Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    PORTRE

    Ardından: Sheila Jordan

    Rişe ÖzkanBy Rişe Özkan22 Eylül, 2025
    Sheila Jordan

    Vokal cazın en büyük ustalarından, ömrünü bebop müziğine adamış Sheila Jordan’ı 11 Ağustos 2025 günü 96 yaşında kaybettik. Hiçbir zaman şöhretin, ticari başarının peşinden koşmadığı için ünü geniş kitleleri sarmamış, daha ziyade cazseverler arasında yayılmış olsa da Sheila Jordan bu müziğin ilahları arasındaydı.

    Caz Çağı diye adlandırılan dönemde, 1928’de doğdu ve cazın yüz yıllık tarihine tanıklık etti, 80 yıldan uzun bir kariyeri oldu. Charlie Parker’ın “milyon dolarlık kulakları var” dediği, Blue Note Plak Şirketi’nin albüm kaydettiği ilk kadın vokalist, 1960’larda sadece kontrbas ve vokalden oluşan bir ikili olarak sahneye çıktığında çığır açan, Amerika’nın yüksek öğretimde caz vokal eğitimi başlatan ilk okullarından City College’ın ilk ve 27 yıllık öğretmeni, 19 tanesi 70 yaşından sonra toplamda 34 albüm kaydeden, Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sanat Vakfı tarafından Caz Üstadı olarak seçilmiş Sheila Jordan, nam-ı diğer Caz Çocuğu (Jazz Child).

    Sheila Jordan

    Bu yazıyı size onun öğrencisi olma şansını yakalamış bir caz vokalisti olarak, şükranlarımın ifadesi olması dileğiyle yazıyorum… İçinde onun hayatı, benim hayatımdaki yeri, vokal doğaçlamaya bir bakış ve caz vokal öğrencilerine ipuçları bulacaksınız.

    Ben Rişe Özkan. Uzun yıllar Türkiye’nin önde gelen iş gruplarında kurumsal iletişimci olarak çalıştım. Her işin zorlukları olduğu gibi benim işimin de zorlukları vardı, ama emeklerimin karşılığını aldım diyebilirim. Yıllar içinde uzmanlaştım, şirketlerime başarılar getirdim, sektörde bir isim oluşturdum, kazancımı yükselttim… Tam bu noktada, kendimi kanıtlamanın zorlukları geride kalmışken, gönlümün birincisi olan müziğe yönelmezsem -abartmıyorum– öleceğimi düşündüm ve her şeyi geride bırakıp kökten bir hayat değişikliğine gittim.

    Çocukluğumu bilenler için bu sürpriz bir karar değildi, ama iş çevrem için ortada pek bir ipucu yoktu. Sekiz yaşında klasik piyano, 14 yaşında caz dans, 17 yaşında klasik şan dersleri almaya başlamıştım. 25’te iş hayatına başlayana kadar aslında İstanbul (Erkek) Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde konvansiyonel bir eğitim almama rağmen, diğer yandan bu derslere giderek güzel sanatlar öğrencisi gibi yaşıyordum. Okul bitince bir Avrupa konservatuvarında şan üzerine yüksek lisans yapma hayalim vardı, fakat mezuniyetimden birkaç ay sonra 2002 yılında kendimi iş hayatında buldum.

    Ronnie Ben-Hur, Harvie S
    Ronnie Ben-Hur, Sheila Jordan, Harvie S

    Yeni hayatım çok yoğundu. Ben hakkıyla çalışamadan müzik öğretmenlerimin karşısına çıkabilecek bir öğrenci olmadığım için, çok sancılı olsa da derslere son verdim. Yıllarca odamda duran piyanonun tuşuna basamayacak kadar küstüm kendime… Tam 10 yıl sonra, dört Berklee mezunu müzisyenin, eğitmen ve vokalist Randy Esen’i de yanlarına alarak başlatacakları bir caz programından haberim oldu. Programın müfredatını okurken nasıl heyecanlandığımı bugün gibi hatırlıyorum, çünkü klasik müzik eğitimi alarak büyüyen ben neden sonra aradan geçen zamanda sadece caz albümleri satın alır, İstanbul’da ve yurt dışı seyahatlerde caz konserleri takip eder olmuştum. 2013 yılında o programa başladım. Ya müziğe olan hasretimden ya da artık zamanımı daha iyi yönetmeyi öğrenmiş olduğum için bu sefer iş yoğunluğundan dersleri bırakmadım, aksine programa iyice asıldım.

    İşte Sheila Jordan’un müziği ile caz öğrencisi olduğum zamanda tanıştım. Bir dolu vokalist rhythm changes (I Got Rhythm şarkısının akorları) üzerine solo atabilmek için kulağımızda bir temel olsun diye deliler gibi Sheila Jordan’un albüm kaydındaki Anthropology solosunu çalışıyorduk. Tanışma, o tanışma! 2016 sonbaharında ben ne yapıp edip bu müziği doğduğu yerde, Amerika’da öğrenmek istiyorum diye okul başvurularına koyulduğumda, Sheila Jordan’ın albümlerini hatmediyordum ve William Paterson Üniversitesi’nin caz vokal performans yüksek lisans programına sahiden o güne kadar öğrenebildiğim Sheila Jordan’ın diliyle kabul edildim.

    Sheila Jordan’a çekilmiştim fakat aslında neye çekildiğimin tarifini yapabilecek yerde değildim. Hani çocukken defalarca dinlediğiniz bir parçayı, izlediğiniz bir filmi, baktığınız bir resmi neden o kadar sevdiğinizi bilmezsiniz, yıllar sonra o eserin arkasındaki ustalığı, sürprizi, duyguyu, kendi dönemine getirdiği yeniliği anlayınca, bir anlamda aydınlanırsınız; işte benim de öyle oldu. Ne zaman ki bir master öğrencisi olarak akademik araştırma, müzikal analiz, karşılaştırma yapmam gerekti, Sheila Jordan’ın özelliğini o zaman anladım.

