Browsing: PORTRE
Louis Armstrong ve Lakapları: Mine Gürevin, tüm caz müzisyenlerinin en büyüğünün, cazın kurucu babasının yaşam öyküsünü yazdı.
Hatimet Miral, 30. İstanbul Caz Festivali sahnesinde izlediği Lizz Wright’in konserinden yola çıkarak müzikal portresini yazdı.
Mine Gürevin, caz tarihinin en önemli piyanistlerinden Bud Powell’in portresini çizdi.
Mümtaz Tunaboylu, caz vokalin efsanevi ismi Tony Bennett’ın 97 yıllık yaşamının ardından kariyerinden özel anlarla anıyor.
Esin Hamamcı, “Bird” olarak da bilinen caz müziğin ölümsüz isimlerinden alto saksofoncu Charlie Paker’a adanmış, onun enstrümanı olan saksafonuyla kurduğu ilişkisini ve varoluşsal sancılarını anlatan “Takipçi” kitabını ve Arjantinli yazar Julio Florencio Cortázar Scott’ın hayatını yazdı.
Dark Blue Notes’un yeni yazarı Ozan Özkan, ilk yazısında, besteci, söz yazarı ve müzisyen Birsen Tezer’in kariyerini özetliyor, geçmiş albümlerini ve son albümü Kağıttan Kaptanlar’ı inceledikten sonra içinde yaşadığımız politik ve kültürel ortamda Birsen Tezer’in ve müziğin konumunu irdeliyor.
Mine Gürevin, caz müziğinin ve tenor saksofonun ikonik ismi Lester Young’ın yaşam öyküsünü ve sanatını yazdı.
Besteci, çellist, yorumcu Gülşah Erol, 22 Haziran 2023’de 82 yaşında hayata gözlerini yuman serbest cazın efsanevi müzisyeni Peter Brötzmann’ı, İstanbul’da birlikte geçirdikleri zamanları ve verdikleri konserin anılarını anlatarak anıyor.
Mine Gürevin, sevgili dostu Chet Baker’a yeni mektubunda Morrissey tutkusunu anlatıyor.
Uğur Küçükkaplan, gerek tekniği ve müzikalitesi gerek repertuvarı ve kayıtlarıyla, yaşayan efsane olarak adlandırılan Arjantinli klasik konser piyanisti Martha Argerich’in portresini yazdı.
“Argerich bugün itibarıyla seksen ikinci yaşına girmiş bulunuyor. İki büyük savaşa ve sayısız acıya tanıklık ettiğimiz; dünyanın küreselleşme adı altında renklerini yitirerek kocaman saydam bir köye dönüştüğü 20. asırda, müziğiyle kalbimizi yumuşatıp ruhumuzu dinlendiren, duruşuyla bize hâlâ başka biçimde de var olunabileceğini gösteren zarif ve cesur kadın, iyi ki doğdun, iyi ki varsın. Sevgiden, barıştan ve iyilikten mahrum bırakılmış dünyamızın ender güzelliklerinden biri olarak, sihirli parmaklarından çıkan müziğinle bize yaşamın, sanatın güzelliğini sunacağın; doğallığın ve samimiyetin ne büyük erdemler olduğunu hatırlatacağın nice senelerin olsun. Ve şimdi onu sevenler olarak hep bir ağızdan söyleyebiliriz: God save the Queen!”

