Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    PORTRE

    Miles Davis yaşadı mı?

    Yaptığının caz olmadığı yolundaki eleştirilerin yanı sıra karanlıkların prensi, sfenks, büyücü gibi çeşitli isimlerle anılan Miles Davis bence "cazın mor kâküllü şehzadesidir."
    Sadettin DavranBy Sadettin Davran25 Mayıs, 2026
    Miles Davis Sadettin Davran

    Yaşasa idi 100 yaşında
    olacaktı…

    Peki ya yaşamasa idi?
    Dünya nasıl bir yer olurdu?

    Miles Davis arkasında bir
    ‘Samanyolu’ bırakarak
    erken sayılacak bir yaşta
    öldüğünde orta yerde
    oluşan karadelik büyüyor…
    Hiç yaşamamış gibi…

    Oluşturduğu çok büyük
    dalgalar geri çekildi…

    Yerlerini çölleşmeler
    kapladı…

    Ondan öncesi ve ondan sonrası…
    Zamanı Kızıldeniz gibi ikiye ayırdı.

    Miles Davis…

    Ama açtığı
    yoldan sadece kendisi
    geçti…

    ■

    Mor kâküllü şehzade (*)

    Yaptığının caz olmadığı yolundaki eleştirilerin yanı sıra, “Karanlıkların Prensi”, “Sfenks”, “Büyücü” gibi adlarla anılan Miles Davis, bence “cazın mor kâküllü şehzadesi”dir. Davis’in kendi çizdiği sahne giysilerini ve başarılı saç transplantasyonunu biliyoruz. Ama trompetinin renginin değiştiğini de eklemek gerek: Mor! Koyu metalik mor!

    Alışılmış öykülerin tersine, Miles Dewey Davis III‘ün ailesi varlıklı idi. Babası Miles Davis II, çene cerrahisi profesörü; yüz çizgilerini aldığı, keman çalan, Miles’in deyişiyle “acaip” bir “blues” piyanisti ve şarkıcısı olan annesi ise siyahların haklarını koruyan bir derneğin faal üyesiydi. 1927’de Miles bir yaşında iken Alton Illinois’den East St. Louis’ye göçmüşler, oğullarının yaşamı boyunca özleyeceği geniş bir arazi içindeki çiftliği satın almışlardı. Bayan Davis ailelerinin saygın konumuna daha uygun olacağını düşündüğünden Miles’in keman çalmasını istiyordu. Ama Bay Davis, 13. yaşgününde oğluna eşi ile aralarındaki temel görüş ayrılığını simgeleyen bir çalgı armağan edecekti: Trompet. Bay Davis bununla da yetinmemiş, ona ünlü bir hoca tutmuştu: Elwood Buchanan. Bay Buchanan’ın Miles’a ilk ve en önemli dersi “vibratosuz çalmak” olmuştu: “İlerde nasıl olsa yaşlanacak, istemesen de vibratolu çalacaksın!”

    Miles, yörenin caz kulüplerinde çalmaya ve para kazanmaya kendisinden 6 yaş büyük ünlü trompetçi Clark Terry‘nin eve gelerek babasından izin almasını gerektirecek kadar erken yaşta başladı.

    East St. Louis, yerel müzisyenler bakımından zengin oluşunun yanı sıra dönemin ünlü topluluklarının da uğrak yeri idi. Bir gün kente turnedeki Billy Eckstein Topluluğu’nun da yolu düştü. Toplulukta o günlerin en çok konuşulan iki müzisyeni de yer alıyordu: Charlie Parker ve Dizzy Gillespie. Ama topluluğun üçüncü trompetçisi hastalanmıştı. Bu Miles’ın yıldızının parladığı ilk an değildi, sonuncusu da olmayacaktı; Dizzy: “Hey ufaklık, lisansın var mı? Bize bir trompetçi gerek!” İlk gece heyecandan ezbere bildiği üçüncü trompet bölümünü unutsa da iki hafta kentte kalan toplulukla her akşam çalan Miles’ı ailesi, turnenin ikinci durağı olan Chicago’ya göndermemişti. Ama bu iki hafta henüz 18’indeki Miles’in New York’a gitmek konusundaki kararını kesinleştirmiş, aynı yıl New York’taki ünlü Juilliard Müzik Okulu’na yazılmıştı.

    Gündüzleri Juilliard’da resmi müzik eğitimi alan Miles’ın gayri resmi eğilimleri, onu geceleri 52. Cadde’deki caz kulüplerinde Charlie Parker’in peşine düşürecekti. Parker’ı bulan ve dostluğunu tazeleyen Miles, o yıl yersiz yurtsuz derviş Parker’la odasını paylaşacaktı. Akşamlar elbette daha ilginçti. Parker, Gillespie, Monk, Bud Powell, Dexter Gordon, Kenny Clarke, Max Roach ve bütün hızıyla “Bebop.”