    “Küçükken korku içinde, mutsuz bir çocuktum, sadece şarkı söylediğimde kendimi iyi hissederdim. Beni kurtaran şey müzik oldu.”
    – Sheila Jordan

    Burada önce Sheila Jordan’un hayatını ve müzikal gelişimini anlatmak istiyorum size… Dünyaya her zaman olumlu tarafından bakan, bilge, neşeli, sevgi dolu, bir çocuk sıcaklığı ve spontanlığı taşıyan Sheila Jordan’ın aslında çok zor bir hayatı olmuş.

    Sheila Jeanette Dawson 1928 yılında Michigan eyaletinin Detroit kentinde fabrika işçisi bir aileye doğuyor. Anne 17 yaşında, baba 21. İkisi de bir çocuğa hazır değil. Önce baba ortadan kayboluyor, Sheila’nın yıllar sonra öğreneceği üzere başka bir başka kadınla evlenip beş çocuk sahibi oluyor. Sonra annesi onu sadece birkaç aylıkken Pensilvanya’da yaşayan anne-babasına bırakıyor; bir mutsuz ilişkiden diğerine dört kez evleniyor, bir yandan alkol sorunuyla uğraşıyor.

    Dede evinde Sheila’nın dışında dokuz çocuk daha var. Aile yoksulluğu ve yerli (Türkçe’de daha sık kullandığımız ifadeyle Kızılderili) kökleri dolayısıyla ayrımcılık, aşağılanma görüyor. Kışın evin diğer odalarını ısıtacak paraları olmadığı için 11 kişi aynı odada uyuyor, başlarının altına koyacakları yastıkları dahi yok. Okulda çocuklar Sheila’nın adıyla, eski püskü kıyafetleriyle, kızılderili kökleriyle, hep şarkılar söylemesiyle dalga geçiyor. Evde alkol ve uyuşturucu bağımlısı aile büyükleri şiddet uyguluyor.

    O zamanlardan bahsederken Sheila Jordan “Küçükken korku içinde, mutsuz bir çocuktum, sadece şarkı söylediğimde kendimi iyi hissederdim. Beni kurtaran şey müzik oldu” diyor. Huzur bulmak için hiç durmadan şarkı söyleyen bu çocuğa dedesi Little Song (Küçük Şarkı) lakabını takıyor, annesi “Sen dünyaya geldiğinde dahi ağlamadın, şarkı söyledin” diye takılıyor.

    Aile Sheila’yı müzikte ilerletmek için önce teyzesinden piyano dersleri aldırıyor, fakat teyzesi öğretmen olarak çok sert yaklaştığı, ellerine vurarak onu cezalandırdığı için Sheila’nın cesareti kırılıyor, dersler yarım kalıyor. Daha sonra Sheila’yı yerel yayın yapan bir radyonun şarkı yarışmasına sokuyorlar. Sheila ikinci oluyor. Kısa bir süre sonra eve bir mektup geliyor. Gönderen kişi, yarışmayı kazanan hanıma evlilik teklif etmiş. Çocuk Sheila nasıl bir derinlik ve olgunlukla parçayı söylemişse, adamcağız bu şarkıcının henüz sadece sekiz yaşında olduğunu aklına bile getirmemiş.

    1941 yılında Sheila’nın annesi yeni sevgilisi Pensilvanya’da yaşadığı için orada daha fazla vakit geçirmeye başlıyor, bu arada kızını ziyaret ediyor. Böyle bir ziyaret sırasında annesi ve dedesi arasında alkolün etkisiyle bir tartışma çıkıyor; dedesi her ikisini birden evden kovuyor. Sheila bu sayede dede evindeki alkol ve şiddet sarmalından kurtulsa da bu sefer annesinin hayatındaki üvey baba dediği adamlar tarafından taciz görmeye başlıyor. Bir seferinde tüm cesaretini toplayıp başına gelenleri annesi ve anneannesine anlatıyor, fakat adam suçlamaları reddediyor ve hiçbir şey değişmiyor. Bu olanlar Sheila’yı kendi finansal özgürlüğünü kazanıp evden çıkmak konusunda kamçılıyor.

    1941-42 yılları Sheila’nın hayatında çok önemli dönüm noktaları taşıyor. Detroit’e döndüklerinde başladığı ortaokulun müzik öğretmeni, Sheila’nın ilkokulda zorbalık gördüğü zamanlardan ve teyzesiyle kötü giden piyano derslerinden getirdiği özgüven eksikliğini bir anlamda tamir eden kişi oluyor. Onun enstrüman çalmak konusundaki korkusunu anlayınca Sheila’yı koroya sokuyor, solo performans fırsatları veriyor, onu topluluk önünde şarkı söylemeye alıştırıyor. Daha sonra geçiş yaptığı ticaret lisesinde ise Sheila ömrünün geri kalanında geçimini sağlayacak yazmanlık, sekreterlik becerilerini kazanıyor.

    Charlie Parker ve Dizzy Gillespie
    Charlie Parker ve Dizzy Gillespie

    Sheila Jordan’ın bütün hayatını şekillendirecek an ise 14 yaşında bebop müziğinin öncüsü saksofoncu Charlie Parker’ı duymasıyla gerçekleşiyor. Bir gün okul çıkışı gittiği hamburgercideki jukebox’a bozuk para atıp Charlie Parker and His Reboppers’dan Now’s the Time’ı seçiyor. Sonradan her röportajında bahsedeceği o gün için: “Her zaman şarkı söylüyordum ama ne tür müzik söylemek istediğimi bilmiyordum. O unutulmaz günde Charlie Parker’ın çaldığı ilk dört notayı duyduğumda vurulmuştum. Tüylerim diken diken oldu. O güne kadar duymayı beklediğim, hayatımı adayacağım müziği bulmuştum” diyor.

