Chicago’dan Sevgilerle: Adam Larson

Her ne kadar, caz, dünyanın her köşesine yayılmış bir müzik türü olsa da bazı şehirlerin isimleri cazla özdeşleşmiş durumda. Misal, cazı erken dönem icralarıyla tanıyanlar için New Orleans; modern dönem cazını takip edenler için New York bu türün en ‘iyi’ yapıldığı şehirleri simgeliyor. Cazı tutku düzeyinde sevenler için ise durum o kadar basit değil. Öyle şehirler var ki, sadece geçmişin değil günümüzün cazına yaptıkları katkıyla da önemlerini koruyorlar.

Örnek mi? Rüzgârlı şehir Chicago.

Birçok insan için New Orleans cazın doğumunu simgeliyor olabilir ancak swing çağının kuluçka merkezi Chicago olmuş. Great Migration, Büyük Göç olarak anılan hareketlilikte ABD’nin yoksul bölgelerinden Chicago gibi büyük şehirlere 6 milyon insanın göç ettiğini yazıyor tarihçiler. İşçi sınıfının yanı sıra King Oliver, Jelly Roll Morton ve Louis Armstrong gibi cazın öncül isimleri de sefahatın, varsıllığın sembolü olan Chicago’ya taşınmış. Alkol yasağının büyüttüğü devasa eğlence sektöründen akan para ile caz, hem müzisyenler hem de halk arasında yaygınlaşmış ve büyük orkestra müziğinin temelini oluşturan swing bu şehirde olgunlaşmış. 2. Dünya Savaşı sonrasında merkezin New York’a kayışına değin Chicago’nun adı cazla anılmış.

Serbest cazın ya da daha doğru ifadeyle cazda serbest doğaçlamanın öncülleri olarak Cecil Taylor, Ornette Coleman ve John Coltrane isimleri -haklı olarak- anılıyor olsa da bu türdeki niteliksel sıçramanın yaşandığı şehirlerden birisi yine Chicago olmuş. Büyük göç ile şehre taşınanların çocuklarının temelini oluşturduğu AACM* kolektifi sadece serbest doğaçlamanın değil aynı zamanda Afro Amerikan özgürlük hareketinin de savunucusu, avukatı olmuş.

Serbest doğaçlamanın geleneğin bir parçası haline gelmesinde; bir tavır ve üslup olarak günümüzün straight-ahead müzisyenlerinin stillerine dahi nüfuz etmesinde kilit role sahip AACM hareketi, tüm canlılığıya yaşamaya ve gelişmeye devam ediyor.

Tabii ki bebop sonrası cazın güleryüzlü biçimini oluşturan Eddie Harris, Gene Ammons; hard bop stilinin büyük ustaları Johnny Griffin, Clifford Jordan ve her haliyle parexcellence Von Freeman gibi büyük ustalar, tenor saksofonun korkusuzları Ari Brown ve Fred Anderson da hep Chicago’lu.

Şairin “bir içimi genç ormanları yüzyıllığa büyüten diri su”** dediği, Chicago’nun ırmağı olsa gerek.

Chicago’nun caz öyküsü başka bir zaman daha geniş yazılmayı hak ediyor. Biz bu girizgaha vesile olan albümü tanıtmaya geçelim.

New York’ta yaşayan besteci ve saksofoncu Adam Larson‘ın yeni albümü Şubat ayında Outside in Music etiketiyle yayınlandı. “With Love, From Chicago” ile müzisyen, kariyerinin başında ihtiyaç duyduğu desteği sağladığını belirttiği şehre borcunu ödüyor. Kısa süre sonra tamamlanacak olan trio üçlemesinin bu ilk albümünde Larson’a basta Clark Sommers ve davulda Dana Hall eşlik ediyor.

Larson, eleştirmen Nate Chinen’in dediği gibi ‘gelecek vaat ettiği erken yaşında fark edilen ve başarı için gerekli ne koşul varsa yerine getirmek için didinen’, çalışkan bir müzisyen. 2008-2014 arasında tam burslu olarak okuduğu Manhattan School’dan yüksek lisans diplomasıyla mezun olduktan sonra lider ya da eşlikçi olarak ABD’nin ve dünyanın kalburüstü tüm kulüplerinde sahne aldığı gibi Avrupa ve Uzak Doğu’da birçok ülkede konserler verdi. 2015’de ABD Dışişleri Bakanlığı’nın “American Music Abroad” programına seçildikten sonra 35 gün süreyle, dörtlüsüyle birlikte, Afrika kıtasında turneye çıktı ve yaşamını adadığı cazın köklendiği toprakların müziği ile tanıştı.

Halen UMKC Konservatuarı’nda Sanat Girişimciliği programında ders veren Larson’ın yayınlanmış 12 caz etüt kitabı var.

Albüm üçü hariç Sommers veya Larson bestelerinden oluşuyor. Thelonious Monk’un son zamanlarda sık ziyaret edilen bestesi “We See” keskin, köşeli ve coşkulu bir üslupla yorumlanıyor.

1948 tarihli caz standardı Portrait of Jennie icrası, liderin balad yorumlamadaki ustalığını sergilemesine imkan verdiği gibi, 20 yıldır birlikte çalan Hall ile Sommers arasındaki uyumun ne denli güçlü olduğunun da göstergesi.

Larson “Twirl” ile, 2014’de Chicago’nun ünlü kulübü Jazz Showcase’de, Sommers ve Hall ile çaldığı ilk konserde gruba katılan ve her daim destekçisi olan saksofoncu John Wojciechowski’ye saygısını gösteriyor.

Standart icraları Larson’ın çalışının klişelerden uzak olduğunu gösteriyorken, Sommers ve Larson imzalı orijinal besteler grubun kimyasının gücünü, üçlünün birbirine duyduğu güveni ortaya koyuyor. Üçlü, zekice kurgulanmış bestelerin armoni dizisinde kendinden emin ve titiz bir tavırla yürüyor.

Açılış icrası, Larson bestesi Angolan Babysitter üçlünün güven ve güç gösterisi niteliğinde. Larson folk şarkısı kıvamındaki girişi coşkuyla çaldıktan sonra Hall ve Sommers’in etkileyici ritmik kurgusunun üstünde, melodiden çok uzaklaşmadan ama yeteri kadar renklendirdiği usta işi solosunu atıyor; liderle giriştiği atışma sonrasında Hall solosunu sunuyor ve sahneyi şarkının enfes melodisi ile kapatıyorlar. Son derece akıllı ve akıcı bir düzenleme. Larson’ın ritm desenlerinin ilhamını Afrika turnesi esnasında aldığını, bestenin B bölümündeki bas partisyonunu ise 2Pac‘ın “I Ain’t Mad at Cha” şarkısından ödünç aldığını ekleyelim.

Dikkati çeken diğer bir icra ise Tierney’s Song. Larson, bu beste için, kendisi de vokalist olan eşi Tierney’nin güzelliğini yansıttığından emin oluncaya kadar üzerinde uzun süre çalıştığını söylüyor. Bana kalırsa, yazılacak sözlerle etkileyici bir pop baladı olmaya aday.

Albümü kapatan ve her üçünün de solo aldığı Firestarter müthiş bir gövde gösterisi. Baş döndürücü bir ritmde mükemmel tekniklerini sergiledikleri bu Sommers bestesi sonrasında icrayı bir kez daha dinleme isteğine karşı koymak imkansız.

Arkasında bıraktığı 7 albüme rağmen, adı yüksek sosyete müzisyenler arasında -henüz- anılmıyor olabilir ancak Adam Larson kökü geçmişte olan gelecek paradigmasının eksiksiz bir temsilcisi. Daha çok tanınmayı hak edecek donanıma sahip ve sanıyorum yakın gelecekte onu daha sık dinleyeceğiz.

Rastlamayı boşverin; satınalın, indirin ya da açın Spotify’yı ve her anına Chicago ruhunun sindiği bu mükemmel post bop albümünü baştan sona dinleyin. Pişman olmazsınız, bana güvenin.

*Association for the Advancement of Creative Musicians
** Turgut Uyar, “Büyük Kavrulmuş”

Turgay Yalçın

Yayın Yönetmeni. Müziksever. Yazar. Radyo Programcısı.

Turgay Yalçın 'in 33 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Turgay Yalçın ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.