Cazın Büyülü Dünyasına Açılan Kapı: Julio Cortazar – Takipçi

Çağdaş Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden Arjantinli yazar Julio Florencio Cortázar Scott’ın Takipçi kitabı, “Bird” olarak da bilinen ve caz müziğin ölümsüz isimlerinden, gelmiş geçmiş en büyük alto saksofoncularından Charlie Parker’a adanmış, onun enstrümanı olan saksafonuyla kurduğu ilişkisini ve varoluşsal sancılarını anlatır. Cortázar’ın kitabına adım attığınızda etkileyici bir dünya sizi karşılar. Sayfalar arasında dolaşırken, cazın büyülü ritmiyle sarılan bir atmosfer size eşlik eder. Kitap, caz dünyasının efsanevi figürü Charlie Parker’ın izinden gider. Böylece Cortázar’ın kaleminden, müziğin ve edebiyatın eşsiz birleşimini hissedersiniz.

Cortázar’ın Hayatına Bir Bakış

Kitaba göz atmadan önce Cortázar’ın biyografisine bakalım. Yazar, 26 Ağustos 1914 yılında Bask kökenli Julio José Cortázar ve Alman kökenli María Herminia Scott’un çocuğu olarak Brüksel’de dünyaya gelir. Babası memurdur. I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin ardından gelen Alman işgaliyle aile İsviçre’ye taşınır. Aile 1917 yılında Barselona’ya taşınsa da 2 yıl sonra kendi ülkelerine dönme kararı alırlar. 1918’den itibaren Cortázar’ın çocukluk ve gençlik yıllarının geçeceği Arjantin’e taşınırlar. Cortázar 6 yaşındayken babaları evi terk eder ve bu durum onun eserlerine de yansıyacaktır. Çocukluğunda astım, akromegali gibi hastalıklarla ve 20’li yaşlarında da kalp rahatsızlığıyla uğraşır. Bu hastalıklar yazarın edebî malzemesi olacaktır. Yazar bu dönemi “Çocukluğuma dair bana kalan hiç mutlu anım yok; çok fazla sorumluluk, aşırı duyarlılık, sık sık keder, astım, kırık kollar ve ilk umutsuz aşklar.” Şeklinde anlatır. Geceleyin Sırtüstü, Karabasanlar, Zehirler, Bayan Cora gibi öykülerinde bu etkileri rahatlıkla görebiliriz. 

Çocukken annesiyle sık sık kitap okurlar ve bu alışkanlık bir ömür sürecektir. Hasta yıllarında en çok Jules Verne, Alexandre Dumas, Edgar Allan Poe okur. Cortázar ve ailesi 1932’de Buenos Aires’e taşınır. Banliyö gibi bir yerden sonra Buenos Aires gibi kütüphane ve kitapçı sayısı oldukça yüksek, kültürel ortamıyla kendisini besleyecek bir yere geçmesi onun kültürel kimliğini de etkileyecektir. Burada bir kitapçıda rastladığı Afyon, Bir Arınmanın Günlüğü (Jean Cocteau) kitabı bilindiği üzere onun edebiyatta dönüm noktasını oluşturacak niteliktedir. Öyle ki kendisi bu kitabın etkisi için Tüm edebiyat hayatımın geri dönülemez şekilde geçmişte kaldığını hissettim… O günden itibaren daha farklı bir şekilde okudum ve yazdım, daha farklı tutkularla ve farklı hayallerle. der.

Öğretmenlik Yılları

1935’te Mariano Acos Öğretmenlik Okulu’nda eğitimini tamamlayarak orta ve yükseköğretim düzeyinde “Profesor Normal en Letras” yani Edebiyat Öğretmeni unvanını alır. 1936’da Buenos Aires Üniversitesi’nde Felsefe ve Edebiyat Fakültesi’ne girer. Ancak ekonomik durumlardan dolayı okulu bırakmak zorunda kalır. Buenos Aires’in kırsal bölgelerindeki okullarda öğretmenlik yapar. Arjantin kültürünü inceler. Kısa öyküler ve şiirler yazar. 

