Şubat Caz Rehberi

2024 Şubat Caz Rehberi Spotify dinleme listesi BURADA.

Andy LaVerne – Spot On (SteepleChase)

Henüz sekiz yaşındayken kaydolduğu Juliard’daki yıllarından itibaren konser piyanisti olma yolunda ilerliyorken cazla tanıştıktan sonra yoldan çıkan, Bill Evans’dan özel ders alma ve Stan Getz’in grubunda çalma ayrıcalığını tadan Andy LaVerne‘ün yeni albümü Spot On, bekleneceği üzere, 46 yıl önceki ilkinden itibaren birkaç istisna hariç kariyerindeki tüm kayıtları yayınlayan SteepleChase etiketini taşıyor. Bu, bir sanatçıyla şirket arasında kurulmuş en uzun süreli işbirliklerinden biri olarak kayda değer bir durum. Basta eski dostu, ilk albümünde de çalmış olan Mike Richmond, davulda son zamanların aranan ismi Jason Tiemann ve tenor saksofonda genç yetenek Ben Solomon‘dan oluşan dörtlü, (başta albümü açan Tune For Tyner ve kapatan Prelude For Chick ile Corean olmak üzere) LaVerne’ün enfes bestelerini eşine sık rastlanmayacak bir adanmışlıkla yorumluyor. Richmond ve Tiemann’ın tempo ayırt etmeksizin parmak ısırtacak uyumlu eşliği önünde LaVerne, genelde olduğunun aksine dışadönük çalıyor ve heyecan verici sololar atıyor. Ancak bu albümü özel kılan en önemli etmen, geleceğin en önemli saksofoncularından biri olmasına kesin gözüyle baktığım Ben Solomon’un müthiş çalışını sergilemesine fırsat tanıması. Başından sonuna dinlemenizi öneririm. SPOTIFY.

Ben Allison, Steve Cardenas, Ted Nash – Tell the Birds I Said Hello: The Music of Herbie Nichols (Sonic Camera Records)

Ben Allison‘ın tümüyle Herbie Nichols bestelerini yorumladığı dördüncü albümü Tell the Birds I Said Hello, gitarist Steve Cardenas ve The Herbie Nichols Project olarak yayınlanmış önceki üçünde de yer alan saksofoncu Ted Nash ile birlikte kaydedilmiş. Uzun süredir birlikte çalışan Allison, Cardenas, Nash üçlüsü en son geçtiğimiz yıl Carla Bley bestelerine adanmış çok klas bir albüm (Healing Power) yayınlamıştı; şimdi de yok olmaktan kurtarılan Nichols bestelerini bugüne taşıyorlar. Tuhaf bulunduğundan ötürü yaşadığı devirde zorlukla kayıt imkanı bulabildiği besteleri ölümünden yıllar sonra, Misha Mengelberg, Roswell Rudd gibi öncü fikirli müzisyenlerin ve sonra da caz entelejansiyasının ilgisini çekmiş olan Nichols’ın adı, artık, Monk ve Mingus gibi devlerin yanında anılıyor. Albüm Nichols’un kaydetme fırsatı bulamadığı 8 bestesini içeriyor. Yazılarında benzersiz kıvraklıkta zeka barındıran bu besteler, bestecisinin hayal gücüne ve müthiş müzisyenliğine yaraşır düzenlemelerle, kusursuz işçilikle ve dinleyicisinin bir an bile uzaklaşmasına izin vermeyen güçlü ifadelerle icra ediliyorlar. Enfes! SPOTIFY.

Bu arada geçtiğimiz ay yayınlanan ve yine Herbie Nichols bestelerini içeren Enrique Heredia albümünü de sakın ola ki ıskalamayın: Enrique Heredia – Trio Plays Herbie Nichols!

Meraklısı için The Herbie Nichols Project albümleri: Strange City, Dr. Cyclops’ Dream, Love Is Proximity.

Cyrus Chestnut & Warren Wolf – Charmed (Brown Brothers Recordings)

Gösterişli hatta frapan denilecek denli dışadönük çalan, piyanodaki teknik yetkinliğini cömertçe sergilemekten asla beis duymayan Cyrus Chestnut! Vibrafonu elektrik gitar gibi çalıyor, tanımlamasını hak edecek denli akrobatik tekniğe sahip Warren Wolf! Charmed, modern zaman cazının farklı kuşaklara ait bu iki ustasının doğdukları, gençliklerini geçirdikleri şehirde, Baltimore’da verdikleri bir konserin kaydı. Chestnut’ın solo çaldığı girişteki Trigger Cut hariç, dört orijinal bestede düet çalıyorlar. Baroque Impressions‘da düpedüz içinden doğaçlama fışkıran oda orkestrası gibiler; El Cacerolazo neredeyse bir ninni; Katrina siyahilerin bitmez tükenmez terkedilmişliklerinin son halkasını simgeleyen bir ağıt; Brother With the Mint Green Vine müthiş bir gövde gösterisi! Haniyse dört eli, dört kulağı olan tek bir insan hüviyetiyle çalıyorlar, birlikte koşuyorlar, aynı anda sakinliyorlar, birbirlerini tamamlıyorlar, diğerinden aldığını arşa çıkarıyorlar. Muhteşem bir şölen! SPOTIFY.

Fire! – Testament (Rune Grammofon)

Fire! üçlüsü sekizinci albümünde, konuk müzisyen almadan ya da ana enstrumanlarından başkasını kullanmadan yani hakikaten üç kişi olarak ve üç enstrumanla çalıyor: Mats Gustafsson bariton saksofon, Johan Berthling bas, Andreas Werliin davul. Ses kaynaklarının azalmış ya da seyrelmiş olması sizi yanıltmasın, üçlünün ifade gücünün en yoğun, primitif, dolaysız haliyle karşı karşıyayız. Üçlü, müziklerinin özünü oluşturan yaratıcı gücü bulmak için fazlalıkları atıyor, dairesel şekilde tekrarlanan ve tekrarlandıkça güçlenen, şiddetlenen hatta hiddetlenen ritmik yapı üzerinde, minimalist bir tavırla, karanlık, karamsar, yer yer ürkütücü bir müzik üretiyor; ilerledikçe, zihni açık dinleyici üzerinde hipnotik bir etki yaratıyor. Ritüelistik, hatta şamanik müzik mi desek biz bu muhteşem albüme? SPOTIFY.

James Brandon Lewis Quartet – Transfiguration (Intakt)

Bu albümü dinledikten sonra, siz de hak vereceksiniz, Classic Quartet ünvanını vermek ve caz tarihinde bu şekilde anılanların en büyüğünün hakiki mirasçısı olarak ilan etmemek için, bu dörtlünün geçmişe gömülmesini beklemeye gerek yok. Saksofonda James Brandon Lewis, piyanoda Aruán Ortiz, basta Brad Jones ve davulda Chad Taylor‘dan kurulu dörtlünün bir arada çalmaya başlamasının üzerinden dört yıl bile geçmemişken yayınlanan dördüncü albüm Transfiguration, dinleyicisini aktüel gerçekliğinden koparıp görkemli seslerden oluşan evrene taşıyacak ve etkisi birlikte geçirilecek sürenin çok ötesine taşacak denli yoğun icra sunuyor. Lewis geleneği geçmişte kalmış bir kavram olarak görmüyor, şimdiki zamanda somutlaştırıyor, ona bugünü katarak büyütüyor, tazeliyor. Şekil değişiyor, öz yerli yerinde. Ataları, varoluşu, uzamı, zamanı ve yaratıyı yücelten elli altı dakikalık törensel bir şölen. SPOTIFY.

Jim Snidero – For All We Know (Savant)

Doğrudan söyleyeyim; muhtemelen gelmiş geçmiş en zengin ve saf alto saksofon tonuna sahip, dinleyicisine, kelimenin hakiki anlamıyla güzel seslenen Jim Snidero‘nun yeni albümü yılın en iyi straight ahead albümleri listesine kafadan girer. Snidero, “Gelişimimin bu aşamasında, sesimin ve tarzımın bir akor enstrümanı olmadan da ilgiyi sürdürebilecek kadar sağlamlaştığını hissediyorum” diyerek, arkasında bıraktığı 26 albümde denemediği üzere, sadece yanına, Peter Washington ve Joe Farnsworth olmak üzere, ritmik eşliği melodik zenginlikle buluşturan, zaman algımızı sihirli şekilde değiştirme becerisine sahip iki ustayı almış ve başkaca ana solistin yokluğunda, en çıplak ve yalın haliyle sesleniyor. Her zaman olduğu üzere, tonlara, nüanslara hakimiyeti, kelime ve cümle seçimlerindeki özen, akıştaki doğallık, ifadelerindeki derinlik ve kararlılık benzersiz güzellikte. Trio albüm yapmakta neden bu kadar geciktiğini anlamakta güçlük çekiyorum; neyse ki, gecikmiş olması hiç olmamasından iyidir. Eminim ki dönüp dönüp dinleyeceksiniz, ben öyle yapıyorum. SPOTIFY.

Joe Smith, Bill McHenry, Masa Kamaguchi – The Weather (Underpool Records)

The Weather, uzun süredir yaşamını Avrupa’da sürdüren Amerikalı davulcu Joe Smith‘in, saksofonda Bill McHenry ve basta Masa Kamaguchi‘den oluşan üçlüsüyle, geçtiğimiz yıl, Barselona’nın butik mekanı Jazz Cava de Vic’de verdiği konserin kaydını içeriyor. 90’lı yıllarda New York’un zengin ve hareketli caz aleminde tanışmış olan ve denk geldikçe birlikte çalan üçlü, Smith’in akılda kalıcı melodilerden hareket eden müzikal yaklaşımına aşinalar; ilk defa o gece çaldıkları bestelere şahsiyetlerini yansıtmakta zorlanmıyorlar, doğaçlama dozu yüksek şekilde icra ediyorlar. Joe Smith, her şeyi kontrol etme içgüdüsünden sıyrılmış ve müziği akışa bırakmayı becerebilen bir lider. Kulakları açık şekilde ve diğerlerinin yoluna çıkmadan ancak onlara usulca/ustaca yön vererek kendi sesini sunuyor. Bill McHenry, kendine has nefis tonuyla tonalitenin sınırlarında dolanan, melodiyle oynamayı seven ve belagati güçlü bir saksofoncu. Öte yandan Masa Kamaguchi, nasıl ve ne zaman destek vereceğini ve aynı zamanda ne zaman kontrolü ele alıp müziği sürükleyeceğini bilen bir basçı. Ayrı ayrı ustalıklarından daha önemli olan bir araya geldiklerinde oluşturdukları etkileyici kimya. Joe Smith’in önerdiği şekilde, fon müziği olarak değil, gözler kapalı ve kulaklar açık bir şekilde sessizce dinlenmeli. SPOTIFY.

Lawrence Fields – To The Surface (Rhythm ‘N’ Flow Records)

Eşlik ettiği müzisyenlere, üyesi olduğu gruplara, çaldığı albümlere bakılınca Lawrence Fields rüştünü ispatlayalı hayli zaman oldu. Alvin Batiste’nin 2007 tarihli albümünden bu yana caz dünyasının orta yerinde; 2019’dan başlayarak her yıl Downbeat eleştirmenlerin hazırladığı yükselen yıldızlar listesine girdi; Joe Lovano’nun ilk tercihi haline geldi; Christian Scott, Jeff Tain Watts, Nicholas Payton gibi her kuşaktan caz devinin gözdesi oldu ve cazın geleceğinde söz sahibi olacağından emin olunan Fields nihayet ilk albümünü yayınladı. To the Surface, basta Yasushi Nakamura ve davulda Corey Fonville ile birlikte kaydedilmiş ve biri hariç tümüyle liderin bestelerinden oluşan bir trio albümü. İlk parçadan itibaren melodik yoğunluk dikkati çekiyor. Belli ki Fields’ın söyleyecek çok şeyi var; yıllardır biriktirdiklerini, damıttıklarını böylece günyüzüne çıkarıyor. Dinleyicisine dolaysız seslenen berrak ifadeleriyle, kendisine ait olduğundan şüphe edilemeyecek denli kararlı cümleleriyle, sahneyi kavrayan müzikal sunumuyla, eşlikçileriyle kusursuz uyum içinde çalışıyla ve güzel besteleriyle Fields kayıt kariyerine müthiş bir başlangıç yapıyor. Garanti ederim, uzun zamandır böylesine tutkulu çalan bir üçlü dinlememişsinizdir. SPOTIFY.

