Şehirler, Yağmur ve Taksiler III: Tom Waits & Jim Jarmusch

Tom Waits yağmurlu bir günde bir taksinin arka koltuğunda doğdu. Amcası Robert’ın dediklerine göre taksi kırmızı ve beyazdı, taksimetre çalışıyordu. Dileklerine rağmen Tom Waits büyüdü. Müzisyen oldu, bununla yetinmedi cerrah oldu. En azından olduğunu söylüyor Coffee and Cigarettes’te Iggy Pop’a. Iggy Pop, California’da bir yerde, bir bar masasında Tom Waits’e kahve ısmarlıyor. Tom Waits yorgun. Otoyolda arabasını kenara çekmiş bir ailenin bebeğini doğurtmuş. Cerrahi kariyerinden, müzik ve tıbbın birleştiği o yerde nasıl yaşadığından bahsediyor. Sözlerinin bir kısmı kendi içinden, bir kısmı Jim Jarmusch’un yazdığı senaryodan dökülüyor.

Read more / Daha fazla

Şehirler, Yağmur ve Taksiler II: Singin’ In The Rain

Yağmurlu bir akşamda İstanbul’un kalabalığının içinde annemle bir taksi çevirdik. Takside Tom Waits’in Night on Earth albümü çalıyordu. Taksiciyle yağmurlu havada, şehir kalabalığının içine Tom Waits’in puslu sesinin ne kadar yakıştığını konuştuk. Hedefimize vardığımızda şoföre teşekkür edip hızla taksiden indik. Hafifçe çiseleyen yağmur damlalarının arasından yolu açıp başlamak üzere olan filmimize koştuk. Yerlerimizi aldık. Kafamı sakince ıslatan yağmurun altında izleyecek daha iyi bir film olamazdı. Singin’ in the Rain işte böyle başladı.

Read more / Daha fazla

Şehirler, Yağmur ve Taksiler I: Taxi Driver

Benim hikâyem şehrin kirli ve kalabalık sokakları yağmurla ıslanmaya başladığında kanalizasyon boşluklarının üzerinden yuvarlak tekerlekleriyle geçen taksinin yerdeki suları kıyafetlerime sıçratmasıyla başladı. Taksi önümde durdu, onu ben çağırmıştım. Taksi şoförüne merhaba dediğimde “Benimle mi konuşuyorsun?” diye sordu. Şehrin dört bir tarafını gezen, sokaklarda kesiştiğimiz anlarda birkaç saniyeliğine müzikleri bana eşlik eden taksi şoförlerini taksilerinden indikten sonra bir daha görmeyeceğim.

Read more / Daha fazla

The Connection: Kediler Caz Yapar Mı?

Washington Square’deki The Living Theatre’ın önünden geçen yönetmen Shirley Clarke, Jack Gelber’ın 1959’da yazdığı tiyatro oyunu The Connection’ı izlemek için sokaktaki kedilerin yanından geçerek tiyatro salonuna girdi. Yanından geçen kedinin sesi, aklına en sevdiği çizgi film Felix the Cat için Paul Whiteman ve orkestrasının kedi miyavlamalarıyla başlayan bestesini getirdi. Etrafı cazcılarla çevriliydi. Bilet almak için girdiği salonda bir cazcı ona yaklaştı, terlemişti, elleri titriyordu. Uyuşturucu istiyordu. Shirley Clarke, saksafoncu Jackie McLean’le karşılaştı. Oyun başlamıştı.

Read more / Daha fazla

Daybreak Express: D.A. Pennebaker

Tren kalkmak üzere, düdüğü birazdan çalacak. New York uyanıyor. Tan ağarıyor. Uykulu insanlar tren garına varıyorlar. Kalıba dökülen pirinç, altın sarısı üflemeli çalgılara dönüşüyor. Eline bir kalem alan Duke Ellington Daybreak Express’in giriş notalarını yazmaya başlıyor.

Read more / Daha fazla