Yeni Sullivan Fortner albümü Leave That In There, Artwork Records etiketiyle 28 Ağustos’ta yayın ve raflarda.
Sullivan’ın Instagram hesabında bir video var. Albümün adını soruyorlar ona. New Orleans’lı olduğunu vurguluyor, orada yemeklerin içine buldukları her şeyi kattıklarını ve sonucun çoğunlukla iyi olduğunu anlatıyor. Albümde piyano da çalıyor, Hammond B-3 de, synthesizer da kullanıyor, “şarkıcı olmamasına rağmen” vokalini de. Kayıtta yaptığı hiçbir şeyi, ilk bakışta hata gibi dursalar bile, çıkarmıyor. “Bunu o an böyle yaptık, bırakalım öyle kalsın” düsturundan hareket ediyor. Bu durum, albümün, kendiliğindenliği ve tarifsizliğiyle iyi bir New Orleans usulü ev yemeği karakterini oluşturuyor.
Sullivan’ın konser performanslarında doğallık ve kendiliğindenlik görüyorum. Yalnız müziğini yaparken değil, parça aralarında ağzından çıkardığı seslerle, ettiği laflarla da ne denli komik ve yanında bulunduğu kişilerin yaşamını bir süreliğine hafifleten biri olduğunu. Bunların yanında mizah, beceriklilik, yaratıcılık, zamanına ve dünyasına aitlik bedeninin hareketlerinden, yüzündeki jestlerden ve müziğinin akışkan karakterinden anlaşılıyor. Hangi ortama girerse girsin, kendini olduğu haliyle kabul ettirebilen ve olduğu kişiyi tavizsizce ortaya koyabilen biri olduğu -müziğini yapma biçimlerinden de- seziliyor. İmreniyorum.
Sonik zenginlik, dolgunluk ve -biraz da marimba kaynaklı- hafiflik, aynı anda aynı parçada. Sade yağ ile yapılan yemeğin tereyağıyla yapılan yemeğe göre daha hafif olmasına rağmen lezzetinden kayıp yaşamamasını andırır bir durum var ortada. Sullivan bu albümde tarihinin ve aile geçmişinin yüklerini müziğinin konusu yapıp mizahıyla sergiliyor. Sugarcane -Louisiana’daki şeker kamışı endüstrisine gönderme- ve Swirl gibi parçalar buna örnek. Özellikle Swirl’de sanki Hammond B-3 ile sahneye çıkmış, enstrümanı eşliğinde stand-up yapıyor.
Hymn for Linda isimli vokal ağırlıklı parçada albüm sinematografik bir hal alıyor. Sanki o âna dek parça parça, sahne sahne ilerlediğini fark edemediğim bir film izliyormuş gibi hissediyorum. Bu da tüm o New Orleans referanslı ortaya-karışık ya da anything goes durumlarının müzikal profesyonellikle kurgulanmış olduğunu gösteriyor. Şaşırmıyorum.
Albümde Sullivan’ın bestesi olmayan ya da stüdyo ortamında doğaçlamayla yaratılmayan tek parça Number 3. Sullivan’ın Oberlin Konservatuvarı’ndan hocası Marcus Belgrave’in sürekli çaldığı, Detroit’li davulcu-besteci Lawrence Williams’ın bestesi. Hocasına bir saygı duruşu niteliğinde albüme eklenmiş. Aria II isimli parça ise 2015 yılında yayınlanan Aria albümündeki aynı isimli parçanın 11 yıl sonraki devamı/versiyonu niteliğinde.
Sullivan’a basta Tyrone Allen II, davulda Kayvon Gordon eşlik ediyor. Birlikte sürekli iletişimsel ve etkileşimsel bir trio performansı gösteriyorlar. Beste (metin) ile doğaçlama arasında rahat ve Sullivan’ın müziğinde alışılmış bir denge kurulmuş. “Burada böyle yapmamalıyız” fikri oluştuğu her an “o zaman aynen öyle yapalım” fikri de oluşuyor ve olmaması gereken şeyleri olduruyorlar. Ve işliyor. Bu ikilik Sullivan’ın müziğinin belkemiğini oluşturuyor. “Konfor alanı”ndan çıkmanın kendisi artık onun konfor alanı olmuş.
Sullivan her parçanın sonunda bir-iki mizahi vuruşla nokta koyuyor parçalarına ve seyirciye dönüp “Bitirdim!” diyerek sırıtmasını görür gibi oluyorum.
■
Mert Çakırcalı’nın diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Vitrin
Sullivan Fortner resmi web sitesi


