Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    RÖPORTAJ

    Zamanın Taksimi: KAM ve Işığın Peşindeki Yolculuk

    Anadolu ezgilerini caz-rock estetiğiyle buluşturan İstanbul merkezli KAM, “Luz” albümüyle karanlıktan ışığa uzanan bir ses hattı kuruyor. Trompette Can Ömer Uygan liderliğinde; Samad Kamalı (piyano), Metehan Erdoğan (gitar), Ömer Akalın (bas) ve Yağız İpek’ten (davul) oluşan topluluk, müziği bir konser değil bir “hâl” olarak tanımlıyor. Bu söyleşide hem grubun kolektif sesi hem de kurucu isim Uygan’ın kişisel anlatısı iç içe geçiyor.
    Mine GürevinBy Mine Gürevin5 Mart, 2026
    KAM, Can Ömer Uygan

    2010’da Galata’da kurulan KAM, Türkiye caz sahnesinde kendine özgü bir damar açmış topluluklardan biri. Trompet sanatçısı Can Ömer Uygan’ın öncülüğünde yola çıkan grup, Anadolu’nun makam hafızasını psikedelik dokularla ve caz-rock dinamizmiyle bir araya getiriyor.

    KAM’ın müziği salt türler arasında dolaşmıyor. Zamanın içinde de gidip geliyor. Bir yanda mehterden taşan bir makam hafızası, diğer yanda punk bir cesaret, cazın sosyal dili ve doğaçlamanın riskli alanı. “Kuz”dan “Luz”a uzanan yol, aslında grubun kendi iç karanlığından geçerek ışığa bakmayı öğrenmesinin hikâyesi. Bu yüzden KAM’ı anlamak, notaların arkasındaki hâli dinlemeyi gerektiriyor. 

    Grubun son dönem çalışması Luz, karanlıktan aydınlığa geçiş hissi taşıyan bir albüm. Prodüktörlüğünü Taner Yücel’in üstlendiği albümün mastering’i Çağan Tunalı (Noiseist Records), mix’i ise Ercan Bektaş Ülger imzası taşıyor. Albüm, yalnızca bir ses kaydı değil; doğaçlamanın, liderliğin yeniden tanımlanmasının ve kolektif üretimin yeniden kurulmasının da hikâyesi.

    Bu söyleşide KAM’ı hem bir topluluk olarak hem de kurucu lideri Can Ömer Uygan’ın kişisel perspektifiyle dinliyoruz. Bazı sorulara grup birlikte yanıt verirken, bazı bölümlerde Uygan’ın bireysel hafızası ve müzikal yolculuğu öne çıkıyor.

    Ortaya çıkan anlatı, bir söyleşiden çok bir taksim gibi… Zamanın askıya alındığı, sesin yön bulduğu bir alan.

    Can Ömer Uygan
    Can Ömer Uygan

    ■

    Mine Gürevin: KAM ismiyle başlayalım. Bu isim sizin için bir kısaltma mı, bir çağrışım mı, yoksa bir ruh hâli mi? İsmi koyduğunuz gün neyi temsil ediyordu?

    Can Ömer Uygan: Benim anne tarafım bundan 6-7 kuşak önce Aydın’da ilk yerleşik hayata geçmiş yörüklerden. İsmi de göçebe kültürleri araştırırken buldum. Şaman, şifacı ve ozan anlamına geliyor. Hikâye anlatıcısı yani. Bir de Osmanlı’da zaman/yüzyıl ve sese kulak vermek olarak da kullanılmış. Benim için KAM isminin temsil ettiği şey, öncelikle zaman ve mekânın yok olabildiği bir diyar. Seremonik bir yapıya girebilmek için hem ozan gibi bir hikâyeyi anlatabilmek hem de sese kulak vermek gerekiyor.

    Mine Gürevin: 2010’da Galata’da kuruldunuz. O dönemin İstanbul’u ile bugünkü İstanbul arasında ciddi bir fark var. Mekânın ve zamanın müziğinize etkisi sizce değişti mi?

