Bud Powell: Bebop Peygamberi

Yaşadığı dönemde çağdaşlarının yanı sıra genç piyanistler tarafından da büyük hayranlık duyulan bir caz piyanist vardı: Bud Powell!

Thelonious Monk, Hank Jones, Art Tatum, Bill Evans, McCoy Tyner, Herbie Hancock, Chick CoreaBud Powell‘a hayran piyanistlerden sadece bir kaçıydı. Chick Corea, 1996 yılında, Bud Powell’a adanmış Remembering Bud Powell adlı bir albüm yaptı. Keith Jarrett ve Charlie Haden, 2014 yılında, ECM Records’dan yayımladıkları Last Dance albümlerine Powell’ın ünlü eseri Dance Of The Infidels parçasını da koydular.

Bud ile çalışan ve onu her haliyle gözlemleme şansı olan pek çok caz müzisyen vardı. Sonny Rollins, bu müzisyenlerden bir tanesi. Rollins, Bud Powell’ı tanımlayan şu şahane cümleleri kuruyor. “Bence o bir dahiydi. Ben, henüz genç bir müzisyen iken, peygamberimiz Charlie Parker’dı. Charlie Parker bebop’ın tanrısıydı. Ama Bud Powell, doğaçlamaları ile kesinlikle Charlie Parker’la aynı seviyedeydi. Bebop stilini düşündüğümüzde, Powell,  Parker’dan  çok daha üstündü.” Rollins’in bahsettiği dönem, muhtemelen, 1940’lı yılların sonuna denk gelen bir zaman dilimiydi.

Sonny Rollins gibi düşünen, benzer cümleleri kuran, ünlü alto saksofoncu Jackie McLean‘i de atlamamak gerek. Biyografi yazarı, Peter Pullman, Wail: The Life Of Bud Powell isimli kapsamlı bir Powell biyografisi yazmıştı. Pullman, bu kitapta pek çok müzisyen ile röportajlar yaptı. Kitapta yer alan bir ifadede, Jackie McLean, “Charlie Parker saksofonda bebop’ın tanrısı ise, Bud Powell’da piyanoda bebop’ın tanrısıdır.” yorumunu yapmıştı.

Bu sözlerin anlaşılır olabilmesi için, Powell ve Parker’ın birlikte çaldığı, canlı kayıtları dinlemeniz yeterli. Fats Navarro ile Live At Birdland (RLR, 1950) veya Dizzy Gillespie‘nin albümü, Summit Meeting At Birdland (CBS, 1951) yukarıda bahsettiğim Sonny ve Jackie’nin kurduğu cümleleri destekler nitelikte. 

Davulcu John Stevens ise, bir röportajında, Bud Powell için, “1951 yılında, Verve etiketi için kaydedilen, ‘Just One Of That Things’ standartının,  yüksek tempolu solo versiyonunu dinlediğimde, ‘aman tanrım bu adam bir dahi’ dedim.” cümlelerini kuruyor.

Bud Powell’ın kendisi gibi piyanist olan kardeşi Richie Powell, 25 yaşında bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti.

Bud Powell, 1924 yılında New York Harlem‘de, üç erkek kardeşin ortancası olarak dünyaya geldi. Kendinden yedi yaş küçük kardeşi Richie Powell da bir caz piyanistiydi. Richie, Clifford Brown ile çalışıyordu. Philadelphia’da bir kulüpte sahne almışlardı, konser sonrası, Richie, karısı ve Clifford Brown, Chicago’ya dönüyorlardı. Büyük bir trafik kazası geçirdiler. Bu kazada üçü de hayatını kaybetti. Richie Powell, öldüğünde henüz yirmi beş yaşındaydı. Yeni yeni tanınmaya başlıyordu. Bir lider olarak kayıt yapma fırsatı ise olmamıştı. Bud kardeşine destek olmuyordu. Fakat köstek de olmadı. Richie’nin şakacı bir piyano tarzı vardı. Müzikal alıntılar yapmaktan hoşlanırdı. Nispeten ağır dokunuşu ve sol elinin dörtte birini kullanması, piyanist arkadaşı McCoy Tyner’ı profesyonel hayatta çok etkiledi. 

Bud Powell’a gelince, amatör bir piyanist olan babası tarafından eğitildi. Bud’ın muazzam yeteneği, babasının klasik hırslarına ilham verdi. Babasının mükemmelliyetçi tavrı, yanlış yapmayacağına inanan genç bir müzisyen yarattı. Bud’ın annesi de bir müzisyendi. Karı-koca birlikte çocuklarının her üçünü de müzisyen olarak yetiştirdiler.  

Kendinden daha kıdemli bir piyanist olan Thelonious Monk‘un kanatları altına girdikten kısa bir süre sonra, Bud alkol ve uyuşturucu batağına saplandı. Kontrbasçı Curly Russell’a göre Bud, uyuşturucu kullandı ama kendini kontrol altına almayı bildi. Alkol aldığı zamanlarda ise kontrolünü kaybediyor ve oldukça kavgacı oluyordu.

Thelonious Monk ile Bud Powell’ın dostluklarının hikayesini BURADAN okuyabilirsiniz.

