Müzik-Görsel İlişkisinde Öncü Yaklaşımlar-2

*** Yazının ilk bölümü için buraya tıklayın.

Geçen bölümün sonunda video kliplere kadar gelmiştik. Video klipler, kırk yıldan fazladır müzik-görsel ilişkisine yönelik işlerin en başında yer alıyorlar. Pek çokları ticari ürün olmanın ötesine geçmese de ‘video klip’i başlı başına bir olgu, sanat eseri hâline getirenler de azımsanmayacak sayıda. Scopitone’larda olduğu gibi video klipler de adlarını video cihazına borçlular. İlk ticari video kayıt cihazı 1956 yılında üretiliyor. Yıllar içinde cihazın taşınabilir hâle gelmesi, evlerde kullanılmaya başlanması, vitaphone’dan bu yana devrim sayılabilecek nitelikte.

70’lerin sonu 80’lerin başında İngiltere’de ortaya çıkan ve hızla sektörleşen kliplerin gelişmesinin toplumsal arka planında yer alanlar şu şekilde derlenmiş: popüler ideolojinin gündemi tutması, pop müziğin performans ve kayıt sürecindeki değişiklikler, televizyon servislerinin uydu ve kablo teknolojisi ile yaygınlaşması, müzik endüstrisinin gerilemesi, müzikle rekabet eden yeni görsel-işitsel eğlence biçimlerinin öne çıkması, rock ve pop müzik tüketicilerinin demografik özelliklerinin değişmesi. Her ne kadar video cihazları evlere girmişse de kliplerin yaygınlaşmasını sağlayan en önemli mecra, kuşkusuz televizyonda yalnızca müzik yayını yapmaya başlayan MTV.

Bob Pittman tarafından tasarlanan MTV’nin kökleri 1977 yılına kadar uzanmakta. İlk defa, Warner Amex Cable şirketinin pek çok televizyon kanalından biri olarak “MTV Music Television” adıyla 1981 yılında yayına başlamış. Dj Graham Webb’in, televizyon için günün popüler şarkılarına çektiği kısa filmler “müzik videosu” olarak tanımlanmış ve 1979 yılında The Buggles grubuna hazırladığı Video Kills The Radio Stars, MTV’de yayınlanan ilk video klip olmuş. Zamanla popüler müzik eserleri için hazırlanan görsellerin ekranda sürekli dönmeye başlamasıyla hem müzik endüstrisi hem MTV karşılıklı birbirlerini besler hale gelmişler.

Gelelim kliplerin, diğer adıyla müzik video’ların sanatsal arka planına. Başta müzik, 7. sanat olan sinemaya eşlik ederken giderek yön değişiyor ve klipler, hem plastik sanatlardaki akımlardan hem sinemadan etkilenmeye başlıyor. Geçen yüzyıla damgasını vuran Dada, Fütürizm, Sürrealizm, Pop Art ve Video Art bu etkileşimde önemli akımlar. 1910’lu yıllarda Zürih ve New York’ta birbirinden bağımsız ortaya çıkan Dada hareketi, tüm kabul gören anlayışların yıkılmasını, sınırların ortadan kaldırılmasını, meydan okumayı savunarak bir dönüşüm eşiği oluşturmakta. Dadaistler, biçimin esas alındığı bir tarzdan çok, tavır, duruş, düşünceyle ilgilenmişler. Kaosu, modern yaşamın fragmanlaştırılmasını, rastlantısallığı öne çıkarmışlar. Nesnenin bilinen ve görünenden farklı anlamlarına yönelme, birbiriyle ilgisiz unsurların kolaj tekniğiyle sergilenmesi, video kliplerde de sıklıkla başvurulan ifade biçimlerinden biri.

Yine 1910’lu yıllarda Fütüristler, makineleşme, gelişmiş sanayi kentleri, teknolojik ilerlemeler ve bunun yarattığı hız ve zaman kavramının farklı algılanmaya başlamasına vurgu yapmışlar. İlerleme idealini, çalışmayı, eğlence ve karmaşayı, modern kentlerdeki çok sesli, çok renkli durumdan heyecan duyan insan kitlelerini yüceltmişler. Kliplerin teknolojik yapısı, çoğunlukla hızlı kesmeler ve belirsiz zaman anlayışı, kent yaşamının karmaşık yapısının yansıtılması bu anlamda Fütürizmin ilkeleriyle örtüşmekte. Müzik videolarında zaman, genellikle gelip geçen anlar yığını olarak tasarlanmakta ve zamansızlık adeta sürekli şimdi hissinde yansıtılmakta. Görselin konusu, hızlı kesmelerle aktarılmakta, yaşam-zaman ilişkisi, olduğundan daha hızlı akıyormuş gibi gösterilmekte. Öyküsel kliplerde ise ileri geri gidişler, yinelemeler, ucu açık, belirsiz zaman algısını güçlendirmekte. Fütüristlerde olduğu gibi kent, kliplerde de en önemli mekân. Geniş olanakların sunulduğu, hayatın sıkıştırılmış, parçalara bölünmüş şekilde yaşandığı, göstergeler ve imgelerle dolu postmodern bir arena. Hatta Fütürizmin hayal ettiğinden çok daha öte, yer-olmayanlar olarak adlandırılan, havaalanları, bekleme salonları, süpermarketler, otoyollar, çeşitli hizmetlerin verildiği benzin istasyonları yine kliplerin gözde fonları konumunda.

1920’lerin başında ortaya çıkan Sürrealizmde ise insanın doğal dünyası kabul edilen fantezi, düş ve imgelemin, uygarlığın kısıtlı ve düzenli kurallarına karşı kullanılması söz konusu. Sürrealistler, Dadaistlerin sözcükleri rastgele seçip, düzenleyerek gizli ve çok yönlü anlam çıkartma yöntemlerini benimsemiş, kendi imgelem dünyalarıyla birleştirmişler. Bu anlamda hayaller ve imgelerin rastgele yansıtılarak yeni anlamlar oluşturması düşüncesi kimi video kliplerde yönetmenlerin üsluplarından biri olarak karşımıza çıkmakta.

1960’lı yıllarda İngiltere ve ABD’nde ortaya çıkan Pop Art, gündelik hayatın nesnelerinde estetik bir güzellik bulmakta, tüketim kültürü ve reklamı öne çıkartmakta, televizyon, çizgi roman, sinema, film yıldızları gibi unsurların imgelerini sanata dahil etmekte. Dada ile Duchamp, hazır nesneyle estetik olguyu yerle bir etmek isterken, Pop Art bu nesneleri yüceltme yoluna gidiyor. Reklamcılık sektöründen gelen Warhol’un yapıtlarındaki gibi fotografik görüntüler, seri üretim teması, konserve kutuları, deterjan şişeleri, sigara paketleri gibi günlük hayatın nesneleri, fabrikalar, sokak, otel, bar gibi kent yaşamından görüntüler, mekânlar bu akımın başlıca temalarını oluşturuyor. Kliplerde de gündelik yaşam ve tüketim kültürünün nesnelerinden sıklıkla faydalanılmakta. Nesneler, izleyicide sahip olma arzusunu tetikliyor. Sahip olma, var olma sorununa dönüşüyor. Kent ve ona özgü mekânlar yaşamın geçtiği alanlar olarak sunulmakta. Yaşam, reklamlardan kesitler gibi yansıtılıyor. Hatta bazen kliplerde Pop Art’ta olduğu gibi çizgi romanlardan esinlenilerek, gerçekle gerçeküstü arasındaki sınırlar yok ediliyor.

60’lı yıllarla birlikte Pop Art’ın yanı sıra Video Art da adından söz ettirmekte. Ekrandaki görüntüyü mıknatıs yardımıyla bozan ve kaydedilmiş video bandın hızını elle kontrol ederek ilk denemelere başlayan avangard müzisyen Nam June Paik, John Cage ve Stockhausen’ın eserlerinden etkilenerek ilk defa videoyu sanatsal amaçlı kullanmaya başlamış. Videonun sanat dünyasına katılmasını sağlayan temeller yine Dadaistlerin fotoğraf dilini dönüştürmesine kadar uzandırılmakta, sinemanın tüm tarihi, televizyon, elektronik müzik ve bilgisayar dili ile ilişkilendirilmekte. Video; sinema, resim, edebiyat, müzik, fotoğraf gibi sanat dallarından faydalanırken, gerçeklik düzeylerinin sınırlarını aşmakta, tüm bunların hareketli görüntülerle belirli bir süre içinde modülasyon ve kurgulanmasına olanak tanımakta.

Müzik-görsel ilişkisinin sinemayla başladığını göz önüne alırsak, kliplere geldiğimizde adeta ustalara saygı durumu söz konusu. Sinema klip ilişkisinde metinlerarasılık, karşımıza alıntı ve gönderme şeklinde çıkıyor. Bir anlamda kayıp geçmişin yeniden yakalanmasına, hatırlanmasına yönelik, nostaljik bir yaklaşım bu. Birincil metin konumundaki klibe, ikincil metin konumundaki filmden göndermeler veya alıntılar ekleniyor. Mesela Queen’in Radio Ga Ga klibinde, Fritz Lang’ın 1927 yılında gerçekleştirdiği Metropolis filminden birebir alıntılar yapılmış.

Toparlayacak olursak, şarkı slaytlarından video kliplere müzik-görsel ilişkisinin adeta evrim geçirdiğini söylemek mümkün. Bugün kliplerle artık yalnızca müzik görünür kılınmıyor. Değişik açılar, farklı ışıklandırmalar, bindirmeler, kesmeler, dijital efektler, dekor, makyaj, renklere yüklenen anlamlar, animasyonlarla başlı başına bir kurgu dünyası seyrediyoruz. Klipler, kendisinden önce var olan sanatsal ve görsel dünyanın mirasından yararlanırken, tüm bunları çok katmanlı, çok söylemli bir biçimde yeniden yaratıyor. Müzik ve görselin algılanması bir çırpıda gerçekleşmeyen, karmaşık bir yapıya dönüşüyor.

Canan Aykent

    Memur müzisyenlerden. Çeşitli vurmalılar çalıyor. Cazla içli dışlı. Son yıllarda yazmaya merak saldı.

    Canan Aykent 'in 2 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Canan Aykent ait tüm yazıları gör

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.