1937’de Bolívar kasabasında, 1939’da Chivilcoy’da öğretmenlik yapar. Bu sürede Arjantinli yazar Freud’un eserleriyle tanışma fırsatı bulur. Freud’un eserleri yazarlığına büyük etki edecektir. Bu dönem için şöyle der; “Chivilcoy’da öğretmenlik yaparken o uzun boş zamanlarda Torres Ballestero’nun İspanyolca’ya çevirdiği Freud’un Tüm Eserleri’ni okumuştum, beni büyülemişti.”. Bir başka kitabında ise şöyle diyecektir;

“Bir insanın kendini tanıması belki de aya çıkmaktan daha karmaşık bir teşebbüstür. Çünkü ‘Ben kimim?’ Bilinç düzleminde ben varım. Ama sonra kişiliği, bilinçaltının ve bilinçdışının bütün kısmını oluşturan tüm diğer unsurlar var. Ben derin düzlemlerde kendini tanımayan ilk kişiyim veya sadece bazen yazdıklarım aracılığıyla kendini tanıyanım. Bir şeyi yazıp bitirdikten sonra, kendimle ilgili bir şeyi keşfediyorum. O zaman duyarlı bir okuyucunun da mümkün olduğu kadar beni tanıyabileceğini düşünüyorum, yazdıklarım aracılığıyla beni yeterince iyi tanıyabilir.”

1944’te Cuyo Ulusal Üniversitesi’nde Fransız edebiyatı dersleri vermeye başlar. Bu süreçte siyasi hareketlenmeler ve etkin olan görüş Peronizm sebebiyle hapis tecrübesi edinecektir. Bu olaydan sonra ders vermeyi bırakır çünkü ifade özgürlüğü kalmamıştır. 

Hem Çevirmen Hem Yazar: Paris Yılları

Yazar ilk üretimlerini 40’lı yaşlarda vermeye başlar. Başta Julio Denis takma adını kullanır. 1944’te Cadı (Bruja) adlı öyküsünü kendi adıyla yayınlar. Üniversiteye bıraktıktan sonra 1946’dan itibaren Buenos Aires’e geri dönen yazar Cámara Argentina del Libro adlı kitabevinde çevirmenlik yapar. O yılları şöyle anlatır; 1946’dan 1951’e kadar, yalnız ve bağımsız Buenos Aires yaşamı, müzmin bekâr olmaya inanmış, çok az arkadaşı olan, tam zamanlı bir müziksever, sinema aşığı, sanatsal alanın ötesindeki her şeye kör kalan bir küçük burjuva.”. 

1951’de Fransız Hükümeti’nden aldığı bursla Avrupa’ya gider. Fantastik edebiyata damga vurması ise Bestiario (Hayvan Hikâyeleri) adlı öykü kitabının Avrupa’da yayınlanmasıyla başlar. Bir yandan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nde (UNESCO) serbest çevirmen olarak çalışır. Bu süreçte farklı şehirlerde de çevirmenlik yapmıştır ve Viyana’da çevirmenlik yaptığı sırada 1953’te Aurora Bernárdez’le evlenir. Bu süreçte öyküler yazmaya devam edecektir. Gerçek dünyayla olağan dışı yaşantıları anlatır. Gizli Silahlar (Las Armas Secretas) fantastik edebiyat anlamında ismini ün katacaktır. Bu zamana kadar çoğunlukla Avrupa’da bilinen, tanınan yazar 1962 yılında yayımlanan Seksek (Rayuela) romanıyla dünya çapında bilinmeye başlar. 1968’de eşi Aurora Bernárdez’le ayrılır. Bu durumu arkadaşı Vargas Llosa’ya yazdığı bir mektupta “içten içe bir hayli yoruldum” şeklinde ifade eder.

Yazarın annesi ve arkadaşlarına yazdığı birçok mektup daha sonra kitaplaştırılmıştır. Latin Amerikalı yazarların eserlerini çevirmesiyle bilinen Gallimard adlı yayınevinin editörü Ugné Karvelis ile 4 yıl sürecek birlikteliğe başlar. İkinci evliliği ise 1982’de olur. Kendisi gibi hem bir yazar hem de bir fotoğrafçı olan Kanadalı Carol Dunlop ile evlenecektir. Evliliklerinden sonra Paris’ten Marsilya’ya yaptıkları geziyi Paris’ten Marsilya’ya Gezi Notları ismiyle yayınlayacaktır. Yolculuk bittikten sonra lösemi nedeniyle eşi vefat eder. Yazar büyük bir bunalıma girer. Vatanı Arjantin’e son kez bir yolculuk gerçekleştirir. Bu süreçten sonra Nikaragua’ya yolculuk yapacaktır. 1983’te Paris’e dönecek ve ilk eşiyle yaşamaya devam edecektir. 1984’te ise lösemi hastalığı nedeniyle hayata gözlerini yumacaktır. 

Cortázar, Latin Amerika edebiyatının önemli temsilcilerinden biri olacaktır. Arjantin’in toplumsal ve kültürel gerçekliğini anlatmaya çalıştığı eserleri kendi hayat öyküsünden de beslenir.  Sıra dışı fantastik öyküleri, sırlı, tuhaf karakterleri, oyunun ve deliliğin bir aradalığını anlatmasıyla dünya edebiyatında yerini almıştır. Onun anlatım dili büyülü gerçekçiliğin getirdiği yeniliklerle sınırlı kalmaz. Yarattığı kurmaca dünyalar, onu Avrupa modernizmine yaklaştırsa da kendine has bir edebî kimlik elde etmiştir. 

Yazarken Müzik Dinlemek Yasak

Cortázar aynı zamanda sıkı bir müzikseverdir. Müzik dinlemek hayatının bir parçasıdır. Ancak yazarken asla müzik dinlemez. Bunu şöyle anlatır: Ben çalışırken müzik kesinlikle yasak, çünkü müzik başka bir şey, yazmak bambaşka bir şey.”. Yazarın amatör trompetçi olduğu bilinse de kendisi bunun arkadaşı Paul Blackburn tarafından uydurulan bir hikaye olduğunu söyler. Paris Review dergisine verdiği röportajda trompeti sadece kendisi için çaldığını, müzisyenlerle çalmaya ve bunun bedelini ödemeye hazır olmadığını söyler. Bu konuda kendini yeteneksiz olarak adlandırsa da iyi bir dinleyici olduğunu söyler.

Jelly Roll Morton, Armstrong ya da Ellington dinlerken trompetiyle eşlik eder. Blues parçalara eşlik etmenin daha kolay olduğunu söyler çünkü melodi takibi blues’da kolaydır. Plak dinlerken bir yandan müziklere trompetiyle eşlik eder. Caz müzisyenlerine yaklaşmaya cesaret bile edemediğini dile getirir. Trompet çalarken bir fotoğraf çekilmiştir ve bu nedenle herkes onun çalabildiğini düşündüğünü varsayar. Trompetini daha sonra odasında kaybettiğini ve sebebinin yine arkadaşı Blackburn olduğunu söyler. 

Takipçi: “Hiçbir Şey Olmamasının Korkunç Olduğunun Farkında mısın?”

