Galata Kulesi, Barış Manço ve Türk Müzisyeni

Bugün hemen herkesin sevgiyle andığı Barış Manço, kuşkusuz ki popüler Türk müziğinin en önemli figürlerinden biriydi. Çalışma alanımdan da kaynaklı olarak müziğine vakıf olduğum Manço’nun zannediyorum ki dinlemediğim tek bir şarkısı dahi yoktur. Ne var ki yaptığı işler bir yana, her aklıma gelişinde gözümün önünde beliren bir kare var ki zihnimdeki Barış Manço imgesinin bununla özdeşleştiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Bahsettiğim görüntü şarkıcının bir röportajına ait. YouTube’da da birkaç dakikalık kaydı bulunan röportajda, Barış Manço aslında yıllardır duymaya alışık olduğumuz bazı bilindik fikirlerden bahseder. Fakat bir an vardır ki söylediği şey gülüşüyle bütünleşir ve bakmayı değil de görmeyi bilene çok şey anlatır.

Read more / Daha fazla

Görünenin İki Yüzü

Şimdi bir düşünsenize, bir caz müzisyenisiniz; konsere saatler kalmış, bir diş ağrısı tutuyor ya da konserde sahneye çıkalı 1 saat olmuş, belinizde bir ağrı başlamış!… Ne yaparsınız ya da ne yapıyorlar? Burada değinmek istediğim konu, caz müzisyenlerinin yaşamlarını caz müziğine adamaları ve o uğurda yaptıkları fedakarlıklar! Fakat burada söz konusu olan Damien Chazelle’in yönettiği 2014 yapımı Whiplash filminde abartılan, daha iyi davul çalabilmek için kanayan/soyulan parmaklar değil! Daha gerçek anları yakalamak istiyorum.

Read more / Daha fazla

Türkiye’de Müziğin Ağır Aksak Cephesi: Çalgısal Müzik

Hâlâ umumiyetle müzikal derinliğin duygu yoğunluğuyla, icracının çalgısındaki ustalığının duygulu çalmayla ölçüldüğü; herhangi bir çalgıyla çalınan şarkıların, türkülerin enstrümantal müzik diye sunulduğu; birçok müzisyenin, ifade açısından vazgeçilmez bir unsur olan müzikal dinamiklerden habersiz olduğu; niteliğin somut ölçütler yerine türlü pespayeliğe kapı aralayan soyut, ölçülebilir olmayan öznel yargılara dayandırıldığı bir toplumda, aslında sadece çalgısal müziğin değil, bizzat müziğin kendisinin ağır aksak durumda olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Read more / Daha fazla

Dünya Müziği’nden Bize Kalan Ne?

Peki bugün dünya müziğinden bize kalan ne? Dünyanın ücra yerlerindeki kendi kabuğunda kalmış müzisyenleri keşfedip parlatarak vitrine çıkaran; birçoğunu oryantalist zihnin bitmeyen fantezisi “sentez” güdüsüyle melezleyen; aynı şeyleri dinlemekten sıdkı sıyrılmış dinleyicilerin kulaklarının pasını silen ve kuraklaşan sektörü taze kan temin ederek canlandıran bu oluşumu çoğunluğun yapıcı ve faydalı gördüğü muhakkak. Sadece bu yönlerden bakıldığında kimsenin bir itirazı da olamaz. Fakat mesele bundan ibaret değil.

Read more / Daha fazla

Tutkunun Peşi Sıra: Joni Mitchell

Düşünsenize, şöhretli bir sanatçısınız. Kimliğinizin en bilinen parçası, doğaldır ki, ürettikleriniz. Bir gün başınıza bir dert musallat oluyor ve kendinize geldiğinizde zanaatınız hakkında hiçbir şey hatırlamıyorsunuz. Hiç-bir-şey! Geride bıraktığınız yaşamınızı anlamlandıran en temel olgu artık yok. Mecazi anlamda siz artık yoksunuz. Nasıl hissederdiniz?

Read more / Daha fazla

(*) Sophie’s World

Küçük Prens için akordeonuyla gelmişti ve antik bir beldenin sokaklarında kendisi gibi Parisli üç oyuncu arkadaşıyla provalar yapıyordu. Sophie’yi yıllar sonra Paris’te bu kez ben onu ziyaret ettiğimde, kucağına yeni aldığı kızı Ange ile asıl mesleği olan resim sanatı için mücadelesindeki sıkışık, bir büyük şehir apartman hayatı içinde ve merdiven arasındaki atölyesindeki hâliyle görmüştüm.

Read more / Daha fazla

Müzik-Görsel İlişkisinde Öncü Yaklaşımlar-2

Geçen bölümün sonunda video kliplere kadar gelmiştik. Video klipler, kırk yıldan fazladır müzik-görsel ilişkisine yönelik işlerin en başında yer alıyorlar. Pek çokları ticari ürün olmanın ötesine geçmese de ‘video klip’i başlı başına bir olgu, sanat eseri hâline getirenler de azımsanmayacak sayıda. Scopitone’larda olduğu gibi video klipler de adlarını video cihazına borçlular. İlk ticari video kayıt cihazı 1956 yılında üretiliyor. Yıllar içinde cihazın taşınabilir hâle gelmesi, evlerde kullanılmaya başlanması, vitaphone’dan bu yana devrim sayılabilecek nitelikte.

Read more / Daha fazla

Müzik-Görsel İlişkisinde Öncü Yaklaşımlar – 1

Müzik ve görseli bir araya getirme düşüncesi yüz yıldan fazla bir geçmişe sahip. Geriye dönük ilk örneklere 19. Yüzyıl sonlarında rastlanıyor. 1892 yılında nota yayıncıları promosyon amaçlı şarkı slaytları hazırlıyorlar. Slaytlarda, şarkı sözleri öyküleştirilerek resmediliyor ve şarkının notasıyla birlikte satılıyor. 20. Yüzyılla beraber müzik, yedinci sanatın vazgeçilmez unsuru oluyor. Salona yerleştirilen piyanoda müzisyenler, klasik ve dönemin popüler eserlerini çalarak beyaz perdede seyredilene eşlik ediyorlar. Bellini’nin Casta Diva’sı, Schubert’in Bitmemiş Senfoni’si, Beethoven’in çeşitli uvertürleri sıklıkla seslendiriliyor. Piyanistler, giderek görseldeki olaylara, ifadelere uygun doğaçlamalar yapmaya başlıyorlar. Ayrıca müzik, makara değişimi sırasında boşluğu doldurma görevi de üstleniyor.

Read more / Daha fazla

Türlerin Kökeni

Bir sarmaşık gibi günlerimize dolanmıştı müzik. Her caz parçasını dinlediğimizde hücrelerimizde kimyamızı bozan akorların dolaştığını hissediyorduk. Böyle yaşayabilir ve bu şekilde ölebilirdik. Bazen ruhumuz canlanıyor bazen de derinlerde bir kederle baş başa kalıyorduk. Zaten kaya gibi “Rock” müziği vardı hayatımızda. Her zaman olduğu gibi çok az kişiydik. Sevdiğimiz film kahramanlarını izlercesine mutlu ediyordu cazın varlığı bizleri. Anlamadan dinliyor, içindeki cevheri fark ediyor ama yüzük taşı olarak bir türlü parmağımızda görmeyi beceremiyorduk.

Read more / Daha fazla