    Yazının burasında bebop müziği hakkında küçük bir parantez açabiliriz. Bebop, zamanı için ilerici, modern bir müzik. Swing döneminin büyük orkestralarına göre aranje edilen, solo alan müzisyenleri belirli kalıplar içine sokan bir yapısı yok. Küçük gruplar tarafından çok daha özgür bir şekilde çalınıyor. Armoni daha karmaşık. Ritimler aksak, kırık. Kalıplar asimetrik, tempolar çok yüksek, beklenmedik tripletler, onaltılık vuruşlar her yerde… Melodiler çok hızlı bir şekilde bir aşağı bir yukarı yönleniyor.

    Yaratıcıları arasında çoğunlukla siyahi müzisyenler Charlie Parker, Dizzy Gillespie, Thelonious Monk, Bud Powell, Kenny Clarke, Max Roach; bu isimleri etkileyen Lester Young ve Coleman Hawkins var. Charlie Parker’ın herkesten farklı olan konumu ise Dizzy Gillespie’nin ifadesiyle şöyle: “Fikir bende ve Monk’ta da vardı (Thelonious Monk), fakat nasıl çalacağımızı, yolu bize Bird gösterdi.”

    O günden sonra bütün harçlığıyla Charlie Parker plakları alan, onun parçalarını, sololarını ezberleyip, üzerine sözler yazan Sheila Jordan bu dönem için: “Bu parçaları profesyonel şarkıcı olurum düşüncesiyle öğrenmedim. Charlie Parker’ın müziğini o kadar sevmiştim ki, kendimi alamıyordum… Sanki akıl sağlığımı korumak, sesime can vermek için hepsini öğrenmek zorundaydım. Kimsenin beni duyması da gerekmiyordu, tek ilgilendiğim şey bu müzikti” diyor.

    Sheila’nın şansına 1940’ların Detroit’inde caz müziği yükselişte, şehir turnelerin uğrak noktası, kulüpler neredeyse New York kadar hareketli… Club Blue Bird Inn, Charlie Parker, Sonny Stitt, Milt Jackson, Thad Jones, Billy Mitchell, Frank Foster, Elvin Jones gibi isimleri ağırlıyor. Club Sudan’da sonradan ünü tüm ülkeyi saracak diğer Detroitli müzisyenler Tommy Flanagan, Barry Harris, Kenny Burrell, Betty Carter çalıyor. Bu arada Sheila, Jeannie Dawson ismiyle şehrin caz sahnelerinde çıkmaya başlamış ve doğal olarak siyahi müzisyenlerle arkadaşlık ediyor. Onun için ırk diye bir ayrım yok, hatta çocukken kendisi de zorbalık gördüğü için siyahilerle kendini daha rahat ve güvende hissediyor.

    Charlie Parker’ın müziğiyle tanıştığı o günü ve Detroit zamanlarını anlatan Sheila’s Blues

    Sheila Jordan bir yandan bu birinci sınıf müzisyenlerin müzikleri ile yıkanırken, diğer yandan çok yetenekli iki siyahi vokalist Leroy Mitchell ve Skeeter Spite’la çalışarak kendini geliştiriyor. Beraber Charlie Parker’ın soloları üzerine sözler yazıyorlar; ileriki yılların popüler grubu Lambert, Hendricks ve Ross üçlüsüne benzer performanslar sergiliyorlar. Fakat hala yaşı küçük olduğu için Charlie Parker’ın çaldığı kulüplere kapıdan içeri alınmıyor, yine de yılmıyor, arka kapıdan konserleri dinliyor. Böyle bir gecede Charlie Parker, onu dinlemek için her yolu deneyen bu genç şarkıcıyı içeri aldırıp sahneye davet ediyor, Sheila’nın performansının ardından “milyon dolarlık kulakların var evlat” diyerek ona iltifat ediyor. İşte Sheila sonraları abi-kardeş kadar yakın olacağı idolüyle o gün tanışıyor.

    O zaman toplumdaki ırkçılığı anlatırken Sheila şöyle diyor:

    “Çok önyargı vardı. Düşünün ben beyaz bir genç kız olarak bu müziğe ulaşmak istiyorum ve bu müzik siyah mahallelerinde yapılıyor. Polis ise buralarda çok acımasız. Aslında ırkçılığa karşı protestolar da yaptık, ama işe yaramadı. Ben bir anlamda korkunç bir ırksal gerilimin ortasındaydım. Kesinlikle siyahtı, beyazdı, yeşildi, mordu… böyle bir düşüncem yoktu, sadece bu müziğin olduğu yerde olmak istiyordum. Bu yüzden kaç kere karakollara götürüldüm, sorguya çekildim. Bu insanlarla ne işimin olduğunu soruldu en kaba şekilde ve ben bana caz şarkıcılığını öğreten bu harika insanlara olan bağımı, arkadaşlığımı savunmak zorunda bırakıldım. Onlar benim köklerimdi. Benim gibi Tommy, Barry, Kenny hepimiz bu müziği öğreniyorduk, beraber büyüyorduk ve gerekirse birbirimiz için ölebilirdik.”
    – Sheila Jordan

    Sheila Detroit’te bir yandan şarkıcılık yaparken, diğer yandan serbest çalışan olarak yazmanlık yapıyor ve iki işinde de uzmanlaşıyordu. Ancak hem burada gördüğü ayrımcılığa daha fazla katlanamayacağını, New York’un bu anlamda daha iyi olacağını düşündüğü hem de Bird’ün müziğine yakınlaşmak istediği için 1951 yılında New York’a yerleşiyor. Burada da geçimini sağlamak için serbest meslek olarak yazmanlığı sürdürüyor, ayrıca New York caz sahnelerini takip ediyor. Aralarında Thelonious Monk, Bud Powell, Miles Davis, Sonny Rollins, Max Roach’un olduğu erkek enstrümantalist hakimiyetindeki jam sessionlarda vokalist olarak kendine yer ediniyor.

