6 Temmuz 1961. New York eyaletindeki Cenevre ve Canandaigua şehirlerini birbirine bağlayan U.S Route 20 karayolunda yaşanan elim kazada, Scott LaFaro hayatını kaybetmişti. Sadece 25 yaşındaydı. Newport Caz Festivali’nde Stan Getz ile dört akşam sahne aldıktan sonra evine dönerken yaşanan bu trajedi, yakın dostu Bill Evans’ın dünyasını da altüst etmişti. LaFaro ile birlikte Evans’ın da yaşamının bir parçası uçup gitmişti. Davulcu Paul Motian’ın sözleriyle, LaFaro’nun ölümü Evans’ı kederden sersemletmiş, müziğe tutunma gücünü elinden almıştı. Yönetmen Grant Gee ve senarist Mark O’Halloran, Owen Martell’in 2013 tarihli “Intermission” romanını sinemaya uyarlayarak Everybody Digs Bill Evans filmini izleyiciyle buluşturdular.
Film, Evans’ın dostunu kaybetmesiyle içine düştüğü duygusal yıkımı ve müziğe devam etmenin imkânsız hale geldiği dönemi merkezine alıyor. Bu dönem, kimi zaman iyileştirici bir ara gibi görünse de, aile bağları, ilişkiler, bağımlılıklar ve yaşamdan kopuşlarla örülü yeni bir çoraklığın başlangıcı olma ihtimalini de taşıyor.
Filmde başrolde yer alan Anders Danielsen Lie’ın yanı sıra Evans’ın eroin bağımlısı uzatmalı sevgilisi Ellaine Schultz rolünde Valene Kane yer alıyor. Derin ruhsal sıkıntılarla boğuşurken bir yandan kardeşine destek olan ağabeyi Harry’i, Barry Ward canlandırıyor. Annesi Mary’yi Laurie Metcalf canlandırırken, Bill Pullman ise Evans’ın neşeli ama huysuz babası rolünde harika bir performans sergiliyor; geveze bir yaşlı adamı başarıyla canlandırıyor.
Bill Evans rolündeki Anders Danielsen Lie, albüm kapaklarında ve eski görüntülerdeki mesafeli, karizmatik caz ikonunun ardındaki kırılganlıkları, sorunları ve acıları sahici bir dramatizasyonla perdeye taşıyor. Film, 25 Haziran 1961’de New York’taki Village Vanguard sahnesinden bir mizansenle açılıyor; Evans’ın kaybın acısıyla uyuşturucuya daha da saplanması, kardeşi Harry’nin destek çabalarının yarattığı düş kırıklıkları ve Florida’da anne babasının yanına gidişinde babasıyla yaşadığı kırılgan baba-oğul ilişkileri yalın ve gerçekçi bir anlatıyla işleniyor.

Live at the Village Vanguard kaydının yayımlanmasının arefesinde Evans’ın ailesiyle ve sevgilisi Ellaine Schultz ile yaşadığı kopmalar, uyumsuzluklar, mutsuzluklar ve acılar; onun hassas ruhunu bir ağ gibi sarıyor. Bu kasvetli atmosfer, Evans’ın iç dünyasında derin çatlaklar açıyor ve müziğe tutunma gücünü ondan uzun süre alıyor. Film boyunca Evans’ın parmaklarının piyano tuşlarına dokunduğu bir kaç an güneşin bulutlar arasından kendini göstermesi kadar huzurlu anlar yaratıyor.
Görüntü yönetmeni Piers McGrail, filmi siyah-beyaz yüksek kontrastla çekerken, Evans’ın hayatındaki sonraki ölümleri gösteren üç sahnede renkli görüntülere geçerek zaman algısını hafızamızda renklerle kuruyor.
Berlin Film Festivali’nden ödülle dönen bu yapım, plakları bugün yüksek paralara satılan bir ikonun yaşadığı dönemde çektiği varoluş acılarını ve zayıflıklarını tüm çıplaklığıyla seyirciye sunuyor. Müziğin sustuğu anda geriye kalan boşlukları ve sanatın hem sanatçıya hem ailesine yüklediği ağır bedeli derin bir sorgulamayla gözler önüne seriyor.
■
Scott LaFaro ve Bill Evans’ın Son Gecesi yazısı da BURADA
Filmin resmi sayfası BURADA


