Browsing: PORTRE

Dark Blue Notes’dan caz ile yeni tanışanlar için dev hizmet! Caz ilginizi yada bağınızı çok kestiremiyorum bu yüzden seviyemizi algılanabilir dahası keyif alınabilir bir yerlerde tutmayı amaçlıyorum.

Caz denince ilk akla gelen Blue Note plak firmasının kataloğunu açtım önüme ve “Cazla yeni tanışan biri ilk önce neler dinlemeli?” diye düşündüm kendi kendime. Duyar duymaz “Bu güzelmiş” diyeceğiniz hatta muhtemelen bir yerlerden duyduğunuz parçaları seçtim derledim. Bu sayfayı favorilerinize kaydedin, aklınıza geldikçe açar dinlersiniz. Lafı uzatmadan başlıyorum.

Talking Heads dinler misiniz? Ben dinlerim ve çok severim. Tabiri caizse acayip bir gruptur Talking Heads. Herşeyden önce çok değişik bir ses örgüsüne sahiptir ve buna ek olarak da yaptığı müziğe şaşırır kalırsınız. 1977 tarihli kendi isimlerini taşıyan ilk albümden kariyerlerini sonlandıran 1988 tarihli Naked albümü dahil toplam 8 albümde de geçerlidir bu durum.

Bir gün kafam allak bullak; Tanrıdan bir mesaj aldım. “Şu an ne hissediyorsun” diye sordu bana. Tanrı ile aram iyidir. Fermantasyon tavan elbette. Tanrıya şöyle dedim: ”Varlığımda ve yokluğumda, sevdiklerim bana ait tüm ritüelleri Led Zeppelin’in 1973 yılı Madison Square Garden konser kaydı Dazed and Confused parçası ile yapsınlar.”

Nasıl güzel bir rose şarap içiyorum. Mehmet Güreli’nin dediği gibi, “Gül rengi şarap içilmez mi böyle günde?“ Oysa bir Mal Waldron yazısı yazacaktım. Yanıma, anamı karnına düşmeden evvel tanıdığıma inandığım, mahalleden can dostum Chet Baker yaklaştı.

Gökten üç elma düşmüş, biri trompet dehası Lee’ye, ikincisi özünde merhamet barındıran ama can alan Helen’e, diğeri de caz hikâyeleri okumayı, dinlemeyi sevenlerin başına…

Evet; o Londra’da doğan geniş yüzlü bir dahi; uzun saçlarıyla tanıyoruz onu, yumuşak bir tarzı var ama topluluk içinde her daim kavgacı; ayrıca dünyaya çok farklı bir gözden bakabiliyor. Bu adamın ismi Ray Davies! Bu değişik adam, kardeşi Dave, Mice Avory ve Pete Quafie ile birlikte Londra’da The Kinks ismiyle kariyerine başladı ve dünyaya çok değişik sesler hediye etti.

…Miles’ı kollarını açarak karşılayan parizyen halk, Paris şehri kadar, O’nun için aynı derecede önemliydi…İyi müziği tanıyacak ve ayırt edecek kadar akıllı oldukları için; sırtlarının sıvazlanması gerektiğinden değil, Miles’in ten rengiyle ilgilenmeden yaptığı müziğe odaklandıkları için…

Bir dahaki sefer, Kind of Blue dinlediğinizde, Garland’ın başı çektiği ritim grubunun derinliklerine inin ve Kind of Blue’da çalmamasına rağmen, Red Garland’ın sihirli sol elinin hayaletini hissedin.

Lay Lady Lay, popüler müzik tarihinin en güzel aşk şarkılarından biri; Bob Dylan’ın 1969 tarihli Nashville Skyline albümünün ikinci yüzünü açıyor. Belirtelim bu albüm Dylan’ın en çok satan albümleri arasında.