Miles Davis için bugün pek çok şey söylenebilir ancak her şeyden önce eğer cazın “bir düşünce haline” geçmesinden söz edilebiliyorsa belki de bunu sağlayanların en başında Davis’in o zamanki yenilikçi ruhu yatıyordu. Coleman’ın silkelediği, özgür çalışlarla gelen caz müziğinin devrimci yanı Miles Davis ile zirveye çıkacaktı. Benim için onu tanıdığım ve müziğine ulaşmaya başladığım o yıllar ve sonrası tümüyle birbirinden ayrılan iki ayrı dönem gibiydi. Tam da onun zaten bunu yapmak istemesi gibi; caz dünyası için yeni bir kapıyı daha aralamıştı.
Upuzun bir süre boyunca tanıklık ettiğim müzik türlerinin gelişiminin, yaşadığım döneme gelmesi diyebilirim ki büyük bir ayrıcalıktı sanki. Caz var olmuş, çok önemli dönemlerini geçirmiş ve o yıllarda çoktan saygı kazanmış bir konuma bile yükselmişti. Ancak rock müziği henüz dünyada o kadar da bilinmiyordu. Üstelik sosyal konulardan politikaya dünya düzeni içinde savaşları geride bırakmış ülkeler de olmak üzere her bölgede önemli değişimler ve olaylar gerçekleşiyordu. Ragtime, bebop ya da cool dönemleri yaşayan dünya ve Amerika’nın Kennedy başkanının suikastı olduğunda küçük dünyamda henüz olup bitenleri tanımlayabilmekten uzaktaydım. Annemle babamın konuşmaları arasında suikast sözcüğünü ilk kez duyduğumda Martin Luther King hayattaydı ve özgürlük hareketleri, siyahların direnmeleri arasında “I Have A Dream” ile başlayan ünlü konuşmasını yapıyordu. Türkiye ‘de ise ticari taksilere arabalarında plak çalma yasağı getirilmişti. Dünyada büyük ülkelerin ortak imzaları ile nükleer denemelerin durdurulması antlaşması yapılıyordu. *Frank Sinatra, Nat King Cole, Louis Armstrong, Billie Hollyday (babam ve annem dans ediyorlar…) İlkokula başlamak üzereyim. Chuck Berry, Elvis Presley müzikleriyle ziyaretimize gelen genç akrabalarımız rockn roll diye bir şey ile dans ediyorlar. Hâlâ 60ların ilk yarısı, Johny Hollyday, Sylvie Vartan (ablam bile giderek Sylvie Vartan’a benzemeye başlıyor) 60ların ortasından itibaren Mina, Adriana Celantano, BB King, Ray Charles, Stevie Wonder, James Brown, Aretha Franklin ve nihayet Beatles, (siyah müzikler, blues, rockn roll, twist, cha-cha) ile büyümeye devam ediyorum. Kökleri tutmaya başlamış olabilir ancak hâlâ rock ana akım olarak ortada yok. 60ların son bölümünde *Shadows, Ten Years After, The Moody Blues, Janis Joplin, Jefferson Airplane, Lynyrd Skynyrd, Bob Dylan, Neil Young, John Lee Hooker, Eric Clapton, Carlos Santana, Jimi Hendrix ile ve artık ‘benim bildiğim’ rock müziği ile tanıştım. The Who müzik aletlerini sahnede kırıyor, Woodstock’dan yüzbinlerce insanın bir arada açıkta müzik dinlemesinden, Sharon Tate’in ölmesinden Jimi Hendrix in dişiyle gitar çalmasından bahsediyorduk. Hâlâ ilkokul öğrencisiyim.
Dünyada bir şeyler oluyordu.
Rock müziği büyürken ben de büyümeye başlamıştım.
Abim ilk akustik gitarını eline aldı, ben ise davul çalma hayalleriyle yanıyordum.
Osibisa, Temptations, Earth Wind and Fire, müzik zevkimiz her yönden gelişiyordu. Eagles, Elton John, David Bowie bunları nereden haber alıyoruz bilmiyorum, hiçbir kaynak yok, televizyon tek kanal ve siyah beyaz, üstelik Demirel’in kafasından başka bir şey yok. Hey Dergisi çıkıyor, yurt dışından gelen dergilere de bakıyoruz. 12 yaşımdaki harçlıklarımla Led Zeppelin (ilk plağım) Whole Lotta Love ‘ı aldım. 1969 sonbaharıydı. (aya ayak basılmasını radyoda dinlemiştim o yaz) sonrasında ise benim için büyük bir rock serüveni başlıyor. Rock tarihinin önemli grupları Yes, Deep Purple, King Crimson, Led Zeppelin, Styx, Camel, Uriah Heep, Doors, Pink Floyd, Rolling Stones, Tangerine Dream, Cream, Queen, Clarence Clearwater Rewival, Kraftwerk, America, Jethro Tull, Simon and Garfunkel ve sayılamayacak kadar çok her şeyi dinliyordum. Black Sabbath ardından heavy metal doğmaya başladığında ise ben rock kulvarından ayrılmak üzereydim. İlk Stanley Clarke plağımı School Days’i almıştım. 18 yaşında caz dinlemeye başladım. İçinde rock vardı ve bunu dinleyebilirdim. Üstelik serbest caz akımları, free caz ve fusion çoktan doğmuştu, Mahavishnu John McLaughlin, Weather Report en güzel albümlerini yapmaya başladığı halde onlarla daha sonra tanıştım. Ardından Return To Forever, Chick Corea ve Al Di Meola bütün müzik dinleme alışkanlıklarımı etkilemeye başladı. Ne rock müziğinde ne cazda bir dönem bitip diğeri başlamıyordu. Her şey iç içeydi. Farkında olmak için zaman geçmesi gerekiyordu. Tıpkı benim Miles Davis’in yeni bir dönem başlattığını 18 yaşında tanıdığım ve bütün bu saydıklarımın onun okulundan gelme olduğunun sonradan farkında olduğum gibi. Yıllar sonra artık zirvede görüldüğü ancak bir kesimin, yaptıklarını hayal kırıklığı olarak tanımladığı bir döneminde arka arkaya üç konseri ile İstanbul caz dinleyicisine unutulmayacak bir karşılaşmayı sunduğunda zihnimde sonsuza kadar sürecek bir iz bırakmıştı. Müziğin dâhi isimlerinden birini müziğine hayran bir durumdayken bu yakınlıkta izleyebilmek, açtığı kapıdan ilerleyen her biri mükemmel isimlerin büyük bir dalgayı bugünlere sürdürenler olarak halen bizi büyülemeleri sürerken onu sahnede yaptıklarını ne denli kanıtladığının canlı görüntüsü olarak hatırlamak hâlâ çok değerli.

■
Miles Davis 100 yaşında
Miles Davis resmi web sitesi
Dark Blue Notes’da Levent Öget
Levent Öget: Caz Fotoğrafları


