Mayıs Caz Rehberi

Mayıs Caz Rehberi birbirinden güzel albümlerle dolu. Hatta yeri geldikçe söylediğim üzere 2024’un en iyi caz albümleri listesine girmeye aday çalışmalar yayınlandı. Her zaman olduğu gibi, bu yazıda yer alan albümlerden seçtiğim parçalardan oluşan Spotify playlist’i yazının sonunda bulabilirsiniz.

Hanımelinin, insanın başını döndüren o dayanılmaz kokusu fotoğraftan yayılıyor, kullanmama izin verdiği için Damla Akın‘a teşekkür ederim. Fotoğraflarını Instagram’da takip edebilirsiniz.

Meraklısı için önceki caz rehberlerine ait bağlantıları da buraya bırakıyorum:

2024 Nisan Caz Rehberi, 2024 Mart Caz Rehberi, 2024 Şubat Caz Rehberi, 2024 Ocak Caz Rehberi, 2023 Aralık Caz Rehberi, 2023 Kasım Caz Rehberi, 2023 Ekim Caz Rehberi

Umarım keyifle dinleyeceğiniz müziklerle tanışmanıza vesile olurum.

Alan Braufman – Infinite Love Infinite Tears ( Valley of Search)

Alan Braufman’ın bu ay yayınlanan üçüncü stüdyo albümü, Infinite Love Infinite Tears, tenor saksofonda James Brandon Lewis, vibrafonda Patricia Brennan, basta Ken Filiano, davulda Chad Taylor ve vurmalılarda Michael Wimberly gibi, günümüz cazının ana yoldan sapmış usta isimleriyle kaydedildi. Yeni albüm, yetmiş küsürlük Braufman’ın enstruman ustalığının yerli yerinde durduğunu gösterdiği gibi, yıllar içinde billurlaştırdığı bestecilik yaklaşımını yansıtıyor, dinleyiciye, içine girilmesi zor olmayan, melodik karakteri yüksek ve aynı anda maceraperest bir müzik sunuyor. Yazının devamı burada.

Alan Braufman’s third studio album, released this month, Infinite Love Infinite Tears, was recorded with master names of today’s jazz who have strayed from the main road, such as James Brandon Lewis on tenor saxophone, Patricia Brennan on vibraphone, Ken Filiano on bass, Chad Taylor on drums, and Michael Wimberly on percussion. The new album reflects Braufman’s instrumental mastery, which is still firmly in place at over seventy years old, as well as his compositional approach that has crystallized over the years, offering the listener music that is not difficult to enter, with a high melodic character and adventurous at the same time. Read more here.

David Murray Quartet – Francesca (Intakt Records)

Saksofonun son büyük stilistlerinden, bir bütün halinde geleneği tüm görkemiyle çalışında barındıran, muazzam teknik yetkinliğini tutkusunun emrine koşturan büyük müzisyen David Murray, geçtiğimiz yıl çıktığı Avrupa turnesinde kendisine eşlik eden müzisyenlerle beraber kaydettiği yeni stüdyo albümünü yayınladı. Turnenin bitiminde İsviçre’de kaydedilen ve Murray’in karısının adını taşıyan Francesca, konserlerde ekip üyelerinin kattıklarıyla şekillenen Murray bestelerini içeriyor. Tek istisna, Muhal Richard Abrams’a adanmış Don Pullen bestesi Richard’s Tune. Piyanist Martha Sanchez‘in kıştırtıcı eşliği ve şaşırtıcı yönlere doğru evrilen soloları, Luke Stewart‘ın müziği sürekli diri tutan kusursuz entonasyondaki bası ve Russell Carter‘ın zamanı eğip büken aksanlı davulu, lidere ilham veriyor, onu tanıyanları şaşırtmayacak şekilde, ateşli, samimi ve ihtiraslı çalıyor.  Yoğun, karizmatik ve haliyle heybetli bir albüm.

David Murray, one of the last great stylists of the saxophone, who embodies the tradition in its full splendor and channels his immense technical proficiency into his passion, has released a new studio album recorded with the musicians who joined him on his European tour last year. Titled Francesca, after Murray’s wife, and recorded in Switzerland at the end of the tour, the album features Murray’s compositions, which were shaped by the contributions of the band members during the concerts. The sole exception is Richard’s Tune, a composition by Don Pullen dedicated to Muhal Richard Abrams. Pianist Martha Sanchez‘s provocative accompaniment and solos that take unexpected turns, Luke Stewart‘s flawlessly intoned bass that keeps the music vibrant, and Russell Carter‘s time-bending, accented drumming inspire the leader. As expected by those who know him, Murray plays with fervor, authenticity, and passion. It’s an album that is intense, charismatic, and, by all means, majestic.

