For the English version of the interview with Alireza Ghahremani, please click here.
Muhtemelen Alireza Ghahremani adını daha önce duymadınız; ben de duymamıştım. Müziğin güzelliği böylece başlıyor, bir isim, bir album ya da bir konser ansızın önünüze geliyor ve sanki uzun zamandır tanıyormuşsunuz, biliyormuşsunuz gibi bir yer ediniyor. Ankara’da Ahzuita’daki konserinde ilk kez canlı dinlediğimde, Ghahremani’nin müziğinde tam da böyle bir yakınlık hissettim. Coğrafyaların, dillerin ve müzik geleneklerinin farklılığına rağmen, tanıdık gelen bir şey vardı; belki de onun yeni albümüne adını veren o “tatlı hüzün”.
Sweet Sadness, yalnızca bir albüm başlığı değil, Ghahremani’nin müziğini kuran duygusal özü de tarif ediyor. İran’ın makam geleneğini, halk müziğinin hafızasını ve çağdaş cazın doğaçlamacı dilini bir araya getirirken, folkloru egzotik bir süs olarak kullanmıyor; tersine, onu kişisel bir anlatının içine yerleştiriyor. Bu yüzden müziğinde bazen belirgin, bazen de görünmez biçimde dolaşan İran etkisi, bir stil alıntısından çok, yaşanmışlığın sesi gibi duyuluyor.
Ozan Deniz Özel (saksofon), Alireza Ghahremani (gitar), Eyüp Efe Nurlu (piyano), Ulaş Özdemir (bas), Batu Özcan (davul)
Bu söyleşide Ghahremani, İran’da caz yapmanın tarihsel ve politik zorluklarından, Ortadoğu’nun melankolisini blues’la akraba kılan duygusal ortaklıklardan ve Ankara’da karşılaştığı samimi caz çevresinden söz ediyor. Gelenek ile geleceğin karşı karşıya gelmek zorunda olmadığını düşünen sanatçı, müziği türlerden çok insanlar arasında kurulan bir diyalog olarak görüyor.
Söyleşimizi okuduktan, müziğini dinledikten sonra eminim siz de Ghahremani’yi zaten tanıyor olduğunuzu düşünecek, müziğindeki samimiyet ve sahiciliği seveceksiniz.
■
Sweet Sadness, tatlı hüzün, bu coğrafyanın ve insanlarının en belirgin özelliklerinden biri, değil mi?
Alireza Ghahremani: Evet, bence öyle. Orta Doğu kültürünün derinliklerinde, şiirde, müzikte, günlük yaşamda, hatta insanların sevme ya da anma biçimlerinde bile belirli bir acı-tatlı duygusal ton var.
Bu sadece hüzün değil, çünkü içinde güzellik, şefkat, mizah ve umut da var.
Bu yüzden buna “tatlı hüzün” diyorum. Aynı anda anıları, özlemi, dayanıklılığı ve insanlığı da taşıyor.
Özellikle İran kültüründe melankoli, her zaman kaçmaya çalıştığımız bir şey değildir. Bazen hayatı daha derinden anlamanın bir yolu haline gelir.

Bizim “tatlı hüznümüzü” Afro-Amerikalıların blues’uyla karşılaştırır mısınız?
Alireza Ghahremani: Duygusal açıdan, evet. Her iki gelenek de acıyı güzelliğe ve ifadeye dönüştürür. Blues, tarihsel acı, yerinden edilme, baskı ve hayatta kalma mücadelesinden doğdu. Ortadoğu müziği de yüzyıllara dayanan özlem, sürgün, savaş, mistisizm ve kolektif hafızayı taşır.
Elbette, çok farklı tarihlerden ve müzik dillerinden geliyorlar ve ben asla birini diğerine indirgemezdim. Ama duygusal olarak, aralarında manevi bir bağ olduğunu hissediyorum; acıyı saklamak yerine şarkıya dökme ihtiyacı gibi.
Bu duygusal dürüstlük, beni caza çeken nedenlerden biri de.
Vatanınızın en büyük düşmanı sayılan bir ülkeden köklenmiş bir müziği yapmak nasıl bir şey? Hem kendi ülkenizde hem de yurtdışında nasıl karşılanıyorsunuz?
Alireza Ghahremani: Sanatçılar için müzik genellikle siyasi anlatıların ötesinde var olur.
