Bazı saygı albümleri geçmişi yeniden kurmaya çalışırken, bazıları ise onunla aynı masaya oturur. John Pizzarelli ve Tony Bennett’e adadığı Dear Mr. Bennett ikinci yolu izleyenlerden. Bennett’in temsil ettiği köklü müzikal anlayışı bugünün estetiğiyle buluşturan Pizzarelli, hâlâ canlılığını koruyan bir geleneğe kendi sesini eklemliyor.
Kariyeri boyunca repertuvarını Paul McCartney’den Neil Young’a, Tom Waits’ten Beatles’a kadar genişleten Pizzarelli, ustalarla yaptığı iş birlikleri sayesinde cazın farklı damarları arasında büyük bir rahatlıkla dolaşıyor. Babası ve gitar virtüözü Bucky Pizzarelli ise uzun yıllar boyunca Bennett’in en yakın çalışma arkadaşlarından biri olarak farklı çalışmalara imza atıyor. To My Wonderful One (1960) ve I’ve Gotta Be Me (1969) gibi albümlerde gitarıyla Bennett’e eşlik ediyor. John Pizzarelli ise kariyerinin henüz başında, bir radyo yayınında Bennett’le aynı sahneyi piyanist Ralph Sharon ve basçı Jay Leonhart’la birlikte paylaşıyor.
Bennett, Pizzarelli’nin konserlerini yıllar boyunca ilgiyle takip ediyor. New York’taki bir konser akşamı çizdiği küçük eskiz de dostluklarının en zarif hatıralarından biri olarak albüm kapağındaki yerini alıyor. O çizim, iki müzisyen arasında yıllar içinde kurulan bağın simgesi haline geliyor. Dear Mr. Bennett ise bu diyaloğu birkaç adım ileriye taşıyor.
Albüm, Michel Legrand imzalı Watch What Happens ile açılıyor. İlk dakikadan itibaren Mike Karn’ın bas icrası parçanın iskeletini kurarken Pizzarelli sözcükleri acele etmeden yerli yerine bırakıyor. Gitarı her cümlenin ardından konuşmaya devam ediyor, Isaiah J. Thompson’ın piyanosu ise bu akışa incelikli katmanlar ekliyor.
Pizzarelli’nin vokalinde Bennett’in izleri elbette hissediliyor, fakat burada öne çıkan unsur benzerlik değil, ortak bir müzikal bellek. Albüm boyunca ritim kendiliğinden akıyor, melodiler doğal ağırlığını koruyor. Bennett’in repertuvarı da Pizzarelli’nin dokunuşuyla daha hafif, daha esnek ve bütünüyle kişisel bir tona kavuşuyor. Albümün asıl gücü ise üç müzisyenin kurduğu dengede saklı. Pizzarelli, Mike Karn ve Isaiah J. Thompson burada aynı nefesi paylaşan bir topluluk gibi ses veriyor.
It Amazes Me, bu yaklaşımın en belirgin örneklerinden. Yalnızca birkaç küçük dokunuş parçanın duygusunu derinleştirmeye yetiyor. Boulevard of Broken Dreams ise albümün en içe dönük anı olarak kayda geçiyor. Thompson berrak notalarıyla bir alan açarken, üç müzisyeni görünmez bir eksende buluşturuyor.
Duke Ellington’ın It Don’t Mean a Thing (If It Ain’t Got That Swing) yorumuyla albüm bir anda hız kazanıyor. Karn’ın çevik bas yürüyüşü ilk ölçüden itibaren parçayı ileri taşıyor. Pizzarelli bu hareketliliği büyük bir rahatlıkla karşılıyor ve uyum sağlıyor. Sayısız kez yorumlanmış bu standart, üçlünün elinde taze bir enerjiyle yeniden duyuluyor.
Waltz for Debby, albümün temposunu usulca aşağı çekiyor. Bennett’in Bill Evans ile yaptığı kayıt sayesinde repertuvarın vazgeçilmez parçalarından biri hâline gelen eser, Pizzarelli’nin yorumunda bambaşka bir dinginliğe kavuşuyor. Şarkının kırılganlığını yansıtan Pizzarelli, gitar solosunda da aynı sakinliği sürdürüyor. Sonrasında gelen When In Rome ve I Left My Heart in San Francisco da albümün ıskalanmaması gereken parçalarından.
Dear Mr. Bennett, Tony Bennett’in mirasını geçmişe emanet etmek yerine onu bugünün içinde yeniden dolaşıma sokuyor. Bennett’in repertuvarı Pizzarelli’nin yorumuyla ve müzikal diliyle tazeleniyor, yeni bir renk kazanıyor. Albüm, cazın en güçlü yanlarından birini hatırlatıyor bizlere. Aynı melodiler her yorumcunun elinde başka bir hikâye anlatabiliyor. Belki de standartların ömrünü uzatan tam da Dear Mr. Bennett gibi albümlerdir.
■
Dark Blue Notes’da Vitrin
Dark Blue Notes’ta Gökçen Sena Kumcu
John Pizzarelli resmi web sayfası