Daniel Humair, Samuel Blaser, Heiri Känzig – Helveticus – Our Way (Blaser Music)

Tevellütleri gereği dede, baba ve oğul olarak addedilebilecek farklı kuşaklara ait üç İsviçreli müzisyenden oluşan Helveticus grubunun ikinci albümü Our Way, serbest caz aksanıyla konuşarak erişebilir bir müzik yapılabileceğinin kanıtı niteliğinde. Albert Mangelsdorff’un multifonik tekniğinin başarılı uyarlayıcılarından Samuel Blaser (trombon) avangart cazın ve serbest doğaçlamanın saygın müzisyenlerinden. Heiri Känzig (bas) ve Daniel Humair (davul) çoğunlukla post-bop stilindeki nitelikli üretimleri ve tehlikeyi göze alan yaklaşımlarıyla tanınıyorlar. Grubun ana sesi Blaser olsa da üçlünün her bir üyesi müziğin ilerleyişinin aktif belirleyicisi konumunda. Känzig ritm görevinden sıklıkla ayrılıp melodiye geçiyor, Blaser’a koşut ya da karşıt çalıyor. Benzer şekilde Humair de nabzı veren bir davulcu olmanın çok ötesinde gidişatın uygun yerlerinde desenlerle müziği genişletiyor. Çoğunlukla grup üyelerinin bestelerinden oluşan albümde, asırlık ragtime standardı Tiger Rag, Ellington şaheseri Creole Love Call, Monk klasikleri Jackie-Ing ve Bemsha Swing Helveticus’un maceraperest yaklaşımından nasiplerini alıyor ve yeni bir vücutta diriliyorlar. Our Way, yılın başından bu yana dinlediklerim arasında müstesna bir yere oturdu. Hararetle tavsiye ederim.

Helveticus, comprising three Swiss musicians from generations that could be described as grandfather, father, and son, has released their second album Our Way. It stands as proof that accessible music can be crafted with a free jazz accent. Samuel Blaser (trombone), a successful adaptor of Albert Mangelsdorff’s multifonic technique, is a respected figure in avant-garde jazz and free improvisation. Heiri Känzig (bass) and Daniel Humair (drums) are known for their post-bop style productions and their daring approaches. Although Blaser is the main voice of the group, each member actively shapes the progression of the music. Känzig often shifts from rhythm to melody, playing parallel or counter to Blaser. Similarly, Humair expands the music with patterns at the right moments, going beyond the role of a timekeeper. The album, mostly composed of the group members’ own pieces, also revives classics like the century-old ragtime standard Tiger Rag, Duke Ellington’s masterpiece Creole Love Call, and Thelonious Monk’s classics Jackie-Ing and Bemsha Swing with Helveticus’s adventurous touch. Our Way has earned a special place among the music I’ve listened to since the beginning of the year. I highly recommend it.

Eric Alexander – Timing Is Everything (Cellar)

