2120 South Michigan Avenue sadece bir posta adresi değil. Rock’n’roll’un köklerine açılan kapı olduğu kadar, bu türün kurucu anayasasının da yazıldığı yer.
Klarnet ve akordeonu klasik müziğin alışılmış sınırlarından çıkaran Duo Minerva, 19 Eylül’de 7. ALV Müzik ve Sanat Festivali kapsamında İstanbul’da. Avusturya Başkonsolosluğu’nun Yeniköy’deki Bahçe ve Balo Salonu’nda sahne alacak Johanna Gossner ve Damian Keller’le Beethoven’dan Piazzolla’ya, Django Reinhardt’tan klezmere uzanan repertuvarlarını, doğaçlamayı, müzikal özgürlüğü ve Türkiye ile kurdukları bağı konuştuk.
“Ben Kertenkele Kral’ım, her şeyi yapabilirim.” Bedenim buz gibi, ruhum ateş almış. Avazım çıktığı kadar bağırıyorum. Vay canına, evet! Nihayet yine yükseliyorum. Beni zincirleyen ruhlardan kurtuluyorum.
Golden Hour, ana akım cazın, usta ellerde eriştiği mükemmeliyet seviyesinin belgesi. Stephen Philip Harvey adını kaydetmenizi, ola ki denk gelirseniz, canlı izleme şansını ıskalamamanızı hararetle öneririm.
Cassandra Wilson’ın ardından, 1954 yapımı Apache’den Coleman Hawkins’a, Charlie Haden’dan True Detective’e uzanan iki şarkının izini sürüyorum. Biri yarım yüzyıldan fazla ait olduğu vokal sesini aradı. Diğeri yıllar sonra bir ölüm haberinin şarkısına dönüştü.
Kobe’de doğup 2012’de New York’a yerleşen Miki Yamanaka, Amerikan caz geleneğinin içine sonradan giren ama…
Sting’le otuz yılı aşan müzikal ortaklığından “Shape of My Heart”ın doğuşuna, Phil Collins kayıtlarından Manfred Eicher ve ECM dünyasına uzanan Dominic Miller, gitarla kurduğu ilişkiyi tek bir cümlede özetliyor: “Önce müziğe hizmet et.” 25 Eylül’de Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde dinleyeceğimiz Miller’la müziğin içindeki boşluğu, sadeliği ve kendi sesini bulmanın yollarını konuştuk.
Jon Batiste, 14 Ağustos’da yayımlanan üç solo piyano albümünde Mozart ile Monk arasındaki iki yüzyılı blues, gospel, caz ve doğaçlamayla birbirine bağlıyor.
Avrupa serbest caz akımının öncülerinden olan İsviçreli caz piyanisti Irene Schweizer, Şubat 1986’da Zürih’te gerçekleşen ve bu yıl yayımlanan canlı performansının kaydı ile avangardlıkta gidilecek yolların tükenmez olduğunu söylüyor.
Ayşegül Yeşilnil’in hikâyesi sadece ürettiklerinde değil, kaybettiğini sandığı duyuyu nasıl geri çağırdığında gizli. Müzisyenin 39 yıldır süregelen müzik serüvenini, sahnenin o tarif edilmez büyüsünü, işitme kaybıyla sınanan bir hayatı ve sanatı yeniden doğuşa çeviren iradesi üzerine konuştuk.
9183 kilometre uzaklıkta 2 günde 36 konser. Burak Sülünbaz, Afrika’nın en büyük buluşması 2026 Cape Town Uluslararası Caz Festivali’nin tüm ayrıntılarını yazdı.
25 yıllık sahne deneyiminin ardından Özgür Can Öney, solo kariyerinde ilk kez kendi dünyasını baştan kuruyor. 10 Nisan’da dinleyiciyle buluşacak “All Killer”, doğu ile batı arasında sıkışmış bir coğrafyanın hikâyesini aşan, o gerilimi dönüştüren bir zihnin albümü.
Chris Potter’ın kölelik karşıtı aktivist John Brown’dan esinlenerek bestelediği yeni süiti ‘Alive With Ghosts Today’ 8 Mayıs’ta raflarda.
Vitrin
Yaz için Caz. Jazz for the Summer. Yaza uygun hafif şarkılar ve icralar. Sıcağı azaltmasa da tahammülü arttıracak bir reçete, sıkıntıya pansuman.
Albümsüz geçen 16 yılın ardından yeni The Cure albümü Songs of a Lost World (Kayıp Dünyanın Şarkıları) ölüme karşı bir manifesto.
Burak Sülünbaz, Amerikalı trompet ustası Duane Eubanks’in unutulmaz albümü Things of that Particular Nature hakkında yazdı.
Mert Çakırcalı, Kurukahveci Mehmet Efendi sponsorluğunda hazırlanan 10 Usta 10 Albüm projesinin yeni albümünü yazdı: Oğuz Büyükberber – Sanki.
Portre
Borusan Müzik Evi konseri öncesinde besteci ve saksofoncu Mike Casey portresi ve konserde bizi bekleyen sürprizler.
Mine Gürevin’in kadim dostu Chet Baker ile yeni sohbetinde mevzu Flea ve Fela Kuti etrafında dönüyor.
