Yeni Sezonuyla CSO ADA Ankara

CSO Ada Ankara, başkentin kültürel iklimini zenginleştireceğine inandığımız oldukça renkli bir programla 14 Eylül‘de yeni sezonunu açıyor.

https://csoadaankara.ktb.gov.tr/tr/ adresinde programın detayına erişilebilirsiniz.

Programla ilgili geniş bir dosya hazırlığındayız ancak bu aşamada Dark Blue Notes olarak göze çarpan caz etkinliklerini özetlemek istedik:

Kinga Glyk

İster pop müziği caza, isterseniz de cazı pop müziğe eklemliyor deyin; Kinga Glyk, son dönemde hakim hale gelen müzikal vizyonun güzel bir yansıması olarak türler-arası bir müzisyen. Tek bir stilin içerisinde hapsolmaktansa, kendisini ve yaşadığı zamanı besleyen her ses, her imge Glyk için bir esin kaynağı. Aslını sorarsanız, bu çağımızın eklektik yaşam tarzına da oldukça uygun. Yetkin vokalinin ve grubunu yönlendirmedeki becerisinin yanı sıra elektrik bastaki yeteneği ile dikkati çekiyor, hatta çalışı zaman zaman bu enstrumanın ikonik ismi Jaco Pastorius‘u andırıyor. Anlamışsınızdır; Kinga Glyk Band klasik caz meraklılarına değil, fusion caz severlere ve diğer müzik türlerinin yanı sıra cazı da seven, müziğe keyif alma aracı olarak yaklaşan (ruhen ve/veya bedenen genç) dinleyici kitlesine hitap edebilecek bir müzik sunmaya aday.

Curtis Stigers

Curtis Stigers, özgününe rastlamanın gittikçe zorlaştığı şu zamanlarda, ortalıktaki erkek vokalistlerin en önemlilerinden. Arkasında bıraktığı ve her biri farklı tatlar sunan 14 albümü ve oldukça aktif sahne yaşamını düşündüğünüzde onu tek bir stil içinde düşünmek olası değil. Onu alışılageldik bir caz vokalisti olarak tanımlamanın ne kadar zor olduğunu anlayabilmek için lütfen Sons of Anarchy dizisinde seslendirdiği John the Revelator yorumuna bakın.

Ankara’da eline enstruman alacak mı bilinmez ama Stigers’ın geçerin bir hayli üstünde saksofoncu ve gitarist olduğunu da unutmamalı. Stigers, kulağı okşayan, ruha seslenen ses tonuyla yorumladığı her şarkıyı, sanki kendi bestesiymiş gibi hissettirecek denli eksiksiz bir sahne duruşuna sahip. Aynı konserde ya da aynı albümde, Stigers’ın, blues ya da soul ya da rock söylediğine denk gelebilirsiniz. Ancak her yorumunun altyapısında az ya da çok caz hissiyatının olduğu tartışılmaz. Bu yılın başında yayınladığı This Life albümü, aralarında benim de olduğum bir çok yazar tarafından kariyerinin en iyilerinden biri olarak kabul ediliyor. Onu canlı izleyen birisi olarak şunu garanti edebilirim ki, Curtis Stigers, Amerikan stili sahne performansının mükemmel bir örneğini Ankara’da da sergileyecektir. Kaçırılacak konser değil!

Cyrille Aimée

Sahne duruşu, tavırları, giyinişi neyse, Cyrille Aimée‘nin müzisyenliği de o: naif, komik, duyarlı, nazik, kırılgan, sıcak, tutkulu ve fakat gerektiğinde tavırlı, ciddi ve kızgın. Her durumda o bir Frankofon, o bir Petite Fleur… küçük bir çiçek. Ana dilinde söyleyişi ne denli mükemmelse, İngilizce söylerken de o denli rahat. Her iki dilde de kelimeleri gevelemiyor, anlamlarını büyük bir kesinlikle hissettiriyor; gerektiğinde, chanson geleneğinin teatralliğini de cazın scat tekniğini de gerektiği miktarda vokaline eklemliyor. Bana sorarsanız, Aimée, müziğe yaklaşımı açısından, en Fransız Amerikalılardan ve aynı anda, en Amerikalı Fransızlardan biri. Söyleyişinde bir an için Marilyn Monroe ya da Édith Piaf duyarsanız şaşırmayın; Aimée hayranı olduğu şarkıcıları müziğinde yaşatmaktan büyük keyif alıyor. Şuna eminim, gündelik yaşamda çok hoyratça kullandığımız enfes ve güzel kelimelerini o gece konser çıkışında, söylediğinize inanarak sarf edeceksiniz.