    Bu jam sessionlar çok öğretici olsa da Charles Mingus, Sheila’yı Lenny Tristano’yla çalışmak konusunda yüreklendiriyor. Saygı gören bir eğitmen ve caz piyanisti olan Tristano, Sheila’ya şarkı söylemeyi değil, müziği öğretiyor; armoniyi, akor yapılarını, çevrilmişleri, majör, minör gamları gösteriyor. Şarkı sözlerini gece uykuda dahi söyleyebilecek kadar iyi bilmesinin ve sonra o sözleri kendi hissettiği gibi söylemesinin önemini anlatıyor. Parçayı kendi melodik, ritmik tercihleri ile değiştirmeden önce orijinal halini, notada yazanı en iyi şekilde öğrenmesi gerektiğini, sonrasında kendini şarkıya bırakmasını, güvenmesini, yaratıcılığı zorlamamasını vurguluyor… Beraber çalıştıkları birkaç yıl içinde Sheila’ya şarkıcılığı konusunda özgüven aşılıyor.

    1950ler öyle bir dönem ki, Ella Fitzgerald, Sarah Vaughan, Billie Holiday, Carmen McRae ortalığı kasıp kavuruyor. Birçok vokalist onlara benzemeye çalışıyor, bir kısmı bebop’un müziğe getirdiği hıza yetişebilmek için enstrümantal soloların üzerine sözler yazıyor (vocalese), bir kısmı da avangart müziği vokalist olarak taklit etmeye çalışıyor. Ama Sheila bu yollardan hiçbirine başvurmuyor, kendisi olmayı seçiyor ve New York caz sahnelerine getirdiği yaratıcılık sayesinde müzik eleştirmenlerinin dikkatini çekiyor.

    Aynı dönemde New York’ta loftta yaşamak sanatçılar arasında popüler olmaya başlıyor. Yüksek tavanlı bu büyük mekanlar kalabalık grupların bir araya gelmesine, komşuları rahatsız etmeden saatlerce müzik yapmasına veya ressamların, heykeltıraşların her yere eserlerini asmasına imkan tanıyor. Sheila da New York’a ilk taşındığında bir sanatçıyla beraber böyle bir lofta taşınıyor. Sheila’nın evindeki buluşmalar o kadar popüler oluyor ki, bir sefer yarım saatliğine dışarı çıkıp geri geldiğinde kendi evinden içeri girememesine kahkahalarla gülüyor.

    Bu arada Sheila idolü Bird’ü takip etmeyi bırakmıyor. Barlarda, kulüplerde onunla karşılaşıyor ve hatta Bird, Detroit’te onun peşinden koşan hayran kitlesi arasında milyon dolarlık kulakları olan bu ufaklığı hatırlıyor. Bir gün ortak bir müzisyen arkadaşları Sheila’nın evine gelirken beraberinde Bird’ü de getiriyor ve o günden sonra aralarında Charlie Parker’ın ölümüne kadar çok güçlü bir dostluk kuruluyor.

    Sheila Jordan’ın Bird’e ithafen söylediği şarkı: Quasimodo

    1950ler Sheila’nın özel hayatında da önemli bir yere sahip. Detroit yıllarından tanıdığı, Charlie Parker’ın piyanisti olan Duke Jordan’la 1953 yılında New York’ta evleniyor Sheila. Fakat evlenmeden önce Duke Jordan’un eroin bağımlısı olduğunu bilmiyor. Evlilikleri boyunca Duke Jordan karısını yalnız bırakıyor, aldatıyor, dövüyor; öyle ki dayak yemekten kurtulmak için dolaba saklandığı, korkuyla yaşadığı günler oluyor Sheila’nın. Bütün bu olanların ortasında Sheila Jordan hamile kalıyor. Fakat Duke Jordan başka kadınların peşinde karısını yalnız bırakmaya devam ediyor. Sheila’yla hamileliği sırasında kocasından çok Charlie Parker ilgileniyor. (Parker 1955 yılının mart ayında Sheila Jordan’ın bebeği doğmadan birkaç ay önce 35 yaşında vefat ediyor.)

    Siyahilerle arkadaşlığı dolayısıyla New York’ta da beyazlardan, polisten zorluklar görüyor Sheila. Bunca yıl tüm yaşadıklarına rağmen iki ırkın evliliğinden bir çocuk dünyaya getirme cesaretini gösteriyor. Bu kararıyla da arkasından gelenlere yol açıyor. Kızı Tracey’nin doğumuyla Sheila, müziğe verdiği gönlünün öbür yarısını bu bebeğe veriyor. “İlk defa benim onu sevdiğim kadar bu dünyada beni sevecek birisi olacak” diye düşünüyor.

    Sheila Jordan, siyahilerle arkadaşlığı dolayısıyla başına gelen olaylardan birini anlatıyor.

    Sheila’nın hayatı anne olunca değişiyor. Duke Jordan evin geçimine, bebeğin bakımına hiç katkıda bulunmadığı için Sheila serbest çalışmayı bırakıp büyük reklam ajansı Doyle Dane Bernbach – DDB’de tam zamanlı işe başlıyor. Yazman olarak başladığı işinde ajans başkan yardımcısının sağ kolu olarak, kendi odasının olduğu asistanlık pozisyonuna kadar yükseliyor. Sheila Jordan 21 yıl boyunca çalıştığı bu işyerinden her zaman şükran duygularıyla bahsediyor. Çünkü bu şirket Sheila’nın caz çevrelerinde müthiş saygı gören bir müzisyen olduğunu biliyor; izinlerini konserlerine, turnelerine göre ayarlamasına kolaylık sağlıyor, yeni yıl partilerinde Sheila’ya sahne fırsatı veriyor. Sheila bu iş sayesinde bir yandan kızını büyütüyor, diğer yandan haftada bir-iki akşam bakıcı ayarlayıp NY’un o dönemki renkli kulüplerinden The Page Three’de sahneye çıkıyor.

