Summertime Artık Güvenli Değil!
Bazı caz standartları, yıllar boyunca tekrar edildikçe neredeyse ezberlenir. Dinleyici çoğu zaman şarkının nereye gideceğini biliyor haldedir.
Vokalistten beklenen de genellikle budur: melodiyi taşımak, duyguyu korumak ve geleneğe sadık kalmak. Ta ki biri, şarkıyı yalnızca söylemek yerine onunla konuşmayı, hatta onunla tartışmayı seçene kadar.
Summertime’dan bahsetmek istiyorum önce. Caz repertuvarının en tanıdık parçalarından biri. Melodisi yumuşak, sözleri sakin bir güven hissi taşıyor. Billie Holiday’den Ella Fitzgerald’a uzanan geniş yorum geleneği içinde parça çoğunlukla aynı duygusal eksende dolaşıyor. Dinginlik, sıcaklık ve korunma hissi ile… Dinleyici daha ilk birkaç ölçüde nereye varacağını biliyor ve parça belki de tam bu yüzden seviliyor. Fakat bazı yorumlar bu tanıdık hissi hızla dağıtıyor. Jeanne Lee’nin yorumlarının tam da böyle kırılmaları var.

George Gershwin’in Porgy and Bess operası için yazdığı, bir annenin bebeğine söylediği ninni olarak 1935’te hayatımıza giren Summertime, yıllar içinde cazın ortak hafızasında dolaşan bir anlatıya dönüşmüş durumda. Her yorumcu melodinin içine kendi zamanını yerleştirirken, parça sessizce yeni anlamlar biriktirmeye devam ediyor gibi. Belki de bu yüzden Summertime yalnızca yorumlanan bir eser değil, her performansta başka bir mevsime açılan müzikal bir hikaye gibi varlığını sürdürmeye devam ediyor. Jeanne Lee’nin Summertime’ı ise bu hikayenin içinden fevkalade özgürce geçiyor.
Lee’yi dinlerken fark ediyoruz ki, melodi beklenen yerlerde durmuyor. Sözler akmak yerine kesiliyor, bazen askıda kalıyor. Şarkıyı bütün halde sunmak yerine, dokusunun içinden dolaşmayı tercih ediyor. Böylece Summertime artık o güven veren, yerinde duran ninni olmaktan çıkıyor ve başka bir anlatıya dönüşüyor. Dinleyici olarak, bildiğimizi sandığımız parçanın içinde yönümüzü kaybetmeye başlıyoruz. Bu kaybolma hissi, Jeanne Lee’nin vokale yaklaşımının temelini de oluşturuyor. Belli ki onun müziği melodiyi taşımaktan çok anlamı parçalamakla ilgileniyor. Kelimeler ritmik birer malzemeye dönüşüyor. Sessizlikler en az notalar kadar belirginleşiyor.
Vokal, şarkıyı süsleyen bir unsur olmaktan çıkıyor ve müziğin dramatik gerilimini kuran bir araca dönüşüyor.
Jeanne Lee caz tarihinde çoğu zaman kenarda kalmış bir figür gibi görünse de, çalıştığı isimler müzikal yönelimini gayet görünür kılıyor. Özellikle Ran Blake ile kurduğu ilişki, onu avangart ve özgür caz sahnesinin merkezine yerleştirmiş. Blake ile yaptığı kayıtlar, karanlık ve minimal bir estetiğin vokal üzerinden nasıl kurulabileceğini gösteren güçlü örnekler gibi.
Lee’nin sesi kolektif doğaçlamanın içine yerleşiyor ve vokali grubun önünde duran anlatıcısı olarak konumlandırmıyor. Sesi kimi zaman enstrümanlarla eşitleniyor, kimi zaman geri çekiliyor. Kimi zamansa parçanın yönünü tamamen değiştiren nefis bir yaklaşıma işaret ediyor. Bu yaklaşım, caz vokalinde uzun süre hakim olan “şarkıyı taşıyan solist” fikrini ciddi biçimde sarsıyor bana kalırsa.

Bir de, Jeanne Lee’nin performanslarını izlerken, dinlerken, teatral bir yoğunluk hissedilir. Dans ve performans sanatlarıyla kurduğu bağ, sesi bedensel bir ifade alanına dönüştürür. Bir kelimenin uzatılması, beklenmedik bir yerde kesilmesi ya da neredeyse fısıltıya veya sönmeyecek bir nefese dönüşmesi, müzikal olduğu kadar dramatik bir karar haline de gelir onun performansında. Lee’nin sesi şarkının duygusunu anlatmaz; o duygunun içinde dolaşır ve sizinle yakınlaşarak, konuşmaya, anlatmaya başlar.
Jeanne’in müziği arka planda akmaya da izin vermiyor. Dikkat istiyor, sabır istiyor, hatta zaman zaman rahatsız edebiliyor. Caz tarihinde kadın vokalistlerin çoğu zaman belirli estetik beklentilerle sınırlandırıldığı düşünüldüğünde, Lee’nin bu normları bilinçli biçimde reddetmesi onu daha da görünmez kılmış olabilir. Ancak bu aynı zamanda son derece cesur bir tavır.
Jeanne Lee güzel söylemekle yetinmemiş. Melodiyi bozmayı, kelimeleri sertleştirmeyi ve sessizliği bir anlatım aracı olarak kullanılmasını pek sevmiş belli ki. Olasılıkla bu, onu popüler hafızanın dışında bırakmış. Yine de bugün vokali deneysel ve anlatı odaklı kullanan pek çok sanatçı üzerinde bıraktığı etkiyi görse eminim epey mutlu hissederdi.