    Can Ömer Uygan: 2013 ve 2020’de dünya olarak iki ayrı kırılma yaşadık diye düşünüyorum. Ve  tabii ki tüm bu kırılmalar, hayatımızı etkilerken, doğal olarak yaşamımızın içinde bulunan müziğimizi de etkiledi. 2020’den sonra, yani pandemiden sonra birçok şey değişti hayatımızda. Paranın pul olmaya başladığı dönemler aynı zamanda.

    KAM, Can Ömer Uygan
    KAM

    Bireyselliğin ve buna bağlı sosyalleşmenin azalmaya başladığı bir döneme girdik. 2013-2017 arası mahalle toplanmaları gibi buluşmalar çok yararlı oldu ama pandemi birçok iletişim şeklini değiştirdi. İkili ilişkiler, müzikal ilişkiler, arkadaşlıklar… Bunların hepsi bir şekilde “matrix” diyebileceğimiz düzlemi güçlendirerek “online” denen kelime oyununu hayatımıza soktu. Çünkü o sırada geleneksel anlamdaki yalnızlığımızı sosyal medya ve bilimum kanallarda sözde sosyalleşerek yaşamaya başladık. “Ah Sanal Dünya” belgesel serisinin birinci sezon ikinci bölümüne göz atabilirsiniz. Trajikomik bir şekilde, çok net anlatıyorlar orada.

    Müziğimize etkisi ise şu oldu: Uzaktan online çalışmalar yapmaya başladık ama neyse ki çalıştığım birçok kişi bunun yerine yan yana olmayı tercih ediyor. Yine de belli bir mesafelenme ve buna bağlı olarak yaratım süreci değil ama üretim sürecimiz değişti diyebiliriz.

    Saat yönünde, Metehan Erdoğan (gitar), Samad Kamalı (piyano), Yağız İpek’ten (davul) ve Ömer Akalın (bas)
KAM
    Saat yönünde, Metehan Erdoğan (gitar), Samad Kamalı (piyano), Cihan Kahvecioğlu (davul) ve Ömer Akalın (bas)

    Mine Gürevin: KAM müziğinde doğaçlama çok belirleyici. Sizin için doğaçlama bir özgürlük alanı mı, yoksa disiplin gerektiren bir sorumluluk mu?

    KAM: Evet, doğaçlama müziğimizde çok belirleyici bir yerde duruyor. Doğaçlama bir özgürlük alanı olabilir ama insanların atladığı bir şey var: O alan, tam anlamıyla o an müzik yaptığın insanları dinleme sorumluluğudur bence. Yoksa sadece kendine göre çalacağın bir ortam değil. Tahminen en az son 15 bin yıldır yapılan bir şeyden bahsediyoruz. Her gün sokağa çıktığımızda yaptığımız şey zaten doğaçlama. Neredeyse kimse doğaçlama yaşadığının farkında değil. Doğaçlama yapanı özelleştiremezsin; herhangi bir şeyi itinayla yapanı özelleştirebilirsin.

    Can Ömer Uygan: Bununla ilgili daha önce yazdığım şöyle bir yazım vardı onu paylaşabilirim sizinle:

    “Doğaçlama kafana göre çalmak değildir. Öz birliktelik gerektirir, kendinle başbaşalık gerektirir. Bugüne kadar yaptığın bütün provalardır, sazınla sözünle baş başa kaldığın bütün anların yansımasıdır. Her seferinde bir sınavdır. Anlık bir aranjedir. Kendi patikasını güden ve de sürekli yeni patikalar güden çobandır. Doğaçlama Garip Akımı’dır. Orhan Veli ve en yakın arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’dir. Bukovski’dir. Küçük İskender’dir. Murat abi’nin Baba Zula’sıdır. Kumarda isminin bir harfini kaybetmiş şairdir, Cemal Süreya’dır. Çıplak Ayaklar’dır. Chesney’nin savaşıdır, Chet Baker olmasıdır. İmer abi’nin Odin’leşmesidir. Baştan sağma değildir, ancak ve ancak onu uygulayan kişi baştan sağma olursa o kişinin yansıması olarak o da baştan sağma olur. Miles’ın dediği gibi Sosyal Müzik’tir. Ozan’ların nefesidir.”