    Sheila Jordan yıllar sonra iş hayatı kendisine sorulduğunda şöyle diyor: 

    “Hayatımda müzikten başka bir meşgale istediğim için bir ofiste çalışmayı seçmedim. Fakat tüm gelirimi müzikten kazanmam gerekseydi, istediğim gibi şarkı söyleyemeyeceğimi biliyordum. Hep bir sonraki konseri ayarlamak için düğün, bar mitzvah, o kulüp bu kulüp sahne kovalamak zorunda kalacaktım, hit listelerinde yer alacak şarkı yapmak için ticari baskıların altına girecektim. Böyle bir yarış bana uygun değildi, bunu benden çok daha iyi yapacak kişiler vardı etrafımda. Ben de kızımı kendi çocukluğumdaki gibi belirsiz bir ortamda büyütmemek için yemek, kira, faturalar, bütün ödemelerimin düzende olduğu bir hayat seçtim.”
    – Sheila Jordan

    Yine de çıkabildiği kadar sahne, katılabildiği kadar jam session Sheila Jordan’a önemli kapılar açıyor o dönemde. The Page Three adlı kulüpte Dave Frishberg, Herbie Nichols ve Cecil Taylor gibi önemli piyanistlerle tanışıyor, basçı Steve Swallow’la vokal bas düetlerini başlatıyor ve en önemlisi kariyerinde bir dönüm noktası olacak bir tanışma gerçekleşiyor.

    Müzisyen, besteci, teorisyen, eğitmen, geliştirdiği Lydian Chromatic Concept ile sadece Amerika’yı değil, İskandinav ve Avrupa sahnelerini de etkilemiş olan George Russell, Sheila Jordan’ı ilk kez duyuyor ve merakla peşine düşüyor. Daha önce kimseden dinlemediği şekilde şarkı söyleyen bu kadına hayat hikayesini anlattırıyor. Pensilvanya’da Sheila’nın çocukluğunun geçtiği şehre gidiyorlar; Russell, madencilerin, yoksul ailelerin hayatlarına şahit oluyor. Sonrasında Sheila Jordan’ı kendi albümü The Outer View’da yer alması için stüdyoya girmeye ikna ediyor. Kömür madencileriyle özdeşleşmiş olan şarkı You Are My Sunshine için Russell’ın yaptığı avangart aranjmanın üzerine Sheila Jordan’un çoğunluğu eşliksiz (a capella), insanı soluksuz bırakan performansı 1962 yılında New York müzik endüstrisinde tüm gözlerin Sheila Jordan’a dönmesine sebep oluyor.

    Sheila Jordan’ı desteklemeyi aklına koymuş olan Russell, ona bir demo hazırlatıyor ve bu demoyu müzik çevrelerindeki önemli kişilere dinletiyor. Quincy Jones, bu sırada Mercury Records’da Sanatçı ve Repertuvardan sorumlu (A&R Person) ve Sheila’yla bir albüm yapmayı çok istiyor, ancak bu fırsatı plak şirketlerinin Rolls Royce’u sayılan Blue Note Records’a kaptırıyor. Blue Note Records o güne kadar ilk kez bir kadın vokalistle albüm yapmaya karar veriyor ve aynı sene Portrait of Sheila (1962) yayınlanıyor. Sonradan Quincy Jones Sheila’ya onunla çalışmayı çok istemiş olduğunu yazdığı, albümünde başarılar dileyen şahsi bir not gönderiyor.

    George Russell’ın Sheila Jordan’a olan ilgisi bir evlilik teklifine dönüşüyor, Sheila kabul ediyor. Ancak o yıllarda Amerika’da boşanmak kolay değil ve karı koca ayrı yaşasalar da Sheila ve Duke Jordan resmi olarak hala evli. Russell bu evliliğin sonlanması için Sheila’ya maddi, manevi yardımcı oluyor; Sheila’nın evliliği sonlanıyor. Gelin görün ki, George Russell’la evliliği gerçekleşmiyor. Russell başka bir kadın için Sheila’yı nikah masasında yalnız bıraktığında, Sheila o zaman çok üzüldüyse de arkasından hiçbir zaman kötü konuşmuyor. Ona kariyerinin başında The Outer View ve Portrait of Sheila’nın prodüksiyonunda verdiği destek ve boşanma sürecindeki yardımları için müteşekkir kalıyor.

    https://youtu.be/M0SyzP8JYD0?feature=shared
    Bill Evans akorlarıyla If You Could See Me Now

    Sheila Jordan’ın kaydı için o zamana kadar pek denenmemiş olan (piyano yerine) gitar, bas, davuldan oluşan bir trio’yu vokalin arkasına koymak da, plak şirketini Sheila’nın vokal bas duo performanslarına albümde yer vermesi için ikna etmek de, Bill Evans etkisinin Sheila’nın albümüne girmiş olması da Russell’un eseri oluyor. Sheila Jordan Bill Evans’la tanışmasını şöyle anlatıyor:

    “Blue Note albümüm üzerinde çalışıyorduk, George’a “If You Could See Me Now”ı kaydetmek istediğimi söyledim. Bill Evans’ın albümünde onun versiyonunu duymuştum ve bu parçayı ben de Bill’in akorları üzerine söylemek istiyordum. En başta bana Bill Evans’ın müziğini tanıtan da George’du zaten. İşte o günlerde bir akşam Bill’in çıktığı kulübe gittik. Ara olduğunda Bill, George’a merhaba demek için bizim masaya geldi. Ben Bill’e “If You Could See Me Now” da çaldığın akorları çok sevdim, albümümde onları kullanabilir miyim diye sordum… Bill hemen orada peçetenin üzerine akorları yazıp bana verdi. Bill’in el yazısı olan o peçeteyi sakladım. New York’un kuzeyindeki evim korkunç bir yangında kül olduğunda o da yandı, sonrasında çok üzüldüm.”
    – Sheila Jordan

    Sheila Jordan 60lı yılların başında bu iki unutulmaz üretimde bulunduysa da tekrar kayda girmesi 1970leri buluyor. Kızı üniversiteye başlayana kadar haftada ancak iki gece sahnelerine devam edebiliyor. 1975 yılında Tracey okul için evden çıkınca Sheila ikinci albümü Confirmation için stüdyoya giriyor ve birkaç yıl içinde üç albüm daha çıkarıyor.

    1977 yılında bir gün Sheila Jordan New York City College’ın Müzik Departmanı’ndan bir konser daveti alıyor. Konserin ardından departman direktörü Sheila’ya kurmayı planladıkları caz vokal programından bahsedip başına geçmesini teklif ediyor. Sheila Jordan kendisi okullu olmadığı için -tevazuya bakın- biraz tereddüt etse de eğer beceremezsem beni yıl sonunda kovarsınız diyerek kabul ediyor. Bırakın yıl sonunda kovulmayı Sheila Jordan bu okulda 27 yıl boyunca eğitmenlik yapıyor, yüzlerce öğrenci yetiştiriyor. Amerika’nın yüksek öğretim seviyesinde caz vokal eğitimi veren ilk programlarından birinde, City College’da bir ekol yaratıyor. Eğitmenliği bu okulla da sınırlı kalmıyor, 2006 yılında CC’dan ayrıldıktan sonra dünyanın her yerine eğitimler vermek için seyahat ediyor. Sheila Jordan kendisi için önemli olanın bu müziğin mesajını yaymak olduğunu, şarkı söyleyip, öğrenci yetiştirdiğinde kendini bu müziğin elçisi gibi hissettiğini, bu müziğin yaşaması için çalıştığını söylüyor. 

    Buraya bir parantez daha açmam gerekiyor… Yalnız bir kadın olarak bu zorlu hayatla baş etmeye çalışırken Sheila Jordan da diğer aile üyeleri gibi bir dönem alkol ve uyuşturucu bağımlısı oluyor, ama ikisinin de üstesinden geliyor. Çok zorlandığı bir zamanda hissettiklerini şöyle anlatıyor:

    “Bir ruhsal uyanış oldu bende, sonumun annem gibi olmasını istemedim, söyleyecek ne çok şarkım, yetiştirecek ne çok öğrencim vardı. Sanki kulağıma bir mesaj geldi: “Sana bir hediye verdim, eğer ona saygı göstermez, iyi bakmazsan, senden onu alacağım.” Alkolü bıraktım. Fakat sekiz sene sonra kokain kullanmaya başladım, etrafımdaki bir dolu müzisyen kullanıyordu ve bağımlılık yaptığını bilmiyorduk. Kulağıma yine aynı ses geldi. Bundan da kurtulmam gerektiğini biliyordum, neyse ki çok sürmedi. Başardım.”
    – Sheila Jordan

    Sheila Jordan bağımlılıklarından kurtulması üzerine The Crossing isimli parçasını yazıyor ve bu şarkı 1984 yılında çıkardığı albüme de adını veriyor. Sheila her zaman bu konuda açık oluyor, tecrübelerini paylaşıyor, genç müzisyenleri yaratıcılığın uyuşturucudan gelmediği konusunda uyarıyor.

    Bağımlılıklarını aştığında yazdığı parça The Crossing

    96 yaşına kadar konserlerine devam eden, son konserinde dahi albüm kaydı yapan, 80 yıldan fazla caz müziğin kalbinde yaşamış Sheila Jordan’ın hayatı, hayranı olduğumuz sayısız caz müzisyeniyle kesişmiş olsa da uzun yıllar ona eşlik etmiş isimleri burada anmak doğru olur. Kendi icadı olan vokal bas performanslarında en sık çalıştığı isimler Harvey S ve Cameron Brown oluyor. 1983’te Harvie S ile kaydettiği Old Time Feeling albümü ve 2000 yılında Cameron Brown’la kaydettiği I’ve Grown Accustomed to the Bass albümü iki önemli örnek. Piyanist Steve Kuhn da beraber dünyayı gezdiği, albümler kaydettiği uzun soluklu müzisyenlerinden biri. Müzisyenleri Sheila için “biz ona eşlik etmiyoruz, o bize eşlik ediyor” derken, caz eleştirmeni Will Friedwald bu durumu şöyle tarif ediyor: “Sheila Jordan müzisyenlerine onları parçayla kısıtlı tutmadan çalışabilecekleri bir merkez verir ve bu müzisyenler onunla çaldıklarında başka hiç kimseyle çalmadıkları kadar iyi çalarlar.”