Daha önce eşlikçisi ya da eş lideri olduğu gruplarla Cellar etiketli birçok albümde çalmışsa da, Timing Is Everything, tenor saksofoncu Eric Alexander‘ın, lider sıfatıyla bu şirketten yayınlanan ilk albümü. Piyanoda Rick Germanson, basta Alexander Claffy ve davulda Jason Tiemann‘dan oluşan dörtlü, altı parçada quartet olarak çalıyor, üçünde ise grup konuklarla genişliyor. Alexander bildiğimiz gibi; yüksek tempolarda kıvrak, baladlarda otoriter. Parlak tonu, kendinden emin ifade tarzı, sololarının akıcılığı, teknik yetkinliğini öne çıkaran gösterişli mimikleri ile içinde bulunduğu her ortamın mutlak hakimi. Bu demek değil ki, sözü başkalarına bırakmasın. Geçmişte Mabern’in liderle olan istisnai uyumunu hatırlatacak şekilde Alexander’ı büyük bir beceriyle destekleyen Germanson, her parçada solo şansı alıyor ve bu fırsatları güzel değerlendiriyor. Albüme adını veren parça, mahir bir Claffy solosuna ve Tiemann ile enfes bir atışmaya sahne oluyor. Rahsaan Roland Kirk klasiği Serenade To A Cuckoo, flütte Jed Paradies ve gitarda Rale Micic‘in katılımıyla şenleniyor. Alexander’ın, akıl hocası George Coleman’a ithaf ettiği bestesi Big G’s Monk‘da, yakında adını sık duyacağımıza emin olduğum genç tenorcu Stan Wetering ile tenor tenora nefes kesici bir giriş yapıyorlar. Vokalist Alma Micic‘in mükemmel yorumladığı, unutulmaz Barbra Streisand şarkısı Evergreen ise, repertuvarın sürpriz seçimi. Her şey güzel, kusursuz. Zaten çoğu Alexander albümünün sıkıntısı da bu. Endüstriyel mutfak lezzetlerinde olduğuna benzer bir durum var, müzik duygusal çeşitlilik arz etmiyor, yetkin bir tekdüzelik hakim. İcralar heyecanlandırmıyor, şaşırtmıyor, arızalar bile önceden planlanmış hissi yaratıyor. Sevenlerinden özür dilerim.

Although he has played on many albums with groups where he was either an accompanist or co-leader under the Cellar label, “Timing Is Everything” is tenor saxophonist Eric Alexander‘s first album released as a leader from this label. On the piano, Rick Germanson, on bass Alexander Claffy, and on drums Jason Tiemann form a quartet that plays on six tracks, and on three tracks, the group expands with guests. As we know, Alexander is agile in high tempos and authoritative in ballads. His bright tone, confident expression style, fluid solos, and impressive gestures make him the absolute master of any musical setting. However, this doesn’t mean he lets others take the spotlight. In a manner reminiscent of the exceptional synergy between Mabern and the leader, Germanson skillfully supports Alexander, taking solo opportunities in every piece and making the most of them. The title track of the album features a skillful solo by Claffy and an exquisite exchange with Tiemann. The classic Rahsaan Roland Kirk tune “Serenade To A Cuckoo” comes alive with Jed Paradies on flute and Rale Micic on guitar. In “Big G’s Monk,” a composition dedicated to his mentor George Coleman, Alexander engages in a breathtaking tenor-to-tenor dialogue with the promising young saxophonist Stan Wetering. Vocalist Alma Micic delivers a superb rendition of the unforgettable Barbra Streisand song “Evergreen,” adding an unexpected choice to the repertoire. Everything is flawless and that’s the problem with most Alexander albums. It’s akin to industrial kitchen flavors—competent but lacking emotional diversity. The performances don’t excite or surprise; even the flaws feel pre-planned. My apologies to his fans.

Gerard Chumilla – Introducing Gerard Chumilla (Fresh Sound)

İkisi hariç liderin bestelerinden oluşan Introducing Gerard Chumilla, geçen yılın ilkbaharında Jazzcampus’da kaydedilmiş. Brad Mehldau’nun caz dünyasındaki konumunu elde etmesini sağlayan ilk üçlüsünün üyeleri, Larry Grenadier basta ve Jorge Rossy davulda yer alıyor. İlk albümler için genelde yapılanın aksine, Chumilla’nın yanına başka bir nefesli almayıp tek başına ana ses olmayı tercih etmiş olması dikkat çekici. Daha ilginci akor enstrumanının yokluğu. Chumilla, üçlü formatta kendini daha özgür hissettiğini, böylelikle arzu ettiği renkleri daha iyi yansıttığını söylüyor… Yazının devamı burada.

Introducing Gerard Chumilla, with all but two of the leader’s compositions, was recorded at Jazzcampus in the spring of last year. It features members of Brad Mehldau’s first trio, Larry Grenadier on bass and Jorge Rossy on drums. It is noteworthy that, contrary to what is usually done for first albums, Chumilla has chosen to be the main voice alone rather than taking another wind instrument with him. More interesting is the absence of a chord instrument. Chumilla says that he feels freer in the trio format, which allows him to better reflect the colors he desires… Read more here.

