Browsing: PORTRE

Nasıl güzel bir rose şarap içiyorum. Mehmet Güreli’nin dediği gibi, “Gül rengi şarap içilmez mi böyle günde?“ Oysa bir Mal Waldron yazısı yazacaktım. Yanıma, anamı karnına düşmeden evvel tanıdığıma inandığım, mahalleden can dostum Chet Baker yaklaştı.

Gökten üç elma düşmüş, biri trompet dehası Lee’ye, ikincisi özünde merhamet barındıran ama can alan Helen’e, diğeri de caz hikâyeleri okumayı, dinlemeyi sevenlerin başına…

Evet; o Londra’da doğan geniş yüzlü bir dahi; uzun saçlarıyla tanıyoruz onu, yumuşak bir tarzı var ama topluluk içinde her daim kavgacı; ayrıca dünyaya çok farklı bir gözden bakabiliyor. Bu adamın ismi Ray Davies! Bu değişik adam, kardeşi Dave, Mice Avory ve Pete Quafie ile birlikte Londra’da The Kinks ismiyle kariyerine başladı ve dünyaya çok değişik sesler hediye etti.

…Miles’ı kollarını açarak karşılayan parizyen halk, Paris şehri kadar, O’nun için aynı derecede önemliydi…İyi müziği tanıyacak ve ayırt edecek kadar akıllı oldukları için; sırtlarının sıvazlanması gerektiğinden değil, Miles’in ten rengiyle ilgilenmeden yaptığı müziğe odaklandıkları için…

Bir dahaki sefer, Kind of Blue dinlediğinizde, Garland’ın başı çektiği ritim grubunun derinliklerine inin ve Kind of Blue’da çalmamasına rağmen, Red Garland’ın sihirli sol elinin hayaletini hissedin.

Lay Lady Lay, popüler müzik tarihinin en güzel aşk şarkılarından biri; Bob Dylan’ın 1969 tarihli Nashville Skyline albümünün ikinci yüzünü açıyor. Belirtelim bu albüm Dylan’ın en çok satan albümleri arasında.

Sadece Forum dergisindeki yazılarıyla bile müziğe olan ilgisini hiçbir zaman kaybetmeyen bir Mimaroğlu’ndan söz edebiliriz. Ömrü boyunca araştırıp yeniliği savunmuş, müziği anlamaya ve anlatmaya bir ömür harcamış bir bestekârdan söz ediyoruz. Onun konser gözlemleri, önerileri Forum dergisinin kültür-sanat sayfalarını renkle donatmıştır diyebiliriz.