    1980’lerin başında madde bağımlılığından kurtulan, 1986’da masa başı işinden ayrılan Sheila Jordan yüklerinden hafiflemiş şekilde konserler, turneler yapıp albümler kaydederken, bir yandan da 2006 yılına kadar City College’da öğrenci yetiştiriyor. 70 yaşından sonra kendisinin proje lideri olduğu 19 albüm çıkarıyor, birçok projeye konuk oluyor. 2012 yılında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sanat Vakfı’ndan Caz Üstadı ünvanı almasıyla 80’li yaşlarında kendini dinlenmeye çekeceğine her gün artan teklifler dolayısıyla hızını iyice artırıyor. Onun ileri yaşında bu kadar aktif bir yaşam sürdürmesi herkeste bir merak uyandırıyor, bir gazetecinin sorduğu soruyu Sheila Jordan şöyle yanıt veriyor:

    “Hiçbir zaman müzikte buralara geleceğimi, dünyayı gezip bu müziğe olan sevgimi yayabileceğimi düşünmemiştim. Ama her yerden beni arayan müzisyenler var. İtalya’dan, İngiltere’den, İskoçya’dan harika genç müzisyenler benim için konserler ayarlıyor. Seyahat etmekten yorulsam da sahneye çıkıp, seyircileri gördüğümde 12 yaşıma dönüyorum. Eğer hayatımda müzik olmasaydı, bu kadar uzun yaşamazdım.”
    – Sheila Jordan

    Ben Sheila Jordan’ın hayatına dair yazdıklarımı burada bitiriyorum ama onu daha yakından tanımak isterseniz, size Ellen Johnson’un yazıp 2014’te yayımladığı Jazz Child isimli Sheila Jordan biyografisini okumanızı tavsiye ederim.

    Sheila Jordan’ın benim hayatımdaki yerinden bahsedecek olursam, giriş bölümünde kendimi tanıttığım yerden devam ediyorum. 2017 yılında William Paterson Üniversitesi’nin caz vokal performans bölümünde master programına kabul edilmiştim. Bitirme projesi olarak bir caz şarkıcısının doğaçlama yaparken kullandığı heceleri (scat syllables) ve sesinin tınısını (timbre) analiz etmem gerekiyordu. Yaptığım literatür taraması Ella Fitzgerald, Sarah Vaughan, Louis Armstrong, Betty Carter gibi isimlerin üzerine bir dolu kaynak gösterirken, Sheila Jordan hakkında yazılanlar bir elin parmaklarını geçmiyordu.

    Sheila Jordan Jazz Child

    Sahiden korktuğumu ve kendi kendime “zaten müzik lisansı yapmadan kendimi yüksek lisansa attım, bir de hiç dokunulmamış bir alanda müzikal analiz yapmam gerekecek, acaba en zorunu seçmesem mi” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Fakat içimdeki ses “Rişe, Sheila Jordan bir ilah ve hayatta, bu ödevi bizzat onunla yapma fırsatını kaçıramazsın” dedi, korkuma teslim olmadım.

    Böylece 2018 yılın Eylül ayında bir konseri sonrası Sheila Jordan’ı yakalayıp ödevim için kendisiyle röportaj yapabilir miyim diye sordum, kabul etti. Bu röportaj için sözleştik, telefonda anladım ki yanımda bir enstrümantalist istiyor, bana ders de verecek! Dünyalar benim tabi! Chelsea’deki evine gittik, elimde çiçekler, heyecandan ölebilirim… Bizi bir büyükanne sıcaklığında karşıladı… Neredeyse dört saatini ayırdı bize… Yaşadığımız gerçek mi, bu yoğunluğa, bu frekansa daha ne kadar dayanabilirim diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum. Ödev sorularımı yanıtladı, hayatını anlattı, bizim gibi çaylakların yere göğe koyamadığı kimi büyük isimleri bir sözüyle harcadı, öyle şeyler anlatıyordu ki, kahkahalarla gülüyorduk…

    Sheila Jordan, Rişe Özkan
    Sheila Jordan İthaf Konseri Afişi

    Uzun bir ders yaptı, dersin içinde kendisi de şarkı söyledi, doğaçlama yaptı. Bunlar bitince salonundaki resimlerin, posterlerin, bibloların hatıralarını anlattı, repertuvarıma katmam için bir dolu nota verdi, param yoksa ders ücretini dahi almayacaktı… Yetinmedi, tam kapıdan çıkarken yarı değerli taşlardan bir kolye hediye etti. Piyanist ev arkadaşımla dışarı, sokağa çıktığımızda başka bir boyuttan dünyaya geri dönmemiz gerekiyordu, yarım saatten fazla konuşamadık.

    Ben ödevimi yazdım, Sheila Jordan ithaf konserimi yaptım. Yüz akıyla tamamladım okul bitirme projemi. Pandemi olup da dünya durana kadar yakalayabildiğim bütün Sheila Jordan konserlerine gittim. Tekrar ondan ders aldım. Sonrasında da şükran günü, Noel, bayram seyran her vesileyle email’ler attım, yaptığım ufak tefek kayıtları onunla paylaştım, görüş istedim, bir sesini duyayım diye telefon açtım… Email’imin gelen kutusuna bakıyorum, ondan gelen cevaplar arasında “sakin vazgeçme, şarkı söylemeye devam et” demediği bir tane mesaj yok… Ben hayatına dokunduğu yüzlerce vokalistten biriyim… o New York caz çevrelerinde söylendiği gibi bizlerin spiritüel büyükannesi.

    Okul bitirme projem için incelediğim The Crossing albümünden Little Willie Leaps

    Bu yazının uzun olduğunun farkındayım, buraya kadar okuduysanız ne mutlu bana! Ancak Sheila’nın yeteneğini, müziğini, sevgisini, neşesini bu dünyayla paylaşmakta ne kadar cömert olduğunu bilince, elimdeki kalemden ne kadar aktıysa yazdım, daha kısa tutamadım. Son olarak yüksek lisans makalemin çıktısını, müzikal analize girmeden sizlerle paylaşmak istedim.

    Evet Sheila Jordan bebop müziğinin en güçlü yorumcularından birisi. Sıcak, yuvarlak, göğüsten gelen bir sesi ve Charlie Parker’ın dediği gibi milyon dolarlık kulakları; bir parçaya o anda kafiyeli sözler yazma ve melodik olarak bütünüyle yeniden yorum getirme becerisi var. Ama onun alamet-i farikası tamamen kendine özgü olan ‘scat singing’ stili.

