Miles Davis benim için sadece büyük bir trompetçi değil, cazın yönünü değiştiren en önemli sanatçılardan biri. Onun müziğine duyduğum saygı, yalnızca kayıtları dinlemekle sınırlı değildi. Berklee yıllarımda Miles Davis Ensemble içinde çaldığım dönemler, bu müziğin ruhunu çok daha yakından hissetmeme sebep oldu. Repertuvarımda yer alan “Seven Steps to Heaven” ve “Joshua” gibi eserler de bu saygının en önemli parçaları arasında.
Miles’ın kariyerine bugün dönüp baktığımızda çoğu zaman dönüşümler, dönemsel kırılmalar ve mükemmel albümler konuşuluyor. Fakat beni en çok etkileyen şeylerden biri, bir bandleader olarak onun müzikteki kontrol duygusu ve grup içindeki psikolojik enerjiyi idare etme biçimi oldu. Berklee’de Jim Odgren ile “Conception”, “Half Nelson” ve “Boplicity” çalıştığımız dönemlerde, bize Rudy Van Gelder stüdyosunda kayıt sırasında alınmış, daha önce pek duyulmamış bazı konuşmalar dinletmişti. O kayıtlar benim için çok önemliydi. Miles’ın Coltrane’e yönelik uyarıları, stüdyodaki gergin atmosfer ve zaman zaman hissedilen sert tavrı; plaklarda duyduğumuz güzel müziğin arkasında ne kadar yoğun bir baskı ve arayış olduğunu gösteriyordu.
Bir başka unutamadığım dönem ise profesör John Pierce ile Miles Davis ve Gil Evans bestelerinin octet düzenlemeleri üzerinde çalıştığımız zamanlardı. O aranjmanların içinde bulunmak, Miles’ın müziğini sadece melodik ya da armonik açıdan değil, orkestrasyon ve renk kullanımı açısından da anlamama yardımcı oldu. Elimde hala o döneme ait bazı kayıtlar var. Aradan yıllar geçmesine rağmen dönüp dinlediğimde tüylerim diken diken oluyor. Çünkü o kayıtlarda yalnızca öğrencilik yıllarımız değil Miles’ın müziğine duyduğumuz büyük hayranlık, heyecan ve arayış da duyuluyor.
Özellikle bu süreçlerde Miles’ın yalnızca bir solist değil, müziğin tamamını şekillendiren bir lider gibi davrandığını daha iyi anladım. Müziğin temposundan enerjisine, cümlelerin uzunluğundan grubun psikolojisine kadar her şeyi kontrol etmek isteyen bir liderdi Miles. Sıradan olmak hiç ona uygun değildi.
Coltrane gibi bir müzisyenin bile o süreçte Miles’ın baskısını hissetmesi, zaman zaman moralinin bozulması, caz tarihinde en dikkatimi çeken noktalar.
Türk caz tarihinde aramızdan ayrılmış ve hala hayatta olan kıymetli büyüklerimizin sohbetleri, eleştirileri ve dost meclislerinde yaptıkları konuşmalar da aynı şekilde çok ilgimi çekiyor. Bu detayları ve hassasiyetleri bilmeden yürümek bana çok da sağlıklı gelmiyor, ancak geçmişi ve yaşananları analiz ederek geleceğe daha sağlam yürüyebiliriz diye düşünüyorum.
Miles da Bird ve Dizzy’den oldukça etkileniyor ve kendine bu bağlamda iyi dersler çıkarıyor.
Ben de çok kıymetli Kerem Görsev’in öğüdünü asla unutmuyorum , “yetenek yüzde 1, çalışmak yüzde 99, sen hep yüzde 1 yeteneğini kalbinde sakla”.
“Seven Steps to Heaven” ve “Joshua” gibi parçaları çalarken beni en çok etkileyen şey de bu oluyor. O eserlerde yalnızca armonik veya ritmik bir yapı değil, sürekli ileri gitmeye çalışan, risk alan ve konfor alanını reddeden bir ruh var. Solo bölümünde yer alan 3/4 lük kısım bunun en güzel örneği bana kalırsa. Miles’ın müziği hala güncel hissettiriyorsa bunun sebebi belki tam olarak da bu, hiçbir zaman risk almaktan kaçmaması.
Bugün sahnede bu repertuvarı çalarken, Berklee’de o kayıtları dinlediğim anları sık sık hatırlıyorum. Çünkü bazen bir sanatçının gerçek etkisi sadece notalarda değil, stüdyodaki sohbet anlarında , yaşanan stresi ve mutluluğu iyi yöneterek müzisyenlerine söylediği birkaç cümlede saklı oluyor. Miles Davis’in mirası da benim için tam olarak burada başlıyor.
■


