksiyon kalitesine sahip kayıtlar yapma fırsatı sunuyordu.

Bugün geriye dönüp bakıldığında CTI Records’un caz tarihindeki rolü daha net görülüyor. Şirket yalnızca ticari bir proje değildi. Aynı zamanda cazın modern prodüksiyon estetiğini yeniden tanımlayan bir girişimdi.
CTI Records’un görsel kimliği de güçlüydü. Albüm kapaklarının büyük kısmı fotoğrafçı Pete Turner tarafından çekildi. Turner’ın kapak fotoğrafları güçlü renk kontrastları, minimalist kompozisyonlar ve soyut doğa görüntüleriyle tanınıyordu. CTI Records’un kapak tasarımları 1970’lerin grafik tasarım anlayışını yansıtan küçük sanat eserleriydi. Bu estetik, dönemin modernist grafik tasarım anlayışıyla da uyumluydu. Bu kapaklar CTI plaklarının hemen tanınmasını sağlayan bir görsel dil yarattı. Bir plak dükkânında CTI albümlerini uzaktan bile ayırt etmek mümkündü.
Birçok kapakta doğa görüntüleri yer alıyordu. Uçsuz bucaksız gökyüzleri, çöller, deniz yüzeyleri ya da soyut renk geçişleri. Bu görüntüler müziğin atmosferiyle ilginç bir ilişki kuruyordu. CTI plaklarını elinize aldığınızda müziğin henüz başlamadan bir mekân kurduğunu hissedebilirsiniz.

1970’lerin ortasında CTI Records farklı müzik alanlarına yönelik alt etiketler de kurdu. Bunlardan biri olan Kudu Records, soul-jazz odaklı bir katalog oluşturdu. Grover Washington Jr., Hank Crawford ve Grant Green gibi sanatçılar bu etiket altında kayıt yaptı. Bu projeler CTI’nin caz ile rhythm and blues arasındaki bağlantıyı güçlendirdi. Kudu Records, CTI’nin caz ile soul dünyası arasındaki köprüyü kurduğu alt etiketti. 1971’de kurulan bu etiket daha groove odaklı bir müzik anlayışını temsil ediyordu.
Grover Washington Jr.’ın ilk dönem kayıtları Kudu etiketiyle yayımlandı. Washington’ın saksofon tonu daha sonra smooth jazz olarak adlandırılacak tarzın erken örneklerinden biri sayılır. Hank Crawford ve Grant Green gibi müzisyenler de Kudu için kayıt yaptı.
Bu projeler cazın kulüp atmosferinden çıkıp dans pistlerine yaklaşmasını sağladı. Soul, funk ve rhythm and blues etkileri bu albümlerde daha belirgin şekilde duyuluyordu. Kudu Records, CTI evreninin daha sıcak ve groove temelli tarafını temsil ediyordu.

Ancak 1970’lerin sonuna gelindiğinde müzik endüstrisi hızla değişmeye başladı. Disco yükseliyor, plak satışları farklı türlere yöneliyordu. Dağıtım anlaşmaları ve ekonomik sorunlar CTI Records’u zor durumda bıraktı. Özellikle Motown ile yapılan dağıtım anlaşmasının ardından yaşanan hukuki ve finansal problemler şirketin mali yapısını sarstı. 1978 yılında CTI Records iflas başvurusu yaptı.
Bugün CTI Records albümleri plak koleksiyoncuları arasında büyük ilgi görür. Özellikle orijinal baskılar hem ses kalitesi hem de kapak tasarımları nedeniyle değerlidir. 1970’lerin analog kayıt teknikleri sayesinde bu albümlerin çoğu son derece sıcak ve detaylı bir ses sunar. Van Gelder’ın kayıtları hâlâ referans kabul edilir.
Ayrıca Pete Turner’ın kapak fotoğrafları da koleksiyon değerini artıran önemli bir unsur haline gelmiştir. Birçok koleksiyoncu CTI plaklarını yalnızca dinlemek için değil, aynı zamanda görsel estetikleri için de toplamaktadır. Bu nedenle CTI Records katalogu bugün caz tarihinin en çok aranan plak koleksiyonlarından biri olarak kabul edilir.

İflas etmiş olmasına rağmen CTI’nin etkisi kaybolmadı. Şirket katalogu yıllar boyunca yeniden basıldı. Birçok albüm caz tarihinin klasik kayıtları arasında yerini aldı. Bugün CTI Records’un mirasına baktığımızda birkaç önemli şey görürüz. Caz prodüksiyonunun estetik anlayışını değiştirmiştir. Daha parlak, daha geniş ve orkestral kayıtlar 1970’lerin caz sound’unu belirlemiştir. Aynı zamanda cazın ticari potansiyelini genişletmiş, jazz fusion ve smooth jazz gibi türlerin gelişimine katkı sağlamıştır.
CTI Records plaklarını dinlediğinizde bir prodüksiyon vizyonu duyarsınız. Creed Taylor’ın kurduğu bu stüdyo imparatorluğu, cazın modern tarihinde kısa ama son derece parlak bir dönem olarak hatırlanır. CTI Records, cazın nasıl kaydedildiğine ve nasıl sunulduğuna dair fikirleri değiştirmiştir.
■
Mine Gürevin’in Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
Venus Records ve Cazın pornografisi
Blue Note Records: Cazın tarihi burada yazıldı!


