Türk şiirinin büyük ustası Yahya Kemal Beyatlı’nın bilinen dizeleri düştü aklıma, Sonny Rollins’in meçhule giden gemideki yerini aldığının haberini aldığımda. Çoğu ölümden sonra, bu muazzam şiirin ilk iki dizesini okurum kendime. Tamamı ezberimde değil. Giden de Sonny Rollins, sıradan biri değil; açtım Kendi Gök Kubbemiz’i, Sessiz Gemi’yi okudum. Beyatlı’yı elden bırakmak kolay değil; Rindlerin Hayatı ve Rindlerin Ölümü’nü okumadan olmazdı; Usta’ya ihanet etmedim. Bir çeşit seküler dua belki de bu şiirleri benim için; sevdiklerimi uğurlama şeklim.
Ölmüş olmasına şaşırmak anlamlı değil; neticede doksan beş yıl, ortalamaya oranla oldukça uzun bir ömür. O sabah şaşırmamın nedeni, bir gece önce, uykuya teslim olmadan önceki son yarım saatte onun hakkında okumuş olmamdı. Elimde basçı Henry Grimes’ın biyografisi vardı; uzun süre onun eşlikçiliğini yapmıştı ve doğal olarak Sonny Rollins kitabın ana kahramanlarındandı. Aidan Levy’nin yazdığı kapsamlı biyografi “Saxophone Colossus: The Life and Music of Sonny Rollins” bir kenara bırakılırsa, Rollins hakkında yazılmış en net cümleleri okumuştum gece. Muhtemelen ben hakkında okuyorken o ruhunu teslim etmişti; sabahına ölümünün haberini aldım.

Sadece müziği ile değil sanata ve hayata bakışıyla, beni derinden etkilemiş bir insanın vedası karşısında kayıtsız kalmam mümkün değildi; bir şeyler yazmalıydım.
Hakkında yazılması gerekenlerin hepsi dün yazılmıştı, bugün de yazıldı, yarın da yazılacak. Davis, Monk ve Coltrane ile beraber yaptıkları, uyuşturucudan kurtulma süreci, Village Vanguard’ın duvarlarına sinen trio konseri, nadasları, bir değil iki değil üç kez kendini nadasa çekişi, hiç bırakmamış gibi geri dönüşleri, serbest cazla flörtü… sonra çalgısına hakimiyeti, muazzam doğaçlama yeteneği, ilk birkaç notadan itibaren tanınan tonu, lirik öfkesi, baladlardaki kırılganlığı, zamanı eğip bükmesi, sessizliği kullanmadaki mahareti, melodinin ruhunu ele geçirmesine izin verişleri, metaforik hitabeti, caza şiirsellik kazandırması, kırılganlıkla otoriterlik arasında kurduğu ince ve tuhaf denge, bitimsiz hayal gücü, şaşırtıcı repertuvar seçimleri, yaşlandıkça sadeleşen, kırılganlaşan üslubunun çekiciliğini kaybetmemesi, müşkülpesentliği, cesareti, korkusuzluğu, ketumiyeti, yumuşak başlılığı, dürüstlüğü, caz sanatına sadakatı… yazıldı, yazılmaya da devam edilecek. Hepimiz yazdık, ben de yazdım; kelimeleri evirip çevirip, benzer bir yazı daha yazmak istemiyorum.

Dinlemeye bıraktım kendimi, Sonny Rollins and the Big Brass (1958), Way Out West (1957), Moving Out (1954), Next Album (1972), Falling in Love with Jazz (1989), This Is What I Do (2000), tabii ki A Night at the Village Vanguard (1957) hatta Sonny Rollins in Japan (1973) derken, son stüdyo albümüne sıra geldi: Sonny, Please (2006). Jeff Tamarkin’in dediği gibi, Rollins, hâlâ sınırları zorlamaktan hoşlanıyordu, eskisi kadar olmasa da… Zaten gerek de yoktu, kanıtlayacak bir şey bırakmamıştı. Yaslanıp Sonny Rollins olmanın keyfini çıkarmasında hiç bir beis yoktu.
Albüme adını veren beste, Rollins’in 45 yıl boyunca aynı yastığa baş koyduğu ve ölümüne kadar menejerliğini de yapmış olan karısı Lucille’e adanmıştı. Hayatı boyunca, çaldığı hiç bir soloyu beğenmemiş bir müzisyen olarak, ne zaman kötü çaldığından şikayet etse, “Bunu dinlemek için mi para verdiler bana?” diye sinirli şekilde sahneden inse, Lucille, Rollins’e yaklaşır ve şöyle dermiş: “Sonny, Please…”
Bu şekilde Rollins’i ikna ettiği durumların en ilgincini anlatayım size. Böylece hissettiğim yazma zorunluluğunu da yerine getirmiş olayım.
Yıl 1980. Malum, The Rolling Stones’un davulcusu Charlie Watts caz tutkunu; Birdland’de canlı izledikten sonra iflah olmaz bir Sonny Rollins hayranı haline gelmiş. Tattoo You kayıtları esnasında, Mick Jagger bir saksofoncu önermesini istediğinde Watts, hiç düşünmeden Rollins’in adını vermiş ve eklemiş: “Sonny Rollins sanmam ki bir Rolling Stones kaydında çalsın.”
Jagger da tanıyor tabii ki saksofoncuyu; kalibresinin de farkında. Ahmet Ertegün devreye giriyor, Rollins’ten, kendisine ulaştırılacak Rolling Stones kayıtlarını dinlemesini rica ediyor. Sonny, teklife kategorik olarak karşı, ona göre caz müziğinin seviyesi başka yerde (ki öyle). Bir iki bakıyor ama hiç oluru yok, dinlediklerini, ‘siyahi blues müziğinin kötü türevleri’ olarak tanımlıyor. Teklifi reddedeceğini söyleyince, Lucille’in ağzından o sihirli kelimeler dökülüyor: “Sonny, Please…”
Eh, akan sular duruyor. Kadının fendi erkeği yine yeniyor. Ah, minel aşk!
“Tamam, bari bir caz müzisyeni olarak benim doğaçlama dilim bunların müziğiyle birleşebiliyor mu, ona bakayım” diyerek kasetlere kulak veriyor. Heyhat, Stones müziğiyle bir bağ kuramadığını söylese de, deneme yapmaya razı oluyor. Sonny, bildiğimiz Sonny; ticareti düşünmüyor, aslolan müzikal deney.
Kayıt günü geliyor, her zaman aşırı dakik olan Sonny, muhtemelen biraz da gergin, stüdyoyu bulmakta güçlük çekiyor, geç kalıyor. Jagger artistlik yaptığını düşünüyor ama sohbete geçince hakikaten geçerli bir mazereti olduğuna inanıyor. Stüdyonun ortasına fırlıyor, dans etmeye başlıyor, ne istediğini dans figürleriyle anlatmaya çalışıyor ve “Dans etsin saksofon” diye de ekliyor.
Adamımız neticede müziği ciddiye alan birisi; mükemmeliyetçi hali ortaya çıkıyor. Parçalar üzerinde çalışıyor ve sonra da overdub kayda geçiyor. Üç parça için kaydını tamamlıyor: “Slave”, “Neighbours” ve “Waiting on a Friend”. İlkinde, rock ‘n roll’un doğuşunu müjdeleyen rhythm and blues saksofoncularını anıyor; sonuncusunda çalışına kalipso hissi katıyor, ritmin tam üstüne değil hafif arkasına yerleşiyor. Stones’un diline fazla yaklaşmadan, yine kendi diliyle çalıyor.
Tattoo You büyük başarı kazanıyor; 1981’de Billboard’da 9 hafta 1 numara oluyor. “Start Me Up” kadar olmasa da “Waiting on a Friend”, MTV’nin en çok istek alanları arasına giriyor. Hal böyleyken, Charlie Watts da Mick Jagger da saksofonucunun katkısından memnun ama caz alemi, Rollins’in bu eşlikçiliğini yadırgıyor. En sert eleştiri Betty Carter’dan geliyor: “Chuck Berry ile tarih yazmak yerine neden Rolling Stones’la çalıyor ki?”
Zaten Sonny Rollins de durumdan hoşnut değil; albümde adının gözükmesini istemiyor. Herkes çalanın kim olduğunu biliyor idiyse de, personel listesine adı yazılmıyor. The Rolling Stones yönetimi, turneye katılması için ısrar etse ve Rollins, caz yaşamının on yılında kazandığını birkaç ay içinde kazanacağının farkında olsa da, teklifi reddediyor.
1980’lerde dinlediğimde, ne “Tattoo You”, ne de o üç parçadaki saksofon bende iz bırakmıştı. Rollins yaşamıma girdikten sonra albümü tekrar dinlemiş, başlangıçta yadırgamıştım ama Jagger’ın ondan istediğini mükemmel şekilde yerine getirdiğini de anlamıştım. Şimdi ise, aldığım keyfi tarif etmekte zorlanıyorum.
Sonny Rollins, 25 Mayıs 2026’da, 96 yaşının ortasını az geçe hayata gözlerini yumdu. Yaşayan en büyük doğaçlamacıydı, saksofon anıtıydı, teknik yetkinliğin ansiklopedik karşılığıydı; cazın kurucu babalarının, Harlem’de Bir Büyük Gün’de objektife poz verenlerin sonuncusuydu.
Hayatının büyük kısmını geçirdiği şehrin, New York’un, ona borcunun bir kısmını ödeme vaktidir. Yakınına gidenlerin yüzüne yüzüne esen rüzgar, hala Sonny Rollins’in saksofonunu fısıldıyor ve Williamsburg Köprüsü’nün 124 yıldır taşıdığı ismi, Sonny Rollins’e devretme zamanı geldi, geçiyor.
Bu isim sizin için de bir anlam taşıyorsa, borçlular hanesinde siz de varsınız demektir; kampanyayı imzalamanızı rica ediyorum.
Umarım bir öte taraf vardır. Görüşmek umuduyla Bay Rollins.
■
Newk gidince Harlem biraz daha sessizleşti
Sonny Rollins: Retrospektif
Sonny Rollins resmi web sitesi