Mamiko Watanabe – Being Guided By The Light (Jojo Records)

Bu ay yayınlananlar arasında seksen dörtlük caz çınarı Billy Hart‘ın ustalığını konuşturduğu iki albüm var; basta Santi Debriano ile birlikte Japon piyanist Mamiko Watanabe‘nin yeni albümünde çalıyorlar. Memleketlisi Toshiko Akiyoshi’nin yanı sıra, John Hicks, Jimmy Rowles, Tadd Dameron ve McCoy Tyner olmak üzere, birer bestelerini yorumlayarak şereflendirdiği piyanistlerden ilham alan Watanabe’nin etkileyici bir tekniği, zarif, telaşsız ancak kolaylıkla akan bir çalışı var; melodileri ve onların altına serilmiş akorları, giderilmesi kolay olmayan bir merakla eşeliyor ve tahmin edilmesi zor yollara sapıp özgün ifadeler keşfediyor. Hızlı ya da balad demeden her tempoda yolunu eforsuzca bulan Watanabe’nin albüm boyunca ortaya koyduğu farklı müzikal kişilik eşlikçilerini de etkilemişe benziyor, hem Debriano hem de Hart kalibrelerinin sınırlarında dolanıyorlar. Ustalıkla icra edilmiş ve sıradanlıktan bir hayli uzak bir albüm. SPOTIFY.

Bu seçkide iki albümünü yazdığımız Jojo Records‘u da yakın takibe almakta fayda var, aynı zamanda müzisyen olan şirketin sahibi Simon Belelty’nin damak tadına diyecek söz yok.

Mike LeDonne & the Groover Quartet+Gospel Choir  – Wonderful (Cellar Live)

Piyanosuyla, Milt Jackson, Benny Golson ya da Sonny Rollins gibi caz devlerinin eşlikçisi olarak ya da kendi üçlüsüyle çaldığı akustik cazda olduğu kadar, Hammond B-3 orgunun başrolde olduğu soul caz albümleriyle takdir gören Mike LeDonne‘un yıldızlar topluluğu grubu the Groover Quartet ile son albümü Wonderful, öncekilerden farklı olarak gospel korosu eşliğiyle kaydedilmiş. Kanaatimi hemen söyleyeyim, kilise müziğinin doğal eşlikçisi olan orgun bir caz albümünde bu şekilde koro ile yanyana gelmesi yerinde ve yakışıklı olmuş. Başından sonuna yaşam sevinci dolu albüm, LeDonne’un engelli kızı Mary’ye olan sevgisini yansıtıyor ve sanatçının engelli bireylerin yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinin devamı niteliğinde. Paul Simon’ın en güzel şarkılarından Bridge Over Troubled Water koronun söyleyişiyle enfes bir dinletiye dönüşmüş; tenor saksofoncu Eric Alexander, Lonnie’s Lament‘da muhteşem; gitarist Peter Bernstein‘in, Julie Styne imzalı Make Someone Happy şaheserindeki solosu tarifsiz güzel. Ciddi caz dinleyicileri soul caz dendiğinde burun kıvırırlar ancak Wonderful hakikaten türün en iyileri arasında anılmaya aday. SPOTIFY.

Moppa Elliott – Disasters Vol. 2 (Hot Cup Records)

Heyecan verici Mostly Other People Do the Killing’in lideri, cazın ikona kırıcısı, eksantrik müzisyen, virtüöz basçı Moppa Elliott, bu yıl aynı anda iki albüm yayımladı. Saksofonda Charles Evans, trombonda Sam Kulik, piyanoda Danny Fox ve davulda Christian Coleman‘dan oluşan Advancing on a Wild Pitch beşlisinden Disasters Vol. 2, Elliott’ın her biri Pennsylvania’nın, tren kazası, zehirli duman felaketi, polisin bombalı saldırısı ve endüstriyel kaza gibi felaketler yaşamış bir kasabasının adını taşıyan yedi yeni bestesini içeriyor. Elliott’un akıl dolu düzenlemeleri, avangart yaklaşıma sahip bu müzisyenlere, az biraz serbestinden ve en hasından post bop çaldırıyor. YOUTUBE.

Moppa Elliott – Jonesville (Hot Cup Records)

Bobby Spellman (trompet), Dave Taylor (trombon), Matt Nelson (alto saksofon), Stacy Dillard (tenor saksofon), Kyle Saulnier (bariton saksofon), Ava Mendoza (gitar), George Burton (piyano) ve davulcu Mike Pride‘dan oluşan Acceleration Due to Gravity dokuzlusunun ikinci albümü, her biri Sam Jones’un müziğinden esinlenmiş ve Pennsylvania’daki bir kasabanın adını taşıyan dört Elliott bestesinin yanı sıra, efsanevi basçı ve besteci Sam Jones’un yüzüncü doğum yılı vesilesiyle üç erken dönem eserinin icrasını içeriyor. Elliott, hip hop müziğini örnek alıp bestelerini alışıldık yapıda düzenlememiş, doğaçlamanın ağırlığını vurgulamak için sololar arasında nakaratı tekrar etmemiş. Geleneğe daha yakın duran ikizine kıyasla, çağdaş müziğe daha yakın, daha özgür ve eğlenceli. YOUTUBE.

Nicole McCabe – Live at Jamboree (Fresh Sound New Talent)

Albümdeki bir parçaya adını veren “beklenmedik bir yerde güzelliği bulmak” ifadesi, Los Angeles caz sahnesinin genç altocusu Nicole McCabe‘in yeni albümünü dolaysızca tarifliyor. Albüm, yakın arkadaşı basçı Logan Kane ve Fresh Sound Records’un patronu Jordi Pujol’un daveti üzerine geldiği Barselona’da, Jamboree caz kulübünde canlı kaydedilmiş. Kane ile sıklıkla bir araya gelse de McCabe, konser öncesi yaptıkları prova hariç daha önce birlikte çalmadığı piyanist Iiannis Obiols ve davulcu Ramon Prats ile kusursuz uyum sağlamış. Liderin iki güzel bestesi dışında, standartlardan (East of the Sun ve Stardust) ve caz klasiklerinden (Benny Golson’dan Stablemates ve Monk’tan I Mean You) oluşan repertuvar boyunca dörtlü, birbirini titizlikle takip ediyor, müzik aksamadan, teklemeden ilerliyor, Obiols ile istisnai bir uyum içindeki McCabe, geçmiş zamanların büyük cool caz saksofoncularının ruhunu şad ediyor. Müziğin ruhları tutsak aldığı esrik gecelerden… SPOTIFY.

Yotam Silberstein – Standards (Jojo Records)

Müzik yaşamını New York’da sürdüren İsrailli gitarist Yotam Silberstein‘in yeni albümü Standards, adının işaret ettiğinin aksine tümüyle standartlardan oluşmuyor, caz ustalarının çalınması ve dinlemesi keyifli bestelerini de içeriyor. Silberstein, basta John Patitucci ve davulda Billy Hart olmak üzere ritim zanaatının iki önemli kahramanının varlığından aldığı ilhamla, caz samba sevgisini sergilediği Beija Flor’da akustik gitarıyla; caz standartlarının en esaslılarından Stella by Starlight, Tommy Flanagan imzalı, insanı durduk yerde canlandıran kalipso ritimli Eclypso ve Miles Davis’in unutulmaya yüz tutmuş bebop bestesi Little Willie Leaps’de elektrik gitarıyla harika sololar sergiliyor. Üçlüye, iki parçada tenor saksofonun yaşayan efsanesi George Coleman ekleniyor; büyük usta zamanın kendisinden çaldıklarından arta kalanı mükemmelen kullanıp icralara şeref veriyor. En hasından straight ahead caz şöleni. SPOTIFY.

Turgay Yalçın

Yayın Yönetmeni, Kurucu Ortak, Yazar, Radyo Programcısı.

Turgay Yalçın 'in 168 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Turgay Yalçın ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir