Yeni Joel Ross albümü Gospel Music (Blue Note Records), daha en başında, sarmalayıcı bir melodi ile dinleyicisini hemen içine alıyor. Parçada ilerledikçe, vibrafonun melodiyi saksafonlara devretmesiyle ve dönüp dolaşıp ona ulaşmasıyla anlıyoruz ki bu tekrar eden bir cümlenin/melodinin eşliğinde gelişen/genişleyen, bu bağlamda minimalist özellik taşıyan bir parça.
Ross’un dinlediğim diğer albümleri gibi bu albümde de parçalar arası boşluk nadir. Mesela ilk üç parça arası es verilmemiş. Real time, baştan sona hiç durmadan çalınmış ve bitirilmiş izlenimi veriyor albüm, ki belki de öyledir.

Gospel Music bir sextet albümü; alto saksafonda Josh Johnson, tenor saksafonda Maria Grand, piyanoda Jeremy Corren, basta Kanoa Mendenhall, davulda Jeremy Dutton ve vibrafonda Joel Ross’un olduğu. Albümde iki saksafonun olması Ross’un özgürlük alanını genişletiyor. Melodiyi taşıyacak daha çok kişi olduğu için Ross istediği gibi dolaşabiliyor etrafta, keşif yapabiliyor.
Ross, Şikago’daki siyah cemaatinde kilise müziği yaparak büyümüş. Oldukça inançlı bir müzisyen. Dolayısıyla müziği de spiritüel. Böylece bizim buradan yakalayamayacağımız kültürel nüanslar olsa da, en azından ana hatlarıyla hıristiyanlığa, ama siyahi bir hıristiyanlığa dair bir atmosfer olduğu anlaşılabiliyor. Word for Word isimli parçanın sonlarında bu atmosfer oldukça billurlaşıyor ve böylece uzaktan da olsa tanınır oluyor. Kulak bir yerlerden yakalıyor. Belki bir Spike Lee filminden, ya da bir James Baldwin romanından bir şeyler tanıdık hissettiriyor.

A Little Love Goes Along the Way parçasıyla birlikte albüm ikiye bölünüyor ve kilise müziği iddiası ikinci yarıda daha bir doğrudanlıkla yerine getiriliyor. İkinci yarıda bulunan The Giver isimli parçanın sözleri James Baldwin’in The giver (for Berdis) şiirinden.
“If the hope of giving
is to love the living,
the giver risks madness
in the act of giving.”*
Albümün hissiyatının bu sözlerle paralel olduğu özellikle The Giver parçasında açık ediliyor. Diskur berrak oluyor.
Kültürel bağlamı dışında: Ross’un serbestçe gezinebildiği, saksafonlara ve piyanoya yerleşikliğin, taşıyıcılığın ve usluluğun uygun görüldüğü, davulun arada bir cesurlaştığı, zaman zaman temponun arttığı, zaman zaman hikaye anlatıcılığının fazla yer bulduğu bir modern caz albümü bu.
Son parça Now & Forevermore, içinde arp ve çeşitli elektronik seslerin olduğu atmosferik bir parça. Bir şeyi müjdeler gibi bir havası var. Başka bir albümdenmiş gibi, güzel ve bağımsız bir nokta oluyor.
Kapak, niyet ve amaçla ilgili çok şey söylüyor. Müzikle çevrelenmiş bir dünya, üstüne güneş ışınları iniyor, çevresinde sanki umut arayan, dua eden, inançları sınanmakta olan insancıklar. Joel Ross müziğiyle kavrıyor hepsini. Vaaz mı veriyor?
Sevgi yayma misyonu gibi -Fatih Özgüven’den öğrendiğim bir kelime- flabby bir niyeti global olarak üstlenen, bu güvensiz ve güvenliksiz zamanlarda bunu dinleyenine hissettirebilen bir albüm Gospel Music. Yine flabby olacak ama o filmlerdeki tonton siyahi anne ve ahlaklı, bilge siyahi baba tarafından sevgiyle büyütülen çocuğun müziği ile kavranıyoruz ve bunun konforuyla tanıştırılıyoruz burada. Müzikal beceri ve derinlik vasıtasıyla klişeliğinden sıyrılıyor tüm bunlar. O misyon sanki bir klasik ögeye dönüşüyor: gelenek ve yenilik oluyor, belki de gereklilik oluyor.
■
Dark Blue Notes’ta Vitrin
Mert Çakırcalı’nın Dark Blue Notes’daki diğer yazıları