Jack Walrath – Live At Smalls (Cellar)

Trompetçi, besteci, yazar, Charles Mingus’un son büyük topluluğunun üyesi ve aranjörü Jack Walrath‘in, yetmiş sekiz yaşına basmış iken ve sonuncusundan dokuz yıl sonra, hem de canlı kaydedilmiş bir albüm yayınlaması kutlanmayı gerektiren bir durum. SmallsLIVE Living Masters serisinden çıkan Live At Smalls, adından da anlaşılacağı üzere, New York’un ünlü caz kulübü Smalls’da, Abraham Burton (saksofon), George Burton (piyano), Boris Kozlov (bas) ve Donald Edwards gibi kendi kuşaklarının önemli müzisyenlerinden oluşan ekiple kaydedilmiş. Beşli, liderin armonik, ritmik ve melodik açıdan zengin ve neticede eksantrik bestelerinden oluşan repertuvarı parmak ısırtan türden etkileşim halinde çalıp, enerjiden tasarruf etmeyen cüretkar ve zaman zaman sarsıcı bir post-bop ziyafeti veriyorlar. Walrath, müzisyenlerine, besteler üzerinde serbestçe dolaşma ve kendi keşiflerini yapma özgürlüğü tanıyor ve neticede tavizsiz bir müzik çıkıyor. Belli ki, müzik Walrath’i diri tutuyor, coşkulu şekilde kayıp akoru aramaya devam ediyor.

The situation of trumpeter, composer, writer, and arranger Jack Walrath, a member of Charles Mingus’s last great ensemble, releasing a live-recorded album at the age of seventy-eight, nine years after his last, is one that deserves celebration. Live At Smalls, from the SmallsLIVE Living Masters series, as the name suggests, was recorded at New York’s famous jazz club Smalls, with a team consisting of significant musicians of their generation like Abraham Burton (saxophone), George Burton (piano), Boris Kozlov (bass), and Donald Edwards. The quintet plays the leader’s repertoire, which is rich in harmonic, rhythmic, and melodic aspects and ultimately eccentric compositions, in an interaction that is finger-snappingly engaging, offering a daring and at times shocking post-bop feast without sparing any energy. Walrath gives his musicians the freedom to roam and make their own discoveries on the compositions, resulting in uncompromising music. Clearly, music keeps Walrath alive, as he continues to search for the lost chord with enthusiasm.

Jason Robinson Ancestral Numbers I (Playscape Recordings)

Saksofoncu Jason Robinson, iki bölüm olarak tasarladığı Ancestral Numbers projesinin ilk albümünü yayınladı. Proje, ilhamını yakın zamanda büyükannesini kaybeden Robinson’ın aile büyüklerinden, atalarından alıyor. Bununla birlikte Ancestral Numbers geçmişin ya da liderin atalarının yaşadığı devirlerin müziğinin yansıması değil; Robinson, parçaları daha ziyade ailesinin kökleri için bestelemiş. Bir suit olarak tanımlanması mümkün; albümün çoğu parçası, farklı bölümlerden oluşuyor ve başından sonuna sinematik tutarlılıkta bir ilerleyişe sahip. Bu tarif klasik müzik eserlerinin doğasını çağrıştırıyorsa da, Ancestral Numbers, doğaçlama bir caz albümü. Her ne kadar yazılı bestelerden yola çıkılsa da, Robinson ekibine kendi müzikal tavırlarını sergileyebilecekleri özgürlük alanını sağlıyor. Belli ki, düzenlemeleri yaparken, Janus orkestrasının kuruluş zamanlarından bu yana birlikte çalıştığı müzisyen dostlarının karakterlerini dikkate almış. Piyanoda Joshua White, basta Drew Gress ve davulda Ches Smith‘den oluşan fantastik ritim bölümünün esnek eşliğinin önünde, albümün başat sesleri Robinson ve tromboncu Michael Dessen olsa da, Ancestral Numbers, çok iyi yazılmış, düzenlenmiş ve icra edilmiş, şaşırtıcı derecede büyük orkestra dolgunluğu veren türden doğaçlama müzik sunuyor. Yılın en iyileri listeme aldım bile.

Saxophonist Jason Robinson has released the first volume of his Ancestral Numbers project, which he designed in two parts. The project draws inspiration from Robinson’s family elders and ancestors, following the recent loss of his grandmother. However, Ancestral Numbers I is not a reflection of the music of the past or the eras lived by the leader’s ancestors; Robinson composed the pieces more for his family’s roots. It can be described as a suite; most of the album consists of different sections and has a cinematic consistency from beginning to end. Although this description may evoke the nature of classical music works, Ancestral Numbers I is an improvisational jazz album. Even though it builds over written compositions, Robinson provides his team the freedom to exhibit their own musical attitudes. Clearly, he has taken into account the characters of his musician friends, with whom he has worked since the founding days of the Janus orchestra, while making the arrangements. In front of the fantastic rhythm section consisting of Joshua White on piano, Drew Gress on bass, and Ches Smith on drums, although the dominant voices of the album are Robinson and trombonist Michael Dessen, Ancestral Numbers offers improvisational music of the kind that is well-written, arranged, and performed, providing a surprisingly large orchestral fullness. I have already included it in my list of the best of the year.

Jerry Bergonzi & Mike Murley – Murgonzley (AMM Records)

Tonları az çok benzeşse de kurdukları cümle yapısı açısından farklı üsluplara sahip iki usta saksofoncu, Mike Murley ve Jerry Bergonzi, klasik dönemin saksofon savaşlarına öykünen ortak albümlerini yayınladı. Her ikisi de bu tarz karşılaşmalara alışıklar. Murley, Dave Liebman ve Bob Brough; Bergonzi ise Michael Brecker, Bennie Wallace, Dick Oatts ve George Garzone gibi saksofoncularla düelloyo girişmişlerdi. Gonz da Murley de bu tarz mücadelelerin tecrübelilerinden… Tenor tenora albüm geleneğine takdire şayan bir katkı. Yazının devamı burada.

Although their tones are somewhat similar, two master saxophonists, Mike Murley and Jerry Bergonzi, have distinct styles in their sentence structures. They recently released a collaborative album inspired by the saxophone battles of the classical era, titled Murgonzley, under the AMM Records label. Both Murley and Bergonzi are no strangers to this type of encounter. Murley has engaged in duels with saxophonists like Dave Liebman and Bob Brough, while Bergonzi has faced off against Michael Brecker, Bennie Wallace, Dick Oatts, and George Garzone. Both Gonz and Murley have experience in these musical contests… Their contribution to the tenor-to-tenor album tradition is commendable. Read more here.

Karsten Bagge, Claus Waidtløw, Thor Madsen, Jesper Bodilsen – The Song Remains (Confun Music)

Danimarkalı davulcu Karsten Bagge liderliğindeki The Song Remains grubu, bu ay yayınlanan A Jazz Tribute To Led Zeppelin albümünde efsanevi grubun şarkılarını özgün düzenlemelerle yorumluyor. Claus Waidtløw tenor saksofonda Robert Plant’i canlandırırken, gitarist Thor Madsen, Jimmy Page’in yerini almış. Her ikisi de gençken grubun hayranı olan basçı Jesper Bodilsen ve Bagge, solistlere, üzerinde güvenle doğaçlayacakları sağlam bir zemin inşa ediyorlar, icralara, etkilenilmesi mümkün olmayan groove hissini veriyorlar.Yazının devamı burada.

The Song Remains, led by Danish drummer Karsten Bagge, interpreted the songs of the legendary band with original arrangements on the album A Jazz Tribute To Led Zeppelin, released this month. Claus Waidtløw plays Robert Plant on tenor saxophone, while guitarist Thor Madsen replaces Jimmy Page. Bassists Jesper Bodilsen and Bagge, both of whom were fans of the band when they were young, give the soloists a solid base on which to improvise with confidence, giving the performances an unmistakable sense of groove. Read more here.

Kenny Barron – Beyond This Place (Artwork)

