Vitrin

“Bright Dawn”, inanılmaz derecede derin bir diskografinin en son adımı; doğanın müzikal gücünü ve sürekliliğini kabul eden açık bir kanıt niteliğinde: Harvie S, her yeni günde, yolu istikrarlı bir şekilde aydınlatan parlak bir güneş.

Tyshawn Sorey, uzun uzun, sabırla müzik yapıyor. Yavaş başlatıyor müziği, herkesin ısınmasına izin veriyor, hattâ müziği bu açıdan sonsuz bir kardiyoyu andırıyor, sürekli ısınıyor ve ısıtıyor, kaynama noktasına kadar getiriyor ve orada da bitirmiyor, müziği ilik suyu yapar gibi saatlerce kaynatıyor, dolayısıyla mekanları ve kulakları ve zihinleri de.

Portre

Sonny Rollins’in ölüm haberini duyduğumda içimde tuhaf bir boşluk oluştu. Benim gözümde Rollins, insanın hayatına karakter, yürüyüşüne ritim, yalnızlığına omuzdur. Ve şimdi “Newk” gittiğinde, sanki Harlem’in bir sokağındaki eski bir ışık da söndü biraz.

Betty Mabry’nin etkisini romantik bir dipnot gibi okumak eksik kalır diye düşünmek gerekiyor. O daha çok, Miles Davis’in elektrikli döneme yürüyüşündeki estetik kırılmalardan biri gibi duruyor.

Miles Davis bugün hâlâ yalnızca geçmişin büyük bir caz efsanesi değil; modern müziğin nasıl sürekli dönüşebileceğinin en önemli örneklerinden biri. Doğumunun 100. yılında geriye dönüp baktığımızda, onun mirasının yalnızca kayıtlarda değil, hâlâ risk almaya çalışan bütün müzisyenlerde yaşamaya devam ettiğini görüyoruz.

Müziğin temposundan enerjisine, cümlelerin uzunluğundan grubun psikolojisine kadar her şeyi kontrol etmek isteyen bir liderdi Miles. Sıradan olmak hiç ona uygun değildi.

Röportaj

Görüş