    ‘Scat singing’ vokal doğaçlamaya verilen diğer bir isim, bir enstrümantal soloyla aynı amacı taşıyor; yani iyi bir scat solo, parçanın armonisine uygun, yaratıcı bir melodi içeriyor, ritmik olarak iyi hissettiriyor, müzisyen hikaye anlatıyormuş gibi duyuluyor. Fakat vokal doğaçlamanın onu enstrümantal doğaçlamadan ayıran çok önemli bir özelliği var. Bu da şarkıcının yarattığı melodiyi söylerken anlamı olmayan heceler (scat syllables) kullanması. Dolasıyla şarkıcının iyi bir soloda melodik, ritmik, armonik yaratıcılığını ifade edebilmesi için kendini rahat hissettiği, doğal duyulan bir hece dağarcığı oluşturmuş olması gerekiyor.

    “Sheila Jordan ise ilhamını nefesli çalgılardan değil, doğanın seslerinden alıyordu, onun soloları kızılderililerin şarkı söyleme stilini hatırlatıyordu.”

    Bebop, swing çağının ardından karmaşık yapısıyla ortaya çıktığında, geniş kitleler önce burun kıvırmıştı. Scat sololarıyla bebop’ı dünyaya sevdiren şarkıcı Ella Fitzgerald oldu. Fitzgerald bebop’ın diğer öncüsü Dizzy Gillespie ile gece gündüz beraber çalıştıkları dönemde Gillespie’nin trompetinden çıkan sesin de etkisiyle nefesli çalgı gibi duyulan, müziğin yaylanmasına (swing) izin verecek bir hece seti oluşturdu ve bu hece seti onun ardından gelen vokalistler arasında yaygın uygulama oldu.

    Sheila Jordan ise ilhamını nefesli çalgılardan değil, doğanın seslerinden alıyordu, onun soloları kızılderililerin şarkı söyleme stilini hatırlatıyordu. Sheila ‘he’, ‘ya’, ‘ho’, ‘ve’ gibi heceler seçiyor, portamento, ses kaydırma, ses fırlatma, nabzı olan hece takımları kullanıyor, blues söylerken sesinde kızılderili yodeli hissediliyordu. Her caz vokalistinin ilk başvurduğu ‘d’ ve ‘b’ ile başlayan heceler yerini, Jordan’un sololarında baskın şekilde ‘r’ ile başlayan hecelere bırakıyordu. Bebopun hızlı akışını yavaşlatacağı düşüncesiyle kimselerin kullanmadığı ‘m’, ‘ga’, ‘za’, ‘pa’, ‘el’ gibi heceler Jordan’un imzası oluyordu. Hece setindeki zenginlikle dinleyiciyi parçanın son mezüründe dahi şaşırtmaya devam ediyordu.

    Caz müziği Amerikalılar için müthiş bir gurur kaynağıdır. Amerika’dan çıkmış tek orijinal sanat biçimi olduğunu söylerler. Çünkü Avrupa’dan Amerika’ya göçenlerin getirdiği klasik müzik armonisi, Afrika’dan gelmiş siyahilerin ritimleriyle buluşunca, bunların toplamından daha büyük bir sanat doğmuştur. Bu yazı için hazırlanırken caz piyanisti Alan Pasqua’nın “Sheila Amerika’nın tek orijinal sanat biçimidir” dediğini okudum. Çok doğru. Sheila Jordan bu formülün içine Amerikan yerlilerinin seslerini, ezgilerini, etkilerini de katmış, bu sanatı daha da büyütmüştür.

    Gözü kara doğaçlamacı, caz üstadı Sheila Jordan’ı yakın zamanda kaybettik ama hayatı yaşayış biçimi, cesur seçimleri ile bir insan olarak, müziği ile bir caz tanrıçası olarak bize ilham vermeye devam edecek.

    Sheila Jordan, Tracey Jordan
    Sheila ve Tracey Jordan

    Sheila Jordan’un vefatından çok kısa bir zaman önce kızı Tracey’e temas etmiştim, sonrasında ondan bir email aldım. Sheila’nın caz ailesi ve dostlarına hitaben yazıyordu. Annesinin New York’taki Woodlawn Mezarlığı’nda dostları Tommy Flanagan, Max Roach, Roy Haines, Ornette Coleman, Milt Jackson, Cecil Taylor, Miles Davis, Duke Ellington ve daha birçok caz büyüğünün yanında toprağa verileceğini, onun için 19 Kasım günü New York’taki Saint Peter’s Kilisesi’nde bir anma töreni düzenleneceğini haber veriyordu. Katılmayı çok isterdim. Ama ben bu 19 Kasım tarihini bilmeden Zorlu PSM’nin Touche sahnesinden Sheila Jordan İthaf Konseri yapmak üzere 20 Kasım’a gün almıştım, bir şekilde onun anmasına katılmış olacağım.

    Varlığın için çok teşekkür ederiz, Sheila Jordan! Ruhun şad olsun!

    Dark Blue Notes’da Portreler
    Dark Blue Notes’da Divalar
    Rişe Özkan

    Cameron Brown Charlie Parker Diva Dizzy Gillespie Duke Jordan George Russell Harvie S Jazz Child Little Song Rişe Özkan Sheila Jordan
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleSamara Joy: Cazın Yeni Nesil Divası
    Next Article Orchestra Twelve: Emre Özdemir ile Söyleşi
    Rişe Özkan
    Rişe Özkan
    • Website

    Caz vokalisti. Kurumsal iletişimci.

    Related Posts

    Geçmişten gelen bir ses: Thee Sacred Souls

    18 Haziran, 2026

    Harvie S ve zarif geri dönüşü: Bright Dawn

    11 Haziran, 2026

    Sonny, Please…

    28 Mayıs, 2026
    Yazarlar
    Kimiz?

    Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

    DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

    Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

    İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

    Yazıların telifi yazanlara aittir.

    Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

    Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

    Reklam: [email protected]

    Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

    Kanalı Görüntüle