    Mine Gürevin: Anadolu motifleri, psikedelik dokular ve caz dili… Bu karışım bilinçli bir estetik tercih mi, yoksa birlikte çalarken doğal olarak mı ortaya çıktı?

    Can Ömer Uygan: Tamamen yaşamsal bir yerden geliyor. Annem ve babam halk dansları ve koro kökenliydi. Evde hem halk müziği hem de dönemin Türk pop müziğiyle büyüdüm. Bornova kent pazarında satılan RCA’nın Kelebek Serisi klasik müzik kasetlerini de çok alırdı annem. 9-12 yaşları arasında İzmir Opera’nın çocuk korosunda yer aldım. Çok fazla yerli eser seslendirdik ve kendi içinde aksak eserlerdi bunlar. Ergenliğe doğru rock müzikle haşır neşir olmaya başladım. 16 yaşımda trompete başlayınca hocam Erden Bilgen beni Chet Baker’a yönlendirdi. Müziğinin sound’u “yabancı hafif müzik” diye tabir edilebilecek bir yerdeyken, çalımı ve yaşamı tamamen punk bir yerde duruyordu. Tanımadığım dayım gibiydi benim için, tanımadığım ama hissedebildiğim. Ardından Erik Truffaz ve Nils Petter Molvær geldi. 27 yaşımda Tarihi Türk Müziği Topluluğu’nda çalmaya başladım ve Türk ile Ortadoğu makamlarını öğrendim.

    Bunların hepsinin toplamı olarak da bahsettiğin füzyon kendiliğinden ortaya çıkmış oldu.

    Mine Gürevin: Sahne performanslarınız çoğu zaman “ritüel” gibi tarif ediliyor. Siz sahneye çıktığınızda bir konser mi veriyorsunuz, yoksa bir hâl mi kuruyorsunuz?

    KAM: Evet, bizim için önemli olan# zaman ve mekânın yok olduğu hâli önce kendimize yaşatmak, oradan da o anı paylaştığımız dinleyiciye aktarmak. Sahnede var olabilme sebebimiz bu; sahneyi bir ritüel havasına dönüştürebilmek. Yoksa sürekli aynı şeyleri çalmak bize göre olan bir şey değil. Bir ritüelin en önemli noktası, o ana katılan insanları zaman ve mekândan ayırıp başka bir serüvene yönlendirmek diye düşünüyoruz. O yüzden evet, bir konser değil de olabildiğince bir hâl kuruyoruz diyebiliriz.

    Mine Gürevin: KAM’ın müziğinde groove önemli bir yer tutuyor ama aynı zamanda ciddi bir minimalizm de var. Az çalmanın gücüne inanıyor musunuz?

    KAM: Az çalmak ya da minimal hareketlerde bulunmaktan öte, müziğe hizmet etmek diyebiliriz aslında. Müziğin temelindeki ritim olgusunu güçlendirmek ve salınımı onun etrafında gerçekleştirmek çok önemli bizim için. O an orada olan, biz dâhil herkesin bir salınıma girmesi; soloların ve belirli melodi ve riff’lerin de bu salınım etrafında var olması çok önemli.

    Mine Gürevin: Türkiye’de caz üretmek sizce ne anlama geliyor? Yerel bir mücadele mi, küresel bir dil mi, yoksa ikisinin arasında bir salınım mı?

    KAM: Sanırım her ikisi de diyebiliriz. Yerelde piyasada çok da geniş bir yer edinmiş bir tür değil caz ne yazık ki. O yüzden belli başlı köşeleri tutulmuş durumda; bu nedenle yerel bir mücadele demek doğru. Ama aynı zamanda bu tarzın müzik piyasasında çok geniş bir paydaya sahip olmamasının sebeplerinden biri de küresel bir dil üzerinden bu topraklara gelmiş olması.

    Emin Fındıkoğlu, Tuna Ötenel, İmer Demirer, Yahya Dai, Kerem Görsev gibi isimler global olan dile hâkim olarak Türkiye caz sahnesinde bir bayrağı taşıyorlar aslında yaptıkları müzikle.

    Bir yandan da Ayten Alpman, Senem Diyici, İlhan Erşahin İstanbul Sessions, Okay Temiz, Asia Minor, Ayşe Tütüncü Piyano Perküsyon Grubu, Korhan Futacı gibi isimler yerel dil ile bir harman yaratarak cazı Türkiye’de kitlelere ulaştırabilmiş isimler.

    Mine Gürevin: Kadro değişimleri yaşadınız. Bir grubun kimliği, üyeler değiştikçe nasıl korunur ya da dönüşür?

    Can Ömer Uygan: KAM’ın bağlı olduğu bazı gelenekler var. Süreç içinde gruba dâhil olan müzisyen arkadaşlarımız da bu geleneğe yakın olan arkadaşlarımız. Genelde pop, rock ve caz kökenli müzisyenlerle yaşıyoruz kadro değişimlerini; bu da müziği bir merkez etrafında çevirmemize yardımcı oluyor. Öte yandan benim müzikal yönlendirmem de KAM’ın kimliğinin korunmasında önemli rol oynuyor diyebilirim.

    Mine Gürevin: 2019 tarihli “Kam” albümüne dönelim. O albümü bugün dinlediğinizde hâlâ aynı yerde mi duruyor, yoksa sizden uzaklaştı mı?

    KAM: Sahnede kesinlikle o albüme yakın olduğumuz anlar oluyor. Ama tabii ki şu sıralar daha canlı ve ritmik alt yapılara önem verdiğimiz bir müzikal dönemdeyiz.

    Kapak fotoğrafı: Memo Ömür,  Tasarım: Anıl Çezik
    Kapak fotoğrafı: Memo Ömür, Tasarım: Anıl Çezik

    Mine Gürevin: “Kuz” çalışmanızda daha yoğun, daha karanlık ve döngüsel bir yapı hissediliyor. Bu albüm sizin için bir içe kapanma dönemi miydi, yoksa sesinizi keskinleştirme ihtiyacı mı?

    Can Ömer Uygan: Aslında içe kapanma döneminden çıkış diyebiliriz. Bas, davul, trompet şeklinde bir power trio olarak düşünmüştüm albümü. O dönem “Land Of Session” isimli projemize yeni başlamıştım ve live teras videoları çekiyorduk. Çekimlerden birine KAM’ın kuruluşundan 2016’ya kadar birlikte olduğumuz piyanist Samad Kamalı’yı davet etmiştim. Samad’a dinletince şarkıları, o da tekrar katılmak istediğini belirtti. Böylece yola yeniden birlikte koyulmuş olduk.

    Ve evet, biraz sesimizi de keskinleştirmek istediğimizi söyleyebilirim.

    Mine Gürevin: “Kuz”da groove daha hipnotik ve minimal bir yapı kuruyor. Bu bilinçli bir sadeleşme miydi? Az malzemeyle daha derin bir atmosfer kurma fikri o dönemde nasıl gelişti?

    Can Ömer Uygan: Dediğim gibi Kuz albümü için trompet, bas ve davul vardı aklımda enstrüman olarak. Üç enstrümanla olabildiğince minimal ama ifadesi güçlü bir yapı kurmayı niyetliyordum. Bunun sebebi de aslında 2019 Kam albümünü birlikte yaptığımız Okan Kaya ve gitaristimiz Cansun Küçüktürk’ün gruptan ayrılmış olmasıydı. Ayrılma sebepleri de benim liderlik rolüne bir türlü yerleşmeye yanaşmamamdan kaynaklanıyordu. İçe kapanık bir dönemden çıkmak üzereydim ve liderliği yanlış anlamıştım açıkçası Kuz’a kadar. Tek merkezli bir bakış açısı sanıyordum liderliği ve o yüzden böyle bir rolün içine girmek istememiştim.

    Fakat liderliğin aslında bir departman olduğunu, insanları bir araya getiren ve misafir eden bir karakter taşıdığını 2020’de başladığım Circle Horn ve Land Of Session projeleriyle anlamaya başladım. Bunu anlayınca, müziği elimde kalanla, yani  trompet, bas ve davul etrafında nasıl toparlayabileceğime kafa yormaya başladım. Bu sadeleşme yeterli olacaktı.

    Sonrasında kayıtları Gülbaba’dan Ahmetcan Taşdemir’e yolladım. Arabada dinlemişti. Dinledikten sonra otoyolda kenara çekip, beni aradı. Çok beğendiğini söyledi ve “Sanırım sen bu ülkenin Sugar Man’i olabilirsin, yurt dışında önünüz çok daha açık,” dedi.

    Ama ben bu toprakları, buradaki kültürü seviyorum ve buradaki geleceğe de hitap etmek istiyorum. Bu sıra vokal yaptığım şarkılara da yöneliyorum; belki bu şekilde kırabiliriz bu durumu.

    Mine Gürevin: “Luz” albümünde ışık kavramı hem isim olarak hem de müzikal atmosfer olarak belirleyici görünüyor. Bu albümü kurgularken ‘ışık’ sizin için metaforik bir arınma mıydı, karanlığın içindeki bir yön bulma hâli mi, yoksa tamamen ses üzerinden kurulan bir aydınlık estetiği mi? Parçaların dinamik yapısında bu kavramı bilinçli olarak inşa ettiniz mi?

    Can Ömer Uygan: Albümü kurgularken değil de, aslında ilk önce ismi geldi. Etkilendiğim bir ilişkiden doğdu “Luz”. O dönem hayatımda olan kadın, Ayşe’nin önerisiydi Kuz’dan sonra Luz’un gelmesi. O heykeltıraş ve bu tip sohbetleri çok yapıyorduk. İspanyol kökenli Sefarad bir aileden geliyor Ayşe ve o dönem gerçekten ışığa ihtiyacım olduğu bir dönemdeydim. Bunun iyi geleceğini söylemişti. “Hadi,” diyordu, “Çık karanlığından artık. Asıl güç orada, bak bakalım durabiliyor musun?”

    Mine Gürevin: 18 Şubat’ta yayımlanan “Luz Taksim” videosunda taksim formunu yalnızca müzikal değil, görsel bir açılış olarak da kurguluyorsunuz. Doğaçlamaya dayalı bir yapıyı kamera diliyle anlatmak zor bir tercih. Katipzade ile çalışırken müziğin serbest akışını görsel olarak nasıl karşılamayı düşündünüz? Bu video sizin için albümün ruhuna bir giriş mi, yoksa ayrı bir anlatı mı?

    KAM: Düşünmedik. Katipzade inanılmaz doğaçlamacı ve akışa bağlı, sanki bir kanala bağlıymış gibi hareket eden bir yönetmen. İki klibin de önden bir kurgusu, bir planlaması olmadı kesinlikle. Bütün planlar o anda kafasında canlanıyor.

    Can Ömer Uygan: Mekânı önceden görmedi bile. Mekân, benim yıllardır Galata’da stüdyomun olduğu sokakta, Okay abi (Temiz) ile luthier Oğuz abinin (Demir) atölyesinin terası. LA Sound’dan Okan abi de backline’a destek oldu. Halılar da Halıcı Motif Ali abiden geldi. Hepsine minnettarız bu konuda. Mekânı bulduk, öğrencilerim Mete ve Utku ile eşyaları taşıdık. Üstüne grup geldi ve Can ile Özge Katipzade çekmeye başladı. Yarım günde bitirdiler. Dış çekimler için başka bir gün ayarlayıp onları da Can’ın kafasındaki anlık kurgu ile Çemberlitaş ve Kapalıçarşı güzergâhında tamamladılar.

    Mine Gürevin: “Luz”, “Kuz”a göre daha açık ve ferah bir alan mı kuruyor sizce? Bu iki çalışma arasında bilinçli bir karşıtlık var mı?

    Can Ömer Uygan: Evet, Luz, Kuz’a göre daha açık ve ferah bir alan kuruyor bence ama bu bilinçli yaratılan bir karşıtlık değil. Az önce de dediğim gibi, yolda karşılaştığımız doğal bir süreçte oluşan Yin Yang’ımız aslında.

    Mine Gürevin: Albüm kayıt sürecinde kolektif karar mekanizmanız nasıl işledi? Parçalar jam’den mi doğdu, yoksa belirli kompozisyon taslakları üzerinden mi ilerlediniz?

    KAM: Parçalar özelinde değişti kolektif yaklaşımımız ancak genel anlamda albümün prodüktörü Taner Yücel’in etrafında gelişen bir albüm oldu.

    Can Ömer Uygan: Luz Taksim tamamen doğaçlama. Taksim, bir eser öncesinde çalınan girizgâh demek. Gitarda Metehan Erdoğan, davulda Cihan Kahvecioğlu ve trompette ben çaldık. Bunu albümün girizgâhı olarak kullandık ve ardından Nikriz Longa’ya bağladık. Nikriz Longa, Mehter’de çok çaldığım bir eserdi; Tamburi Cemil Bey’in eseri. Benim çok sevdiğim “28 Gün Sonra” filminin müziği John Murphy’nin bestesi “In the House – In a Heartbeat”e bir gönderme aslında. Taner Yücel’in aranjesini yaptığı bir parça.

    Spanish Fly benim bestem. Bunu gitaristimiz Metehan Erdoğan ve Taner Yücel ile birlikte şekillendirdik.

    Sampar, piyanistimiz Samad Kamalı’nın bir melodisinden yola çıkarak yaptığımız bir parça. Bir önceki albümdeki Kanute’ye solo bakarken çalmıştı; bana çok “Indian” bir melodi gibi tınlamıştı. Daha sonra yeni bir şarkı yapmaya karar verdik. Hint, mehter ve punk karışımı bir şey elde ettik. Kayıt döneminde yine Taner Yücel ve Metehan Erdoğan ile şekillendirdik. Vokal kısmı da kayıttan 3-4 gün önce trompet solo kısmına bakarken ortaya çıktı.

    Tabii ki albümün sound’unda Noiseist Records’tan Çağan Tunalı ve Ercan Bektaş Ülger’in etkisi çok büyük. Ve ikinci trompet Utku Gürler’in de.

    Mine Gürevin: EP ve single yayınlama pratiği, özellikle dijital çağda daha sık tercih ediliyor. Siz uzun form albüm ile kısa format arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

    KAM: Hem bütçe hem konfor hem de dönemle alakalı bir durum bizce. Kam albümü uzun formattaydı çünkü biriktirdiklerimiz ve bunları değerlendirebileceğimiz daha çok bir arada olma şansımız vardı. Şu anda bu daha kısıtlı. Grup arkadaşlarımızın hepsi yaşam mücadelesinde. Mesafeler uzun, bu da ister istemez bir kopukluk yaratıyor. Yoksa uzun formda bir albüm yapmak ve onu single olarak teker teker yayınlamak da tercih edebileceğimiz bir yol.

    Mine Gürevin: Festival sahneleri ile kulüp konserleri arasında sizin için ne fark var? Büyük sahnede mi daha özgürsünüz, küçük mekânda mı?

    KAM: Çok fazla büyük festivallerde ve sahnelerde yer almadığımız için alışık olduğumuz yer küçük sahneler açıkçası. Hem duyum hem de birlik olarak. Seyirciye de daha yakın oluyoruz. Ancak büyük sahnelerde şarkılarımızı bilen kitlelere çalıyor olma durumu örneğin, I. Eskişehir Caz Festivali’nde oldu. Seyirci bizi biliyordu ya da bilmeyenler de çok katılımcıydı açıkçası.

    Mine Gürevin: Türkiye’de dinleyici profili sizce nasıl değişti? Daha mı açık, daha mı hızlı tüketen, daha mı seçici?

    Can Ömer Uygan: Genelliyorsak, sadece Türkiye’de değil bütün dünyada değişti diye düşünüyorum. Dinleyici profili artık daha açık, daha hızlı ve daha seçici. Türler arasındaki sınırlar yumuşadı, melez işler daha doğal karşılanıyor artık. Dijital platformlarla birlikte keşif hızlandı ama bu, kullanana göre kimi için bir yüzeysellik getirdi, kimi için de aksine bilinçli bir seçicilik getirdi diyebilirim. Dinleyici samimiyet, özgünlük ve güçlü bir prodüksiyon dili arıyor ve karakteri net olmayan işleri çabuk eliyor.

    Mine Gürevin: Müziğinizde elektronik efektler ve analog enstrümanlar iç içe geçiyor. Teknoloji sizin için bir araç mı, yoksa estetik bir karakter mi?

    KAM: Enstrümanlar, efektler ya da ses… Bunların hepsi, bizim için her zaman müziğe hizmet eden araçlar olmuştur. Onu estetik olarak kullanıp kullanmamak bizim kaygılarımıza bağlı.

    Mine Gürevin: KAM’ın müziğinde melankoli ile enerjik groove arasında bir gerilim hissediliyor. Bu bilinçli bir karşıtlık mı?

    Can Ömer Uygan: Evet, bilinçli. Çünkü biz de öyle yaşıyoruz melankoliyi. Bunu sadece kendime biçemeyeceğim açıkçası. Kam albümündeki Yaz’da, Kuz’daki Düğüm’de ve Kanute’de; Luz’da da Nikriz Longa ve Spanish Fly’da da öyle.

    Mine Gürevin: İstanbul caz sahnesini içeriden biri olarak nasıl görüyorsunuz? Bir dayanışma alanı mı, rekabet mi, yoksa kendi hâlinde akan bir ekosistem mi?

    Can Ömer Uygan: Üçü birden diyebilirim. İmer (Demirer) abi, Senem (Diyici), Okay (Temiz) abi, Yahya (Dai) abi, Yasemin (Mori), Şenol (Küçükyıldırım), Şevket (Akıncı); onun dışında arkadaşlarım Siney (Yılmaz), Bilal (Karaman), Korhan Futacı, Samad Kamalı, Barış Ertürk ve daha sayamadıklarım… Tabii ki Gevende! Hep destek olduk birbirimize ve hep merak da ettik neler yapıyoruz. Özellikle İmer abi, Senem, Şenol ve Şevket büyük şanstı benim için. Neredeyse çocukluğumdan beri yanlarında olabilmişimdir.

    Mine Gürevin: Son olarak: KAM’ın hâlâ ulaşmak istediği bir ses var mı? Yoksa arayışın kendisi mi esas mesele?

    KAM: Tam olarak arayışın kendisi mesele!

    ■

    Mine Gürevin’in Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
    Dark Blue Notes’da Röportajlar
    KAM Band Instagram

    260306 Anıl Çezik Çağan Tunalı Can Ömer Uygan Ercan Bektaş Ülger KAM Memo Ömür Metehan Erdoğan Ömer Akalın Samad Kamalı Taner Yücel TR Yağız İpek
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleJoel Ross – Gospel Music (2026 Blue Note)
    Next Article Pat Metheny – Side-Eye III+ (2026)
    Mine Gürevin

      Yeme içme kültürüne düşkün bir matematikçi. Fermantasyon etkisinde müzik yazıları üretmeyi seviyor.

      Related Posts

      Corcoran Holt: Gelenek, topluluk ve kendi sesini bulmak üzerine

      11 Haziran, 2026

      Sahnenin hafızasını taşıyan bas: Nezih Yeşilnil

      4 Haziran, 2026

      Emre Topak ile müziğin geleceği

      4 Haziran, 2026
      Yazarlar
      Kimiz?

      Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

      DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

      Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

      İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

      Yazıların telifi yazanlara aittir.

      Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

      Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

      Reklam: [email protected]

      Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

      Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

      Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

      Kanalı Görüntüle