Portre

Left Alone Revisited albümünü o gün ki ruh halim ile dinlediğimde, bir değişim içindeydim. Eskiyen derisini üzerinden atan ve üzerine yepyeni bir giysi giyen asil bir sürüngen, yılan gibi soyunuyordum. Mal Waldron sevdam su götürmez. Herkesten bağımsız değerlendiririm Mal’ı. Ama o gün, o gün başkaydı. Defalarca dinlediğim, belki de en sevdiğim Waldron albümlerinden biri olan Left Alone Revisited, anlık ruh halim ile birlikte o gün farklı şekillendi.

Onu ilk izlediğimde yek bir piyano ve çıplak sesi vardı sahnede. Koyu yeşil, önü kısa, arkası uzun, bacaklarını boydan boya açıkta bırakan drapeli bir elbise giymişti ve o buğulu sesi ile bir dişi aslan gibi kükrüyordu. Her yerde mumlar yanıyordu. Arada bir flamenko dans ediyordu. Bacakları, ayakları, albümlerini sürekli döndürdüğüm sesi canlı olarak karşımdaydı ve muhteşemdi.

Billie Holiday‘in tek bir nidasında yüreğim dağlanır. Bunu dönem dönem Chet ile konuştuğumda da dile getiriyorum. Gardenya’lı Kadın belki de istediği pek çok hayali yapamadı diyorum, Chet’e.

Röportaj

Türkiye’de akademik caz eğitiminin öncülerinden Ali Perret, müziğe yalnızca teknik bir alan olarak değil, insanın zihinsel ve ruhsal dönüşümünü şekillendiren bir yaşam pratiği olarak bakıyor. Berklee yıllarından Can Yücel dostluğuna, free jazz’dan elektronik müziğe uzanan bu söyleşide Perret; doğaçlamayı, özgürlüğü, sahneyi ve Türkiye’deki caz ortamını tüm açıklığıyla anlatıyor.

Görüş