Alkol sorunu hayatı boyunca devam etmişti. 1945 yılında, Cootie Williams grubuyla gezerken tutuklandı. Siyahi olduğu için, dönemin ırkçı tutumundan dolayı, polisler tarafından şiddete maruz kalmıştı. Kafasına çok darbe aldı. Manhattan New York’ta bulunan, Bellevue Hastanesine yatırıldı.

Psikiyatri servisinde, öfke kontrolü tedavisi de gördü. Hastaneden çıktıktan sonra, alkollüyken, bir bar kavgasına daha karıştı. Yeniden Bellevue Hastanesine yatırıldı. Bu kez Bud’a elektro şok tedavisi uyguladılar. Bud Powell, hastanede tedavi gördüğü sırada haftada bir gün izin günü oluyordu. 1951 yılında izne çıktığında Norman Granz’ın şirketi için basta Curly Russell ve davulda Max Roach’dan oluşan üçlüsüyle muhteşem bir bebop kaydı gerçekleştirdi.

Sonny Rollins olayı şu sözler ile anlatıyor: “Bud, çok değişken bir insandı ve bazı zihinsel sorunları vardı. Ama ne yazık ki o günlerde uyuşturucu kullanıyorduk. Bud’la bir deneyimim oldu. O ve ben, uyuşturucu kullanmak için bir yere gittik. Yanımızda, iğneler ve tüm bu gereçler vardı. Birlikte Harlem’deki bir apartmanın en üst katındaydık. Bud’dan daha gençtim, yani daha iyi durumdaydım. Bud bir doz aldıktan sonra bayıldı. Kafasını kucakladım ve onu canlandırmaya çalıştım. Tüm hayatım gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. Tanrım, ‘Eğer Bud Powell ölürse, birlikte uyuşturucu kullandığımız ortaya çıkarsa bu bir kâbus olur’ dedim. O, hastanede tedavi gördükten kısa bir süre sonra yaşadık bu durumu. Çünkü bedeni, tedavi esnasında, uzun süredir uyuşturucudan uzak kalmıştı. Bilirsiniz. Uyuşturucu kullanacak kadar sağlıklı olmasan da yine kullanırsın. Komik bir tabir, her neyse, tanrısal özelliklere sahip, büyük bir adamdı. Bud, o gece kollarımda uyuşturucu komasından çıktı.

Powell hastaneden taburcu edildikten bir kaç ay sonra da bir talihsizlik daha yaşadı. 1952 yılında, Monk ile çift piyano eşliğinde sahnedeydiler. O akşamlardan birinde Bud Powell ile ilgili uyuşturucu bulundurduğuna dair emniyete ihbarda bulunanlar olmuştu. Maalesef apar topar gözaltına aldılar. Tüm bu yaşananlar, Bud Powell’ın hayatında birer travmatik iz  bıraktı.

Bud Powell, Mayıs 1953‘te Toronto’daki Massey Hall‘da aralarında Charlie Parker, Dizzy Gillespie, Charles Mingus ve Max Roach‘un da bulunduğu quintet ile bir performans sergiledi.  Ancak şizofreni tedavisi için aldığı ilaçlar, piyano çalmasını olumsuz etkilemeye başlamıştı. Koordinasyon sorunları yaşıyordu. Dönem dönem, aralıklı olarak hastaneye bir kaç kez daha yattı. 

1959 yılında, birlikte yaşadığı sevgilisi, Altevia “Buttercup” Edwards ve oğulları John ile birlikte Paris’e taşındı. Powell, uyuşturucu taşımaktan dolayı hapsedildikten hemen sonra Altevia Edwards’la tanışmıştı. Altevia, Bud’a oldukça iyi baktı. Bud Powell’ın mali durumunu ve düzenli ilaç takibini yönetti. Powell, Paris’te de performans sergilemeye ve kayıt yapmaya devam etti.

1963 yılında Bud Powell, tüberküloza yakalandı. Sonraki yıl, davulcu Horace Arnold ve basçı John Ore ile Birdland’da performans sergilemek için New York’a geri döndü. Bu yıllardaki performansları, alkolizminden dolayı çok kötüydü. Duyguları dengesiz hale geldi; aylarca devam eden düzensiz davranıştan ve kendini ihmal ettikten sonra, New York’ta yeniden hastaneye kaldırıldı.

31 Temmuz 1966 yılında tüberküloz, yetersiz beslenme ve alkolizmden dolayı maalesef hayatını kaybetti.

Bud Powell’ın 41 yıllık hayatı acı ve ıstırap doluydu. Onu yöneten, beyninin içinde, durup dururken, kendisine akıl oyunları oynayan şeytanları vardı. Bu şeytanlar ile barıştığında başarısını hep katladı. Onlarla kavga ettiğinde ise alkol ve uyuşturucuya sığındı.

Hayran olunası dev bir yetenek Bud Powell. Onu her dinlediğimde tertemiz ve su gibi akan bir çalma stili olduğunu hissediyorum. Bugün çalışmalarının ve müzikseverlere bıraktığı hatıralarının önünde, onu ve şeytanlarını saygıyla selamlıyorum.

Bud Powell’ın diskografisine BURADAN göz atabilirsiniz.

Mine Gürevin

Yeme içme kültürüne düşkün bir matematikçi. Fermantasyon etkisinde müzik yazıları üretmeyi seviyor.

Mine Gürevin 'in 63 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Mine Gürevin ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir