Ankara’nın Tunalı Hilmi Caddesi’nde, uğramadan geçemediğim birkaç yer vardır. Bunlardan biri OZZYTURK Records & HI-FI Systems.
Recep Kerim Öztürk’ü uzun yıllardır tanırım. İyi bir plakçının en önemli özelliklerinden biri, hangi plağın hangi koleksiyoncuyu heyecanlandıracağını bilmesidir. Kerim Bey’de de bu sezgi fazlasıyla var.
Dükkâna girdiğimde gülümsedi. Kısa bir klasik sohbet sonrasında, “Sen Seversin. Sana göre bir Bob Dylan bootlegi var.” dedi.
Bob Dylan adını duyunca ister istemez meraklandım. Tezgâhın altına eğildi ve beyaz kapaklı bir plak çıkardı. Kapakta büyük siyah harflerle Little White Wonder yazıyordu. İlk anda hiçbir şey çağrıştırmadı.
Bob Dylan’ın resmi diskografisini, konser albümlerini ve yıllar içinde yayımlanan arşiv kayıtlarını yakından takip ettiğimi düşünürüm. Ama bu isim zihnimde hiçbir yere oturmadı.

Plağı elime aldım. Kapak olağanüstü sadeydi. Ne basım yılı ne bir plak şirketinin adı ne de arka kapağı dolduran uzun açıklamalar. Tam tersine, sanki bütün ayrıntılar özellikle silinmişti. İşte o anda, farkına varmadan zihnim beni 1970’li yıllara götürdü.
O beyaz kapak… O isimsizlik… O yalın tasarım…
Bir anda aklımdan şu soru geçti: Yoksa bu gerçekten bir korsan plak mı? Henüz cevabını bilmiyordum. Ama elimde tuttuğum şeyin sıradan bir Bob Dylan plağı olmadığı hissi giderek güçleniyordu.
Plağı kılıfından çıkardım. Etikette büyük harflerle Bob Dylan yazıyordu. Hemen altında ise dikkat çekici başka bir ifade vardı: The Basement Singers Sing Bob Dylan.
Merakım iyice arttı. Daha dükkandayken cep telefonumla kapağın fotoğrafını çekip ChatGPT’ye gönderdim. İlk değerlendirme ilginçti. Beyaz kapak nedeniyle bunun Beatles’ın White Album’ü olabileceğini düşündü.

Gülümsedim. “Hayır!”, dedim. Bu Bob Dylan. İşte gerçek hikâye de tam o anda başladı. O ana kadar elimde tuttuğum plağın neden önemli olduğunu bilmiyordum.
Birkaç saat sonra öğrenecektim ki, Little White Wonder sıradan bir bootleg değil, rock’n’roll tarihinin en çok konuşulan korsan plaklarından biriydi ve benim için bu keşif, Recep Kerim Öztürk’ün kurduğu tek bir cümleyle başlamıştı: “Sana göre bir Bob Dylan bootleg’i var”.
Eve döner dönmez araştırmaya devam ettim. İlk birkaç dakika içinde anladığım şey şuydu: Elimdeki plak, Bob Dylan’ın resmi diskografisinin parçası değildi. Daha ilginci ise, Little White Wonder adının rock’n’roll tarihinde çok özel bir yere sahip olmasıydı. İlk anda bunun yalnızca ilginç bir bootleg olduğunu düşünmüştüm. Oysa araştırmam derinleştikçe, bu beyaz kapağın çok daha büyük bir hikâyenin simgesi olduğu ortaya çıktı. Rock’n’roll tarihini değiştiren hikâyelerden birinin…
1967 yılında Bob Dylan, geçirdiği motosiklet kazasının ardından gözlerden uzak bir yaşam sürmeye başlamıştı. Woodstock’taki Big Pink isimli evde, Robbie Robertson, Rick Danko, Richard Manuel, Garth Hudson ve Levon Helm ile bir araya geliyor; kısa süre sonra The Band adını alacak bu olağanüstü toplulukla saatlerce müzik yapıyordu.

Ortada yeni bir albüm hazırlama düşüncesi yoktu. Kimse liste başarısını hesaplamıyordu. Bir plak şirketinin beklentileri de söz konusu değildi.
Dostların bir araya geldiği, şarkıların doğal akışı içinde doğduğu türler arası çizgi üstü bir rock’n’roll buluşması yaşanıyordu. Bu kayıtları aradan geçen onca yıla karşın bugün de büyüleyici kılan da tam olarak buydu.
Country… Folk… Blues… Rock’n’roll…
Hepsi Bob Dylan ile The Band’in birlikte kurduğu mücevher değerinde ses örgüsünün içinde kendiliğinden buluşuyordu. Bugün Americana diye tanımlanan yaklaşımın en önemli köklerinden biri de işte bu kayıtların içinde yatıyor. Bu nedenle Basement Sessions, Bob Dylan kadar The Band’in de doğum hikayesinin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor. İşin ilginç yanı ise bu kayıtların uzun yıllar resmî olarak yayımlanmamış olmasıydı. Buna karşın bu kayıtları oluşturan sesler durmadı.

Kasetler elden ele dolaştı. Kayıtlar çoğaltıldı. Koleksiyonerler onları aramaya başladı. Tam da bu noktada Little White Wonder, rock’n’roll tarihinin akışını değiştiren simgelerden biri haline geldi. Bugün bootleg denildiğinde çoğu koleksiyoncunun aklına, resmi diskografileri dışında kalan konser kayıtları, demolar, alternatif versiyonlar ve yayımlanmamış çalışmalar geliyor.
Oysa yarım yüzyıl önce bu kayıtların dolaşıma girmesi başlı başına cesur bir girişimdi. Little White Wonder, bu kültürün doğuşunu simgeleyen en önemli plaklardan biri olarak kabul ediliyor. Araştırma ilerledikçe elimdeki plak hakkında başka şeyler de saptayacaktım.
Üzerinde basım yılı yoktu. Arka kapağı ise bomboştu. PEACE etiketi taşıyordu. BIEM ibaresi dikkat çekiyordu. Üzerinde belirleyici bir matris koduna da rastlayamadım.
Bütün bu ayrıntılar, elimdeki örneğin büyük olasılıkla 1970’lerin ikinci yarısında Hollanda’da ya da Hollanda üzerinden dolaşıma girmiş bir Avrupa bootleg baskısı olabileceğini düşündürüyordu. Elbette bunu kesin olarak söyleyebilmek mümkün değildi.

Ancak yıllardır ağırlıklı olarak Hollanda’dan plaklar getiren Recep Kerim Öztürk’ün dükkânında karşıma çıkması da bu ihtimali güçlendiriyordu.
Arka kapakta yer alan Hollandalı eski plakçı damgası ise beni bambaşka düşüncelere götürdü. Bu plak ilk kez hangi vitrinde sergilendi? Kim satın aldı? Hangi koleksiyonların raflarında yıllarca sessizce bekledi?
En önemlisi de nasıl oldu da yarım yüzyılı aşan yolculuğunun sonunda Ankara’da, Tunalı Hilmi Caddesi’ndeki bir plak dükkânında karşıma çıktı?
Bütün bu soruların kesin bir cevabı yok. Hiç olmayacak da…
Ama koleksiyonculuğun büyüsü biraz da burada. Her plağın dinlediğimiz şarkılardan başka, kimsenin tam olarak bilemeyeceği ikinci bir hikâyesi daha var.
Üstelik bu hikâye benim için burada bitmiyor. Çünkü arşivimde, aynı dönemin kayıtlarını yıllar sonra resmî olarak yayımlayan The Basement Tapes de duruyor.
Bir tarafta resmî tarih… Diğer tarafta ise rock’n’roll tarihinin en ünlü korsan baskı bootleglerinden biri… Başka bir ifadeyle aynı ses örgüsünün iki farklı yolculuğu…

Little White Wonder üzerine araştırma yaparken, zihnim farkında olmadan yaklaşık sekiz yıl öncesine gitti. Aslında bu, Bob Dylan sayesinde yaşadığım ilk keşif değildi. O günde karşıma beklemediğim bir kayıt çıkmıştı.
Ankara’da büyük bir alışveriş merkezinin içerisinde yer alan bir kitapçının müzik reyonunda, uzun süre satılamadığı için indirim rafına kaldırılmış CD’lerin arasında dolaşıyordum. Raflardan birinde Columbia etiketi taşıyan bir albüm dikkatimi çekti: Bob Dylan in Concert – Brandeis University 1963.
Kapağını elime alır almaz arka yüzünü okumaya başladım. 10 Mayıs 1963’te Brandeis Üniversitesi Folk Festivali’nde kaydedilen bu konser, yıllarca kayıp sanılan bantlardan hazırlanmış ve aradan geçen uzun yılların ardından Columbia tarafından albüm olarak CD formatında yayımlanmıştı.
Doğrusu beni etkileyen albümün kendisinden önce hikâyesiydi. Yıllarca ortada olmayan bir konser… Sonra tesadüfen bulunan kayıtlar ve sonunda resmi bir albüme dönüşen bir folk yolculuğu…
Hiç düşünmeden satın aldım. Eve döndüğümde albümü baştan sona dinledim. Henüz kariyerinin başındaki Bob Dylan… Genç sesi, şarkıların arasındaki kısa konuşmaları… Hepsi, yıllar sonra açılmış bir zaman kapsülü gibiydi.
O hafta, Kulak Misafiri’ni bu albüme ayırdım. Programda yalnızca konser kayıtlarını çalmadım. Bir konserin nasıl kaybolduğunu, nasıl yeniden bulunduğunu ve yıllar sonra nasıl dinleyiciyle buluştuğunu anlattım. Rock’n’roll tarihinin unutulmuş kutuların, eski bantların ve sabırlı arşivcilerin omuzlarında ilerlediğini konuşmuştuk.
Program yayımlandıktan birkaç gün sonra yaşadığım o çok hoş mutluluğu da aktarmalıyım. Bu topraklarda yetişen, hayatı rock’n’roll olan ve benim her daim gönül kahramanım çizer Aptülkadir Elçioğlu program duyurusunu görmüş ve bu programdan hareketle on iki karelik bir çizgi roman hazırlamıştı.
Bir radyo programının çizgi romana dönüşmesi doğrusu beni ziyadesiyle mutlu etmişti. Bugün dönüp baktığımda, o programın neden hafızamda bu kadar güçlü yer ettiğini daha iyi anlıyorum. Aslında anlattığım şey Bob Dylan değildi. Bir kaydın, yıllar sonra yeniden hayata dönüşmesiydi.

