3 yıl önce Valensiya’ya taşındığımda, şehrin caz mekânlarını keşfetmeye çalışıyordum. Bir vesileyle Sedajazz tarafindan düzenlediği konserlerden birine katıldım. Big Band müziğine duyduğum ilgi sayesinde topluluğu sosyal medyadan takip etmeye başladım ve sonraki etkinliklerine de birkaç kez daha gittim. O dönem, çocuklardan genç müzisyenlere, farklı yaş gruplarından insanların çeşitli Big Band gruplarıyla sahne alması özellikle dikkatimi çekmişti.
Aradan zaman geçtikten sonra, Sedajazz’ın müzik direktörü Francisco Blanco ile sohbet etme fırsatı buldum. Daha çok “Latino” lakabıyla tanınan Blanco; caz müzisyeni, eğitmen ve orkestra şefi kimliklerini bir arada taşıyor. Çevirimize katkı sunan Nehir Akansu’nun desteğiyle kendisiyle Sedajazz’ın kuruluş hikâyesini, yıllar içinde gelişen eğitim anlayışını, repertuvar seçimlerini ve müziği toplumsal dayanışmayla nasıl yan yana düşündüklerini konuştuk.
Bu söyleşiyi okuduğunuzda siz de göreceksiniz ki Sedajazz, cazın daha geniş kitleler tarafından tanınması ve sevilmesi adına ilham verici bir rol üstlenen özel bir kurum. Umarım bir gün siz de etkinliklerinden birine katılma fırsatı bulur ve caz sevgisinin insanları bir araya getirdiğinde nasıl güçlü bir ortak dil yarattığına tanıklık edersiniz.
(Söyleşi başlamadan önce Latino, Sedajazz’ın eğitim odalarından birinde ahşap piyanoda bir şeyler çalıyor ve bu piyanonun sesinin iyi olduğunu söylüyor. Kendisi multi-enstrümantalist biri olarak öncelikle bariton saksofon olmak üzere bütün saksofon ailesi, flüt, pikolo, klarnet, bas klarnet, kontrbas, piyano ve çeşitli perküsyon aletleri çalıyor.)
■
Beran Paçacı: Söyleşimize “gerçekleşmemiş bir hayal” hikayesiyle başlamak istiyorum. Türkiye’de caz müziğine öncülük eden dev orkestraların kurucusu, saksofon, flüt ve ney ustası İsmet Sıral’ın Türkiye’de caz alanında uzmanlaşmış bir okul kurma hayali vardı. 1969 yılında Marmaris’te denize hakim bakir bir araziyi satın alarak dünya ustalarını genç müzisyenlerle buluşturacağı uluslararası bir müzik okulu projesi için ilk adımı attı. 1978-1980 yılları arasında New York’taki Creative Music Studio’da dünya müziğinin dev isimleriyle birlikte dersler ve konserler verdi, jazz ustalarını Türk müziğiyle tanıştırarak onlara Anadolu ezgilerinin, aksak ritimlerin, makamların inceliklerini öğretti ve derin izler bıraktı. 1980-1987 yılları arasında yeniden Marmaris’e yerleşerek okul projesine yöneldi, boş zamanlarında ise köylü çocuk ve gençler için dinletiler ve müzik atölyeleri düzenledi. Ancak okul projesi yolunda gitmedi ve kurduğu yanlış ortaklıklar nedeniyle arazisi elinden çıktı. Ne yazık ki projesi hayata geçemedi. Sizdeyse tam tersi; somutlaşmış ve büyümüş bir hayal var.
Sedajazz fikri nasıl başladı?
Francisco Blanco: Evet, gerçekten de bir hayaldi. Benim için her şey 18 yaşındayken başladı. Valensiya’da yaşayan, iyi bir caz müzisyeni olan bir arkadaşım vardı. Onunla birlikte çalardım ve o bana bir teklifte bulundu çünkü çok işimiz yoktu, sadece çalarak geçinmek zordu, gerçekten zordu. “Neden kendi kasabanda bir okul kurmuyoruz?” dedi. Şehir meclisine küçük bir okul projesi sunmamı önerdi. Benim o dönemde yeterince deneyimim yoktu; o üst seviyelerle ilgilenecekti, ben de başlangıç seviyesini üstlenecektim. 18 yaşındaydım, proje yapmayı bilmiyordum, hiçbir fikrim yoktu. Sonra bir kuzenim başvuruyu hazırlanmamda yardımcı oldu. Projeyi sunduk ve belediye yetkilileri beğendi. O zamanlar terk edilmiş bir mekanları vardı ve bu mekanı etkinliği gerçekleştirmem için bana tahsis ettiler.
Sonra arkadaşım Palma de Mallorca’ya iş için gidince projede yalnız kaldım. Ben de başka müzisyenlere ulaştım; dört kişilik bir ekiple yola devam ettik. Hikaye 1988’de böyle başladı.

Beran Paçacı: Siz o yıllarda hangi enstrümanı çalıyordunuz?
Francisco Blanco: Ana enstrümanım her zaman bariton saksafon oldu. Zaman zaman başka nefeslileri de çaldım ama merkez hep baritondu.
Beran Paçacı: Ekibi kurarken işbirliği yaptığınız kişileri zaten tanıyor muydunuz?
Francisco Blanco: Evet, çoğunu Valencia’daki caz çevresinden az çok tanıyordum.
Beran Paçacı: Baştan beri Sedajazz adını mı kullandınız? Biraz başlangıcından bahsedebilir misiniz? Okul ve Big Band faaliyetlerinden…
Francisco Blanco: Hayır, eskiden ismi Sedaví Modern Müzik Atölyesi idi. Sedajazz, Sedavi yerleşkesinin isminden geliyor.
O dönemde atölyeyi büyütürken, bir Big Band de kurduk. Aynı okulun içinde, küçük toplulukların (combo) yanında büyük orkestrayı da çalıştırmak istiyordum. Bir süre, Barselona’dan ayda iki kez gelen Ramón Cardo bize prova yaptırdı; ona ödeme yapıyordum. Benim için çok öğretici bir dönemdi. Sonra Kanarya Adaları’nda bir iş fırsatı çıktı; ailevi sebeplerle iki yıl bir otelde çalışmak için oraya gittim. Ben gidince okul iki yıl kadar düzenli çalışamadı; bir meslektaşıma bıraktım ama sürdürülemedi ve kapanmak zorunda kaldı. Döndüğümde yeniden inisiyatif aldım; işleyişi artık biliyordum.İlk başta Sedavi bandosunun mekanındaydık ama sonra gruplarda caz ile klasik müziğin bir araya gelmesinin çok zor olduğunu gördük, biraz çatışma vardı, o zaman başka bir yere gitmeye karar verdik. Sedavi bandosunun yerinde neredeyse iki yıl kaldık ve sonra yeni bir yer kiraladık; o dönemde zaten faaliyette olan bir atölyem vardı.
Sedajazz’ın kuruluşu ve ‘gezici’ yıllar
Beran Paçacı: Sedajazz’ı bugünkü yapısına taşıyan kırılma noktası neydi?
Francisco Blanco: 1991’de seminerler ve gezici atölyeler düzenlemeye başladık. Dört kişiydik, bir ofisimiz vardı; fiziksel olarak büyük bir okulumuz yoktu ama grupların kendi mekanlarında atölyeler yapıyorduk. Her yıl temmuz ayında da yaklaşık 250 kişinin bir hafta boyunca derslere geldiği bir caz semineri düzenledik. 1991’deki o seminerden bugüne sayarsak, 35. yıla giriyoruz!

Beran Paçacı: 35 yıl… İnanılmaz. Bu süre içinde öğretim yaklaşımınız nasıl evrildi? Burada çok küçük yaştan ileri yaşa kadar geniş bir öğrenci profili olduğunu biliyoruz. Her yaş grubunun farklı yaklaşımlar gerektirdiği açıktır. Bize biraz öğretmekte uyguladığınız yöntemlerden bahseder misiniz?
Francisco Blanco: 18 yaşımdan beri öğretmenliği hep sevdim. Öğrencilerle iyi anlaşıyorum; ders vermek benim için doğal bir ihtiyaç gibi. Atölyemi kurduğumda 18 yaşındaydım, aynı zamanda klasik müzik orkestrasında da ders veriyordum. Okulumda iki işim vardı ve haftada iki öğleden sonra orkestrada çalışıyordum. Orada bir grup genç ve çocuk vardı; aralarında Vicente Macian, Carlos Martín, David Pastor gibi pek çok kişi vardı. Yirmi üç öğrenciden on dokuzunun çocukken profesyonel olduğunu saydım.