İranlı bir müzisyen olarak, doğal olarak ülkemin gerçeklerini ve gerilimlerini yanımda taşıyorum, ancak başka kültürlerden müzisyenlerle işbirliği yaptığımda, genellikle düşmanlıktan ziyade merak, empati ve insani bir bağ hissediyorum.
İran’da bağımsız müzik yapmak birçok açıdan karmaşık olabilir, ancak sınırlamalara rağmen sanat yapmaya devam eden yetenekli ve yaratıcı insanlarla dolu, inanılmaz derecede canlı bir sanat topluluğu da var.
Yurtdışında, birçok dinleyici, klişeler ve manşetlerin ötesinde İran’dan daha insani ve kişisel bir ses duymakla ilgileniyor. Müzik, insanların propaganda veya sınırlar olmadan birbirleriyle buluşabileceği bir alan yaratıyor.

İran’da cazın geçmişi ve bugünü hakkında bize biraz bilgi verir misiniz?
Alireza Ghahremani: İran’da cazın çok benzersiz ve karmaşık bir tarihi var. Batı klasik müziği yirminci yüzyılın başlarında İran’a daha resmi bir şekilde girmiş olsa da, caz uzun yıllar boyunca nispeten yeraltında ve sınırlı bir şekilde varlığını sürdürdü. 1979 devriminden önce, özellikle Tahran’da, büyük orkestralar ve füzyon tarzlarıyla deneyler yapan müzisyenler vardı, ancak bu sahne hâlâ nispeten küçüktü.
Devrimden sonra, Batı müziğinin birçok türü kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı ve uzun bir süre caz, çoğunlukla bireysel müzisyenler, özel toplantılar, kişisel çalışmalar ve küçük bağımsız topluluklar sayesinde hayatta kaldı. Kaynaklara, eğitime, konserlere ve uluslararası alışverişe erişim genellikle çok sınırlıydı.
Ancak son yirmi yıl içinde, yeni nesil İranlı müzisyenler internet, kayıtlar ve bağımsız projeler aracılığıyla küresel müzikle giderek daha fazla bağlantı kurdu. Bugün, straight-ahead cazdan deneysel, füzyon ve İran müzik gelenekleriyle birleştirilmiş çağdaş formlara kadar farklı yönleri keşfeden birçok yetenekli İranlı caz müzisyeni var.
İran cazını benim için özellikle ilginç kılan şey, birçok müzisyenin sadece Batı caz geleneklerini taklit etmek yerine kişisel bir kimlik arayışında olmasıdır. Doğaçlama, İran modal müziği, folklor ve modern ifade arasında süregelen bir diyalog var.
Sınırlamalara ve zorluklara rağmen, sahne olağanüstü bir yaratıcılık ve tutkuyla gelişmeye devam ediyor.
Sizce müziğiniz İran folklorunu ve/veya Orta Doğu müziğini ne ölçüde içeriyor?
Alireza Ghahremani: Yüzeyde hemen göze çarpmasa da, çok derin bir şekilde.
Bazen bu etki, İran halk müziği ve geleneksel müziğinden ilham alan ritim, melodi, süslemeler veya modal renkler aracılığıyla doğrudan ortaya çıkar. Diğer zamanlarda ise duygusal atmosfer, hikaye anlatımı veya cümle kurulumunda daha görünmez bir şekilde var olur.
İran etnik ve geleneksel müziğinde, her modun kendi anlatısını, duygusal atmosferini ve kültürel hafızasını taşıdığı modal sistemler olan makam kavramıyla karşılaşırız. Bu makamlar sadece müzikal yapılar değildir; aynı zamanda belirli bölgelere ve tarihlere bağlı hikaye anlatım dilleri olarak da işlev görürler.
Kendi müziğimde, makamlardan ilham almaya ve bunları kişisel müzik dilim aracılığıyla yeniden yorumlamaya çalışıyorum. Örneğin, 2024’te yayınlanan Zaranjee adlı bestemde, İran’ın Kuzey Horasan bölgesine ait Gerayeli (Zambakın Ağlaması) makamından ilham aldım.
Geleneksel müziği olduğu gibi yeniden yaratmaya çalışmıyorum. Daha çok, onun ruhunu cazı, doğaçlamayı ve dünyanın diğer bölgelerinden gelen etkileri de içeren çağdaş bir müzik diline taşımakla ilgileniyorum.
Bu bağlamda, gelenek ile gelecek birbiriyle çelişiyor mu?