Bir albüme baladla başlamak ne kadar da harika bir fikir. Yeni Kenny Barron albümü Beyond This Place, piyanodan süzülen ilk notalardan itibaren dinleyicisini mutlu edeceğini belli ediyor. Genç alto saksofoncu Immanuel Wilkins mükemmel tonuyla Nearness of You melodisinin barındırdığı derin duyguları dillendiriyor. Barron müzisyenin iyisinden anlıyor, kimyasının kimlerle tutacağını iyi biliyor. Cazın yaşayan büyük ustası mertebesini uzun zaman önce almış bir lidere yakışır şekilde genç kuşağın yıldızı parlayan yeteneklerinin ustalık beratını onaylıyor, düzenlemelerinde onları sahnenin ortasına yerleştiriyor. Bu nedenle de Barron müziği her daim genç kalıyor, dinleyicisine diri bir müzikle erişmeye devam ediyor. Grubun çekirdeğinde Barron üçlüsünün demirbaşları Kiyoshi Kitagawa (bas) ve Johnathan Blake (davul) var. Immanuel Wilkins, üçlünün mükemmelen yorumladığı Softly As In A Morning Sunrise hariç albümün tamamında lider ile birlikte solist konumunda. Belli ki ustanın mevcudiyeti ona ilham vermiş, parçaları çok iyi hazmetmiş; kelimelerini, cümlelerini özenle seçiyor, kısa ancak etkileyici sololar çalıyor. Albüm, beş parçada, usta vibrafoncu Steve Nelson‘ı da (ah evet yine Steve Nelson) dörtlünün yanına katıyor, ortaya son zamanların en heyecan verici straight-ahead gruplarından biri çıkıyor ve bu beşli Barron bestelerinin zahmetsizce akan yorumlarının yanı sıra, Johnathan Blake imzalı Blues On Stratford Road‘da şahikaya çıkıyor. Başından sonuna nefes kesici bir müzik sunan albüm, tadı damağınızda kalacak ve uzun zaman hatırlanacak türden bir Barron-Wilkins düetiyle kapanıyor. Eminim ki Beyond This Place, yılın en iyi albümleri listelerinde haklı yerini alacak ve ileride, Kenny Barron diskografisinin en özel albümlerinden biri olarak anılacak. Bu albümü Burak Sülünbaz da yazdı.

Kicking off an album with a ballad is a stroke of genius, and Kenny Barron‘s latest release, Beyond This Place, proves it from the get-go with enchanting piano melodies that promise auditory bliss. The prodigious young alto saxophonist, Immanuel Wilkins, delivers the hauntingly beautiful Nearness of You with impeccable finesse. Barron’s knack for assembling the crème de la crème of musicians, with whom he shares a profound musical rapport, is evident. As a venerable jazz maestro, he graciously spotlights the virtuosity of emerging jazz luminaries, infusing his music with perpetual youthfulness and a vibrant, contemporary edge. Anchoring the ensemble are the seasoned members of the Barron trio: Kiyoshi Kitagawa on bass and Johnathan Blake on drums. Wilkins shines as the featured soloist alongside Barron throughout the record, save for the trio’s flawless rendition of Softly As In A Morning Sunrise. Under Barron’s tutelage, Wilkins blossomes, meticulously curating his solos to be concise yet profound. The quartet expands to a quintet on five tracks with the addition of the esteemed vibraphonist Steve Nelson, elevating the group to one of the most thrilling straight-ahead acts of our era. Their seamless interpretations of Barron’s works, along with Blake’s Blues On Stratford Road, are a highlight of the album. From the first note to the last, the album captivates, culminating in a memorable Barron-Wilkins duet. Beyond This Place is destined to be heralded as one of the year’s finest recordings and is poised to become a standout entry in Kenny Barron’s illustrious discography. Detailed review by Burak Sülünbaz is here.

Live Edge Trio – Closing Time (OA2 Records)

Geçtiğimiz ay, üçlüsüyle kaydettiği A Common Language albümünü tanıttığımız usta vibrafoncu Steve Nelson şimdi de, piyanoda Ben Markley, basta Seth Lewis ve davulda Andy Wheelock‘dan oluşan Live Edge Trio grubunun konuğu olarak yeni bir albümle daha karşımızda. Closing Time, grubun tertibi nedeniyle kıyaslanması muhtemel Modern Jazz Quartet’in müziğine göre daha akıcı ve canlı bir sunuma sahip. Her ne kadar Markley her icrada, Lewis de sıklıkla solo alıyorsa da albümün yıldızı Nelson. Birbirleriyle çok iyi anlaşan üçlünün, nabzı ve pürüzsüz akışı öne çıkaran mutedil çalışının teşviğiyle Nelson, tuşesinin güzelliğini ön planda tutarak harika sololar çalıyor, üçlünün müziğini yükseltiyor. Özellikle caz standardı Old Folks‘da ve Horace Silver mücevheri Cape Verdean Blues‘da, dengeli ses alınması pek de kolay olmayan bu enstrumanın tarihine adını yazdıracak güzellikte icra çıkarıyor. Mükemmel bir ilerleyişe sahip Wheelock imzalı Hope, albümün en dramatik icrasına ve usta işi bir Markley solosuna aracı oluyor. Bu albümün sevilmemesi için özel çaba gerekebilir.

Last month, we introduced the album ‘A Common Language’ recorded with his trio by the master vibraphonist Steve Nelson, and now he is before us again with a new album as a guest of the Live Edge Trio, consisting of Ben Markley on piano, Seth Lewis on bass, and Andy Wheelock on drums. Closing Time has a more fluid and lively presentation compared to the music of the Modern Jazz Quartet, which it might be compared to due to the group’s arrangement. Although Markley takes the lead in every performance and Lewis often solos, the star of the album is Nelson. Encouraged by the trio’s moderate work that highlights the pulse and smooth flow, Nelson plays wonderful solos, keeping the beauty of his touch in the foreground, elevating the trio’s music. Especially in the jazz standard ‘Old Folks’ and Horace Silver’s gem ‘Cape Verdean Blues,’ he performs beautifully, making a name for himself in the history of this instrument, which is not easy to get such a balanced sound from. ‘Hope,’ signed by Wheelock with a perfect progression, mediates the album’s most dramatic performance and a masterful Markley solo. Special effort may be required not to love this album.

Luke Stewart – Unknown Rivers (Pi Recordings)

Nicole Mitchell, Moor Mother, Jaimie Branch, Nate Wooley ya da Ken Vandermark gibi usta doğaçlamacılarla yaptığı çalışmalarla tanınan ve bu ay yazdığım David Murray albümünde de yer almış basçı Luke Stewart‘ın, Silt Trio grubuyla yeni albümü Unknown Rivers, dördü davulcu Trae Crudup ile stüdyoda, üçü davulcu Chad Taylor ile canlı kaydedilmiş performanslardan oluşuyor. Tenorda ise, Stewart ve Taylor’un yanı sıra Tomas Fujiwara, Michael Formanek, Jonathan Finlayson gibi maceraperestlerin gözdesi Brian Settles var ki, adını duymadığınız en iyi saksofonculardan biri olduğunu garanti edebilirim. Bastan aldığı koyu ve derin tonla mevcudiyetini sürekli hissettiren Stewart, her iki davulcuyla da çok iyi anlaşıyor, Settles’ın altına, serbestçe salınan kompleks desenler seriyorlar. Her iki üçlü, neredeyse punk şiddetinde muazzam bir enerjiyle çalıyorsa da, Crudup’un üçlüyü daha derli toplu çalmaya sevk ettiği, Taylor’la olan canlı performansların ise daha cüretkar olduğu söylenebilir. Settles, doğaçlamanın iki ayrı ucu arasında gidip geliyor, ritmik desenin çağrılarına uysal ve/veya yabani şekilde karşılık veriyor, bazen de diğerlerini, o anda keşfettiği yerlere sürüklüyor, ancak en esrik halinde dahi şaşırtıcı derecede melodik olabiliyor. Doğaçlama dozunun ve ritmik yoğunluğun yüksekliği düşünüldüğünde anaakımcıların fazla yaklaşmamasında fayda olabilir.

Luke Stewart, known for his work with master improvisers like Nicole Mitchell, Moor Mother, Jaimie Branch, Nate Wooley, or Ken Vandermark, and who also appeared in the David Murray album I wrote about this month, has a new album with his Silt Trio group titled Unknown Rivers. The album consists of four tracks recorded in the studio with drummer Trae Crudup and three live performance tracks with drummer Chad Taylor. On the tenor saxophone is Brian Settles, a regular of Stewart’s and Taylor’s groups and a favorite of adventurers like Tomas Fujiwara, Michael Formanek, Jonathan Finlayson. I can guarantee that he is one of the best saxophonists you haven’t heard of. Stewart, with his dark and deep tone on the bass, constantly makes his presence felt and gets along very well with both drummers, laying down freely swinging complex patterns beneath Settles. Both trios play with tremendous energy, almost with punk intensity, yet it can be said that Crudup’s trio plays more conventional, while the live performances with Taylor are more daring. Settles oscillates between the two extremes of improvisation, responding to the calls of rhythmic patterns in a docile and/or wild manner, sometimes dragging the others to places he discovers in the moment, yet even in his most ecstatic state, he can be surprisingly melodic. Considering the high dose of improvisation and rhythmic intensity, it might be wise for the mainstream lovers to not get too close.

 

Turgay Yalçın

Yayın Yönetmeni, Kurucu Ortak, Yazar, Radyo Programcısı.

Turgay Yalçın 'in 177 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Turgay Yalçın ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir