Bir klişe, cazın geceye çok yakıştığı. Bununla birlikte böyle düşünenlerin haklı olduğu bir taraf da yok değil çünkü bu ifade, tersine çevrildiğinde, reddedilmesi mümkün olmayan bir gerçeği dile getiriyor. Caz bu; günün her anına, sabahına, gündüzüne, gecesine yakışır ancak geceye, en çok caz yakışıyor ve yeni İmer Demirer albümü Evergreen, işte bunun kanıtı.
On bir dakikanızı ayırma teveccühünü gösterir de Antônio Carlos Jobim klasiği Corcovado (Quiet Nights Of Quiet Stars) yorumunu dinlerseniz, neden böyle düşündüğümü anlarsınız. Caz geleneğiyle en derin bağımızı sağlayan, memleketin en caz insanı İmer Demirer, binlerce kez yorumlanmış bu bestenin derinlerine gömülmüş ne kadar duygu varsa, usulca kazıp çıkarıyor, sessiz gecenin karanlığında sessiz yıldızlara yönelip Corcovado dağının zirvesine tırmanıyor. Demirer, flügelhorn’un derin ifade gücünü cömert bir ustalıkla kullanıyor, hatırlıyor, hüzünleniyor, kederleniyor, sonra gülümsüyor… Sonsuz bir duyguyu, başka birçok duygunun karışımı olan bir duyguyu anlatıyor.
Burak Sülünbaz haberleştirmişti, Kurukahveci Mehmet Efendi şirketinin sponsorluğunda hazırlanan 10 Usta 10 Albüm projesinin ilk çıktısı Evergreen, Hayyam Stüdyoları’nda Sinan Sakızlı, Ceylan Akçar ve Can Aykal’dan oluşan ekip tarafından kaydedilmiş, miks ve mastering Sakızlı tarafından yapılmış. Piyanoda Can Çankaya, basta Kağan Yıldız ve davulda Burak Cihangirli olmak üzere, aynı sahnede uzun yıllardır ikili veya üçlü tertiplerle yan yana çalan müzisyenler, Demirer’e ihtiyaç duyduğu güveni vermekle kalmıyor, düzenlemelerin tanıdığı cömert olanakları kullanıp sıklıkla solo alıyorlar. Az bilinen orijinalleri tanınmış standartlarla dengeleyen zengin bir repertuvar sunan Evergreen, kusursuz icralar ve parçaların akıllıca sıralanmış olması sayesinde baştan sona dinleyicinin ilgisini üzerinde tutmayı beceriyor.
Açılışı yapan Emin Fındıkoğlu harikası (ve ustanın sık hatırlanmayı hak eden albümü Sinir Standard and Other Dog Songs’dan bildiğimiz) The Standard to End All Standards, standartları bitirmek şöyle dursun, kitapta kendine sayfa bulmayı hak edecek denli renkli ve ilham verici bir bop parçası. Enfes solosunun ardından Demirer, sahneyi Yıldız ve Cihangirli’ye bırakıyor. Albümdeki ikinci Fındıkoğlu bestesi Fifteen de, dörtlünün yüksek tempodaki becerisinden nasibini alıyor, Demirer coşkulu ama bir o kadar da kontrollü solosuyla harareti arttırıyor, ardından Çankaya her iki elini eşit derecede işe koyarak akıcı, kararlı cümleler bırakıyor, fırçaya geçen Cihangirli’nin yürüyüşüne Yıldız eşlik ediyor.

Bright Mississippi’de dörtlü, Thelonious Monk’un kurduğu çetrefil ritmik yapıyı ortaya koyduktan sonra, bir başka tırmanışa geçiyor, en baştan itibaren varlıklarını hissettiren güçlü bas ve sert zil darbeleri Demirer’i yine (evet yine) coşturuyor, Yıldız’ın melodik ve Cihangirli’nin şapka çıkartan solosunun ardından Çankaya’nın kurnaz piyanosunun önünde trompet bu güzel melodiyi hatırlatıyor. Dörtlü, Monk’un yaşam sevincini büyük bir başarıyla dinleyiciye geçirmeyi beceriyor.
Ali Perret imzalı Princes and the Snake’de, Yıldız ve Cihangirli koltuklarına çekiliyor, Çankaya ve Demirer serbestçe geziniyorlar, içinde bulunduğumuz zamandan ve uzamdan dinleyiciyi koparan bir icra çıkarıyorlar. Bu avangart atmosfer, liderin bestelerinde de devam ediyor, albümün en uzun icrası Ich Denke Dich’de Demirer dışarı çıkıyor, solosu, hayatın normal akışında çalmaya çok fırsat bulamadığı serbest cazdaki yetkinliğine şahit olmamıza vesile oluyor. İkinci bestesi Pomet’te Demirer, trompetine surdini takmakla kalmıyor, araya pedal da alıyor, Çankaya’nın provokasyonlarına esrarengiz ve yer yer sakil cevaplar veriyor. Her iki kelimenin de sözlük anlamını kastederek bu çalışa acayip güzel diyorum. Gerisi tabii ki tamam ama en çok bu iki icranın albüme dahil edilmesine teşekkür etmeliyiz.
Albümdeki diğer balad, Victor Young’un ölümsüz bestesi Stella by Starlight da İmer Demirer’in lirik üslubundan nasibini alıyor ve geceye en çok cazın yakıştığı kanaatimizi doğruluyor. Demirer, sanki mükemmeliğine dokunmanın sihri bozacağını düşünürcesine melodiye sadık kalıyor, onu ketum üslubuyla ortaya koyuyor, lakin pürüzsüzce akıyorken icraya imzasını koyuyor, bir başka ölümsüz standartan alıntı yapıyor. My One and Only Love (Benim tek ve birick aşkım), Stella by Starlight’ın “She’s everything on this earth to me” (O, benim için bu dünyadaki her şey) dizesiyle bütünleşiyor. Ustalık, işte böyle bir şey.
Evergreen çok iyi bir caz albümü. İyiliği, öncelikle, mükemmel işçilikten kaynaklanıyor, akustik cazın güzelliğini sergiliyor, tek tek icralarla ve bir bütün olarak cazseverleri doyuruyor. Ancak beni bir o kadar etkileyen diğer husus, repertuvara, Emin Fındıkoğlu ve Ali Perret gibi bu toprakların yetiştirdiği iki önemli müzik insanının bestelerinin dahil edilmesi. Bu seçim bir ahde vefa olduğu gibi ve Demirer’in geleneğe olan saygısını da gösteriyor. Albümü tüm müzikseverlere hararetle tavsiye ediyorum.
1931 yılında vefat eden Kurukahveci Mehmet Efendi sağlığında caz dinlemiş midir bilinmez ancak -kimdirler bilmem- şirketin 150 yıllık birikimini üstlenenlerin, 10 Usta 10 Albüm projesiyle cazın bu ülkede nefes almasına katkı yaptığı tartışılmaz. Bir kahvenin 40 yıl hatırı olduğunu bize hatırlattıkları ve öncekinden 16 yıl sonra bir İmer Demirer albümü daha dinlememize vesile oldukları için kendi adıma müteşekkirim.
Demirer’e gelince, son sözüm ona olsun. Usta! Bu kadar uzun ara vermeyin. Cazın ne kadar güzel bir sanat olduğunu sizin gibi ustaları dinleyince daha iyi anlıyoruz. Caz da siz de şu sefil dünyaya anlam katıyorsunuz. Sağolun, varolun!
■ Hayyam Stüdyoları ve 10 Usta 10 Albüm
■ Dark Blue Notes’da Vitrin
■ İmer Demirer Trio Akbank Sanat’ta
■ Turgay Yalçın’ın diğer yazıları
■ Kurukahveci Mehmet Efendi


