Siz hiç dans ederken ağladınız mı? Ben ağladım. Hem de defalarca. Çünkü bazen mutluluk, gözyaşlarıyla birlikte gelir. Hele ki söz konusu müzik ve dans ise… Bunu nereden biliyorum? Çünkü ben tam olarak böyleyim.
Bazı şarkılar vardır, sadece kulağımıza değil, doğrudan hayatımıza dokunur. Hani sorulur ya: ‘’Bu şarkı sana ne ifade ediyor?’’ İşte bu sorunun cevabını verebilmek için sizi, müzik ve dans ile kurduğum ilişkinin neredeyse saplantıya dönüştüğü 80’li yıllara götürmek istiyorum.
Biz 80’ler kuşağı kavganın, mutsuzluğun, ayrışmanın tam ortasında doğduk. Türkiye’nin içinden geçtiği buhranlı günlerin ağırlığı gençliğimizin üzerine çökmüştü. Bir çıkış yolu arıyorduk. İçimizde biriktirdiğimiz karanlığı dağıtmak istiyorduk. Şanslıydık çünkü müzik ve dans, tam da o dönemde bizim kurtarıcımız oldu. Ben ve sınıftan iki arkadaşım, korkunun ve belirsizliğin hayallerimizi hapsettiği günlerde dansa sığındık.

Dünyayı kasıp kavuran Fame dizisini izliyor, sahne sanatları hayalleri kuruyorduk.. Dansçı olmaya karar vermiştik; bu sadece bir heves değil, bir kaçış biçimiydi.
Aslı’nın teyzesinin Almanya’dan getirdiği kasetleri dinliyor, sokaklarda, okul bahçesinde çılgınlar gibi dans ediyorduk. Dans etmediğimiz tek bir gün bile yoktu. Hatta bir süre sonra, çok sevdiğim futbol antremanlarını bile bırakmıştım.
Bir gün mahallemizdeki video kasetçiye Flash Dance filminin geldiğini duyduk. Cuma ders çıkışında sözleştik. O gün okul hiç bitmedi sanki. Okuldan nasıl fırladığımı hatırlamıyorum. Koşarak kasetçiye gittik.

Dans kıyafetlerimiz önceden giymiştik. Kafa bantları, parlak çoraplar, ayaklarımızın altında beyaz dans şeritleri… Kalbimiz yerinden çıkacak gibiydi.
Filmi izlerken başta beklediğim kadar dans görmeyince biraz hayal kırıklığı yaşadım.
Sonra bir şey oldu. Sıradan bir film bir anda tutku dolu bir hikayeye dönüştü.
Ve Alex Owens sahneye çıktı. Alex’in tek istediği şey dans etmekti. Geceleri çalışıyor, kalan zamanlarIarında dans ediyordu. Tutkusu ekranın içinden taşıyordu. Gözlerimi ondan alamadım. Donup kaldığımı hatırlıyorum.
Hayatımı değiştirecek sahnenin yaklaştığını hissediyordum.
Geniş bir salon. Beş jüri üyesi. Sessizlik…
Ve Alex kıvırcık saçları, parlayan gözleri ile sahnedeydi. Üzerinde siyah bir dans mayosu, dizlerine kadar uzanan siyah bir çorap. Harika gözüküyordu.
“What a feeling (I am music now)
Being’s believing (I am rhythm now)
I can have it all
Now I’m dancing for my life”
O an kararımı verdim. Dans edecektim. Hayatımı tutkuyla yaşayacaktım. Film devam ederken hem dans ediyor hem de ağlıyordum. Arkadaşlarıma baktım; onlar da benim gibiydi.
Kendimi okulun parke salonunda, beden eğitimi dersinde yapılan dans seçmelerinde hayal ettim. Müzik tüm bedenimi sarmıştı. Avuçlarım terlemişti.
İsmim okunduğunda içeri girdim. Karşımda beş sıkıcı jüri üyesi vardı. Onlara doğru yürüdüm. Salonun köşesindeki plakçalara Irene Cara’nın plağını koydum. Heyecandan ilk figürleri kaçırdım. Özür diledim.
“’Tekrar başlayabilir miyim?’’ dedim.
Ve işte yine başlıyorum. Bu kez müziği duyduğumda bir şeyler değişti. Ritimler damarlarımda dolaşmaya başladı. Kalbim her attığında vücuduma dans pompalanıyordu. Hücrelerime kadar tutkuyla dolmuştum. Artık o salonda özne değildim; müziğin kendisi olmuştum.
Jüri üyeleri artık sadece jüri değildi. Hayalimin parçalarına dönüşmüşlerdi. Ayaklarım, ellerim olmuşlardı. Benimle dans ediyorlardı.
Notalar bedenimin her zerresine sızmıştı. What a feeling kalbimin atışına yetişemiyordu.
Saf bir dans enerjisi ile izleyenlerin derinliklerine nüfus ediyordum. Önce ayaklar tempo tuttu, sonra omuzlar sallandı. Buzlar çözülüyordu. Birbirlerine bakıştıklarını hatırlıyorum. Dansım onları şaşırtmıştı. Bir o kadar da eğleniyorlardı.
Salonun köşesinden onlara doğru hızlıca koştum. Önlerinde yere yattım. Islak saçlarım parkeleri kayganlaştırdı. Kendi eksenimde defalarca döndüm. Masaya doğru yaklaştım. Parmaklarım ile her birini göstererek gözlerinin içine baktım. Salonun köşesine geri döndüğümde içimde bir şeyler yer değiştirdi. O gün benim için yeniden yazılmıştı. Sanki parmak uçlarımda yürüyormuşum ve ağırlıksızım gibi hissettim. İçimde serin bir nehir akmaya başladı. Rahatlamıştım.
Dansım bittiğinde, okuldan dışarı attım kendimi. Herkes toplandı başıma. Arkadaşımın kasetçelarında Maniac çalıyordu. Sarıldık birbirimize. Manyak gibiydik.
Beni havaya atıp tutuyorlardı.
Başarmıştım! Müthiş bir duygu yaşadım o anda. Nasıl anlatsam size. Anlatmak çok zor. Müziğin ve ritimin ta kendisi olmuştum. Resimlerin canlanması gibi. Yavaşca parlayan bir rüyanın içinde tutkunu harlamak gibiydi. Hâlâ o harlı ateşi hissediyorum içimde.
Ben Oktay Gökkaya! Müziği duydum, gözlerimi kapattım. Ritmi hissettim; içimde dolanıyordu. Kalbimle tutundum.
Nasıl bir his ama! Hayatım boyunca dans edebilirim…
■


