Yağmurlu bir akşamda İstanbul’un kalabalığının içinde annemle bir taksi çevirdik. Takside Tom Waits’in Night on Earth albümü çalıyordu. Taksiciyle yağmurlu havada, şehir kalabalığının içine Tom Waits’in puslu sesinin ne kadar yakıştığını konuştuk. Hedefimize vardığımızda şoföre teşekkür edip hızla taksiden indik. Hafifçe çiseleyen yağmur damlalarının arasından yolu açıp başlamak üzere olan filmimize koştuk. Yerlerimizi aldık. Kafamı sakince ıslatan yağmurun altında izleyecek daha iyi bir film olamazdı. Singin’ in the Rain işte böyle başladı.
Yazar: Duru Aygüven
Duru Aygüven, yağmurlu bir İstanbul gecesinde sinema perdelerine sızıyor, New York’a uzanıyor, bir Taxi Driver ile konuşuyor.
Washington Square’deki The Living Theatre’ın önünden geçen yönetmen Shirley Clarke, Jack Gelber’ın 1959’da yazdığı tiyatro oyunu The Connection’ı izlemek için sokaktaki kedilerin yanından geçerek tiyatro salonuna girdi. Yanından geçen kedinin sesi, aklına en sevdiği çizgi film Felix the Cat için Paul Whiteman ve orkestrasının kedi miyavlamalarıyla başlayan bestesini getirdi. Etrafı cazcılarla çevriliydi. Bilet almak için girdiği salonda bir cazcı ona yaklaştı, terlemişti, elleri titriyordu. Uyuşturucu istiyordu. Shirley Clarke, saksafoncu Jackie McLean’le karşılaştı. Oyun başlamıştı.
Tren kalkmak üzere, düdüğü birazdan çalacak. New York uyanıyor. Tan ağarıyor. Uykulu insanlar tren garına varıyorlar. Kalıba dökülen pirinç, altın sarısı üflemeli çalgılara dönüşüyor. Eline bir kalem alan Duke Ellington Daybreak Express’in giriş notalarını yazmaya başlıyor.

