Bristol, İngiltere’deki en sevdiğim şehir değil ama ülkenin en kendine has yerlerinden biri desek herhalde yanlış olmaz. İlk kez görme olanağı bulduğum 2017 senesini çok iyi hatırlıyorum. Asma köprüsü, farklı mimarisi, tarif etmekte zorlandığım nemli kokusu ve aynı anda hem enerjik hem melankolik havası ile bana iyi gelmişti. İflah olmaz grafiti ve duvar resmi merakımdan dolayı şehrin sokaklarında 3D’nin izinde yürüyüp giderken aklımdan şu cümleler geçti: “Massive Attack gibi bir grup dünyanın bir başka köşesinde meydana gelemezdi! Burası da esasen bir şehir değil; Mezzanine albümü insanlığa hediye edilsin diye tüm değişkenlerin hassasiyetle kontrol edildiği bir laboratuvar.”
Elbette Bristol gibi kendi sahnesini, janrını, sanatçılarını, müzik kültürünü ve müzik dilini oluşturabilmiş başka kentler de var. Fazla uzaklaşmamıza da gerek yok. Hiç şüphesiz Happy Mondays, The Smiths ve Joy Division; Manchester (ya da Madchester) fabrikalarında el değmeden üretilmiş müzikal mamullerdir. Eh, Seattle gibi bir şehir olmasa grunge diye bir şeyi de bilmezdik herhalde. Dolayısıyla tartışmalı olarak grubun ama tartışmasız olarak trip-hop janrının başyapıtı Mezzanine, Bristol’un işte o karanlık, patlayıcı ve hipnotize edici atmosferinin Christchurch Stüdyoları’nda (Londra’daki efsanevi Olympic Studios ile birlikte) notalara dönüştürülmüş halidir. Portishead, PJ Harvey, Kosheen, Reprazent, Roni Size, Wedding Present gibi Bristol sahnesinin farklı türlerde üretim yapan diğer önemli oluşumlarını şimdilik başka bir yazıya bırakalım ve Massive Attack’a dönelim.
Bugün bildiğimiz Massive Attack’ın öncülü, 1980’lerde Bristol yeraltı sahnesinde bir araya gelen ve şehrin etnik çeşitliliğini (özellikle Afrika ve Karayipler) sonuna kadar yansıtan bir dizi DJ, müzisyen ve sokak sanatçısının oluşturduğu The Wild Bunch çevresi. Bristol sahnesi ve doğal olarak The Wild Bunch, 70’lerdeki abi-ablalarının punk geleneğini; bu gelenekle birlikte gelen politik farkındalığı ve kendin-yap kültürünü sahiplenerek devam ettiren yaratıcı gençlerin bir karşıt-kültür hareketi aslında. (Hem aktivizmi hem de kendine has stencil tekniği ile tanıdığımız ama gerçek kimliğini kimseciklerin bilmediği Banksy de elbette Bristol yeraltı sahnesinden. Meraklısına özel not: Kimileri Banksy’nin 3D’nin ta kendisi olduğunu iddia etmektedir). İşte Robert Del Naja (3D), Grant Marshall (Daddy G) ve Andrew Vowles (Mushroom) da bu çevre içinden çıkıyor. 1988’de, kısa süre sonra tüm dünyanın Massive Attack olarak duyacağı kendi oluşumlarını kurmak üzere yola koyuluyor ve Any Love isimli tekliyi yayımlıyorlar. Bizim hikayemiz de bundan sonra başlıyor.

Kendi kişisel tarihimde de fazlasıyla anıya, fazlasıyla geceye ve fazlasıyla yolculuğa eşlik etmiş bu albümü yazmaya nereden başlamalı? Dilerseniz kaydının başladığı 1997 senesine gidelim. İnsanlık yeni milenyumun kapısında. 2000’ler kapının diğer tarafında, bir taraftan Y2K paniği bir taraftan parlak metalik gri kıyafetlerle bizi beklerken gezegenimizde tüm karşıt duygular aynı anda yaşanıyor. İki kutuplu dünya, Soğuk Savaş sonrası ciddi bir siyasi dönüşümün içinde. Balkanlar gibi sıcak bölgelerde savaş patlak vermek üzere. Birleşik Krallık’ta ise Tony Blair yenilediği İşçi Partisi vizyonu ile seçimlerde büyük zafer kazanmış. Küreselleşmeye ve neoliberal akımlara seleflerine göre daha ılımlı bakması mı yoksa Oxford yıllarında kurduğu, vokalisti ve gitaristi olduğu Ugly Rumours ismindeki grubun tatlı hatıraları mı daha baskındır bu düşüncesinde bilinmez ama her halükârda müziği adanın dünya sahnesindeki diplomatik ve kültürel gücünde olmazsa olmaz bir araç olarak görüyor. Öyle ki Oasis’ten Noel Gallagher, genç liderin 10 Numara’da verdiği partinin en önemli davetlileri arasında. Britpop artık sadece bir müzik hareketi değil; Britanya’yı yeniden “havalı” yapacak markalaşmanın dinamosu.