“Bird” olarak da bilinen, caz tarihinin gelmiş geçmiş en önemli isimlerinden, alto saksafoncularından Charlie Parker’ın müzikle ilişkisinin incelendiği Takipçi, Cortázar’ın müzik ve edebiyatı birleştirdiği önemli bir eseri. Kitap, Parker’ın sıra dışı ve dönüştürücü müziğine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. İlk cümlelerle notaları hissettiren ve ritmine sürükleyen bir kitap. Cortázar’ın anlatımı, her kelimesinde müziğin melankolisini, enerjisini ve özgürlüğünü yakalıyor. Sözcükler dans ediyor, cümleler armoniyle birbirine geçiyor ve okuyucuyu derin bir caz performansının içine çekiyor.

Takipçi (El Perseguidor), Can Yayınları’ndan 2017 yılında Süleyman Doğru çevirisiyle çıkan Ayakizinde Adımlar-Bütün Öyküleri 2 başlıklı kitabın içerisinde öykü olarak yer alıyor. Delidolu Yayınları ise kitabı 2016’da roman türünde kategorilendirerek ayrı bir baskı olarak hazırlamış. Bu baskıyı ise Pınar Savaş çevirmiş. Delidolu Yayınları’ndan çıkan baskıda José Munoz’un siyah beyaz çizimleri yer alıyor. Bu resimler, kitapla tam anlamıyla bir örtüşme sağlayarak caz dünyasının renkli dünyasını yansıtıyor. Kitap “Ch. P.’nin anısına” şeklinde ithafla açılıyor. Parker, 1955 yılında vefat ediyor. Bu öykü ise 1959 yılında basılıyor. Caz tutkunu yazar, Parker’ın biyografisini okuyarak bir kurgu oluşturuyor ve ortaya Takipçi adlı eseri ortaya çıkıyor. 

Kitabın başındaki anlatıcı bize Parker’ın, kitaptaki kurgu adıyla alto saksofoncu Johnny Carter’ın hayatının sonlarından bir kesiti anlatıyor. Buradaki esin kaynağı ise meşhur saksofoncular Johnny Hodges ve Benny Carter oluyor. Yukarıda bahsettiğimiz, dinlerken trompetle bir yandan çalan, iyi bir müzik dinleyicisi olan Cortázar’ın “caza yaklaşamama” hali burada onun biyografisine yaklaşarak yön değiştiriyor. Yazar belli ki kendisini enstrüman çalma konusunda amatör görse de bu tutkuyu edebiyat ve müziğin ritmiyle vermek istiyor. Bunu da ustalıkla başarıyor. Kitapta Parker’la yani Carter’la sürekli iletişim halinde olan anlatıcı caz eleştirmeni olarak yer alıyor; Bruno. Bruno, hem onun en yakın arkadaşı, hem de biyografisinin yazarı. Cortázar, Carter’ın hikâyesini en yakın arkadaşı, sürekli yanında olan Bruno’nun gözünden anlattırmayı seçmiş. Çünkü böylece gündelik yaşamına odaklanmış ve Carter’ı adeta “takipte” kalmış oluyoruz. Kurgu, sanatçı-eleştirmen ekseninde ilerliyor. Carter’ın cümleleri ise adeta başkaldırı niteliğinde. Bunları Bruno özellikle kaydediyor. Müzisyenin sahnede yani “vitrinde” yaşadığı hayatı tam tersine okuyor. Bruno ise Cortázar’ın personası, yani aslında bir diğer kimliği diyebiliriz. Bruno üzerinden tüm kaygıları, görüşleri ve hatta hayat felsefesi okunabiliyor. Yazar bunu 30 yıl sonra vereceği bir röportajda itiraf ediyor. 

Sayfalar ilerledikçe, öyküde Parker’ın müziğiyle ilgili ipuçlarını yakalıyoruz. Sanki notaların kokusu duyuyor, dilini okuyor, kulaklarımızla sindiriyoruz. Parker’ın soloları, hüzün ve coşkunun karmaşık bir dansı haline geliyor. Ve Cortázar, öykülerinde bu dansı ustalıkla yansıtıyor. Okuyucu olarak, müziğin ritmine uyum sağlayıp ve karakterlerin Parker’ın melodiyle nasıl etkilendiğini gözlemleyerek, sıra dışı bir deneyime tanıklık ediyoruz.

Cortázar’ın kalemiyle çizilen atmosfer, sadece müzikle sınırlı değil. Öykülerdeki mekanlar, sokaklar, caz kulüpleri ve sahne arkası görüntüleriyle cazın derinliklerine yolculuk ediyoruz. Cortázar’ın ustalığı, okuyucuyu karanlık sokaklardan tutkulu performanslara taşırken, adeta bir caz konserindeki seyirci olma hissini uyandırıyor.

Kitap boyunca süregelen konuşmaların birinde Carter, Bruno’ya müzik hakkında düşüncelerine şöyle dile getiriyor;

Bana kalırsa müzik yardımcı oluyor biliyor musun. Anlamaya değil, çünkü gerçekten hiçbir şey anlamıyorum.” (s.17).

Bruno, Johnny Carter’ın öyküsünü yazarken hakikatli ve iyi anlatmaya çalışmaya dikkat ettiğini her seferinde vurguluyor. Johhny halüsinasyonlar görmeye, yer yer unutmaya ve tekrar hatırlamaya devam ediyor. Bruno, birden Carter’a Paris’te nasıl uyuşturucu bulduğunu soruyor ya da konuyu birden başka bir noktaya getirerek yaşam öyküsüne dair izler buluyor;

Kaybetmekte olduğu müziği düşündüm, bu varoluştan vazgeçerse yapabileceği düzinelerce kaydı, herhangi bir müzisyene kıyasla şaşırtıcı ilerlemesini. ‘Bunu yarın çalıyorum,’  bir anda apaçık bir anlama büründe çünkü Johhny her zaman yarın çalıyordu, diğerleri geriden geliyorlardı, bugündeyse o hiç çaba harcamadan müziğinin ilk notalarını ortaya çıkartıyordu.” (s.19).

Carter, müziği hakkında tam da şöyle hissettiğini söylüyor;

Müzik beni zamanın dışına çıkartıyordu ama aslında onu dile getirme yönteminden başka bir şey değildi. Gerçekten ne hissettiğimi bilmek istersen, bence müzik beni zamanın içine sokuyordu. Ama bu zamanın şeyle… bizimle diyebiliriz, bir ilgisi olmadığına inanmak gerekir.” (s.19).

Bruno’nun belirttiği üzere o bir dâhiydi ancak bu hiçbir zaman Carter’ın umurunda değildi. Meslektaşlarının çok üstünde olduğunu hiçbir zaman iddia etmezdi ya da üstünlük taslamazdı. Sadece içindeki kederiyle yetinmeye çalışır, saksafonuyla yaratıcılığının başındadır. Her eleştiri Carter için adeta bir “ısırık”tır. Bundan lezzet almaya çalışır. 

Bruno ile Carter’ın eleştirmen-müzisyen ilişkisi, ezber ile ezber bozanı bir araya getirerek Cortázar’ın müzikle kurduğu temasın önemi anlatan önemli bir metin haline geliyor.

Takipçi kitabında, Cortázar’ın edebi dahiliğiyle Charlie Parker’ın müziği bütünleşir. Sözlerin, notaların gücüyle birleştiği bu eser, müzikseverleri ve edebiyat tutkunlarına muhakkak etki edecektir. Bir solukta okunup bitirilen her öykü, müziğin büyülü dünyasına açılan bir kapıdır.

Juloi Cortázar, Takipçi, Delidolu Yayınevi, 104 sayfa.

Esin Hamamcı

Edebiyat doktora öğrencisi, Açık Radyo’da programcı, Gazete Oksijen, K24’te yazar, Sanat Kritik editörü, çevirmen. Kent, arşiv, edebiyat ve müzik üzerine yazar, düşünür…

Esin Hamamcı 'in 14 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Esin Hamamcı ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir