Ankaralı blues grubu Jumpin’ Cats, Blues Aperitiv yarışmasında kazandığı birinciliğin ödülü olarak, 2026 Kasım’ında Çek Cumhuriyeti’nde düzenlenecek Blues Alive festivalinde sahne almaya hak kazandı. Bu başarıyı fırsat bildik ve grup üyeleriyle, blues’un çekiciliği, Ankara’nın blues geleneği ve müzikal hedefleri üzerine söyleşi gerçekleştirdik.
■
Turgay Yalçın: Adınızdan başlayalım mı? Jump blues stiline bir atıf mı yoksa ötesi mi?
Jumpin’ Cats: Evet, ismimiz jump blues tarzımızı yansıtıyor. Dinlemekten ve icra etmekten en keyif aldığımız türlerden birisi. Louis Jordan, T-Bone Walker gibi sanatçılardan etkileniyoruz. Grubun ismi aynı zamanda caz ve blues müzisyenleri arasında kullanılan “cat” hitabına da atıfta bulunuyor. Kedileri de seviyoruz.

Turgay Yalçın: Gruptaki kediler?
Jumpin’ Cats: Güncel kadromuz vokalde Kardelen Köksalan, gitarda Oğuzhan Toker, saksofonda Ali Erol, bas gitarda Ahmet Kaya, davulda Anıl Atak şeklinde.
Turgay Yalçın: Siz kediler, nasıl bir araya geldiniz?
Jumpin’ Cats: Ankara’daki çoğu müzisyen gibi bizim de tanışıklığımız ortak müzik sahnesine dayanıyor. Hepimiz çok sevdiğimiz The Muddy Waters bar’ın müdavimleriyiz. Orada her tür blues müzisyeniyle karşılaşıp tanışıklık kurmak mümkün. Aynı zamanda çaldığımız farklı gruplardan ortak tanıdıklar aracılığıyla da grubun öncesine dayanan bir iletişimimiz bulunuyor. Pek çok yetenekli müzisyenle çalışma fırsatımız oldu, böylece kadro yıllar boyunca çeşitli evrimler geçirip bugünkü halini aldı.
Turgay Yalçın: Müziğinizde blues bir tür mü, yoksa bir ifade biçimi mi?
Jumpin’ Cats: Bir türden daha fazlası gözüyle bakıyoruz. Blues, kendi müziğimizin yanı sıra ilham aldığımız diğer türlere de uzanan bir stil. Bir ifade biçimi olarak neredeyse her müzik türünde izleri var. Yaptığımız ve dinlediğimiz müzikte de blues tavrını arıyoruz.
Turgay Yalçın: Blues daha ziyade söz mü, yoksa müzik mi?
Jumpin’ Cats: Bu konuda çok keskin bir ayrım yapmıyoruz ama enstrümantal müziğe olan yakınlığımızdan ve blues’un armonik yapısına olan ilgimizden dolayı müzik diyebiliriz. Aslında ikisini pek ayırmıyoruz, birbirini var eden şeyler bizim için.
Turgay Yalçın: Geleneksel blues ve ondan türeyen stiller arasında müziğinizi nereye konumlandırıyorsunuz?
Jumpin’ Cats: Tarzımızı jump, swing, ve Chicago stillerinin harmanlanması olarak tanımlayabiliriz. Texas blues, delta blues gibi stilleri de seviyoruz ama yaptığımız icraların çoğu 40’lar-50’ler swing dönemine dayanıyor.
Turgay Yalçın: Başlangıçta siyahtı, kırdaydı, sonra beyazlar da katıldı, şehre göç etti. Beyazlaştıkça, şehirlileştikçe blues’un ruhunu ve samimiyetini kaybettiğini düşünenlerden misiniz?
Jumpin’ Cats: Değiliz. Aksine Ronnie Earl, Duke Robillard gibi etkilendiğimiz müzisyenlerin sahneye katılımının ve blues’u tam anlamıyla şehirlere taşımasının türü geliştirdiğini düşünüyoruz. Blues’u erken dönem sanatçıların yaptığı gibi yoğun bir yaşanmışlık ile icra etmek bambaşka bir şey. O dönemden bugüne inşa edilmiş büyük bir birikim var ve bunun çeşitli yönlerinden faydalanabilmek bizim için olumlu. Blues zaten aralıksız ve geçmişle geleceğin etkileşim içinde olduğu bir müzik.