Efsanevi İngiliz rock grubu Uriah Heep ve grubun mimarı, ikonik şarkılarının ardındanki yaratıcı güç Ken Hensley
Burak Sülünbaz, ölüm yıl dönümünde ikonik müzisyen Chick Corea hakkında dinleyicisinin hatıralarını sorgulatan bir anma yazısı yazdı.
Röportaj
Besteci, piyanist Ayşe Tütüncü, çocukluk yıllarından bugüne uzanan kariyerini, Mozaik dönemini, farklı müzik geleneklerini buluşturan bestecilik yaklaşımını ve müziğinde geçmiş ile bugün arasında kurduğu yaratıcı bağı anlattı.
Görüş
Bugün hemen herkesin sevgiyle andığı Barış Manço, kuşkusuz ki popüler Türk müziğinin en önemli figürlerinden biriydi. Çalışma alanımdan da kaynaklı olarak müziğine vakıf olduğum Manço’nun zannediyorum ki dinlemediğim tek bir şarkısı dahi yoktur. Ne var ki yaptığı işler bir yana, her aklıma gelişinde gözümün önünde beliren bir kare var ki zihnimdeki Barış Manço imgesinin bununla özdeşleştiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Bahsettiğim görüntü şarkıcının bir röportajına ait. YouTube’da da birkaç dakikalık kaydı bulunan röportajda, Barış Manço aslında yıllardır duymaya alışık olduğumuz bazı bilindik fikirlerden bahseder. Fakat bir an vardır ki söylediği şey gülüşüyle bütünleşir ve bakmayı değil de görmeyi bilene çok şey anlatır.
Şimdi bir düşünsenize, bir caz müzisyenisiniz; konsere saatler kalmış, bir diş ağrısı tutuyor ya da konserde sahneye çıkalı 1 saat olmuş, belinizde bir ağrı başlamış!… Ne yaparsınız ya da ne yapıyorlar? Burada değinmek istediğim konu, caz müzisyenlerinin yaşamlarını caz müziğine adamaları ve o uğurda yaptıkları fedakarlıklar! Fakat burada söz konusu olan Damien Chazelle’in yönettiği 2014 yapımı Whiplash filminde abartılan, daha iyi davul çalabilmek için kanayan/soyulan parmaklar değil! Daha gerçek anları yakalamak istiyorum.
Hâlâ umumiyetle müzikal derinliğin duygu yoğunluğuyla, icracının çalgısındaki ustalığının duygulu çalmayla ölçüldüğü; herhangi bir çalgıyla çalınan şarkıların, türkülerin enstrümantal müzik diye sunulduğu; birçok müzisyenin, ifade açısından vazgeçilmez bir unsur olan müzikal dinamiklerden habersiz olduğu; niteliğin somut ölçütler yerine türlü pespayeliğe kapı aralayan soyut, ölçülebilir olmayan öznel yargılara dayandırıldığı bir toplumda, aslında sadece çalgısal müziğin değil, bizzat müziğin kendisinin ağır aksak durumda olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Peki bugün dünya müziğinden bize kalan ne? Dünyanın ücra yerlerindeki kendi kabuğunda kalmış müzisyenleri keşfedip parlatarak vitrine çıkaran; birçoğunu oryantalist zihnin bitmeyen fantezisi “sentez” güdüsüyle melezleyen; aynı şeyleri dinlemekten sıdkı sıyrılmış dinleyicilerin kulaklarının pasını silen ve kuraklaşan sektörü taze kan temin ederek canlandıran bu oluşumu çoğunluğun yapıcı ve faydalı gördüğü muhakkak. Sadece bu yönlerden bakıldığında kimsenin bir itirazı da olamaz. Fakat mesele bundan ibaret değil.
Pusula
Bir süre daha burada kalmak istiyorsanız, size, dergiye dair bir pusula verelim. Yayınlanan son 100 yazı Yeni bağlantısında. Vitrin, yakın tarihlerde yayınlanan albümlere dair inceleme yazılarını içeriyor. Sanatçıların derinlikli yaşam öyküleri Portre kategorisi altında. Röportaj ve Güncel kategorileri açıklamaya ihtiyaç duymuyor. Ağır yazılar Görüş, vazgeçilmezlerimiz ise Başucu Albümüm kategorisinde. Türk cazına dair yazılarımız ise Bizim Caz bölümünde. Okuduğunuz yazarlar başka neler yazmışlar diye merak ettiyseniz Yazarlar bölümüne başvurabilirsiniz.
Bültene Abone Olun
Pusula
Divalar bölümünde vokal cazın efsanevi şarkıcılarının öykülerini okuyabilir, caz müziğin geçmişine meraklıysanız Caz Devleri kategorisinde güzel vakit geçirebilirsiniz. Caz tarihinin en önemli müzisyenlerinden ikisi bu yıl 100 yaşına girdi: John Coltrane ve Miles Davis, bu iki ikonik sanatçının yaşamına daha yakından bakabilirsiniz. Degüstasyon, sanatçıların yeme içme kültürüne dair ilgilerini eşeliyor. Koleksiyon ile müzisyenlerin müzik dışında nelerle ilgilendikleri hakkında bilgilenebilirsiniz. Sadece caz değil, Dark Blue Notes’da Rock müzikle ilgili yazılar da var.
Caz Devleri