Alireza Ghahremani: Bence çelişmek zorunda değiller.
Gelenek, gelişmeye devam ettiğinde canlanır. Eğer geleneği sadece bir müze eseri gibi korursak, yaşayan kültürle olan bağını kaybedebilir.
Benim için gelecek, geçmişin köklerinden filizlenir. Asıl zorluk, geleneğe hapsolmadan ona saygı duymaktır. Yenilik ve hafıza bir arada var olabilir.
Cazın bir tür şemsiye terim olduğunu düşünüyor musunuz? Dış etkiler eklendikçe cazın özü ne ölçüde bozulmadan kalır?
Alireza Ghahremani: Caz her zaman kültürel alışveriş yoluyla gelişmiştir.
Başından beri Afrika, Avrupa, Latin Amerika ve diğer birçok gelenekten etkiler almıştır. Doğaçlama, etkileşim, ritim, bireysellik ve açıklık, cazın özünün bir parçasıdır. Bu yüzden, cazın kapalı bir tarz değil, daha çok yaşayan bir dil olduğunu düşünüyorum. Önemli olan dürüstlük ve derinliktir; cazın üzerine basitçe “egzotik” sesler eklemek değil, farklı müzik kültürlerinin birbirleriyle içten bir şekilde iletişim kurmasına izin vermektir.

Müziğe olan tutkunuz nasıl başladı, gelişti ve değişti?
Alireza Ghahremani: Gençken klasik müzikle başladım ve daha sonra İran geleneksel müziğine derin bir ilgi duymaya başladım. Zamanla caz, bana özgürlük, doğaçlama ve diyalog sunduğu için benim için yeni bir kapı açtı.
Yaş aldıkça müzik, sadece teknikten ibaret olmaktan çıkıp ifade, deneyim ve bağ kurma haline geldi. Seyahat etmek, farklı kültürlerden müzisyenlerle tanışmak ve zor dönemler yaşamak, dinleme ve beste yapma şeklimi değiştirdi.
Bugün müziği bir türden çok insanlarla kurulan bir diyalog olarak görüyorum.
Bir gitarist ve aranjör olarak, cazdan ve varsa diğer türlerden hangi müzisyenler sizi etkiledi? Hangi yönlerden?
Alireza Ghahremani: Hayatımın farklı aşamalarında birçok müzisyen beni etkiledi.
Cazdan Pat Metheny, John Scofield ve Richard Bona gibi sanatçılar sesleri, armonik dilleri ve kişisel sesleriyle bana ilham verdi.
Adam Bałdych ve Shai Maestro gibi Avrupalı müzisyenlerden de güçlü bir şekilde etkilendim. Onların müziğinde hayran olduğum şey, duygusal derinlik, sinematik atmosfer ve gelenek, doğaçlama ve çağdaş ifade arasındaki denge.
İran geleneksel ve halk müzisyenlerinin yanı sıra Latin Amerika ve Akdeniz müzik geleneklerinden de derinden etkilendim. Dünya müziği beni her zaman büyülemiştir. Farklı kültürleri araştırmayı ve onları daha yakından deneyimlemek için seyahat etmeyi seviyorum.
Şiir, sinema, doğa ve manzaralar da beni derinden etkiliyor. Bir aranjör olarak, duygusal hikaye anlatımına, enstrümantasyon ve dokunun bir melodi etrafında nasıl bir dünya yaratabileceğine çok ilgi duyuyorum.
Beş yıl sonra kendinizi ve müziğinizi nerede görüyorsunuz?
Alireza Ghahremani: Farklı kültürlerden müzisyenlerle yapacağım işbirlikleri, konserler, kayıtlar ve sanatsal paylaşımlar sayesinde uluslararası alanda büyümeye devam etmeyi umuyorum.
Müzikal açıdan, sadece daha büyük olmak yerine daha derine inmek, samimi, zamansız ve duygusal açıdan anlamlı eserler yaratmak istiyorum. Ayrıca İran köklerini caz ve çağdaş dünya müziğiyle doğal bir şekilde birleştiren bir müzik dili geliştirmeye devam etmeyi umuyorum.
Beste yapma motivasyonunuz ve süreciniz nedir?
Alireza Ghahremani: Genellikle beste, teorik bir fikirden ziyade duygusal bir imgeyle başlar.
Bazen bir melodi, bir ritim, bir anı, bir şiir, bir yolculuk veya hatta belirli bir atmosferden yola çıkar.
Genellikle önce sezgisel olarak bestelerim, sonra analiz ederim. Doğaçlama, sürecimin önemli bir parçasıdır çünkü beklenmedik fikirlerin doğal bir şekilde ortaya çıkmasını sağlar.
Benim için besteleme, kelimelerle tek başına açıklaması zor olan duyguları ve deneyimleri anlamanın bir yoludur.

Ülkenizin hem geçmişte hem de günümüzde yaşadığı trajik dönem müziğinizi nasıl etkiledi?
Alireza Ghahremani: Beni duygusal ve psikolojik olarak derinden etkiledi.
Toplumsal gerginlik, belirsizlik, sansür, çatışma ve sosyal baskı ile çevrili bir ortamda büyüdüğünüzde, bunlar kaçınılmaz olarak bir şekilde sanatsal dilinize girer.
Ancak müziğimin sadece acının bir belgesi haline gelmesini istemiyorum. Acının yanı sıra güzellik, direniş, şefkat, umut ve özgürlük arzusu da var.
Sanatın, zorlu deneyimleri sadece politik olmaktan ziyade insani ve evrensel bir şeye dönüştürdüğünde anlam kazandığını düşünüyorum.
Sanırım birkaç aydır Türkiye’desiniz. Ankara’daki caz sahnesi ve burada yapılan müzik hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum.
Alireza Ghahremani: Türkiye’de, özellikle de Ankara’da geçirdiğim süre boyunca yetenekli ve tutkulu birçok müzisyenle tanıştım. En çok takdir ettiğim şey, sahne içindeki samimiyet ve açıklık. Sanatsal paylaşım ve işbirliğine yönelik gerçek bir ilgi var; bu da farklı geçmişlere sahip müzisyenler için çok sıcak bir atmosfer yaratıyor.
Ayrıca Türk müzisyenlerin müziklerinde doğal olarak zengin bir kültürel mirası taşıdıklarını hissediyorum. Paylaştığımız kültürel miras sayesinde, çok hızlı bir şekilde bağ kurabildik ve birbirimizin müzik dilini daha doğal bir şekilde anlayabildik. Bölgelerimiz arasında bu iletişimi çok organik kılan birçok duygusal ve kültürel benzerlik var.
Ayrıca Ankara’da sanatçılar arasında caz kültürü ve kültürlerarası alışveriş için daha fazla alanın ortaya çıktığını görmekten çok mutluyum. Bunun bir örneği, caz müziğine tutkulu insanlar için samimi ama profesyonel bir caz kulübü olan Ahzuita. Burası, yerel ve uluslararası müzisyenlerin bir araya gelip performans sergilemesi ve deneyimlerini paylaşması için değerli bir alan yaratmış.
Aynı zamanda, Ankara’daki caz sahnesinin, daha fazla festival, işbirliği ve kültürel bağlantı yoluyla uluslararası alanda büyümeye devam edebilecek güçlü bir yaratıcı potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Hem müzikal hem de kişisel olarak buradaki deneyimlerimden gerçekten keyif aldım.
■
Interview with Alireza Ghahremani
You’ve probably never heard the name Alireza Ghahremani before; neither had I. That’s how the beauty of music begins: a name, an album, or a concert suddenly comes your way and takes root, as if you’ve known it for a long time. When I first heard him live at his concert at Ahzuita in Ankara, I felt exactly that kind of closeness in Ghahremani’s music. Despite the differences in geography, languages, and musical traditions, there was something familiar about it; perhaps it was that “sweet sadness” that gives his new album its title.
“Sweet Sadness” is not merely an album title; it also describes the emotional core that defines Ghahremani’s music. While blending Iran’s maqam tradition, the memory of folk music, and the improvisational language of contemporary jazz, he does not use folklore as an exotic ornament; rather, he embeds it within a personal narrative. That’s why the Iranian influence that sometimes surfaces clearly and other times remains invisible in her music sounds less like a stylistic borrowing and more like the voice of lived experience.
In this interview, Ghahremani discusses the historical and political challenges of making jazz in Iran, the emotional affinities that link the Middle East’s melancholy, or ‘Sweet Sadness’ to the blues, and the warm jazz community he encountered in Ankara. Believing that tradition and the future need not be at odds, the artist views music not as a genre but as a dialogue between people.
After reading our interview and listening to his music, I’m sure you’ll feel as though you already know Ghahremani, and you’ll appreciate the sincerity and authenticity in his music.

