Vitrin

Andaç Üzel, solo Thelonious Monk albümlerine dalıyor, karşılaştırmalı kayıtlarla cazın en eksantrik müzisyeninin dünyasında dolaşıyor.

Portre

Uzun bir hayatın ve zengin bir kariyerin ardından geçtiğimiz hafta sonu 98 yaşında hayata gözlerini yuman alto saksofoncu Lou Donaldson’ın öyküsü.

Caz davulunun tüm dönemlerinde olan koca çınar Roy Haynes, 99 yaşında hayata veda etti. Burak Sülünbaz, Haynes’in anısına saygıyla yazdı.

Röportaj

Görüş

Dört kafadar müziği çok seviyoruz. Pop müzik, rock müzik dinliyoruz. Yıl, 1982, 19 yaşındayım. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali 10’nuncu kez düzenleniyor. İDGSA Fotoğraf Bölümü’nün birinci sınıfını yeni bitirmişim. Fotoğrafçı olma yolunda okullu adımlarla ilerliyorum.

Bir görsel (visual-media) ile karşılaştığımızda onu önce konusuna göre mi algılarız yoksa sahip olduğu renk, desen gibi (doğası gereği) görmeye dair unsurlarıyla mı baskın oluyorlar? Sonuçta, durdurmayı sürdürdüğümüz anda bütün bu esneyen ‘durum’ belirli aşamalardan sonra kendi tanımlarımızı oturttuğumuz bir anlamlar silsilesine dönüşüyor.

Müzik ve görseli bir araya getirme düşüncesi yüz yıldan fazla bir geçmişe sahip. Geriye dönük ilk örneklere 19. Yüzyıl sonlarında rastlanıyor. 1892 yılında nota yayıncıları promosyon amaçlı şarkı slaytları hazırlıyorlar. Slaytlarda, şarkı sözleri öyküleştirilerek resmediliyor ve şarkının notasıyla birlikte satılıyor. 20. Yüzyılla beraber müzik, yedinci sanatın vazgeçilmez unsuru oluyor. Salona yerleştirilen piyanoda müzisyenler, klasik ve dönemin popüler eserlerini çalarak beyaz perdede seyredilene eşlik ediyorlar. Bellini’nin Casta Diva’sı, Schubert’in Bitmemiş Senfoni’si, Beethoven’in çeşitli uvertürleri sıklıkla seslendiriliyor. Piyanistler, giderek görseldeki olaylara, ifadelere uygun doğaçlamalar yapmaya başlıyorlar. Ayrıca müzik, makara değişimi sırasında boşluğu doldurma görevi de üstleniyor.

Bir sarmaşık gibi günlerimize dolanmıştı müzik. Her caz parçasını dinlediğimizde hücrelerimizde kimyamızı bozan akorların dolaştığını hissediyorduk. Böyle yaşayabilir ve bu şekilde ölebilirdik. Bazen ruhumuz canlanıyor bazen de derinlerde bir kederle baş başa kalıyorduk. Zaten kaya gibi “Rock” müziği vardı hayatımızda. Her zaman olduğu gibi çok az kişiydik. Sevdiğimiz film kahramanlarını izlercesine mutlu ediyordu cazın varlığı bizleri. Anlamadan dinliyor, içindeki cevheri fark ediyor ama yüzük taşı olarak bir türlü parmağımızda görmeyi beceremiyorduk.