Çoğumuzun bildiği üzere, Ravi Coltrane, 32. Akbank Caz Festivali kapsamında, 8 Ekim Cumartesi akşamı Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi‘ne konuk olacak ve konserde Alice Coltrane ve John Coltrane‘nin müzikal dehalarının ürünü bestelerinden oluşan ve Cosmic Music diye isimlendirdiği projesini seslendirecek. Cazın efsanevi figürlerinden ikisinin oğlu ve kuşağının en önemli müzisyenlerinden biri kimlikleriyle Ravi Coltrane’ni tanıtmayı amaçladığım bu yazıda, İstanbul konserinin nasıl bir havada geçeceğine dair ipuçlarını vermeye ve muhtemel repertuvarı tahmin etmeye çalıştım.
Yazar: Turgay Yalçın
“Sahi, parmağını sürsen elmaya, rengini anlar mısın? Gözünle görsen elmayı, sesini duyar mısın? Onu işitsen yuvarlağı sende kalır mı?”
Akbank Caz Festivali kapsamında 27 Eylül’de Akbank Sanat’ta sahne alacak besteci, müzisyen Emma Rawicz için bu sorular bir şiirdeki metaforlar olmanın ötesinde anlam taşıyor. Rawicz, müziğin rengini görebilme, seslerin barındırdığı renkleri ayırt edebilme yeteneğine sahip. Bu yetisi sayesinde, daha önce işitmediği renklerden yola çıkarak hazırladığı ve kaydettiği Incantation albümünün turnesi kapsamında 32. Akbank Caz Festivali’ne, gitarda Ant Law, piyanoda Ivo Neame, basta Conor Chaplin ve davulda Asaf Sarkis‘ten kurulu ekiple geliyor.
Live in Marciac, müziğin, insanların arasındaki yapay ayrımları yok edebilme gücünü hatırlamamıza vesile oluyor. Rubalcaba’nın çalışı bir şarkıcıya nasıl eşlik edilmesi gerektiğinin ansiklopedik karşılığı neredeyse. Nerede geri durması, ne zaman vokale yön vermesi gerektiğini çok iyi bilen bir piyanist.
Piyanist Orrin Evans, basçı Eric Revis ve davulcu Nasheet Waits’den oluşan Tarbaby grubu beşinci albümünü kısa süre önce yayınladı. Daha önce de grupla çalmış olan efsanevi saksofoncu Oliver Lake’ın konuk sanatçı olarak yer aldığı albümün tanıtımını yapalım ve bu vesileyle grubun öyküsünü de aktaralım istedik.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun Ekim-Aralık dönemi programı caz ve rock müzik severler için güzel sürprizleri içeriyor. DBN olarak gözümüze çarpanları kısaca tanıtmak istedik: Mark Guiliana, Manu Katché, Kenny Garrett, Soft Machine, Dominic Miller ve Hugh Coltman.
Her ne kadar, caz, dünyanın her köşesine yayılmış bir müzik türü olsa da bazı şehirlerin isimleri cazla özdeşleşmiş durumda. Misal, cazı erken dönem icralarıyla tanıyanlar için New Orleans; modern dönem cazını takip edenler için New York bu türün en ‘iyi’ yapıldığı şehirleri simgeliyor. Cazı tutku düzeyinde sevenler için ise durum o kadar basit değil. Öyle şehirler var ki, sadece geçmişin değil günümüzün cazına yaptıkları katkıyla da önemlerini koruyorlar. Örnek mi? Rüzgarlı şehir Chicago.
CSO Ada Ankara, başkentin kültürel iklimini zenginleştireceğine inandığımız oldukça renkli bir programla 14 Eylül‘de yeni sezonunu açıyor. Programla ilgili geniş bir dosya hazırlığındayız ancak bu aşamada Dark Blue Notes olarak göze çarpan caz etkinliklerini özetlemek istedik.
Yeni Eric Alexander albümü Gentle Ballads VI farklı dinleme biçimlerine açık. Kendinizi tümüyle teslim etmediğinizde sakince akıyor. Yüzeyi sakin, dalgasız. Dibe dalındığında ise müzik berraklığını kaybetmeden hareketleniyor; nezaketle ve sükunetle ilerleyen icraların içinde ortaya koyulan zengin fikirlerin derinliği ve akışın mükemmel detayları belirginleşmeye başlıyor.
Nerede görürsem göreyim Monk ismine kayıtsız kalamayanlardanım. Bir albümde Monk bestesi varsa, en azından hızlıca kulak verilmeyi, eğer ilk intiba iyi ise derinlemesine dinlenmeyi hak ediyordur. Aynı durum Shorter ve Ellington başta, caz standartlarından orijinal bestelere geçiş dönemindeki büyük besteci-müzisyenler için de geçerli. Çok öznel bir dinleme şekli, haklısınız ama kendi içinde tutarsız da gözükmüyor sanki. Her şeyden önce bu durum liderin caza bakış tarzını, zanaata bağlılığını yansıtır. Öte yandan bir gövde gösterisi de sayılabilir. Öyle ya, bestecisi tarafından zamanında mükemmel şekilde icra edilmiş olmaları bir yana, neredeyse her caz müzisyeni tarafından çalınmış bestelere yeni bir yorum getirmeye niyetlenmek cesaret işi.
Yeni bir Scott Hamilton albümü elime geçtiğinde kayıtsız kalamayanlardanım. Dinlenmeyi bekleyenlerin kuyruğu ne kadar kalabalık olursa olsun ona ayrıcalık tanıyorum. Bunu daha önce fark etmemiştim; yeni bir Hamilton albümünü dinlemeye, genelde gecenin geç saatlerinde başlıyorum. Onun müziğini neden sevdiğimin ipucu da sanırım bu detayda saklı. Stunt Records‘dan çıkan son albümünü dinlemeyi bitirdiğimde fark ettim bunu.

