Fulya Akça, İstanbul caz sahnesinde hem standart repertuvarla kurduğu sağlam ilişki hem de kendi besteleriyle açtığı kişisel alanla öne çıkan bir vokalist. Akademik altyapısını sahne pratiğiyle birleştiren, trio ve quartet formatlarında üretmeye devam eden bir müzisyen. Ancak onu asıl tanımlayan şey teknik hâkimiyetinden çok, sesinin taşıdığı hikâye duygusu.
Müzik onun için sonradan seçilmiş bir yön değil. Kendini bildi bileli hayatında olan bir ifade biçimi. İlk enstrümanı sesi. Ortaokul yıllarında flütle tanışsa da, orkestra içinde flütçü, küçük bir grupta vokal olarak yer alsa da zamanla kariyerinin ağırlık merkezi netleşiyor: anlatan bir ses olmak.
Sahnede hâlâ heyecan duyuyor. Kusursuzluğu değil akışı önemsiyor. Şarkı yazarken duygularından besleniyor; bunu bir yöntem olarak değil, kendine dair bir gözlem olarak görüyor. Ona göre performans yaşayan bir şey. Caz ise hem aşk hem sığınak. Ve en net cümlesi şu hissi taşıyor: Müziğin olmadığı bir hayatı düşünmüyor.

■
Mine Gürevin: Fulya, sesinle ilk gerçekten ne zaman karşılaştın? Yani “bu benim sesim” dediğin anı hatırlıyor musun?
Fulya Akça: Kendimi bildim bileli diyebilirim. Şarkı söylemek çok küçük yaşlardan beri hayatıma dahil olmuş, çok kendiliğinden bir eylemdi hep.
Mine Gürevin: Flütle başlayan bir yolculuktan vokale geçtin. Nefesin yön değiştirdi diyebilir miyiz? O geçiş biraz korkutucu muydu?
Fulya Akça: Aslında dediğim gibi şarkı söylemek hep vardı. İlk enstrümanım sesim. Daha sonra ortaokulda koro çalışmasına müzik öğretmenim flütünü getirmiş ve çok etkilenmiştim. Bununla birlikte düzenli olarak gittiğimiz senfoni konserlerinde flütün sesi beni mest ederdi. Böylelikle 12 yaşımdayken flüte başladım. Orkestrasındaysam flütçü, bir grup kurulacaksa vokaldim. Sonrasında ise kariyer inşasında vokal ağır bastı.

Mine Gürevin: Sahneye çıkmadan önce içinde ne olur? Heyecan mı, sessizlik mi, hafif bir panik mi?
Fulya Akça: Hep heyecan duyuyorum. Birkaç parça sonra rahatlıyorum ama yine de o ilk heyecan bende hâlâ hep olur.
Mine Gürevin: “Anlatacaksın” ya da “Arızalar” gibi kendi şarkılarını yazarken kırılgan mısın? Yoksa güçlü mü hissediyorsun?
Fulya Akça: Ben sanırım genellikle kırılganlık ve benzeri duygulardan beslenerek şarkı yazıyorum. Bu bir yöntem değil tabii ki, kendime dair bir gözlem. Bir şeylerin üstesinden dışavurumlarla geliyorum. Bu bazen şarkı, bazen daha farklı alanlarda üretim olabiliyor.
Mine Gürevin: Türkçe şarkı söylemek seni daha çıplak bırakıyor mu?
Fulya Akça: Hayır. Hiçbir zaman böyle bir hissim olmadı.
Mine Gürevin: Doğaçlama anında gözlerini kapattığında ne görüyorsun? Bir renk mi, bir hikâye mi, yoksa sadece ses mi?
Fulya Akça: Sesler, gamlar, arpejler…
Mine Gürevin: Sahnedeyken en çok kimi düşünürsün? Kendini mi, müzisyen arkadaşlarını mı, dinleyiciyi mi?
Fulya Akça: Hikâyeye odaklanırım daha çok. En azından bunu isterim. Eğer teknik bir aksaklık varsa o zaman kendim dahil kişileri düşünebiliyorum ve bundan pek hoşlanmıyorum. Genellikle istediğim şey o ana odaklanmak oluyor; müzisyen arkadaşlarımın müzikle ne yaptıklarını dinlemekten ve dinleyicinin verdiği tepkiye tanıklık etmekten keyif alıyorum.

Mine Gürevin: Hiç sahnede “şimdi olmadı” dediğin bir an oldu mu? O anla nasıl baş ediyorsun?
Fulya Akça: Oldu tabii ki, oluyor da. Performans hep kusursuz bir şey değil; yaşayan, canlı bir şey aslında.
Mine Gürevin: İstanbul caz sahnesi… Sana daha çok sarıldı mı, yoksa seni zorladı mı?
Fulya Akça: Her ikisi de oldu diyebilirim.
Mine Gürevin: Müziğe küstüğün bir gün oldu mu? Olduysa seni geri çağıran neydi?
Fulya Akça: Çok oldu. Özellikle şarkı söylemeye profesyonel olarak başladığım zamanlarda ne zaman bir küskünlük içinde olsam sürekli birtakım projelere davet edildim. Mesela 2015 senesinde böyle bir dönemimde Polonya’da European Jazz School projesine davet almıştım. “Demek ki devam etmeliyim” gibi bir his oluyor insanda.

Mine Gürevin: Kendi sesini dinlediğinde eleştirel misin, yoksa kabullenici mi?
Fulya Akça: Yerine göre her ikisi de. Objektif bakmaya çalışırım.
Mine Gürevin: Eğer tamamen içinden geldiği gibi, hiçbir kaygı olmadan bir albüm yapsan… nasıl bir ruh hâli olurdu o albümün?
Fulya Akça: Baştaki sorulardan birinde şarkı yazmak ile ilgili kendime yaptığım gözlemden bahsetmiştim. Eğer doğru orantılı bir cevap vermem gerekirse sanırım çok mutlu bir albüm olmazdı.
Mine Gürevin: Caz senin için bugün ne Fulya? Bir aşk mı, bir sığınak mı, bir mücadele mi?
Fulya Akça: Önce müzik olarak cevaplayayım genel olarak. Aşk ve sığınak diyebilirim kesinlikle. İyi ki hayatımda var. Olmadığı bir hayat düşünemiyorum. Caz ise ruhuma en iyi gelen ifade biçimi. Yine olsa yine caz müziğine yönelirdim sanırım.
Mine Gürevin: Hayatında müzik olmasaydı, duygularını nereye koyardın sence?
Fulya Akça: Kesinlikle başka bir sanat dalı ile kendimi bir şekilde ifade ederdim. Sanırım bol bol yazardım ve daha edebiyat tarafına yönelirdim gibi geliyor. Bir şekilde duygularımı, yaşanmışlıkları yani iyiyi ve kötüyü tahliye etme yolları arardım ve sanki bu yine sözcüklerle olurdu diye düşünüyorum.
Mine Gürevin: Sana “Fulya’nın sesi” denildiğinde insanlar ne hissetsin istersin?
Fulya Akça: Bir hikâye duymalarını isterim. Sıcaklık ve samimiyeti önemsiyorum. Bağ kurabilmelerini ve ne hislerle dolup taşıyorsam onu hissettirebilmek isterim.

■
Mine Gürevin’in Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Röportajlar
Fulya Akça Instagram
Fulya Akça Youtube