The Bad Plus

İtiraf etmeliyim, benim için programın en ilginç konseri bu. The Bad Plus, malumunuz, akustik cazla rock estetiğini bir potada eriten kendine has müziği ile çağdaş cazın en progresif gruplarından biri. 30 yılı aşkın süredir piyano, bas ve davuldan oluşan üçlü formatla, başkaca etkilerin yanı sıra, post bop ile enstrumental rock karışımından oluşan ilgi çekici bir müziğe imza attı. Kurucu üye Ethan Iverson‘ın ardından gruba katılan Orrin Evans ile frekans bir şekilde tutmayınca The Bad Plus radikal bir değişiklik yaptı. Dave King ve Reid Anderson ikilisi, 2021 ortasında gruba modern cazın iki önemli müzisyenini katarak yola devam etme kararı aldılar. Her ikisi de post bop’dan avangart caza kadar farklı stillerde rahat çalan gitarist Ben Monder ve saksofoncu Chris Speed grubun kimyasını ciddi olarak değiştirmeye aday isimler. Yeni albümleri 30 Eylül’de çıkacak ve The Bad Plus Ankara’da, sanıyorum, bildiğimiz halinden farklı bir performans sunacak. Şurası kesin, stilleri nasıl değişirse değişsin, bu 4 önemli müzisyenden kötü bir caz çıkmayacaktır.

Miron Rafajlovic

Saraybosna doğumlu, iç savaş esnasında ailesi ile birlikte Kanada’ya göç etmek zorunda kalmış, caz eğitimini tamamladıktan sonra Cirque du Soleil‘e katılıp 8 yıl boyunca dünyayı gezmiş ve sonuçta yaşamını İspanya’da sürdürmeye karar vermiş; yaşadığı her ülkenin kültüründen damıttıklarını müziğine ekleyebilme becerisini göstermiş, (ilk albümünün adının da işaret ettiği üzere) tam bir trubadur, Miron Rafajlovic. Trompette dikkate değer bir ustalığı var. Ankara’ya birlikte geleceği grupla uzun süredir birlikte çalışıyorlar. Hatta yazışmamızdan aktararak söyleyebilirim; şu günlerde aynı ekiple ikinci albümünü kaydı için stüdyodalar. Bir süredir köklerinin müziğine odaklandığını, ikinci albümün ilkine göre daha fazla Balkan ve Flamenco motifi içerdiğini; Ankara konserinde de benzer bir müzikal sunum olacağını söylüyor mesajında. Özetle, Emir Kusturica‘nın filmlerini ve Goran Bregović‘in müziğini sevenler (var mıdır ki sevmeyen aramızda?) için keyifli bir gece olacağı anlaşılıyor.

Allan Harris

CSO ADA ekibini -tabii ki- sadece bu konser için değil, açıklanan takvimin tamamı için tebrik etmeli ancak bu konser tüm programın yüzümü en fazla gülümseten etkinliği. Tam da Noel gecesi, Ankara’da, Amerikan salon müziğinin, crooner caz geleneğinin yaşayan en iyi temsilcilerinden birisini, Noel şarkılarından oluşan bir repertuvarla sahneye almak başlıbaşına teşekkür edilmesi gereken bir vizyon. Allan Harris‘in yabancısı değiliz. Türkiye’ye çok kez geldi, Kerem Görsev ile birlikte albüm yaptı, konserler verdi. Seyirci onu seviyor, çünkü bize ait olmayan bir kültürün seslerden oluşan sembolizmasını öyle mükemmel şekilde sunuyor ki, bilmediğimizi de, yabancı olanı da sevebileceğimizi kanıtlıyor.

Müzik güzel şey; müzik bizi bir araya getiren ve bir arada tutan şey.

Dark Blue Notes

Editor

Dark Blue Notes 'in 19 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Dark Blue Notes ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.