Zamanla şunu gördüm: Yaş grupları değişse de temelde aynı ilkeler işe yarıyor. Çocuklarda en verimli yöntem, daha ilk günden itibaren birlikte çalmalarını sağlamak. Dört nota biliyorlarsa bile çalsınlar istiyorum; çok kısa sürede çok yol alıyorlar. Grup içinde herkesin bir rolü olmasına önem veriyorum; böylece sorumluluk hissediyorlar. Repertuvarı seviyelerine göre seçip çıtayı yavaş yavaş yükseltiyorum. Bir süre sonra çocuklara da yetişkinler gibi armoni alıştırmaları veriyorum ve çok hızlı öğreniyorlar; sünger gibiler.
Yetişkinlerle daha analitik çalışıyoruz. Benim çok faydasını gördüğüm yöntemlerden birisi “Contrafact”. Bir parçanın armonik yapısı kalıyor, melodiyi çıkarıyoruz ve öğrenciden aynı akorlar üzerine yeni bir melodi yazmasını istiyoruz. Bu çalışma armoni, analiz, seslerin işlevi gibi birçok konuyu birlikte öğretiyor. Hatta 70’li yaşlarında olup her hafta bir contrafact getiren öğrencilerim var. Düzenli üretmek onları “çalışmaya bağımlı” kılıyor; bir sonraki hafta için yeni bir şey yazma isteği doğuyor.

Beran Paçacı: Konserlerinizdeki repertuvar seçiminizi öğrenebilir miyim? Amerikan standartları mı ağırlıkta, Latin klasikleri var mı, yerel bestelere de yer veriyor musunuz?
Francisco Blanco: Amerikan repertuvarı elbette çok önemli; jazz’ın omurgası oradan geliyor. Ama ben ilk büyük orkestramla (Big Band) Latin jazz, Afro-Küba, Porto Riko ve Venezüela müziğine dayanan bir proje yapmak istemiştim. Ayrıca son yıllarda popüler müzikleri “jazz standardı gibi” yeniden yorumlayan projeler yaptık; 80’ler pop’undan parçaları big band diline çevirip düzenledik. Bunun yanında kendi bestelerim ve düzenlemelerim var.Bir de burada, çevremizde üreten insanların eserlerini çalmaya özellikle gayret ediyoruz. Sadece aynı Amerikan standartlarını dönüp durursanız müzik durağanlaşır. Yeni düzenlemeler, yeni repertuvar doğmalı; mümkünse kendi müziğinizle birlikte… Bu çok daha anlamlı.
Bir okuldan platforma: Konser, ajans, yayın ve prodüksiyon
Beran Paçacı: Bugün Sedajazz sadece bir okul değil; festivaller, atölyeler, etkinlikler, yayıncılık, hatta müzisyenler için bir tür ajans gibi çalışan bir yapı da var. Bu katmanlar zaman içinde nasıl oluştu?
Francisco Blanco: Zamanla müzisyenler için iş üretme tarafı güçlendi ve bu, bir “kolektif/şirket” yapısını da beraberinde getirdi. Çünkü tek başınıza, örneğin bir belediyeyle sözleşme yapmak isteseniz prosedürler çok zor. Biz bu yasal süreçleri üstleniyoruz; sözleşme, vergi, kayıt gibi işler Sedajazz üzerinden yürüyor. Bunun yanında bir yayınevi gibi çalıştığımız da oluyor; bazı müzisyenlerin notalarını, düzenlemelerini dolaşıma sokuyoruz. Ayrıca bize bir prodüksiyon önerildiğinde (gala, ödül töreni, vb.) organizasyonu da üstleniyoruz.Bir diğer önemli alan da özel eğitim ve işlevsel çeşitlilik için yaptığımız atölyeler. Bu, benim için çok kıymetli bir taraf. Ayrıca uluslararası bağlantılarla pek çok müzisyen buraya konser vermeye ya da atölye yapmaya uğruyor; biz de imkân buldukça turnelere çıkıyoruz. Az önce Portekiz’de bir New Orleans müzik festivaline gitmek üzere bir grup hazırlıyordum. Bir de Korsika’ya olası bir seyahatimiz var. Geçen yıl İspanya’nın güneyindeki turne kapsamında Jove Big Band ile Portekiz’deydik. İki yıl önce Fransa’da, Normandiya’daydık. Bazı müzisyenler için yurtdışına çıkma fırsatları oluyor. Ayrıca ben Filistin’de, Meksika’da, Güney Afrika’da atölye çalışmaları yapmak için çağrıldım.

Müzik ve dayanışma
Beran Paçacı: Müziği, insanlar zor zamanlardan geçerken onlara destek olmanın bir yolu olarak da görüyorsunuz. Bu dayanışma tarafı sizde nasıl şekillendi?
Francisco Blanco: Ne zaman büyük bir felaket olsa, bir şey organize etmeye çalıştım. Örneğin Asya tsunamisi sonrası bağış konserleri yaptık; önce küçük bir miktarla başladık, sonra insanlar katkı koydukça büyüdü. Ben şunu biliyorum: İnsanlar tek tek niyet eder ama birinin organize etmesi gerekir; çağırırsınız, bir tarih koyarsınız, herkes bir araya gelir.
Bu dayanışma işleri zamanla rutin haline de geliyor. Sadece bizim organize ettiklerimiz değil; Sınır Tanımayan Doktorlar gibi kurumların çağrılarına da müzisyen olarak katkı veriyoruz. Mesela 2-3 hafta sonra, hastanelere giden bir STK olan Payasospital’a (Payasos solidarios que dan vida: Hayat veren ve destek olan palyaçolar) müzikle eşlik edeceğiz. Eskiden fiziksel bir mekanımız olmadığı için her şeye yetişemiyorduk; şimdi daha fazla şeye destek verebiliyoruz.
Beran Paçacı: Unutmadan, 29 Ekim 2024’te yaşanan DANA sel felaketinde Sedajazz’a olanlardan dolayı da çok üzgünüm. Ancak birçok kişinin her şeyi yeniden yoluna koymak için büyük çaba gösterdiğini görmek çok güzeldi. Neler söylemek istersiniz?
(Bu kısmı anlatırken Latino’nun gözlerindeki ışıltı ve sesindeki duygusal ton dikkatimi çekti. Hem yaşanan felaketin etkilerini, hem de o dayanışma ruhunu tekrar hatırlamış olmalı.)
Francisco Blanco: Bu gerçekten çok duygulu ve etkileyici idi; çünkü felaket sonrasında ülke çapında birçok kişi ve kurum yanımızda oldu; sadece Valencia’dan değil, İspanya’nın dört bir yanından destek geldi. Bu çok sarsıcı, ama aynı zamanda çok “birleştirici” bir deneyimdi. Yardım büyüyünce, bizim ihtiyacımızın ötesine geçen kısmı başka merkezlerle de paylaşmaya karar verdik. İnanılmazdı, tüm bu sürecin arkasında bu kadar çok insan olduğunu hiç düşünmemiştik!
Ama en üzücü olan maddi hasarlar değildi; hayatını kaybeden insanlar vardı. Burada iki kişi vardı; bir öğrenci ve babası öldü. Kızını birkaç gün sonra El Saler sahilinde buldular, oysa 40 kilometre içeride bir köydeydiler; su onu denize sürüklemiş. Babasının cesedi ise 2 ay sonra bir ekskavatörün altından ortaya çıktı…

Beran Paçacı: Peki bundan sonrası? Daha fazla büyümek gibi bir hayaliniz var mı, yoksa burada kaliteyi koruyarak devam etmek mi?
Francisco Blanco: Bana “Valencia’da şube açmalısın” diyenler var ama benim hedefim “daha büyük” olmak değil. Kim gelmek istiyorsa buraya gelmeli; buranın ruhu bu. Çocukların ve öğrencilerin ilgi görmediği, kalabalık içinde kaybolduğu bir yere dönüşmesini istemiyorum. Sedajazz’ın büyümesi organik oldu. Para olduğunda harcamaktan çok yeniden yatırıyoruz. Ben sabit bir maaş alıyorum; konserlerden gelen gelir de tekrar projelere, kayıtlara, videolara ve öğrencilere destek olarak dönüyor.
Dijital çağ, dinleyici ve ‘erişilebilir’ caz
Beran Paçacı: Müzik dünyasının dijital platformlara kayışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Müzisyenler için olumsuz bir dönüşüm mü oldu?
Francisco Blanco: Karmaşık bir konu. Bir yandan müzik daha çok insana ulaşıyor; öte yandan “çokluk” dinleme biçimini parçalıyor: Bir parçayı açıp bitirmeden diğerine geçiyorsunuz. Albümün tamamını sakin sakin dinleme alışkanlığı zayıfladı. Caz tarafında ise şunu söyleyebilirim: Biz hiçbir zaman sadece plak satışıyla yaşayan bir dünya olmadık. Konserlere gelen dinleyicinin, geçmişe göre arttığını görüyorum.Biz dinleyiciyi “korkutmayan” bir caz diliyle başlamayı önemsiyoruz. Tamamen serbest ya da çok zor bir repertuvara kapanırsanız yeni dinleyici kazanmak zorlaşır. Önce erişilebilir bir zemin kurarsınız; dinleyiciyle bağ kurdukça daha karmaşık şeylere de alan açılır. Big Band repertuvarını seçerken hep bu dengeyi düşünürüm.

Kökler, zanaat ve çalışma disiplini
Beran Paçacı: Biraz da geriye gidelim. Ailenizde müzisyen var mıydı; müzikle ilişkiniz nerede ve nasıl başladı?
Francisco Blanco: Ben Cordoba’da küçük bir kasabada doğdum; dağlar ve zeytin ağaçları arasında kırsal bir yer. O zamanlar müzik kültürü, hatta genel kültür bile çok zayıftı. Annemle babam neredeyse okuma yazma bilmiyorlardı, zar zor idare ediyorlardı. Ama köyümdeki kardeşim bandurria (gitar, lavta gibi bir enstrüman) çalmaya başladı. Sonra Valensiya’ya geldiğimizde, kardeşim bandoda çalmaya başladı ve sonra beni de kaydettirdi. O çalmayı bıraktı ama ben devam ettim. 15-16 yaşlarında buna bayılıyordum.
Aynı zamanda başka işlerde de çalışıyordum. Mobilyaları zımparalamak için birçok ahşap atölyesi vardı. Kırsalda da başka işlerde çalıştım, ta ki 19-20 yaşlarına gelene kadar.
Gençken müzik dışında farklı işlerde de çalıştım; bir dönem bir müzik yayınevinde çalışmam gerekti. Orada yaptığım iş, aslında sabır ve dikkat gerektiriyordu: Baskıya girecek kitaplarda küçük hataları tek tek düzeltmek, eksik işaretleri eklemek, bazı eski materyalleri yeniden okunur hale getirmek… Hatta Valencia Belediye Bandosu arşivindeki, nem ve böcek yüzünden zarar görmüş eserlerin partisyonlarını “restore” ettiğimiz oldu. Eksik satırları yeniden kuruyor, kaybolan notaları tek tek tamamlıyorduk. Bu tür işler, müziğe başka bir açıdan — bir zanaat gibi — yaklaşmayı öğretti. Orada neredeyse bir yıl çalıştım. Konserlerimi ve diğer işlerimi yapmanın yanı sıra. Bu iş hiç de kolay değil. Sabah altıda gitmem gerekiyordu, bende saat beşte kalkıyordum.

Beran Paçacı: Söyleşimizin sonuna yaklaşıyoruz. Bugün size daha çok ne mutluluk veriyor? Sahnede bariton saksofon çalan bir caz müzisyeni olmak mı? Bir Big Band’in orkestra şefi olmak mı? Yoksa Sedajazz’ın bir parçası olarak öğrencilerin gelişimini görmek mi?… Seçmek çok zor, değil mi?
Francisco Blanco: Bir karar verebilirim ama sana bir şey söyleyeyim: Bu öğleden sonra çocuklara Big Band dersini vermekten aldığım keyifin yanında, özel eğitim alan çocuklarla çalışırken — bazılarının ses çıkarmakta zorlandığı, iletişimin farklı yollarla kurulduğu ortamlarda — küçük bir ilerleme bile çok büyük bir şey! Onlarla vakit geçirmekten de keyif alıyorum, onları izlemekten de.
Öte yandan sahnede olmak da hala beni diri tutuyor. Son yıllarda besteci ve orkestra şefi Maria Schneider’la turneye çıkıyorum; o sırada bariton saksofon, flüt, pikolo, klarnet, bas klarnet ve kontrbas çalıyorum. Bu nokta önemli, çünkü konserler bittiğinde her zaman en son kalan ben oluyorum. Herkes temizlik yapıyor, her şeyi topluyor ve iyice paketliyor. Benim kılıflarım olsaydı bir sürü kılıf taşırdım. Onları havlulara sarıyorum, rulo yapıyorum ve çok dikkatli bir şekilde bir valizin içine koyuyorum. Her enstrüman için ayrı bir valiz taşıyamam. Onları bu şekilde paketlemem gerekiyor. Ben çeşitli enstrümanları çalmayı, keşfetmeyi çok seviyorum. Çocuklarla birlikteyken kontrbas ya da elektrik bas çalıyorum. Derslere eşlik etmek için piyano da çalışmıştım, ama ben hiçbir yerde eğitim almadım, kendi kendime öğrendim; Berklee’ye ya da başka bir caz okuluna hiç gitmedim, anlıyor musun?
Ben konservatuarda klasik müzik okudum, ama orta düzeyde; yüksek lisans yapmadım, diplomam yok, öğretmenlik sertifikam yok, mesleki orta düzey diplomam var; hiçbir şey için diplomaya ihtiyacım olmadı, ama okulun büyüdüğünü gördüğümde bu mutlak bir mutluluk. Sanki bir bahçen var ve orada sürekli toprağı işliyorsun, ama her şey filizlendiğinde… Ne muhteşem. Ürünlerle dolu, değil mi? Hazır olduğunda. Ama çalışma süresi çok uzun. Çok emek istiyor ama ortaya çıkan ürün her şeye değiyor.
Bence her işte, eğer işini yaparsan, bu kesinlikle fark edilir; her zaman, her zaman! Herkese bunu söylüyorum: “Sakin ol, sen çalış, sonra ödülün garantidir.”
Daha önce konuşurken bahsetmiştim. En başta dördümüz vardık, ama içlerinden biri başka bir şeye kendini adamak istediği için bıraktı, diğeri ise tam bir felaketti ve ona kendi şirketini kurmasını söyledim, çünkü inanılmaz sorunlar çıkıyordu. Ben de kendi projemle devam ederim dedim. O güçlü bir kariyer yaptı, para kazanmak istiyordu, İspanya’da çok tanınmış bir şarkıcının menajeri oldu. Ben bunu istemiyordum, ben bizim projelerimizi yürütmek istiyordum, başkalarınınkini değil!
Sonra Pedro ile tanıştım ve o benimle çalışmaya başladı. Kız kardeşimin sevgilisiydi, uzun yıllardır çalışmıyordu, işi yoktu. Ben de dedim ki: “Her şeyi yapabiliyorsun, nasıl olur da işin olmaz? Benimle gel.” dedim. O da benimle birlikte 12 yıldan fazladır; buraya başladığımızdan beri…
Beran Paçacı: Söyleşimiz bu noktada sona ermişti aslında. Ayak üstü son bir soru yöneltiyorum. İyi ki de sormuşum, güzel bir İspanyol deyimi öğreniyorum!
Valencia Jazz Festival’inde sahne alıyor musunuz?
Francisco Blanco: Valencia Jazz Festival, Palau de Música tarafından organize ediliyor. Program Direktörü’ne bu sene yazdım, ama cevap alamadım.
Francisco Blanco Latino bana İspanyolcadaki şu deyimi söylüyor: “Nadie es profeta en su tierra.” Türkçeye çevirimi, “Kimse kendi ülkesinde peygamber değildir”. Anlamına gelirsek, biraz düşündürücü!… Bir kişinin yeteneğinin, başarısının veya kazanımlarının genellikle doğduğu yerde veya yakın çevresi tarafından tanınmadığını, değer görmediğini veya takdir edilmediğini, daha çok tanınma ve hayranlığı ailesinin, yerel veya ulusal çevresinin dışında bulduğunu ifade eder.
■
Francisco Blanco’ya (Latino) zaman ayırdığı ve Valencia’daki Sedajazz’daki müzik eğitimi hayalini bütün açıklığıyla paylaştığı için teşekkür ederim. Ayrıca, bu söyleşinin gerçekleşmesi için bağlantıları kuran, çeviri yapan ve her türlü desteğini esirgemeyen Valensiya’da viyola sanatçısı, besteci ve caz müzisyeni Nehir Akansu’ya ayrıca teşekkür ederim.
■
Sedajazz resmi web sitesi
Sedajazz Bandcamp
Dark Blue Notes’da Beran Paçacı
Dark Blue Notes’da Röportajlar


