Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    PORTRE

    Oysa Herkes Öldürür Sevdiğini

    Mine GürevinBy Mine Gürevin20 Temmuz, 2022
    Oysa herkes öldürür sevdiğini,
    Kulak verin bu dediklerime,
    Kimi bir bakışı ile yapar bunu,
    Kimi dalkavukça sözler ile…
    Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
    Kimi dalkavukça sözlerle.
    Korkaklar öpücük ile  öldürür...
    Yürekliler kılıç darbeleriyle.
    
    Kimi gençken öldürür sevdiğini
    Kimi yaşlıyken.
    Şehvetli ellerle boğar kimi
    Kimi altından ellerle
    Merhametli kişi bıçak kullanır
    Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur
    Kimi yeterince sevmez kimi fazla sever
    Kimi satar; kimi de satın alır
    Kimi gözyaşı döker öldürürken
    Kimi kılı kıpırdamadan
    Çünkü herkes öldürür sevdiğini
    Ama herkes öldürdü diye ölmez.
    
    - Oscar Wilde (Çeviri: Tozan Alkan)

    Kalemi buram buram kıvrımlı bir zekâ kokan, ünlü İrlandalı şair ve yazar Oscar Wilde“ın yukarıda girizgâh yaptığım şiiri, Helen ve Lee aşkının reel düzlemdeki ifadesi gibi…

    Ünlü caz yazarı ve eleştirmeni Nat Hentoff 1960 yılında Lee Morgan için şöyle yazmıştı:

    “Caz dinleyicileri ve izleyicileri için, kelimenin tam anlamıyla unutulmaz diye tabir edebileceğimiz sahne deneyimleri vardır. Benimkilerden biri de Dizzy Gillespie Big Band‘in 1957 yılında Birdland‘deki sahnesine ait bir deneyimdi. Grup Night in Tunisia çalmaya başladı. Sırtım sahneye dönüktü . Aniden, gruptan bir trompet sesi yükseldi . O kadar canlı ve heyecan vericiydi ki, odadaki tüm konuşmalar bir anda durdu. Yüzümü sahneye döndüm ve trompetçinin Philadelphia’lı, henüz çok genç Lee Morgan olduğunu gördüm.“

    Hentoff, Morgan’ı ilk dinlediğinde henüz on sekiz yaşında olan Lee Morgan, birçok insan üzerinde benzeri etkiyi yarattı. Trompetinin sesi parlak, küstah ve tertemizdi. Gençliğin baştan çıkarıcı kibrine sahipti. Morgan, sololarını tuğla tuğla, bir duvar inşa eder gibi çalıyordu. İncelikli ve hesaplı bir müzik düşünürüydü. Bin dokuz yüz ellili ve altmışlı yıllarda, artık Blue Note Records için çalışan bir trompetçiydi. Morgan, plak şirketinin en ünlü sanatçılarından biri haline gelmişti.

    Mine Gürevin, kişisel kahramanı Chet Baker’a mektuplar yazıyor. 10 mektup birikti bu seride. Her mektupta Chet Baker’a bugünden haberler veren Mine Gürevin’in mektuplarına göz atmalısınız. İçi müzik, dostluk ve çok daha fazlasıyla dolu:

    Kendinden on iki yaş büyük, Kuzey Carolina’dan bir caz hayranı olan Helen Moore, Morgan’ı altmışlı yılların ortalarında tanıdı. Helen otuzlu yaşlarının ortalarını henüz geçmiş, santral operatörü olarak çalışan, müziği seven dul bir kadındı.

    Morgan o yıllarda sahip olduğu her şeyi rehin dükkânlarına bırakmıştı. Sokaklarda yaşıyordu. Helen onu sokaktan kurtardı. Bronx’ta büyük bir daireye taşındılar. Helen, Lee Morgan’ı iyileştirebilmek için elinden ne geliyorsa yaptı. Lee’nin şahsi menajeri olarak, kariyerine yeniden başlamasını sağladı.

    1971 yılında Lee Morgan, Helen’den daha genç Judith Johnson isimli bir kadın ile görüşmeye başladı. Önce flörtöz bir eda ile seyreden ilişki, giderek yerini tutkuya bıraktı.