Sweet sadness—it’s one of the defining characteristics of this region, isn’t it?
Alireza Ghahremani: Yes, I think so. There is a certain bittersweet emotional color that exists deeply in Middle Eastern culture, in poetry, music, daily life, even in the way people love or remember.
It’s not purely sadness, because there is beauty, tenderness, humor, and hope inside it as well.
That’s why I call it “sweet sadness.” It carries memory, longing, resilience, and humanity at the same time.
In Iranian culture especially, melancholy is not something we always try to escape from. Sometimes it becomes a way of understanding life more deeply.
Would you compare our “sweet sadness” to the blues of Afro-Americans?
Alireza Ghahremani: In some emotional ways, yes.
Both traditions transform pain into beauty and expression. The blues emerged from historical suffering, displacement, oppression, and survival. Middle Eastern music also carries centuries of longing, exile, war, mysticism, and collective memory.
Of course, they come from very different histories and musical languages, and I would never reduce one to the other. But emotionally, I feel there is a spiritual connection between them, a human need to sing through pain instead of hiding it.That emotional honesty is also one of the reasons I was drawn to jazz.
What’s it like to make music from a country that is considered the greatest enemy of the nation you call home? How are you received both in your own country and abroad?
Alireza Ghahremani: For artists, music often exists beyond political narratives.
As an Iranian musician, I naturally carry the realities and tensions of my country with me, but when I collaborate with musicians from other cultures, I usually experience curiosity, empathy, and human connection rather than hostility.
Inside Iran, creating independent music can be complicated in many ways, but there is also an incredibly vibrant artistic community full of talented and creative people who continue to make art despite limitations.
Abroad, many audiences are interested in hearing a more human and personal voice from Iran beyond stereotypes and headlines. Music creates a space where people can meet each other without propaganda or borders.
“Would you please tell us about jazz in Iran, yesterday and today?
Alireza Ghahremani: Jazz in Iran has a very unique and complicated history. Although Western classical music entered Iran more formally during the early twentieth century, jazz remained relatively underground and limited for many years. Before the 1979 revolution, there were musicians experimenting with jazz, big bands, and fusion styles, especially in Tehran, but the scene was still relatively small.
After the revolution, many forms of Western music faced restrictions, and for a long period jazz survived mostly through individual musicians, private gatherings, personal study, and small independent communities. Access to resources, education, concerts, and international exchange was often very limited.
However, during the last two decades, a new generation of Iranian musicians became increasingly connected to global music through the internet, recordings, and independent projects. Today, there are many talented Iranian jazz musicians exploring different directions, from straight-ahead jazz to experimental, fusion, and contemporary forms combined with Iranian musical traditions.
What makes Iranian jazz particularly interesting to me is that many musicians are searching for a personal identity rather than simply imitating Western jazz traditions. There is an ongoing dialogue between improvisation, Iranian modal music, folklore, and modern expression.Despite limitations and challenges, the scene continues to evolve with remarkable creativity and passion.
In your opinion, to what extent does your music incorporate Iranian folklore and/or Middle Eastern music?
Alireza Ghahremani: Very deeply, even when it is not immediately obvious on the surface.
Sometimes the influence appears directly through rhythm, melody, ornamentation, or modal colors inspired by Iranian folk and traditional music. Other times it exists more invisibly, in the emotional atmosphere, storytelling, or phrasing.
In Iranian ethnic and traditional music, we encounter the concept of maqam, modal systems in which each mode carries its own narrative, emotional atmosphere, and cultural memory. These maqams are not only musical structures; they also function as storytelling languages connected to specific regions and histories.
In my own music, I try to draw inspiration from Iranian maqams and reinterpret them through my personal musical language. For example, in my composition Zaranjee, released in 2024, I was inspired by the Gerayeli (Lily’s Cry) maqam from the North Khorasan region of Iran.
I’m not trying to recreate traditional music exactly as it was. I’m more interested in carrying its spirit into a contemporary musical language that also includes jazz, improvisation, and influences from other parts of the world.
In this sense, are tradition and the future in conflict?
Alireza Ghahremani: I don’t think they have to be.
Tradition becomes alive when it continues to evolve. If we only preserve tradition like a museum object, it can lose its connection to living culture.
For me, the future grows from the roots of the past. The challenge is to respect tradition without becoming imprisoned by it. Innovation and memory can coexist.