Summertime, Jeanne Lee’nin yorumunda hala aynı şarkı. Fakat artık güvenli değil.. Dinleyiciyi rahatlatmıyor, aksine uyanık tutuyor. Belki de Lee’nin vokal müziğe getirdiği devrim tam olarak bu: En tanıdık hisleri bile yeniden düşünmeye sevk eden bir alan yaratmak.
1939’da New York’ta doğan Jeanne Lee, müzik kariyerinden önce dans ve tiyatroyla ilgilenmiş. Disiplinler arası vokal yaklaşımını derinden etkileyen unsur bu olmalı. 1960’larda Ran Blake ile yaptığı çalışmalar, vokali melodik bir ifade aracı olmaktan çıkarıp dramatik ve deneysel bir anlatı alanına dönüştürmüş.
Döneminin özgür caz müzisyenleriyle gerçekleştirdiği işbirlikleriyle vokali kolektif doğaçlamanın bir parçası haline getiren öncü sanatçılardan biri kendisi.

Jeanne Lee’nin kariyerinde eşi Gunter Hampel ile tanışması çok belirleyici olmuş. 1960’ların ortasında birlikte çalışmaya başlamışlar. Hampel’in Avrupa merkezli free jazz çevresi oldukça geniş. Dolayısı ile bu durum Lee’nin uluslararası görünürlüğünü artırmaya yardımcı olmuş. Birlikte birçok kayıt yapmış ve sahne almışlar. Aynı zamanda romantik bir birliktelikleri ve evlilikleri de olmuş.
Jeanne Lee aslına bakarsanız Hampel ile tanışmadan evvel de zaten Ran Blake ile dikkat çekmeye başlamış fakat Gunter Hampel ile olan çalışmaları, onu free jazz ve deneysel vokalin uluslararası ve daha radikal sahnesine taşıyan önemli sıçrama olmuş. Dahası, bu ortaklık, disiplinler arası (şiir, performans, deneysel ses) çalışmalarını büyütmesini sağlamış ki bu kısım oldukça mühim.
Bu yazıyı yazarken bir yandan da, “Jeanne Lee’yi anlamanın en iyi yolu onu sahnede en az bir kez canlı izlemek olurdu” diye düşünmeden edemiyorum. Okurken aranızda bu hisse kapılanınız olursa diye, yazımın sonuna küçük bir izleme rehberi bırakıyorum.
■
Jeanne Lee & Ran Blake. Minimalist ve dramatik Lee. Ran Blake ile yaptığı performanslarda Lee’nin sessizlik kullanımı, kelimeyi parçalama biçimi ve vokali dramatik bir araç olarak kullanışını görebiliriz. Buyursunlar nefis teatral bir yorum!
Jeanne Lee and Ran Blake – Something’s Coming (1963)
Archie Shepp ile Performanslar. Politik ve özgür caz Lee. Buyursunlar; kolektif doğaçlama içindeki vokalin rolü.
Archie Shepp, Jeanne Lee, Don Mumford – If We Don’t Make This Constant Music (1984)
Şiir, spoken word ve performans sanatına yakın çalışmaları. Lee için bir şarkıcı yerine ses-performans sanatçısı dersek yanılmış olur muyuz? Sanmıyorum. Ve buyursunlar; Jeanne Lee’nin şiir ve spoken word odaklı performanslarından biri. Sesi bir anlatı ve sahne mekanı olarak kullandığını gösterişi sebebi ile özellikle izlenmesi gereken kayıtlardan biri.
Jeanne Lee – Sundance (1975)
Mal Waldron ile birlikte, benim de pek sevdiğim parça olan Everytime We Say Goodbye’ı yorumladığı performans.
Jeanne Lee & Mal Waldron – Everytime We Say Goodbye (1994)
1995 yılında Antwerp’de Mal Waldron ile verdiği bir konser sonrasında yapılmış bir röportajının kaydı.
Dilerim, herkes Jeanne Lee gibi içindeki o özgür ve kalıplara sığmayan ruhu, yaşarken eğlenerek deneyimlesin.