Bu hem umutlu hem karamsar günlerde 3D’nin kafasında tam da bu günler gibi bir albüm yapma fikri var: Karanlık, huzursuz ama bir o denli de havalı! Daha sonradan albümün eş-yapımcısı ve ses mühendisi Neil Davidge’den öğrendiğimize göre grubun, çıkış albümleri Blue Lines ve ardından gelen Protection ile trip-hop janrını önce icat sonra rafine ederek eleştirmenlerden tam not almalarına ve bu olağanüstü başarının albüm satışlarına da yansımasına karşın, Mezzanine hiç de öyle dostane bir havada kaydedilmiyor. Hatta yine Davidge’in aktardığına göre grup üyelerinin arası çalışma tarzı farklılıklarından ve grubun müzikal rotası konusundaki fikir ayrılıklarından ötürü hiç iyi değil. Mushroom ne yapılacağını önceden bilmek isteyen bir metot adamı. 3D ya da yakınlarının tabiriyle D ise tam tersi doğaçlama “takılmayı” seviyor. Daha ötesi 3D, grubun müziğini ilk iki albümdeki yumuşak, yer yer şekerli soul, blues, reggae ve hiphop karışımından daha agresif bir endüstriyel-rock, post-punk tavrına doğru taşıma niyetinde. The Wild Bunch çevresinden, ilk iki albümde gruba eşlik etmiş, buğulu sesli rapçi Tricky bu kez stüdyoda yok. Mushroom ise son kez grupla birlikte. Tüm bunların sonucunda zaten birlikte üretmeyi yeni yeni öğrenen Massive Attack üyeleri, bu albümü neredeyse bir kaos içinde kaydediyorlar. Hiç de şaşırtıcı olmayan şekilde albüm planlanandan daha geç, 20 Nisan 1998 tarihinde çıkıyor.
Virgin Records damgalı 63 dakika 29 saniye süren trip-hop başyapıtı, müzik sahnesindeki kilometre taşlarının arasındaki hak edilmiş yerini de bu şekilde alıyor. Elbette albüm tam da 3D’nin hayal ettiği gibi! Ağır bas yürüyüşleri, agresif gitarlar, aksak ve patlamalı davullar, ürkütücü synthler, ürpertici ama bir o kadar da akılda kalıcı vokallerle katman katman bir albüm. Film noirlardan alışkın olduğumuz, tehlikeli ama bir o denli çekici bir femme fatale. İkonik kapak, efsanevi İngiliz grafik tasarımcısı Tom Hingston ve zaten kendisi de en başta bir görsel sanatçı olan Del Naja imzalı: Beyaz arka plan üzerinde siyah bir geyik böceği. Böceğin fotoğrafını Londra Doğa Tarihi Müzesi’nde çeken ise bu kez bir başka İngiliz efsanesi, daha çok moda fotoğrafları ile tanınan Nick Knight. Böyle bir kadronun elinden çıkan görsel bir işin tarihe geçmemesine olanak var mı? Kapak tasarımı belki de Massive Attack’ın müziğindeki değişimle paralel olarak çürüme, evrim ve doğal dönüşümü sembolize ediyor. Minimalist ama grotesk görsel, albümün gizemli ve tedirgin edici tonuyla tam bir eşleşme içinde.

Albümle ilgili grup hayranlarının iyi bildiği bazı ilginç bilgiler de mevcut. Mezzanine resmi kopya olarak yayımlanmadan önce grubun web sitesi üzerinden dijital olarak sunulan ilk büyük albüm. 1998’in başları için son derece yenilikçi bu hareket, Mezzanine’in ve grubun sadece müzikal olarak değil teknolojik olarak da ne kadar ileriye dönük olduğunu göstermekte. Daha da ötesi Massive Attack benzeri bir teknolojik hamleyi albümün yayımlanışının 20. yıldönümünde de yaptı ve Mezzanine genetik bilgi şeklinde sentetik DNA’ya kodlandı! Diğer bir ifadeyle, albümün dijital ses dosyaları 920.000 kısa DNA sarmalına dönüştürüldü ve bunlar daha sonra nanometre boyutundaki 5.000 cam küre içine gömüldü. Günün birinde uzaylılar dünyamızı (dostane amaçlarla) ziyaret ederse onlara “Bakın, bunlar da bizim ürettiklerimiz” deyip bu albümü sunarken kullanacağımız çok havalı bir format var artık.

Bugün, yani aradan geçen 27 yıldan sonra, içinde albümün bütünlüğünü bozan ya da genel çıtasının altında kalan tek bir parça olmayan Mezzanine’ni bölerek incelemek pek de anlamlı sayılmayabilir. Özellikle de albümün popülerlik ve satış rakamları anlamında hak ettiği değeri gördüğünü düşündüğümüzde. Ne de olsa sinematik havasıyla çarpılan yönetmenler sayesinde başta Teardrop, Angel ve Risingson olmak üzere albümün büyük kısmını sayısız film ve dizide dinledik. Ama yine de özel parantezler açmamız gereken parçalar var.
Grubu hayatında ilk kez dinleyen birinin de hemen fark edeceği üzere Inertia Creeps çok açık şekilde 4/4’lük çiftetelli yürüyüşü üzerinde ilerler. Zaten parça Balık Ayhan’ın İstanbul isimli eserinden de bir sample içeriyor. Türkiye’deki Massive Attack hayranları arasında çok iyi bilinir; Inertia Creeps gerçekten de 3D’nin İstanbul gecelerinde turistik oryantal şovlarını izlerken kulağına çalınan seslerden ilhamla ortaya çıkardığı bir çalışma. Bu anlamda Inertia Creeps’i Protection albümündeki Karmacoma’nın ruhani devamı olarak görmek çok yanlış olmasa gerek. Belki de onun karanlık ikizi… Psikolojik olarak son derece yoğun bu parça bize nabız atışına benzeyen hipnotik darbuka ritimlerinin önünde bir türlü kaçılamayan, paralize eden bir ilişkiyi anlatıyor.
Daha önce de buradaydım,
Sanki hep buradaydım.
Dissolved Girl sadece albümün değil, Massive Attack diskografisinin en önemli bileşenlerinden biri. The Matrix’de (1999) Neo, tavşan deliğinin ne kadar derine indiğini henüz öğrenmeden önce bilgisayarı başında uyuklarken dinlediği ya da bize dinlettiği parça Dissolved Girl’den başkası değildir.
Dissolved Girl; kirli gitar tonları, elektronik dokusu ve ağır ritmi ile albümün belki de en duygusal ve melankolik parçası. Bu kez Sarah Jay Hawley’nin büyülü sesinden bir kadının kendi gerçekliğini sorgulamasını, paranoyalarını, varoluşsal korkularını ve yeniden doğuş içinde erimesini dinliyoruz. Bilgisayardan akan yazılarla beraber gerçekliğin ve zamanın kırılmaya başladığı anları izlediğimiz The Matrix’teki o sahneye daha çok yakışacak bir başka parça olabilir miydi dünya üzerinde?
Yazık, çok yazık,
Sanırım yine kendimi kaybettim.
Gün, dün
Gerçekten gitmeliyim, ama kalıyorum.
Son olarak bu denli popüler bir albüm içinde yer almasına karşın halen yeterince konuştuğumuzu düşünmediğim bir parça daha var Mezzanine’de: Group Four. Albüm kapanışını yapan bu parça benim için son derece özel. Geriye dönüp bakınca hayatımdaki önemli kararları verirken gece yürüyüşleri yaptığımı ve bu yürüyüşlerde çoğu kez Massive Attack ama özellikle de bu parçayı dinlediğimi görüyorum.
Group Four, usulca perdelerini açan kırılgan bir opera gibi başlıyor. Elizabeth Fraser’in cennetten gelen meleksi sesi ile sakin sakin bir çay içerek göğe yükselişimize başlıyoruz. Kemerlerinizi bağlayın! Tempo yavaş yavaş hızlanırken, daha çok duyulmaya başlayan agresif ve aksak davul ritimleri, 3D’nin gecikmeli vokal katmanlarıyla parça beşinci dakikadan sonra uçuşa geçiyor ve hipnotize edici, döngüsel bir ritmi adeta bir ayin gibi tekrar eden gitarlarla kaotik bir kreşendoya dönüşüyor. Group Four, tam da kapağın sembolize ettiği şekilde bozulmayı, dönüşümü veya patlamayı çağrıştıran bozuk, çöken bir ses manzarasıyla sona eriyor. Group Four sadece müzikalite olarak değil, sözleriyle de albümün ruhunu eşsiz şekilde yansıtan bir çalışma: Modern dünyanın gözetlenme korkusu ile paranoyak hale getirdiği metropol insanının giderek kimliksizleşmesini, zihnen ve ruhen parçalanmasını ve sinestetik bir hale gelmesini dinliyoruz Fraser’in sesinden.
Yıldızlı göğün zamanını duyuyorum,
Gece yarısında dönüyor.
Dünya müzik tarihinde her parçası ayrı hit olmuş çok sayıda albüm vardır. Yine tüm parçalarının sayısız dizi ve filmde çalındığı, aradan yıllar geçmesine karşın yitip gitmesi şöyle dursun etkisi katlanarak artan pek çok albüm de. Belki sayısı daha az da olsa belli bir türün standardını belirlemiş çalışmaları da hepimiz biliriz. Ancak Mezzanine bugün, yani tam 27 yıl sonra, kendi mekanının ve zamanının ruhunu içinde bu denli hapsedip yıllar sonrasına da hitap edebilmesi ile hala çok taze, hala çok tarz ve hala çok heyecanlı! Bristol’ün asma katlarından tüm dünyaya uzanırken sadece türünün değil belki de tüm müzik tarihinin en iyi albümlerinden biri olarak karşımızda öylece duruyor. İyi bir roman gibi yıllar geçtikçe tekrar tekrar deneyimlenmek üzere…
■ Başucu Albümüm serisi
■ 2024’e Yolculuk için Bir Seyahat Rehberi
■ Massive Attack resmi web sitesi
■ Bristol’s The Wild Bunch Scene
■ Efsunlu Bir Gece: Massive Attack Konseri Üzerine