Turgay Yalçın: Ankara seyircisi blues seviyor, diyebilir miyiz? Sizce neden?
Jumpin’ Cats: Evet, her zaman iyi tepki alıyoruz, katılımlı sahneler geçiriyoruz. Ankara’da blues etkileşimli müzikler konusunda yarım yüzyıllık bir geçmiş var, sakinleri için tanıdık bir müzik. Sahnelerde yapılan müzik ağırlıklı olarak blues bazlı. Ankara gerçekten biraz gri denebilir, dolayısıyla hemen hemen herkesin ruhunu dinlendirmek için uğradığı durak müzik oluyor. Kitle, müzik ve şehrin şartları arasında bir uyum var, bundan dolayı sahneler hepimiz için keyifli oluyor ve etkileşim içinde oluyoruz.
Turgay Yalçın: Türkçe sözlerle blues yapılabilir mi ya da yapılmalı mı?
Jumpin’ Cats: Yapılabilir elbet ama şu an için sıcak bakmıyoruz. Bizim yakın hissettiğimiz blues geleneğini özgün dilinden bağımsız ifade edebileceğimizi düşünmüyoruz. Jargon kullanımı, prozodi gibi konuları çözmeye uğraşırken kendimizi rahat ifade edemeyebiliriz.

Turgay Yalçın: Bunun caz için söylenildiğine çok tanık oldum, blues günümüz müzik dünyası için müzelik bir tür mü?
Jumpin’ Cats: Hiçbir türün müzelik olduğunu düşünmüyoruz aslında. Müzik yaşayan bir şey, insanları harekete geçiriyor ve kendilerini ifade edecek bir alan sağlıyor. İnsanların her zaman söyleyecekleri, hissedecekleri, düşünceleri var ve bunlar hep bir değişim halinde. Blues bu süreçte insanlarla beraber değişime ve dönüşüme uğruyor, diğer müzik türleri de aynı şekilde.
Turgay Yalçın: Çalarken, söylerken doğaçlamaya açık mısınız?
Jumpin’ Cats: Açığız, sıklıkla yapıyoruz ama belirli köşeleri ve sınırları gözetiyoruz. Dinlediklerimiz de zaten bu şekilde, belirli sınırlar içinde doğaçlama olarak tanımlayabileceğimiz müzikler.

Blues Aperitiv 2026, Šumperk (Fotoğraf: moreblues.cz)
Turgay Yalçın: Yanlış saymadıysam, kısa süre önce yayınlanan 4 parça ile birlikte toplamda 6 parçanız yayımlandı.
Jumpin’ Cats: Evet, an itibariyle 6 parçamız var. Kendi şarkılarımızı yapmak bize bambaşka bir tatmin duygusu veriyor. Devamının da gelmesini hedefliyoruz, daha üreteceğimiz çok iş olduğunu düşünüyoruz.
Turgay Yalçın: Şarkı yazım süreciniz nasıl işliyor? Bir kişi mi getiriyor yoksa kolektif mi gelişiyor?
Jumpin’ Cats: Aşamalı şekilde kolektif olarak gelişiyor. Sözleri genelde Kardelen yazıyor. Şarkı sözleri ile gitar riffleri arasında tematik bir bütünlük yakaladıktan sonra çalarak ilerliyoruz. O aşamada müzikal fikirler ortaya çıkıyor ve şarkının köşeleri netleşmeye başlıyor. Beste bu şekilde birçok dönüşümden geçiyor, içimize sindiği noktada finalize ediyoruz ama kayda girene kadar emin olamadığımız bir nokta varsa son ana kadar yeniden düzenleyebiliyoruz. Şarkının son halini herkesin kayıt anındaki performansı da belirliyor çünkü kayıtlarımızı canlı alıyoruz ve o günün o anında herkes farklı hissiyatlarda oluyor, son take hariç her denemede farklı bir çalım ortaya çıkıyor. Buradaki insan faktörü de kaydı standart formdan uzaklaştırıp biz gibi duyulmasını sağlıyor.

Turgay Yalçın: Jumpin Cats’i 5 yıl sonra nerede görmek istersiniz?
Jumpin’ Cats: Düzenli olarak üretimde olmak, müziğimizi uluslararası ölçekte tanıtmak ve festivallerde sahne almak istiyoruz. Yurtdışı sahnelerinin rutin hale gelmesini hedefliyoruz. Asıl hedefimiz yaptığımız işi daha fazla insana ulaştırmak, bunun için daha uygun şartların oluşmasını hem kendimiz hem de diğer müzisyen arkadaşlarımız için temenni ediyoruz. Türkiye’de müzik yapmanın kısıtlayıcı yönleri var, yine de bunu elimizden geldiğince sık sahne alarak gidermeye çalışıyoruz ve bundan ötürü idmanlıyız. Avrupa şehirlerinin müzik sahnesinde yer edinebileceğimize inanıyor ve bu yönde çalışmaya devam ediyoruz.
Turgay Yalçın: Etkilendiğiniz müzisyenler kimler? Ve sizi ne yönde değiştirdiler?
Jumpin’ Cats: B.B. King, T-Bone Walker, Louis Jordan, Albert King gibi sanatçılardan etkileniyoruz. Daha yakın dönemden Ronnie Earl, Duke Robillard gibi isimler ilham kaynaklarımız. Başta bebop ve cool jazz olmak üzere caz seviyoruz, vokal yönünden Etta James, Aretha Franklin gibi soul etkileşimli müziklerden etkileniyoruz. Blues rock ve Chicago/Texas blues hissiyatlı bir ritim anlayışımız var. Saydıklarımızın her birinden farklı yönlerde etkileniyoruz, aynı zamanda her birimiz alakasız, beklenmedik türlerden de hoşlanıyoruz bu durum ister istemez icra ve üretim sürecimize yansıyor.

Turgay Yalçın: Kısa süre önce Çekya’daki Blues Aperitiv yarışmasından birincilikle döndünüz. Tebrikler! Kasım’da da Blues Alive’da sahne alacaksınız. Nasıl hissediyorsunuz?
Jumpin’ Cats: Çok mutluyuz. Tepkiler hiç beklemediğimiz kadar olumluydu ve gerçekten orada çaldığımız insanlarda iz bıraktığımızı hissettik. Çok iyi karşılandık ve müthiş zaman geçirdik. Bununla birlikte Blues Alive gibi organizasyonlarda Avrupa’nın pek çok farklı ülkesinden gruplar sahne alıyor fakat ne yazık ki ülkemizdeki blues sahnesinin varlığından bizlerden başka kimse haberdar değil gibi görünüyor.
Bizim ve diğer müzisyen arkadaşlarımızın Türkiye’de bu konuda hiç destek görmemesi üzücü. Hiçbir kurumsal destek veya teşvik almadan kendi imkanlarımızla bu yarışmaya katıldık ve ülkemizi temsil ettik. Sadece birkaç günlük vize almak için bile sınırlı olanaklarımızla mücadele veriyoruz ve yalnız bırakıldığımızı hissediyoruz. Türkiye’deki müzisyenler kültür sanat alanında dünyaya açılma konusunda desteklenmelidir. Şartlar uygun olduğu sürece yurtdışındaki dinleyiciye sunabileceğimiz çok şey var. Türkiye’deki grupların kimseden eksiği yok ama kaderimize terkedildiğimiz için bazen şartların kurbanı oluyoruz. Bu organizasyona katılma şansı elde ettiğimiz için gururluyuz, bizim için çok önemliydi. Bizi destekleyen, yalnız bırakmayan, duygularını paylaşan bütün arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.
Kasım’da festivalde görüşmek dileğiyle.
■
Jumpin’ Cats Instagram
Jumpin’ Cats Spotify
Dark Blue Notes’da Ahmet Kaya
Blues Alive 2026


