Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    GÜNCEL

    Cape Town Uluslararası Caz Festivali 2026

    9183 kilometre uzaklıkta 2 günde 36 konser. Burak Sülünbaz, Afrika’nın en büyük müzikal buluşması olan 2026 Cape Town Uluslararası Caz Festivali’nin tüm ayrıntılarını yazdı: Abdullah Ibrahim, Yussef Dayes, Jacob Collier, Yellowjackets ve diğerleri...
    Burak SülünbazBy Burak Sülünbaz10 Nisan, 2026
    Jacob Collier (Image: Armand Hough / Independent Newspapers)

    For reading this article in English, please click HERE.

    Geçtiğimiz yıl Moskova Caz Festivali kapsamında düzenlenen ve dünyanın dört bir yanından müzik profesyonellerini bir araya getiren Jazz Across Borders etkinliğinde bir dinleme ve yorumlama seansına davet edilmiştim. Bu, benim için unutulmaz bir deneyimdi. Etkinliğin bir diğer özel yanı ise ev sahibi Igor Butman’ın tanışmamıza vesile olduğu Cape Town Uluslararası Caz Festivali sahibi olan Iqbal Survé’nin yazılarıma ayaküstü göz attıktan sonra içeriklerimi takdir etmesi ve beni 27-28 Mart tarihinde gerçekleştirilecek olan Cape Town’daki caz festivaline davet etmesiydi. Bu süre zarfında sürekli iletişimdeydik. Ve büyük gün geldi çattı.

    Iqbal Survé (Festival Owner) & Rayhaan Survé (Festival Chairman)

    Cazın ruhunu derinlemesine taşıyan, 9183 kilometre uzaklıktaki Güney Afrika kenti Cape Town, 1652’de Jan van Riebeeck tarafından Hollanda Doğu Hindistan Şirketi için bir ikmal noktası olarak kurulmuştu. Sömürgecilik, kölelik ve Apartheid dönemlerinin sancılı süreçlerinden geçerek bugün, ihtişamlı ve çok kültürlü yapısıyla dünyanın en göz alıcı şehirlerinden biri haline geldi. Tarihin izlerini cazın özgür ruhuyla harmanlayan bu şehir, bölgede adeta bir inci gibi parlıyor. Cape Town’a ilk defa gelenlere gezmeleri için Zeist MOCCA, Masa Dağı, The Bo-Kaap, Boulders Plajı, Kalk Körfezi öneriliyor. Ben bu rotanın biraz dışına çıktım, bahsedeyim.

    Cape Town Waterfront (Photo: Burak Sülünbaz)

    Cape Town’da ilk günüm biraz dinlendikten sonra çok yakında olan Waterfront’a giderek geçti. Çekici bir liman kentini daha da güzel yapan turistik bir bölge burası. Alışveriş merkezi, restoranlar, kafeler ve sosyal alanları barındıran ferah bir yaşam merkezi.

    Cape Town’daki ilk akşamımda, asla unutmayacağım bir akşam yemeğine davet edildim. Dr. Surve, beni Abdullah Ibrahim, yakın dostları ve ailesiyle birlikte One and Only Hotel bünyesindeki Rooi Restorant‘da akşam yemeğine davet etmişti. Eski bir bilgelik ve ömür boyu süren bir dostluğun verdiği rahatlık içindeydim; zira Abdullah Ibrahim, Iqbal Surve’nin babasının dostuydu, bu yüzden de ikisinin kalbi birbirlerine ezelden beri çok yakındı. Kendimi, caz tarihini şekillendiren kahramanlardan biriyle aynı masada, eşsiz bir huzur ve neşe atmosferinde buldum. Bu benim için büyük bir onurdu.

    Burak Sülünbaz & Abdullah Ibrahim ( Image: Armand Hough / Independent Newspapers)

    Burada Abdullah Ibrahim’in kim olduğunu biraz açıklık getireyim. Öncelikle Abdullah Ibrahim caz tarihinde yalnızca iyi bir piyanist değil, aynı zamanda kültürel, politik ve müzikal bir köprü figürü olarak görülür. Ibrahim’in müziği, Duke Ellington gibi öncülerden aldığı yetki ile Amerikan caz geleneğini Güney Afrika’nın yerel melodileri, ilahileri ve ritimleriyle kaynaştırır. Bu, sadece “etnik dokunuş” değil; bütünüyle bir müzikal dil yaratması anlamına gelir. Özellikle Cape Malay müziği, gospel ve township ritimleri onun eserlerinde belirgindir. Bu Ibrahim’i Güney Afrika için bir milli kahraman kılarken dünyanın geri kalanındaki müzikseverler içinse adeta bir dünya mirası pozisyonuna konumluyor.

    Ibrahim, Güney Afrika’daki apartheid rejimine karşı müziğiyle güçlü bir ses olmuştur. En bilinen eserlerinden biri olan Mannenberg, apartheid karşıtı hareketin adeta marşlarından biri haline gelmiştir.