    1972 yılının Şubat ayında, karlı bir gecede, Helen Moore şehir merkezinde, East Third Street’te ünlü bir caz kulübü olan ve Lee’nin grubu ile çaldığı, Slug’s Saloon’a gitti. Üstüne bir etiket gibi yapışan Lee’nin menajeri sıfatıyla, onun Slug’s da çalmasını sağlayan da Helen’di esasen. Asıl ironik olan şu ki, New York’un tehlikeli sokaklarından korunması için, Lee, Helen’e bir silah almıştı. Kendisi ile dalga geçtiğini düşündüğü Lee’yi, Helen; işte o silahla, oracıkta vurdu. Hayatı sona erdiğinde Lee Morgan, 33 yaşında genç bir adamdı.

    Burada kendimi bir kadın olarak Helen’in yerine koyuyorum. Empati kurmaya çalışıyorum. 12 yaşında evlilik dışı bir birliktelik yaşayıp, 13 yaşında ilk bebeğini doğuran, 14’ünde ikincisini doğurup, çocuklarını, büyükanne ve büyükbabasına bırakan yine aynı Helen’di. Helen ilk çocuğu ile 33 yaşında karşılaşıyor. Sanki hiç bir şey olmamış gibi çocukları ile ilk karşılaştığı andan itibaren mükemmel bir diyalog kuruyor. Yine de, üzerinde bir travma yaratan, çocuklarına gösteremediği anaç duyguları, zor durumda olan insanlara gösterme hevesi de bu yüzdendi belki. Lee’ye sahip çıkma, O’nu arındırma, ayağa kaldırma, yeniden yükseltme, başarılı kılma isteği.

    O gece New York’ta inanılmaz kar yağışı vardı. Hemen ambulans çağırdılar, maalesef hava koşulları nedeniyle ambulans geç geldi. Lee kurtarılamadı.

    Helen o gece tutuklandı. İkinci derece cinayet suçlamasını kabul etti, iyi hâl indiriminden şartlı tahliye ile 1973 yılında salıverildi.

    Hayatının geri kalanını, inançsız bir yapıda olmasına rağmen, kilise yararına, evsizlere yardım edip, yemek yaparak geçirdi.

    Judith Johnson ‘a gelince, o hiç bir zaman Lee ile bir ilişki yaşadığını kabul etmedi. “Sadece yakın arkadaştık” dedi.

    İşte böyle…

    Gökten üç elma düşmüş, biri trompet dehası Lee’ye, ikincisi özünde merhamet barındıran ama can alan Helen’e, diğeri de caz hikâyeleri okumayı, dinlemeyi sevenlerin başına…

    *

    Not: Girişteki müthiş şiiri orijinal dilinde okumak isteyenler için aşağıya bırakalım:

    Yet each man kills the thing he loves
    By each let this be heard,
    Some do it with a bitter look,
    Some with a flattering word,
    The coward does it with a kiss,
    The brave man with a sword!

    Some kill their love when they are young,
    And some when they are old;
    Some strangle with the hands of Lust,
    Some with the hands of Gold:
    The kindest use a knife, because
    The dead so soon grow cold.

    Some love too little, some too long,
    Some sell, and others buy;
    Some do the deed with many tears,
    And some without a sigh:
    For each man kills the thing he loves,
    Yet each man does not die.

    *

    Helen Moore Helen Morgan History Lee Morgan Oscar Wilde
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleBurak Bedikyan
    Next Article Mal Waldron – All Alone
    Mine Gürevin

      Yeme içme kültürüne düşkün bir matematikçi. Fermantasyon etkisinde müzik yazıları üretmeyi seviyor.

      Related Posts

      Sonny, Please…

      28 Mayıs, 2026

      Newk gidince Harlem biraz daha sessizleşti

      28 Mayıs, 2026

      Gri süet ayakkabılar, Miles Davis ve Betty Mabry

      27 Mayıs, 2026
      Yazarlar
      Kimiz?

      Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

      DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

      Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

      İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

      Yazıların telifi yazanlara aittir.

      Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

      Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

      Reklam: [email protected]

      Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

      Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

      Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

      Kanalı Görüntüle