Vitrin

Nerede görürsem göreyim Monk ismine kayıtsız kalamayanlardanım. Bir albümde Monk bestesi varsa, en azından hızlıca kulak verilmeyi, eğer ilk intiba iyi ise derinlemesine dinlenmeyi hak ediyordur. Aynı durum Shorter ve Ellington başta, caz standartlarından orijinal bestelere geçiş dönemindeki büyük besteci-müzisyenler için de geçerli. Çok öznel bir dinleme şekli, haklısınız ama kendi içinde tutarsız da gözükmüyor sanki. Her şeyden önce bu durum liderin caza bakış tarzını, zanaata bağlılığını yansıtır. Öte yandan bir gövde gösterisi de sayılabilir. Öyle ya, bestecisi tarafından zamanında mükemmel şekilde icra edilmiş olmaları bir yana, neredeyse her caz müzisyeni tarafından çalınmış bestelere yeni bir yorum getirmeye niyetlenmek cesaret işi.

Yeni bir Scott Hamilton albümü elime geçtiğinde kayıtsız kalamayanlardanım. Dinlenmeyi bekleyenlerin kuyruğu ne kadar kalabalık olursa olsun ona ayrıcalık tanıyorum. Bunu daha önce fark etmemiştim; yeni bir Hamilton albümünü dinlemeye, genelde gecenin geç saatlerinde başlıyorum. Onun müziğini neden sevdiğimin ipucu da sanırım bu detayda saklı. Stunt Records‘dan çıkan son albümünü dinlemeyi bitirdiğimde fark ettim bunu.

Kemanını rehinci dükkanına vermeye mecbur kalan, çalışabileceği bir yer kalmamış, hayatını adadığı müziğinden kopmuş bir müzisyenin öyküsü Zingaro. Ya da 20. yüzyıl müziğinin halis dahilerinden Antônio Carlos Jobim‘in, 1965’de, enstrumental olarak tasarladığı besteye kendi dilinde verdiği isimle Retrato em Branco e Preto: Siyah Beyaz Bir Portre.

Portre

Röportaj

Görüş