    Birkaç sene önce İstanbul’da sahnede kendisini izlemiştim. Ama kendi topraklarındaki ilgi kadar yoğun ilgi görmediği gibi değerini veremeyen bir dinleyiciyle etkileşime girmeyi tercih etmedi ve çok haklıydı. İçine kapalıydı ama fiziksel olarak daha dinçti. Bu sefer 91 yaşın verdiği yorgunlukla doğal olarak daha da çökmesine rağmen ruhsal olarak son derece dışa dönük ve konuşkan bir enerjideydi.

    Image: Armand Hough / Independent Newspapers

    Abdullah Ibrahim’in bulunduğu masada otururken, onun kendi ulusunun umudu olan ellerinin muhtemelen son defa piyanosunun tuşlarında gezineceğini düşündüm. Konu müzikten çok daha öteye uzanıyordu: evrenin sırları, teleskopların açtığı ufuklar, kadim halkların gökyüzünü okuma bilgeliği… Her cümlesi, geçmişin unutulmuş hikâyelerini bugüne taşıyordu. Atalarının toprakla ve şifalı otlarla kurduğu bağdan, Khoi-San halkının insanlığın kökenine uzanan mirasına kadar anlattıkları, masada oturan herkesi pür dikkat dinlemeye sürüklüyordu.

    Sonra sohbet, birden bire kişisel anılara ve mizahla örülü hikâyelere kaydı. “Dollar Brand” isminin doğuşunu, pasaportundaki eksik “dolar” sayfasını pasaport kontrolünde tamamlayışı ile yaşadığı komik anları öyle bir canlılıkla aktardı ki, masada kahkahalar yükseldi. Ardından District Six’in sinemalarından, sokaklarından, kaybolmaya yüz tutmuş hikâyelerinden bahsetti. O an fark ettim ki, Abdullah Ibrahim’in sohbeti bir konser gibiydi: bazen ağır ve düşündürücü, bazen hafif ve neşeli. Temposunu ve uzunluğunu kendisi ayarlamıştı. Masada oturan bir misafir olarak, onun sözlerinde hem bir halkın tarihini hem de insani yönü ağır basan bir sanatçının yaşam boyu süren arayışını dinlemek, unutulmaz bir deneyimdi.

    Bir şehri keşfetmenin en güzel yolu, yanınızda doğru yol arkadaşının olmasıdır. Cape Town’da bana bir gün boyunca ekipten Thato Shasha eşlik etti. Zeki, güler yüzlü ve yardımsever bir Güney Afrikalı olan Thato ile Bree Caddesi’nden kırmızı otobüse binip Masa Dağı’na doğru yol aldık. Cape Town’un havası öylesine değişken ki, dağın zirvesini kaplayan sis yukarıya çıkmamıza engel oldu. Yine de ulaştığımız noktada çevremizi saran ağaçlar ve eşsiz manzara, günü unutulmaz kılmaya yetti.

    Table Mountain

    Masa Dağı, büyüleyici doğasıyla hayatımda derin iz bırakan yerlerden biri oldu. Cape Town’un en ikonik simgesi olarak düz zirvesiyle şehrin siluetini şekillendiren bu dağ, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan eşsiz bir doğa harikası. Deniz seviyesinden yaklaşık 1.085 metre yükselen zirvesi, şehrin neredeyse her noktasından görülebilir. Dünyanın en eski dağ oluşumlarından biri kabul edilen Masa Dağı, hemen yanında yükselen Lion’s Head ile birlikte Cape Floral Kingdom’un bir parçasıdır ve yüzlerce endemik bitki türüne ev sahipliği yaparak doğaseverler için benzersiz bir keşif alanı sunar.

    Cape Town from Southern Atlantic Ocean (Photo:Burak Sülünbaz)

    Seyir otobüsüne binerek Atlantik Okyanusu kıyı şeridini takip ettik; Camps Bay, Clifton, Sea Point ve Moullie Point üzerinden merkeze doğru ilerlerken şehrin seçkin semtlerini gözlemleme fırsatı bulduk. Lüks yerleşimlerin arasında, hayatın tadını çıkaran insanların yaşantısına tanıklık etmek unutulmaz bir yolculuktu.

    Camps Bay (Photo:Burak Sülünbaz)

    Ardından rotamız Bo-Kaap’a yöneldi. Rengârenk boyalı evleri ve taş döşeli sokaklarıyla Cape Town’un en ikonik mahallelerinden biri olan Bo-Kaap, fotoğraf meraklıları ve içerik üreticileri için adeta bir cazibe merkezi. Sanat galerilerinin arasında dolaşırken, mahallede Müslüman kültürünün izleri de belirgin şekilde hissediliyor. Tarihsel olarak Malay Mahallesi olarak bilinen Bo-Kaap, sömürge döneminde Güneydoğu Asya’dan getirilen kölelerin torunları olan Cape Malay topluluğunun köklü yaşam alanı olarak günümüze kadar varlığını sürdürüyor.

    with Thato Shasha in Bo-Kaap

    Evlerin canlı renklerinin, apartheid dönemi kısıtlamalarının sona ermesinden sonra özgürlüğü ve bireyselliği sembolize ettiğine inanılmakta. Bölge aynı zamanda, 18. yüzyılın sonlarında kurulan tarihi Auwal Camii de dahil olmak üzere Güney Afrika’nın en eski camilerinden bazılarını barındıran manevi ve kültürel bir merkezdir. Oldukça geniş bir alanda rengarenk bir görsellik içinde canlanmış hissediyorsunuz. Bugün Bo-Kaap, direnç, kimlik ve mirasın güçlü bir hatırlatıcısı olarak durmakta. Sokaklarında yürümek sadece görsel bir deneyim değil, aynı zamanda Cape Town’ın çeşitli kültürel öyküsünün kalbine bir yolculuk gibiydi.

    at Khayelitsha – Kwa Ace

    Thato ile Cape Town’da işçilerin ve dünyanın muhtemelen en fakir insanlarının yaşadığı Khayelitsha’da bulunan Kwa Ace’de Afrika’ya özgü “smiley” yemeğimizi yerken kendisine bu iki dünyayı da tanıyan bir Güney Afrikalı olarak hayatı yorumlamasını rica ettim. Bana şu sözleri söyledi:

    “Cape Town, dünya için güzel bir kartpostal gibi, ama burada yaşayan bizler için, ikiye bölünmüş bir şehir: yoksulluğu barındıran “Siyah” kısımlar ve zenginliği barındıran “Beyaz” kısımlar. 1993 yılında, “Özgür Doğan” kuşağının yeni bir Güney Afrika’yı miras alması gereken yıldan sadece bir yıl önce doğdum. Bize 1994’ten sonra Apartheid’den kurtulduğumuzu söylediler. Ama bugün etrafıma baktığımda, hala ikiye bölünmüş bir şehir görüyorum. Tarih, Cape Town’daki ilk siyah yerleşim yeri olan Langa‘dan, ülkenin ikinci büyük yerleşim yeri olan Khayelitsha’ya kadar toprağa kazınmış durumda.

    langa (Photo Burak Sülünbaz)

    Khayelitsha “Yeni Ev” anlamına geliyor. 80’lerde insanlarımız Doğu Cape’den ayrılıp iş ve daha iyi bir yaşam arayışıyla şehre geldiğinde başladı. Bugün bile, yaşam maliyeti şehri birçok insan için ulaşılmaz kılıyor, ancak insanlar şehrin onları davet etmesini beklemeyi bıraktılar. Bunun yerine, kendi şehirlerini inşa ediyorlar. Khayelitsha artık sadece bir mücadele yeri değil; patlayıcı yeteneklerin yuvası. Gençlerimiz dünyanın daha önce görmediği zirvelere ulaşıyor. Kendi sokaklarımızdan doğan Thanda Korosu, Cape Town Uluslararası Caz Festivali’nde dünya yıldızı Jacob Collier ile aynı sahneyi paylaşacak. Bu, dünyaya Khayelitsha’nın nelerden oluştuğunu gösteren bir an olacak.”

    The Thanda Choir & Jacob Collier (Photo:Burak Sülünbaz)

    Burası eğitimli, işsiz gençlerle dolu bir yer olsa da, bu hayal kırıklığı bir ateşe dönüştü. Bu gençler iş beklemek yerine kendi işlerini kuruyorlar. Ekonomi tam burada, kasabada canlanıyor. Gündüzleri ailelerin geleneksel Afrika yemekleri yediği, geceleri ise Güney Afrika dans müziğiyle cıvıldayan Kwa Ace’in canlı enerjisinden, Ruther Unique gibi yerel markaları giydiğimiz sokaklara kadar, gidişat değişiyor.

    İnsanlar bu sınırlar içinde milyonlar kazanıyor. “Yeni Ev”, alışveriş veya eğlence için şehre gitmenize gerek kalmayan, kendi kendine yeten bir dünya haline geldi. İki Burun’un hikayesini yeniden yazıyoruz; her seferinde bir işletme, bir şarkı ve bir “Yeni Ev” ile.”

    CTIJF 2026 Ücretsiz Konser

    CTIJF 2026 kapsamında, 25 Mart akşamı kent merkezinde bulunan Green Market Square’de festivali daha geniş kitlelere tanıtmak için ücretsiz ve eğlencelik bir konser etkinliği gerçekleştirildi. Sunumunu Megan Edwards ve Getshawn Coetzee ‘nin gerçekleştirdiği konserde Heart FM’den Dj Shannon, Joneca, Zolani Mahola, Cameron Ward, Justin Lee, Zoe Modiga ve finalde Grammy’li davul ikonu Sheila E & The E-Train sahne aldı. Eğer sizin de yolunuz Cape Town’da Green Market Square’e düşerse Baran’ın Kürt Restaurant’ını mutlaka ziyaret edin. Yemeklerine inanamayacaksınız. Bizim memleketi aratmaz.

    Image: Armand Hough / Independent Newspapers
    Image: Armand Hough / Independent Newspapers
    Image: Armand Hough / Independent Newspapers
    Image: Armand Hough / Independent Newspapers

    Caz festivallerinin bana göre en güzel yanlarından biri, davet ettiği sanatçılarla düzenlenen atölye ve panellerdir. Böylelikle gazeteciler ve müzisyenler dünyaca tanınmış müzisyenlerle dolaysız iletişim kurabilirler. Cape Town Uluslararası Caz Festivali kapsamında 26 Mart sabahı düzenlenen panel oturumlarında önce Grammy ödüllü Shelia E, festival direktörü Georgia Jones’un eşliğinde basınla buluştu. Shelia E’nin paneli, gazetecilerin soruları doğrultusunda kadınların müzik sektöründe karşılaştığı engellerden, Prince ve Michael Jackson gibi efsane isimlerle yaptığı iş birliklerine kadar geniş bir yelpazede ilerledi. Georgia Jones ise, bilinçli adımlar ve doğru süreç yönetimiyle inşa edilen bir festivalin sürdürülebilirliğine dair görüşlerini paylaştı.

    Georgia Jones / Shelia E / Megan Edwards (Photo:Burak Sülünbaz)

    Ardından yarım asırlık Crossover devi Yellowjackets, basın mensuplarıyla bir araya geldi. Yellowjackets, kolektif üretim, grup içi uyum ve grup içindeki demokratik yapının müziklerine katkılarını, üretim pratiklerini merkez alan bir panel gerçekleştirdi. Oldukça uzun ve kapsamlı sorulara en az sorular kadar detaylı ve doyurucu cevaplar verildi. Açıkçası, gözlemlerime göre gazeteciler çok iyi hazırlanmış ve bilgiliydiler.

    Yellowjackets Press Meeting
    Yellowjackets Press Meeting

    Günün son panelinde yaşayan efsane Abdullah Ibrahim, aslında pandemi öncesi planlanan fakat bu yıl gerçekleşen konseri öncesinde genç müzik yazarları ve basın mensuplarıyla buluştu. Sorulan her soruya kapsamlı yanıtlar verdi; kimi zaman hızlı düşünerek konudan konuya geçti, hatta soruların ötesine geçip farklı ve gizemli alanlara da değindi. O, zaman ve mekanın çok ötesinde, bambaşka bir bilgeliğe sahipti.

    Abdullah İbrahim (Photo:Burak Sülünbaz)
    Abdullah İbrahim (Photo:Burak Sülünbaz)

    Notlarımda Ibrahim’in şu sözleri özellikle dikkat çekiyor:

    “Biz ses bilimcileriyiz. Sesle ilgileniyoruz.”
    “Ses ve zamanla ilgileniyoruz.”
    “Zaman garip bir kavram.”
    “Biz caz müzisyeni değiliz.”
    “Geçmiş yok. Gelecek yok.”
    “Geleneğin ne faydası var? Geleneği satmaktan başka ne yapabilirsiniz ki?”
    “Ana dilim ne? GERÇEK.”

    Panelde eğitim sisteminin sorunlarından ve eğitimin öneminden söz etti; Güney Afrika’yı manzarasıyla tanımaktan ve okullarda öğretilmeyen gerçek tarihini öğrenmekten bahsetti. 91 yaşındaki bir bilgenin gençlerle yaptığı bu öğretici ve eğlenceli sohbeti izlerken, böylesine derin bir düşünürün zamanımıza ve evrenimize gönderilmiş olmasına şükretmemek elde değildi.

    Abdullah İbrahim (Photo:Burak Sülünbaz)

    Not: Festival süresince çok daha fazla atölye ve panel düzenlendi, ancak programım nedeniyle hepsine katılamadım.

    Robben Island Hapishanesi ve Özgürlüğe Adanmış Hayatlar

    27 Mart sabahı yine unutulmaz bir yolculuğa çıktım. Cape Town Uluslararası Caz Festivali kapsamında yalnızca ufak birkaç davetli ile birlikte yaptığım Robben Island Hapishanesi ziyareti, özgürlük mücadelesinin ve insan haklarının değerini derinden hissettirdi.

    Burak Sülünbaz in Mandela’s prison cell / Image: Armand Hough / Independent Newspapers

    Apartheid sistemi, 1948’den itibaren siyah ve beyaz insanlar arasında katı bir ayrımcılık uygulayarak siyahların haklarını ciddi şekilde kısıtlamıştır. Apartheid’a karşı verdiği siyasi mücadeleden dolayı 27 yıllık mahkumiyetinin 18 yılını adada geçiren “Madiba” Nelson Mandela’nın 46664 numaralı hücresine girme ayrıcalığına sahip oldum ve eski mahkûmlar Dede Ntsoe Lengoe ile Saths Cooper’ın paylaştığı deneyimleri dinledim.

    former prisoners Dede Ntsoe Lengoe and Saths Cooper (photo:Burak Sülünbaz)

    Onların anlattıkları, apartheid döneminde yaşanan acıların ve dayanışmanın önemini hatırlatıyor. Bu ziyaret, cazın kapsayıcı diliyle birleşerek bize ayrımcılığa karşı birlikte durmanın ve yaşam hakkını savunmanın ne kadar hayati olduğunu gösterdi. Ortak insan hakları mirasımızı, cazın kapsayıcı diliyle onurlandırmalıyız; birbirimizi dinlemeyi öğrenmeli ve yaşam hakkını savunarak daha adil bir ortam kurmalıyız.

    Iqbal Surve, Saths Cooper, Rayhaan Surve (Photo: Burak Sülünbaz)

    Bu bağlamda adada çok özel bir performans da gerçekleştirdi. Festivalde sahne alan sanatçılardan Yussef Dayes, Babalwa Meintjies, Maria Jaoa ve rejim karşıtı olduğu için bu adada 14 yıl hapis yattıktan sonra serbest kalan siyasi tutuklu, aktivist ve reggae müzisyeni James Mange, normalde özel etkinliğe müsade edilmeyen adada çok nadir ve özel birer performans gerçekleştirdiler. Bütünüyle unutulmazdı.

    James Mange (Image: Armand Hough / Independent Newspapers)
    Yussef Dayes (Image: Armand Hough / Independent Newspapers)

    District 6 müzisyeni ve tarihçi Vincent Kolbe’un ifadelerinde müziğin, dünyadaki hemen hemen tüm kurtuluş hareketlerinde olduğu gibi buradaki mücadelenin kalbindeki merkezi rolüne vurgu yapar. Güney Afrika müziği, sokaklarda, evlerde, mitinglerde ve arabalarda, kültürü bölmek ve dışlamak için kullanmaya niyetli ırkçı bir hükümete meydan okuyarak topluluk ve direnişin kurulmasına yardımcı oldu. Mücadelenin sembol ismi Abdullah Ibrahim, annesinin çaldığı kilise orgundan komşu bir kasabadan gelen Farabi seslerine kadar sayısız etkinin üretildiği bu mirasa örnektir. Şuan Abdullah Ibrahim’i yaratan toplum şartları mevcut değil, o yüzden bir Abdullah Ibrahim yeniden gelmeyecek ama benim görüşüme göre Güney Afrika’daki gençler bu mücadeleyi bire bir yaşamamış olsalar bile büyüklerinden öğrendiği saygı ve edindikleri bilinç ile bu acıları yaratıcılıkları için birer itici güç olarak kullanmaya devam edecekler.

    Amiri Baraka ve Ralph Ellison gibi yazarların ifade ettiği gibi “caz bir estetik form değil bir sosyal pratik olmuştur. Deneyimi organize etme yolu olmuştur. Kendinle ve diğer insanlarla bir arada olma yolu olmuştur.”

    Bu çerçevede Cape Town Jazz Festivali sadece sıralı konserler serisi değil, eş zamanlı olarak az evvel bahsettiğim bir yakın tarihi canlı tutma gezisi olan Robben Island hapishanesi gezisi ve Youngblood Africa’da gerçekleşen usta performans fotoğrafçıları Siphiwe Mhlambi ve Arthur Dlamini tarafından çekilen muhteşem caz fotoğrafları sergisi The Evolution of South African Jazz sergisi de bu bakış açısı içerisinde düşünülmeli.

    Siphiwe Mhlambi at The Evolution of South African Jazz Exhibition ( Photo: Burak Sülünbaz)

    Sergide Abdullah Ibrahim, Andre Petersen, Hugh Masekela, Jonas Gwangwa, Bheki Mseleku,Feya Faku, Sathima Bea Benjamin, Pops Mohamed, Moses Taiwa Molelekwa, Miriam Makeba, Tony Cedras, Victor Ntoni, Winston Mankunku Ngozi, Zim Ngqawana gibi önemli isimlere ait muhteşem fotoğraflar yer alıyor.

    CTIJF fashionshow (Photo:Burak Sülünbaz)

    Ayrıca yine aynı mekanda, festival öncesi gerçekleştirilen açılış daveti ile birlikte Güney Afrikalı moda tasarımcılarının Afrika motifleri ve modern çizgiler ile birleştirdiği güzel bir defile de gerçekleşti. Böylelikle caz şehrin diğer sanat pratikleri ile de temas etmiş oldu.

    CTIJF 2026 Kapsamında 2 Günde, 4 Sahnede 36 Konser Gerçekleşti

    Cape Town Caz Festivali 23. yılında 27-28 Mart tarihlerinde Cape Town Uluslararası Kongre Merkezi içerisindeki 4 farklı sahnede gerçekleştirildi. Kongre Merkezi’nin önündeki yol festival boyunca araç trafiğine kapatılmış girişler rahatlatılmıştı. Fuar alanı oldukça geniş ve ferahtı. Giriş katında Heart Fm standı, salon yönlendirmeleri, merchendise satış bölümü, VIP Lounge, yeme-içme alanları ve Kippies ve o salonun içinden açılan korunaklı bir açık hava sahnesi olan Manenberg sahnesi yer alıyordu. Festivalin sunumları Megan Edwards, Olwethu Nodada, Suga, Getshawn Coetzee, Lunga Singama, Anika Fortune, Aden Thomas ve Ayanda Dlamini tarafından gerçekleştirildi.

    Festival boyunca tüm sahnelere sıra numarası olmayan biletlerle giriş yapılıyordu. Oturmalı ya da ayakta fark etmeksizin, konserlerde “erken gelen oturur” düzeni geçerliydi. Basın mensuplarına ise özel yaka kartları verilmişti; bu sayede onlar, izleyicilerin beklediği kapıdan değil, ayrı bir girişten salona alınarak öncelik kazandılar. Ben de çevre bölgelerden ve Cape Town’dan gelen pek çok gazeteciyle birlikte konserleri takip etme fırsatı buldum.