Dolayısıyla, Little White Wonder üzerine araştırma yaparken hafızam beni hiç zorlanmadan o programa götürdü.
Aralarında yaklaşık sekiz yıl vardı. Ama iki keşif birbirine şaşırtıcı ölçüde benziyordu. İlki, yıllarca kayıp kaldıktan sonra Columbia etiketiyle resmi olarak yayımlanan bir konser kaydıydı. İkincisi ise resmi diskografinin dışında doğmuş, buna rağmen rock’n’roll tarihinin en önemli bootleg plaklarından olmuştu.
Biri, tarihin resmi sayfalarına sonradan eklenmiş; diğeri önce koleksiyoncuların dünyasında yaşamaya başlamış, ardından rock’n’roll tarihinin vazgeçilmez parçalarından biri olmuştu. O an fark ettim ki, beni heyecanlandıran şey hiçbir zaman plak ya da CD’nin kendisi olmamıştı. Beni peşinden sürükleyen, onların gerisindeki hikâyelerdi. Bu yüzden Bob Dylan, arşivime hiçbir zaman sıradan bir alışverişin parçası olarak girmedi. Her defasında önce hikâyesi geldi… Sonra sesi.
Bugün çalışma odamdaki plak rafına baktığımda ilginç bir manzarayla karşılaşıyorum.
Bir tarafta The Basement Tapes duruyor. Bob Dylan ile The Band’in birlikte kurduğu o benzersiz ses örgüsünü yıllar sonra resmî olarak dinleyiciye ulaştıran albüm…
Hemen yanında ise Little White Wonder. Aynı dönemin kayıtlarını, resmi tarihten çok önce dolaşıma sokan efsanevi bootleg.
Aslında ikisi de aynı hikâyeyi anlatıyor. Ama farklı yollardan… Biri plak şirketlerinin tercih ettiği yol… Diğeri ise koleksiyoncuların, meraklı dinleyicilerin ve rock’n’roll kültürünün açtığı yol. Little White Wonder, hukuken bir bootleg ya da korsan plak olarak tanımlansa da rock’n’roll tarihindeki yeri bundan çok daha büyük. Çünkü bu beyaz kapak, bir dönemin merakını, cesaretini ve rock’n’roll’a duyduğu tutkuyu temsil ediyor.
Bugün sanatçıların arşiv serileri, alternatif kayıtları, kutu setleri ve yayımlanmamış stüdyo çalışmaları büyük ilgi görüyor. Yarım yüzyıl önce ise bütün bunlar cesur koleksiyoncuların ve bootleg kültürünün açtığı yolda ilerliyordu. İşte bu yüzden Little White Wonder, bir plak olmanın çok ötesinde bir anlam taşıyor.
Yakın zamanda Kulak Misafiri’nde bu kez Little White Wonder’ın hikâyesini anlatacağım. Tıpkı yıllar önce Brandeis University 1963 albümünü anlattığım gibi…
Dönüp baktığımda, o programın neden en sevdiğim Kulak Misafiri yayınlarından biri olduğunu daha iyi anlıyorum. Hikâyelerin güzel tarafı da bu değil mi?
Bir plakçı dükkanında başlıyorlar… Bir radyo programına dönüşüyorlar… Sonra bir yazıya… Bazen de bir çizgi romana…
Benim hikayem ise Ankara’da, Tunalı Hilmi Caddesi’nde Recep Kerim Öztürk’ün söylediği tek bir cümleyle başladı: “Sana göre bir Bob Dylan bootlegi var”.
O gün bana uzatılan şey, bir plak değil, rock’n’roll tarihinin beyaz kapaklı nadide ve mücevher değerinde bir parçasıydı.
■
Dark Blue Notes’da Bülent Seyitdanlıoğlu
Dark Blue Notes’da Vitrin
Ozzyturk Records