Do you think jazz is a kind of umbrella term? To what extent does its essence as jazz remain intact as external influences are added?
Alireza Ghahremani: Jazz has always evolved through cultural exchange.
From the beginning, it absorbed influences from Africa, Europe, Latin America, and many other traditions. Improvisation, interaction, rhythm, individuality, and openness are part of its essence.
So, I think jazz is not a closed style but more like a living language. The important thing is honesty and depth, not simply adding “exotic” sounds on top of jazz, but allowing different musical cultures to genuinely communicate with each other.
How did your passion for music begin, develop, and change?
Alireza Ghahremani: I started with classical music when I was young and later became deeply interested in Iranian traditional music. Over time, jazz opened another door for me because it offered freedom, improvisation, and dialogue.
As I grew older, music became less about technique alone and more about expression, experience, and connection. Traveling, meeting musicians from different cultures, and living through difficult periods all changed the way I listen and compose.
Today I think of music more as a human conversation than as a genre.
As a guitarist and arranger, which musicians from jazz and, if any, other genres have influenced you? In what ways?
Alireza Ghahremani: Many musicians influenced me in different stages of my life.
From jazz, artists like Pat Metheny, John Scofield, and Richard Bona inspired me through their sound, harmonic language, and personal voice.
I have also been strongly influenced by European musicians such as Adam Bałdych and Shai Maestro. What I admire in their music is the emotional depth, cinematic atmosphere, and the balance between tradition, improvisation, and contemporary expression.
I’ve also been deeply influenced by Iranian traditional and folk musicians, as well as Latin American and Mediterranean music traditions. World music has always fascinated me. I enjoy researching different cultures and traveling to experience them more closely.
Poetry, cinema, nature, and landscapes also influence me deeply. As an arranger, I’m very interested in emotional storytelling, how instrumentation and texture can create a world around a melody.
Where do you see yourself and your music in five years?
Alireza Ghahremani: I hope to continue growing internationally through collaborations, performances, recordings, and artistic exchange with musicians from different cultures.
Musically, I want to go deeper rather than simply bigger, to create work that feels honest, timeless, and emotionally meaningful. I also hope to continue developing a musical language that connects Iranian roots with jazz and contemporary world music in a natural way.
What are your motivations and process for composing?
Alireza Ghahremani: Usually, composition begins with an emotional image rather than a theoretical idea.
Sometimes it starts from a melody, a rhythm, a memory, a poem, a journey, or even a specific atmosphere.
I often compose intuitively first and analyze later. Improvisation is an important part of my process because it allows unexpected ideas to appear naturally.
For me, composing is a way of understanding emotions and experiences that are difficult to explain with words alone.
How has the tragic period your country has experienced—both in the past and present—influenced your music?
Alireza Ghahremani: It has influenced me deeply, emotionally and psychologically.
When you grow up surrounded by collective tension, uncertainty, censorship, conflict, and social pressure, it inevitably enters your artistic language in some form.
But I don’t want my music to become only a document of suffering. Alongside pain, there is also beauty, resistance, tenderness, hope, and the desire for freedom.I think art becomes meaningful when it transforms difficult experiences into something human and universal rather than only political.
I think you’ve been in Turkey for a few months now. I’m curious to hear your thoughts on the jazz scene in Ankara and the music being made here.
Alireza Ghahremani: During my time in Turkey, especially in Ankara, I’ve met many talented and passionate musicians. What I appreciate most is the sincerity and openness within the scene. There is a genuine interest in artistic exchange and collaboration, which creates a very warm atmosphere for musicians coming from different backgrounds.
I also feel that Turkish musicians naturally carry a rich cultural heritage within their music. Because of the cultural heritage we share, I think we were able to connect very quickly and understand each other’s musical language more naturally. There are many emotional and cultural similarities between our regions that make this communication feel very organic.
I’m also very happy to see that more spaces for jazz culture and intercultural exchange are emerging in Ankara among artists. One example is Ahzuita, a friendly yet professional jazz club for people who are passionate about jazz music. It has created a valuable space for local and international musicians to meet, perform, and share their experiences with each other.At the same time, I think the jazz scene in Ankara has strong creative potential that can continue growing internationally through more festivals, collaborations, and cultural connections. I’ve truly enjoyed my experiences here, both musically and personally.
■
Turgay Yalçın’ın diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Röportajlar
Alireza Ghahremani Spotify
Alireza Ghahremani Bandcamp


