Live in Marciac, müziğin, insanların arasındaki yapay ayrımları yok edebilme gücünü hatırlamamıza vesile oluyor. Rubalcaba’nın çalışı bir şarkıcıya nasıl eşlik edilmesi gerektiğinin ansiklopedik karşılığı neredeyse. Nerede geri durması, ne zaman vokale yön vermesi gerektiğini çok iyi bilen bir piyanist.
Browsing: 2022
Piyanist Orrin Evans, basçı Eric Revis ve davulcu Nasheet Waits’den oluşan Tarbaby grubu beşinci albümünü kısa süre önce yayınladı. Daha önce de grupla çalmış olan efsanevi saksofoncu Oliver Lake’ın konuk sanatçı olarak yer aldığı albümün tanıtımını yapalım ve bu vesileyle grubun öyküsünü de aktaralım istedik.
Korhan Futacı, kendini konfor alanından çıkmaya teşvik eden ve kalıplara uymayan bir müzisyen. İcra ettiği müziğin imkânlarını genişletmekten çekinmeyen sanatçı, tamamı sözlü şarkılardan oluşan yeni uzunçalarında mistik bir deneyim sunuyor. Diskografisinde kararlı bir şekilde yalnızca kendi sanatsal çizgisini izleyen sanatçının nitelikli çalışması Karmaşaya Aşina, aynı zamanda yerli alternatif müzik sahnesi için kıymetli bir kilometre taşı.
Yeni Eric Alexander albümü Gentle Ballads VI farklı dinleme biçimlerine açık. Kendinizi tümüyle teslim etmediğinizde sakince akıyor. Yüzeyi sakin, dalgasız. Dibe dalındığında ise müzik berraklığını kaybetmeden hareketleniyor; nezaketle ve sükunetle ilerleyen icraların içinde ortaya koyulan zengin fikirlerin derinliği ve akışın mükemmel detayları belirginleşmeye başlıyor.
Chicago’lu gitarist Tim Fitzgerald, Wes Montgomery’i çok seven bir müzisyen. İnsanın sevdiği müzisyenin adımlarına basarak yürümesinden daha güzel bir şey olabilir mi? Bu uğurda 20 yıldan fazla süredir Montgomery’nin nevi şahsına münhasır, stil sahibi ve duyulara hükmeden müziğini tahlil edebilmek için çalışıyor.
Nerede görürsem göreyim Monk ismine kayıtsız kalamayanlardanım. Bir albümde Monk bestesi varsa, en azından hızlıca kulak verilmeyi, eğer ilk intiba iyi ise derinlemesine dinlenmeyi hak ediyordur. Aynı durum Shorter ve Ellington başta, caz standartlarından orijinal bestelere geçiş dönemindeki büyük besteci-müzisyenler için de geçerli. Çok öznel bir dinleme şekli, haklısınız ama kendi içinde tutarsız da gözükmüyor sanki. Her şeyden önce bu durum liderin caza bakış tarzını, zanaata bağlılığını yansıtır. Öte yandan bir gövde gösterisi de sayılabilir. Öyle ya, bestecisi tarafından zamanında mükemmel şekilde icra edilmiş olmaları bir yana, neredeyse her caz müzisyeni tarafından çalınmış bestelere yeni bir yorum getirmeye niyetlenmek cesaret işi.
Yeni bir Scott Hamilton albümü elime geçtiğinde kayıtsız kalamayanlardanım. Dinlenmeyi bekleyenlerin kuyruğu ne kadar kalabalık olursa olsun ona ayrıcalık tanıyorum. Bunu daha önce fark etmemiştim; yeni bir Hamilton albümünü dinlemeye, genelde gecenin geç saatlerinde başlıyorum. Onun müziğini neden sevdiğimin ipucu da sanırım bu detayda saklı. Stunt Records‘dan çıkan son albümünü dinlemeyi bitirdiğimde fark ettim bunu.
Multi-enstrümantalist, söz yazarı, ses mühendisi ve prodüktör kimliğiyle tanıdığımız Alan Parsons, özgün ve yenilikçi ritmik örgüler ekseninde kurduğu müzikal çatısıyla solo kariyerine ivme kazandırmaya devam ediyor.…
Kemanını rehinci dükkanına vermeye mecbur kalan, çalışabileceği bir yer kalmamış, hayatını adadığı müziğinden kopmuş bir müzisyenin öyküsü Zingaro. Ya da 20. yüzyıl müziğinin halis dahilerinden Antônio Carlos Jobim‘in, 1965’de, enstrumental olarak tasarladığı besteye kendi dilinde verdiği isimle Retrato em Branco e Preto: Siyah Beyaz Bir Portre.
Albüme ismini veren SuperBlue’da daldığı ses dehlizlerinden “autotune” marifetiyle çıkmıştı. London Sessions’da da albümdekiyle aynı şekilde ekolu bir intro ile start almış ve son bölümde aynı şekilde autotune ile vokalini zenginleştirmeyi tercih etmiş.

