42. İstanbul Film Festivali’ni takip eden yazarımız Enes Kudu, festivalin Ulusal Yarışma bölümünde yarışan ve Belmin Söylemez’e en iyi yönetmen, Laçin Ceylan, Manolya Maya ve Şenay Aydın’a ise en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandıran Ayna Ayna filmini yazdı.
Yazar: Enes Kudu
42. İstanbul Film Festivali devam ediyor. Festivali izleyen yazarlarımızdan Enes Kudu, Metin Erksan’ın senaryosunu yazıp yönettiği, Hamlet rolünü Fatma Girik’in üstlendiği, 1976 yapımı İntikam Meleği – Kadın Hamlet’i, Atlas Post Production tarafından restore edilmiş kopyasından izledi ve izlenimlerini yazdı.
42. İstanbul Film Festivali devam ediyor. Festivali izleyen yazarlarımızdan Enes Kudu, yönetmenliğini Mani Haghighi’nin yaptığı, Çıkarma (Tafrigh /Subtraction) filmini yazdı. Başrollerde, Filmekimi’nde gösterilen Leyla’nın Kardeşleri’nde de birlikte rol alan Taraneh Alidoosti ve Navid Mohammedzadeh yer alıyor.
Enes Kudu, şarkı söylemeyi umut etmenin bir yolu olarak gören, kendi çapında bir kuş gözlemcisi, imkanların ve ihtimallerin peşinde, müziğin geniş yelpazesinden, renk paletinden esinlenen Esra Kayıkçı ile müzik yaşamanına ve üretimine dahil olan şeyler hakkında konuştu.
Enes Kudu, modernist Avrupa sinemasının en güçlü örneklerinden biri kabul edilen Agnès Varda imzalı, müziğini Michel Legrand’ın yaptığı feminist klasik Beşten Yediye Cleo filmini anlatıyor.
Enes Kudu, Florian Henckel von Donnersmarck’ın Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya kaçan ancak Nazi rejimi altındaki çocukluğunu ve komünizm gölgesindeki gençliğini unutamayan kurgusal karakter Kurt Barnert’ın öyküsünü anlatan Asla Gözlerini Kaçırma filmini yazdı.
Enes Kudu, sinemayı müzik gözüyle deşmeye devam ediyor: “Mark Mylod’un yeni filmi The Menu her şeyi gözden çıkarmanın baskısı altında karakterlerine kendi acı gerçeklerinin hazmedilmesi için bir deneyim dünyası sunuyor.”
Yetiş ya müzik! Alelade bir müzik çağırmıyorum. Yazmak üzere olduğum filmin müziğini çağırıyorum. Krzysztof Kieślowski ‘nin “özgürlük, eşitlik kardeşlik” gibi temel kavramlar üzerine ve bu kavramların günümüzde yaşanan bireysel hayatlara bağlama ve böylece bu terimlere yeniden anlam katma çabalarını anlatan Trois Couleurs/ Three Colours (Üç Renk Üçlemesi) serisinden Bleu / Blue (Mavi) filmi için Zbigniew Preisner tarafından bestelenen Song For The Unification of Europe (Julie’s Version) müziğini açıyorum.
“Herkes kendi gizemini taşır ve herkes başkasının gizemine bakmak ister. Kimse kendi karanlık yüzüyle halleşmek istemez. Bunun olabilmesi için tamamlanmak zorundayız. Bazen bir eylemle, bazen bir duyguyla, bazen de bir insanla…”
13 yaşında kuzeninin kendisine hediye ettiği gitarla müzik yolculuğuna ilk adımlarını attı. İtalyan lisesinde gerçekleştirdiği sahne performansından sonra kendini buna adamaya karar vermiş ve uçsuz bucaksız bir yolculuğun ilk ciddi adımlarını attı. Mezuniyetinden hemen sonra Los Angeles’ta MI’da gitar performans bölümünü kazandığında aklında herkes gibi rockstar olma hayalleri ve beline kadar uzun saçları vardı. Üç yıl süren eğitimi sırasında birçok yerde sahne aldı. Bu sırada kendiyle konuşma fırsatını yakaladı ve gerçekten gitarist olarak bir kariyer istemediğini fark etti. Bölümünü Film Müzikleri ve Kompozisyon olarak değiştirdiğinde hayatındaki roller farklılaştı, çalışma coğrafyası başka alanlara yayıldı. Bir yandan da hobi olarak film senaryoları yazan müzisyen, besteci Can Azbazdar ile müzik yaşamına dâhil olan ve olmayan her şey hakkında konuştum. Kendisini size tanıtmaktan mutluluk duyuyorum.

