Bu şarkıyı ilk kez 80’li yıllarda, koleksiyonuma sonradan giren Decade derlemesinde dinledim. Neil Young’ı tarifsiz biçimde sevmeme neden olan şarkılardan biriydi. Yıllar sonra bu kez parçanın yer aldığı American Stars ’n Bars albümüne döndüğümde, o ilk hissin neden bu kadar güçlü olduğunu daha iyi anladım. Şimdi gelin biraz geçmişe gidelim ve Like a Hurricane’ı birlikte hatırlayalım…
1977 yılında yayımlanan American Stars ’n Bars, Neil Young’ın sekizinci solo albümü; sanatçının diskografisinin en tuhaf ama en karakteristik albümlerinden biri olarak öne çıkar. Çünkü albüm tek bir dönemin ürünü değildir. Farklı yıllarda, farklı ruh halleri içinde kaydedilmiş parçaları yan yana getirir. Country dokuları, kırılgan aşk şarkıları, sert gitar çıkışları ve dağınık gibi görünen ama aslında Neil Young’ın iç dünyasına açılan sahici bir atmosfer kurar.

Albümün kapağındaki o Amerikan ikonografisi de tesadüf olarak kabul edilmemelidir. Dean Stockwell tarafından tasarlanan kapakta kovboy estetiği, neon ışıkları, tekinsiz bir bar ortamı ve taşra Amerika’sı anlatılmaktadır. Kapakta, o dönem yapımcı David Briggs’in sevgilisi olan Connie Moskos’un elinde Kanada viskisiyle çökmüş halde duran, jartiyerli bacakları ve iç çamaşırı görünür figürü ile yüzü cama dayanmış sarhoş Neil Young görülür. Young parlak ve kusursuz bir Amerikan manzarası yaratmaz bu kapakta; geceye, yalnızlığa ve kırılganlığa ait yorgun bir Amerikan manzarası kurar.

Ön kapaktaki tekinsiz bar atmosferine karşılık arka kapakta bambaşka bir dünya açılır. Karlı dağ yamaçlarının önünde, nehir kıyısına kurulmuş bir kızıldereli çadırı görülür. Düşünceli bir kızılderili uzaklara bakarken, çadırın önündeki şapkası ile yalnız bir insan sessizce önde akan nehri izler. Albüm böylece Amerika’nın geceye ait tedirgin eden ve belki de korkutan yüzü ile doğaya ve yalnızlığa ait yüzünü aynı görsel dünyanın içinde buluşturur.
Like a Hurricane ise albümün tam merkezinde büyük bir duygusal patlama gibi yükselir.
Şarkının ortaya çıkışı ilginç bir fiziksel zorunlulukla bağlantılıdır. Neil Young o dönemde ses tellerinde ciddi bir problem yaşamıştır. Geçirdiği ameliyat sonrası uzun süre yüksek sesle söyleyemediği için daha düşük tonda, kırılgan ve boğuk bir vokale yönelir. İlginç olan şu ki; teknik bir eksiklik gibi görünen bu durum şarkının ruhunu büyütür. Çünkü Like a Hurricane tam da kontrolünü kaybetmek üzere olan bir duygunun içinden konuşur.
Şarkının merkezinde ani ve sarsıcı bir karşılaşma yer alır. Neil Young bir kadını kasırgaya benzetir. Bu klasik bir aşk metaforu olmaktan çok, insanın bütün dengesini değiştiren bir karşılaşma gibidir.
Ses örgüsü de bunu destekler. Parça ağır ağır ilerler; ardından gitar katmanları büyümeye başlar. Neil Young çoğu zaman Old Black adını verdiği efsanevi gitarını kullanır. Uzun solo bölümleri teknik gösteriden çok bir duygu boşalımı gibi akar. Bu nedenle Like a Hurricane, rock tarihinde virtüözlükten çok hissiyatıyla hatırlanan gitar performansları arasına yerleşir.

Şarkının yıllar içinde büyümesinde bir başka önemli unsur da Neil Young’ın etrafındaki müzisyenler olur.
Özellikle Billy Talbot, Ralph Molina ve daha sonraki yıllarda bu ses örgüsüne katılan Frank Sampedro, Neil Young müziğinin en karakteristik omurgasını oluşturan isimler arasında yer alır.
Talbot’un sabırlı ve ağır bas yürüyüşleri, Molina’nın gösterişten uzak ama şarkının nabzını sürekli diri tutan davul yaklaşımı ve Sampedro’nun ritim gitar dokusu, Like a Hurricane gibi parçaların sahnede giderek büyümesini sağlar. Burada amaç hiçbir zaman kusursuzluk değildir; hissin mümkün olduğu kadar doğal ve ham biçimde ortaya çıkması önem kazanır.
Belki de bu nedenle Neil Young’ın yıllar içinde kurduğu en güçlü müzikal evrenlerden biri de ortaya çıkar. O evrenin adı da şudur: Crazy Horse.
Çünkü Crazy Horse çoğu zaman bir eşlik grubu gibi davranmaz; Neil Young’ın duygusal dalgalanmalarını sesin içine taşıyan bir kadim dost gibi çalışır. Like a Hurricane’ın konserlerde dev bir gitar fırtınasına dönüşmesinin nedeni de biraz burada saklıdır.
Şarkı yıllar içinde konserlerde bambaşka bir kimlik kazanır. Özellikle Crazy Horse ile çaldığı canlı versiyonlar kimi zaman 15 dakikayı aşan çizgi üstü ve mücevher değerinde bir ses örgüsüne dönüşür. Bu yüzden birçok dinleyici için Like a Hurricane’ın gerçek hali stüdyo kaydından çok sahnedeki uzun ve savrulan yorumlarda yaşar.
Bugün hâlâ ilk birkaç org notasından itibaren tanınmasının nedeni bu özellikleridir.
Like a Hurricane, kusursuz olmaya çalışmayan ama duygusal olarak tam hedefe ulaşan şarkılardan biri; benim içinse geçen yıllara karşın Neil Young’a açılan en güçlü kapı olma özelliğini sürdürüyor.
■
Dark Blue Notes’da Bülent Seyitdanlıoğlu
Dark Blue Notes’da Vitrin
Neil Young Archives