    Kippies isimli oldukça geniş konser alanında Sipho “Hotstix” Mabuse, Jacob Collier, Nduduzo Makhathini, Yussef Dayes, Fatoumata Diawara, Sheila E gibi yüksek enerjili ama yine de salon konsantrasyonuna ihtiyaç duyacağınız konserler gerçekleşti.

    Ndabo Zulu (Nduduzo Makhathini)

    Üst katta ise yaklaşık 1500 kişilik oturma kapasitesi ve muazzam akustik imkanları ile Rosises Sahnesi ve biraz daha ufak, akustik açıdan biraz daha zayıf ama kapasite olarak yine de seyirciyi mutlu eden kapalı bir salon olan ismiyle ünlü caz piyanisti Moses Molelekwa’nın anısını yaşatan Moses Sahnesi vardı. Bu sahnelerde ise Rorisang Sechele, Carlo Mombelli, Yellowjackets, Giuliette Price, CTIJF Jazz Orchestra, Abdullah Ibrahim, Jasmine Myra, Sibusiso Moeketsi, Varijashree, Tutu Puoane, Igor Butman & Moscow Jazz Orchestra feat Fantine ve Maria Joao gibi isimler sahne aldı.

    Festivale seyirci ilgisi oldukça fazlaydı. Güney Afrikalı müzikseverlerin müziğe sadakatinin ve ilgisinin sonsuz olduğunu gözlemledim. Bu gözlemime dayanak olarak metrelerce uzanan kuyruklar, hemen hemen tüm konserlerin büyük oranda dolu olması ve konser sırası ile sonrasındaki yoğun coşkuyu gösterebilirim. Yakın dönemde civarda başta Montreux Jazz Festival Franschhoek de olmak üzere pek çok canlı etkinlik olmasına rağmen binlerce kişi Cape Town Jazz Festivali’ni tercih etmişti.

    Bunun sebebini Jacob Collier gibi global bir müzik yıldızını ve Abdullah Ibrahim gibi ülkenin göz bebeği bir değer ile beraber çıkartabilmenin yanı sıra seyirci eğilimlerini iyi analiz eden programcıların ve kitlelere ulaşmayı iyi beceren marketing ve medya ekibinin başarısı olarak değerlendiriyorum.

    Programlamayı genel olarak beğendim. Festival öncesi belki biraz daha Amerikalı ya da uluslararası caz müzisyeni eklenebilir diye düşünmüştüm ama festivali deneyimlediğimde dozunda bir yerel-uluslararası dengesinin kurulmaya çalışıldığını ve Güney Afrikalı müzisyenlerin pek çoğunun uluslararası müzisyenleri aratmayacak kadar vasıflı ve kaliteli olduklarını gördüm. Bu arada festival ekibinin görevdeki ilk yılı olduğunu belirtmek isterim. Bu yıl yaşanan aksaklıkları gözlemleyip, gelecek yıl daha güçlü bir festival kurgulayacaklarından eminim.

    Image: Armand Hough / Independent Newspapers
    Image: Armand Hough / Independent Newspapers

    Konserlerin aynı saatlerde başlaması, sizi adeta bir maraton koşucusu gibi bir sahneden diğerine koşturmaya zorlasa da, hangi konserlere gideceğinizi önceden belirlemek için doğal olarak bir araştırma yapmanızı gerektiriyordu. Böylece festival, sadece müzik dinlemekten ibaret kalmayıp, planlama ve seçim süreciyle de ayrı bir deneyim sunuyordu. Pek çok yeni isimle tanıştım.

    Festivalde ilk izlediğim konser Rosies sahnesindeki Muneeb Hermans yönetimindeki CTIJF Jazz Orchestra oldu. Konserlerine Lakecia Benjamin’in çok sevdiğim Phoenix albümde yer alan “Trane” isimli parçasını yorumlayarak başladılar. Parçanın videosunu çekip bestecisi Lakecia’ya gönderdim, çok sevdi. Tabii ben de öyle. Bana göre bir festivalin en büyük gereksinimlerinden biri bünyesinde belirli bir seviye yakalayabilmiş bir caz orkestrası barındırabilmesi ve CTIJF bunu başarmış.

    CTIJF Jazz Orchestra conducted by Muneeb Hermans (Photo by Burak Sülünbaz)

    Ertesi sabah kahvaltıda Muneeb ile buluştuk ve biraz lafladık. Kendisine bu taze orkestradan bahsetmesini rica ettim. Sadece iki prova ile çıktıkları sahnede çok yoğun alkış almışlardı. Sizlere kendisini bu sözlerle aktarmak istedi:

    “CTIJF Caz Orkestrası, Güney Afrika’nın önde gelen caz müzisyenlerini ve eğitimcilerini ortak bir vizyon etrafında bir araya getiren, Cape Town Uluslararası Caz Festivali’nin amiral gemisi profesyonel topluluğudur. Caz müziğini eğitim ve mentorluk yoluyla beslerken yüksek seviyede performanslar sunmak amacıyla kurulan orkestra, Muneeb Hermans tarafından yönetilmekte. Orkestra üyelerinin tamamı tanınmış profesyonellerden oluşmakta ve aynı zamanda birçoğu da kendini müziğe adamış eğitimciler. Festivalde ilk kez sahne alacan orkestra, atölye çalışmaları ve sosyal sorumluluk projelerine katkıda bulunarak, Güney Afrika geleneğine ve çağdaş etkilere dayanan kapsayıcı bir caz mirası inşa edecektir.”

    CTIJF2026 Öne Çıkanlar

    Jacob Collier’i herkes seviyor. O, kesinlikle çağımızın en yetenekli müzik figürlerinden biri. Collier, dinleyicisine eğlence, müzikte yeni yollar bulmak ve yerel kültür öğeleri ile hızlı etkileşim kurabilmenin bir araya geldiği paket yaklaşım sunuyor. Başarısını kanıtlamış bir dünya yıldızı olarak tamamen doldurduğu salonda Güney Afrikalı Thanda Choir, festivalde de sahne alan Varijashree ile şarkılar söyledi ve annesi Suzie Colier’in Leonard Cohen’in şarkısı Hallelujah’ı çaldığı kemanına piyanosu ile eşlik etti. Benim Collier’i ikinci kere izleyişim oldu. Collier sahnesi herkesin ömürde en az bir kere görmesi gereken cinsten.

    Jacob Collier (Image: Armand Hough / Independent Newspapers)

    91 yaşındaki Güney Afrika’nın halk kahramanı Abdullah Ibrahim, yorgun bedenine rağmen adeta bir mucizeye imza atarak Almanya’dan memleketine döndü ve sahneye çıktı. Müziği, ruhundan süzülerek piyanosunun tuşlarına akıyordu. Zihinsel keskinliği hâlâ yerindeydi ve performansını tamamlayacak kadar enerjisi vardı.

    Abdullah Ibrahim (Image: Armand Hough / Independent Newspapers)

    Konser sırasında birçok bestesine uğradığını, Blue Bolero’yu birkaç kez tekrarladığı ve seçkinin ardından ayakta alkışlarla onurlandırıldını izledik. Uzun süren alkışların arasında bir Amerikan özgürlük ilahisini mırıldandı. Ardından, vatanında son kez sahneden ağır adımlarla ayrılırken, salonun son koltuğuna kadar dolu olan izleyiciler dakikalarca süren alkışlarla ona veda etti. Duygu yüklü, görkemli ve unutulmaz bir vedaydı.

    Fatoumata Diawara(Image: Armand Hough / Independent Newspapers)

    Malili şarkıcı ve söz yazarı Fatoumata Diawara ilk defa misafir olduğu Cape Town Caz Festivali sahnesine çok yakıştı. Diawara’yı çok fazla defa canlı izledim ancak ilk defa çevremi saran katışıksız bir Afrika enerjisi bu deneyimi benim için daha unutulmaz kıldı.

    Igor Butman ve Moskova Caz Orkestrası’nın Rusya’nın farklı şehirlerinde ve Antalya Akra Caz Festivali sahnesinde defalarca izlemiştim. Bana göre Rusya’nın en iyi şarkıcısı, mükemmel vokalist Fantine ile birlikte bir kere de Cape Town’da izledim. Rusya’nın caz elçisi Butman, geçtiğimiz yıl dörtlüsüyle şehirde sahne almış ve inanılmaz ilgi görmüş. Kuyrukta uzun süre bekleyen seyirci, Butman’ın kendi seviyesinin zirvelerinde dolaştığı bir performans ile salondan mutlu ayırdılar. Gerçek cazın tutkusu ve samimiyetiyle birleşen en üst düzey müzisyenlik.

    Igor Butman & Moscow Jazz Orchestra feat Fantine

    Repertuarda Rus besteciler, Beatles, Nat Adderley, Akkuratov tarafından seslendirilen Nu metal grubu Crazy Town’dan çok küçük bir bölüm, Latin ve bossa nova’nın zamansız klasikleri ve daha birçok eser yer alıyor. Naçizane fikrime göre, bu grup dünyanın en iyi caz orkestralarından biri çünkü öncelikle çoğu Amerikalıdan daha fazla swing yapıyorlar, müziği ve caz tarihini çok iyi biliyorlar ve bunun da ötesinde bu işe kendilerini adamışlar. Her performanslarında açık fikirli deneyimleriyle algı sınırlarını zorlamaya çalışıyorlar. İyi bir caz müzisyenliği izlemek istediğinizde orkestradaki herhangi bir müzisyene odaklanabilirsiniz. Zayıf bir halka ile karşılaşmayacaksınız.

    Rorisang Sechele (CTIJF 2026)

    Güney Africalı genç vokalist Rorisang Sechele müziği ile festival öncesi paylaşılan Spotify listesinde yer alan Inner Peace şarkısını dinlediğimde tanıştım. Muazzam ahenkli, sürükleyici ve akılda kalıcı bir şarkıydı. Defarlarca dinlediğim şarkıyı Cape Town Caz Festivali sahnesinde bir kere daha canlı dinlemek şarkının bendeki etkisini iyice arttırmıştı. Bu şarkının etkileyiciğinde Sechele’in derinlikli sesinin ötesinde muazzam bir caz grubunun ve çarpıcı aranjmanların da çok etkisi vardı. Muhteşem bir keşif oldu.

    Tutu Puoane (CTIJF)

    Güney Afrika kökenli Tutu Puoane, 18 yıl sonra yeniden konuk olduğu Cape Town’da Afrikalı becerilerine Avrupalı yaklaşımını da ekleyerek yoğun alkış aldı.

    Yellowjackets (CTIJF2026)

    Festivalin benim için en önemli konserlerinden birinde Yellowjackets, Moses sahnesindeydi. Saat 01.00 olmasına rağmen salonda tek bir boş koltuk bile kalmamıştı. Saksofoncu Bob Mintzer’ın sıkı bir hayranı olmama rağmen bu sefer Mintzer’i biraz içe kapanık ya da yorgun, keyifsiz bir mood ile çaldığını, performansının bir miktar düşük olduğunu gözlemledim. Kötü müydü? Hayır, kesinlikle değildi. Belki jetlag etkisidir. Her şeye rağmen Yellowjackets, dönemdaşı Weather Reports, ekolünün en güçlü devamı ve onları dinlemek her zaman iyi.

    Bir caz festivalinde, her zaman gösterişten çok samimiyete dayalı bir deneyimle karşılaşmak mümkündür. Aynı coğrafi bölgeden olmamak, müziği ilk kez canlı dinleyenler için bir mesafe hissi yaratabilir. Ancak, özgünlük tanışıklığın önüne geçer ve izleyiciyi büyüler. Cape Town Uluslararası Caz Festivali’nde, Cumartesi akşamı saat 21.00’de tıklım tıklım dolu Rosies Sahnesi’nde sahneye çıkan Hintli müzisyen Varijashree Venugopal’ı dinledim. Çoğunlukla ününden tanıdığım Venugopal, mridangamı ustalıkla çalan Jayachandra Rao’nun yanı sıra davul, keman ve klavye gibi olağanüstü bir enstrüman topluluğuyla performans sergiledi. Bu performans, birçok Cape Town dinleyicisinin (ben de dahil) ilk kez karşılaştığı bir sesler dünyasının kapılarını açtı. Yine de yabancılık hissi yoktu. Aksine, merak ve ilgi hak ettiği seviyedeydi. İlgili müzikseverlerin Varijashree gibi kaliteli müzikler talep ettiğini anladım; çok özgün bir müzik dinlediğim için mutluyum. Bravo Varijashree!

    Varijashree Venugopal (CTIJF 2026)

    Sibussiso Mash Mashiloane, yaşadığı toplumun müzikal kimliğine uygun bir kompozisyon ve müzikal yaklaşım ile müzikler üretiyor. Hayatından, ailesinden, içinde bulunduğu toplumdan ve dini pratiklerinden beslediği müziklerle bizi evine götürüyor. Kagiso Ramela, Dalisu Ndlazi, Siskonke Xonti ve Riley G’nin eşlik ettiği performans uzun süre aklımdan çıkmayacak.

    Sibusiso Mash Mashiloane (CTIJF2026)

    Farklı toplumsal şartlar, farklı kültürel birikimler ve yaklaşımlar. Zaman zaman caza ilginin azaldığından, bilet satışlarından ya da festivalin eğlence boyutunun düşünsel boyutunun önüne fazla geçtiğinden şikayet ederiz. Festivalin ülkenin ve insanlığın ortak mirasına ne kadar hitap edip etmediği ya da finansal olarak ulaşılabilir olup olmadığını sorgularız. Basın mensuplarının hak ettikleri değeri görüp görmedikleri hususunda da serzenişlerimiz olur. Bu festivalde aklıma bu olumsuzlukların hiç biri gelmedi. Madiba Mandela’nın geliştirici, pozitif değer katmak ile verdiği öğütleri sonuna kadar dinleyen Cape Town Uluslararası Caz Festivali’nin gelecek yılki programını da iple çekiyor olacağım.

    ■

    Dark Blue Notes’da Burak Sülünbaz
    CTIJF resmi websitesi BURADA

    260410 Abdullah Ibrahim Arthur Dlamini Babalwa Meintjies Bob Mintzer Cape Town Cape Town International Jazz Festival Caz igor butman Iqbal Surve Jacob Collier James Mange Jazz Maria Jaoa Muneeb Hermans Nelson Mandela Rorisang Sechele Shelia E Sibussiso Mash Mashiloane Siphiwe Mhlambi The Thanda Choir Yellowjackets
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleÖzgür Can Öney – All Killer
    Next Article Ayşegül Yeşilnil ile yeniden doğuş üzerine: Sahne, doğaçlama ve yeniden duymak
    Burak Sülünbaz
    • Website

    Co-Founder, Jazz Writer // Kurucu Ortak, Caz Yazarı

    Related Posts

    Sam Barsh, Keyon Harrold, Mark Guiliana: Straight08 (La Reserve 2026)

    18 Haziran, 2026

    Kenny Barron: So Many Lovely Things: Live in Brecon (Elemental 2026)

    11 Haziran, 2026

    Steve Swallow: Winter Songs (ECM 2026)

    4 Haziran, 2026
    Yazarlar
    Kimiz?

    Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

    DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

    Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

    İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

    Yazıların telifi yazanlara aittir.

    Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

    Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

    Reklam: [email protected]

    Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

    Kanalı Görüntüle