    “Her zaman yeni bir şeyler aradım” diyen Miles, 1948’de, yaşamında bir başka dönüm noktası oluşturan, büyük müzisyen Bill Evans‘la tanıştı ve uzun yıllar sürecek ortak çalışmaları başladı. Aynı yıl ilk topluluğunu kuran Davis’in Evans ve Gerry Mulligan‘la başlattığı ilk akım böylece doğdu: “Cool jazz.”

    Caz tarihinin en ünlü müzisyenleriyle çalışan Davis’in çok önemli bir birlikteliği de John Coltrane‘le idi. Miles’in artık yaşamayan bir başka büyük müzisyen, piyanist, besteci Bill Evans’la beraberliğinden ise müzik yaşamında çok özel bir yer tutan “Kind of Blue” albümü doğmuştu. Ardından gelen, Gil Evans‘la yaptığı “Miles Ahead“, “Porgy And Bess” ve “Sketches of Spain” üçlemesi Miles’in 50’li yıllarında kalan, ama ona hâlâ para kazandırmakta olan klasikleridir.

    1963’te 17 yaşındaki ünlü davulcu Tony Williams‘ı Herbie Hancock‘u, Ron Carter‘ı yanına alarak bir kez daha yön değiştiren Miles yine öndeydi, “Miles Smiles” “Sorcerer“, “Nefertiti“, “Filles De Kilimanjaro” albümleri cazda yeni bir dönemi haberliyordu. 1969’daki “In a Silent Way“den sonra ise onu kimse tutamayacaktı. 1970’te “Bitches Brew“, 1972’de “Live Evil“, 1974’te “Big Fun.” Bu tam bir elektro-şoktu. Hele eski hayranları için. Joe Zawinul, Chick Corea, Keith Jarrett, John McLaughlin, Dave Holland, Billy Cobham, Jack De Johnette, Al Foster, Airto Moreira ve günümüzün daha pek çok ünlü adını tek tek bulup çıkarıyordu Miles.

    1975’te sağlığı ciddi biçimde bozulan Miles, 1981’e kadar süren uzun bir suskunluktan sonra “The Man with the Horn“la müziğe döndü. Bu kez yanında birliktelikleri süren, beste ve düzenlemeleriyle de ünlü basçı Marcus Miller ve saksofoncu Bill Evans gibi yine çok değerli müzisyenler vardı. 1983’te “Star People“, 1984″te “Decoy“, 1985’te “You’re Under Arrest” peş peşe geldi ve Miles 60’ından sonra en öndeki yerine yeniden oturdu, Politik gücü ile de bilinen Miles, 1986’da adını Desmond Tutu‘dan alan “Tutu” albümünü ve son olarak 1987’de bir film müziği olan “Siesta“yı yaptı. Çoğunlukla Marcus Miller besteleri ve düzenlemelerinden oluşan bu albümlerin yanı sıra son yıllarda durmaksızın turne yapan Miles, yeni müziği ile “yeni” ve çok geniş bir dinleyiciye seslenmektedir.

    Yaptığının caz olmadığı yolundaki eleştirilerin yanı sıra karanlıkların prensi, sfenks, büyücü gibi çeşitli isimlerle anılan Miles Davis bence “cazın mor kâküllü şehzadesidir.” Sadece caz müziğinin değil, çağdaş sanatın en etkileyici kariyerlerinden birini sürdürmekte olan, bir önceki ne kadar parlak renkler taşırsa taşısın, sürekli gömlek değiştiren eşsiz bir yılandır. Davis’in kendi çizdiği şaşırtıcı yaratıcılıktaki sahne giysilerinden, yeni ve çok başarılı saç transplantasyonundan daha önce birkaç kez söz etmiştim. Kırmızı trompetinden de. Giysileri yine çok çarpıcı, ama trompetinin renginin değiştiğini eklemem gerek: Mor! Koyu metalik mor.

    (*) Bu yazı ilk defa 18 Temmuz 1988’de Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

    Editörün notu: Sadettin Davran’ın bu güzel yazısını dikkatimize sunduğundan ötürü Müzik Kütüphanesi gkhan.lp‘ye teşekkür ederiz.

    Miles Miles Davis Sadettin Davran
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleBugünden önce, yarından sonra
    Next Article Miles@100
    Avatar fotoğrafı
    Sadettin Davran

      Yazar ve çevirmen

      Related Posts

      Geçmişten gelen bir ses: Thee Sacred Souls

      18 Haziran, 2026

      Sonny, Please…

      28 Mayıs, 2026

      Newk gidince Harlem biraz daha sessizleşti

      28 Mayıs, 2026
      Yazarlar
      Kimiz?

      Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

      DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

      Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

      İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

      Yazıların telifi yazanlara aittir.

      Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

      Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

      Reklam: [email protected]

      Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

      Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

      Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

      Kanalı Görüntüle