Vitrin

Burak Sülünbaz, Timothée Chalamet’in Bob Dylan’ı canlandırdığı ‘A Complete Unknown / Tam Bir Bilinmez’ filmi hakkındaki detayları yazdı.

Portre

Uzun zamandır albüm yayınlamayan Kanadalı şarkıcı ve piyanist Diana Krall ve onun müşkülpesent bir cazseverin gözünden portresi.

Burak Sülünbaz, Emma Franz imzalı “Bill Frisell: A Portrait” belgeselinden hareketle gitar dünyasının ve cazın saygın ismini yazdı.

Röportaj

Kenny Garrett ile yıllardır aynı sahneyi paylaşan kontrbasçı, besteci ve eğitimci Corcoran Holt; Washington D.C.‘nin güçlü caz mirasından ailesinin John Coltrane’e uzanan hikâyelerine, Freedom of Art albümünden Arizona State University’deki eğitimciliğine kadar uzanan samimi bir sohbetle Dark Blue Notes’un konuğu oldu. Holt’a göre cazın özü teknik mükemmellikte değil; dürüstlükte, toplulukta ve insan hikâyelerinde saklı.

Görüş

Küçük Prens için akordeonuyla gelmişti ve antik bir beldenin sokaklarında kendisi gibi Parisli üç oyuncu arkadaşıyla provalar yapıyordu. Sophie’yi yıllar sonra Paris’te bu kez ben onu ziyaret ettiğimde, kucağına yeni aldığı kızı Ange ile asıl mesleği olan resim sanatı için mücadelesindeki sıkışık, bir büyük şehir apartman hayatı içinde ve merdiven arasındaki atölyesindeki hâliyle görmüştüm.

Geçen bölümün sonunda video kliplere kadar gelmiştik. Video klipler, kırk yıldan fazladır müzik-görsel ilişkisine yönelik işlerin en başında yer alıyorlar. Pek çokları ticari ürün olmanın ötesine geçmese de ‘video klip’i başlı başına bir olgu, sanat eseri hâline getirenler de azımsanmayacak sayıda. Scopitone’larda olduğu gibi video klipler de adlarını video cihazına borçlular. İlk ticari video kayıt cihazı 1956 yılında üretiliyor. Yıllar içinde cihazın taşınabilir hâle gelmesi, evlerde kullanılmaya başlanması, vitaphone’dan bu yana devrim sayılabilecek nitelikte.

Dört kafadar müziği çok seviyoruz. Pop müzik, rock müzik dinliyoruz. Yıl, 1982, 19 yaşındayım. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali 10’nuncu kez düzenleniyor. İDGSA Fotoğraf Bölümü’nün birinci sınıfını yeni bitirmişim. Fotoğrafçı olma yolunda okullu adımlarla ilerliyorum.

Bir görsel (visual-media) ile karşılaştığımızda onu önce konusuna göre mi algılarız yoksa sahip olduğu renk, desen gibi (doğası gereği) görmeye dair unsurlarıyla mı baskın oluyorlar? Sonuçta, durdurmayı sürdürdüğümüz anda bütün bu esneyen ‘durum’ belirli aşamalardan sonra kendi tanımlarımızı oturttuğumuz bir anlamlar silsilesine dönüşüyor.