Martin Fröst, Lucas Debargue, Torleif Thedeen, Janine Jansen – Messiaen: Quatuor pour la fin du temps (Quartet for the End of Time)
Zamanın sonu hiç gelmeyecekmiş gibi hissediyor.
Yok. Korkuyor. Gelmesin diyor.
Gelmesin.
Gelsin.
Bunu dinleyerek zaman bitsin.
Tamamlansın.
Böylece artık hiçbir şey olmasın.
Gelsin.
Sonra başka bir zaman başlasın.
Bu sefer bu müziği içinden çıkaracak kadar güzelliği de korkunçluğu da kendinden menkul bir tür içinde bulunmasın. Bu sayfa kapansın. Bir sefere mahsus olsun bunlar.
Şu kul Messiaen için bir doz vahdet-i vücûd.
Çağırıyoruz. Gelsin.
Paul Bley – Solo in Mondsee
Mondsee. Salzburg’un doğusunda. Mondsee gölünün kıyısında. Bir Orta Avrupa kasabası.
Kolayca İzlenimci yaftası yiyebilecek bir stil. Resimden bihaber müzik eleştirmenleri tarafından. Halbuki: Soyutlamalar. Ama tamamen soyut değil. Anlatımcılıktan uzak.
Mondsee variations.
Aralarda duyulan caz standartları. In another context.
Variations of a Canadian in a town in Austria.
İlkbaharın ilk günlerinde Mondsee’deki göl evlerine gider, tavşan avlayıp yerlerdi.
Bach’ın, tanrısı olduğunu kabulle caz yapan Paul Bley.
Her sanat müzisyeninin içinde belirsiz oranlarda Bach vardır.
Bu her şeyin içinde/dışında/etrafında Tanrı olduğunu savunmak gibi bir şeydir.
Öyledir.
Goldberg.
Glenn (Herbert) Gould? O da Kanadalı.
Variationen.
Gould, Bley, Bach. Gould plays Bach. Bley plays Bley. All play Bach.
İşte müziğin mistisizmi. Determinizmi.
İşte müziğin müziği.
Chick Corea – Return to Forever
Chick’in klavyesi.
Klasik. Standart. Kült. Modern klasik. Klişe. Hangisi?
Crystal Silence. Huzur içinde uyu. Mışıl mışıl uyu. Göklerde uyu. Işıklar içinde uyu. Aşağıyı duyma. Gözlerini kapa. Ne görüyorsun? Maviliğin ve yeryüzünün terk edilmişliğinin üzerinde uçan bir martı.
Heavenly liminality.
Cennet bir geçiş mekanı. Gök. Uzay. Teleskopla göremeyeceğin. İşlevsel değeri olmayan. İçindeyken kendini hiç varolmamışsın gibi hissedersin. Çevrendeki her şey var gibi görünse de yokmuş gibi. Varlıklar birer hayalmiş gibi. Birer illüzyon. Hepsi bittiğinde varılan yer orası. Hepsi yaşanırken zihinlerdeki yer orası. O da liminal bir mekan. Bir boşluk. İşte huzur. İşte durağanlık. İşte stabilite.
Dönüp dolaşıp varılabilecek yer burası.
Crystal Silence. Kıyamet koptuktan sonraki. Oluşacak olan. Kristal. Sessizlik.
Crystal clear’dır ki bizler artık bu kristal sessizliği arzuluyoruz.
Yani bu albüm yerine de.
Başka pek çok şey yerine de.
Joe Lovano & Marcin Wasilewski Trio – Homage
Pürüzsüz. Lovano’nun tenor saksafonu. Tarogato. Macar üflemelisi.
Saksafonunu bırakıp oynadığı çeşitli perküsyon aletleri.
Golden Horn.
Gayrimüslim azınlıklar. Ya da şehrin üstündeki altındaki özgün mimari yapıtlarındaki bordellerindeki otellerindeki lokantalarındaki galerilerindeki sokaklarındaki köprülerindeki ve köprü altlarındaki hayaletleri.
Grand Rue de Péra.
Bir gezi-gastronomi-tarih programının jenerik müziği gibi. 2011 yılının NTV’sinde mi yayınlanıyor?
Ama çok klas. Çok şık.
Takım elbisenin üzerine bir hint şalı atılmış gibi. Margarita’ya safran dokunuşu yapılmış gibi. Egzotik bir şey var burada.
Homage parçasının sonundaki davul solo. Eşlikçi perküsyon aletleri. Ziller. Trans hali.
Asya’nın güneyi. Biraz Afrika. Ormanların derinlikleri. Tepelerin tepelerinde tapınaklar. Keşişler.
Algıların açıklığı. Trans. Kelimede ses duymak:
Gong.
Okay Temiz – Zikir
Okay Temiz – Davul, Perküsyon
Tuna Ötenel – Piyano, Kontrbas, Alto Saksofon
Doudou Gouirand – Soprano Saksofon
Onno Tunç – Bas Gitar
Aka Gündüz Kutbay – Ney
Yapımcı: Ali Rıza Güner
Kayıt Yeri: Stüdyo Hayri, İstanbul, Türkiye
Kayıt Mühendisi: Doruk Onatkut
Mixing: Doruk Onatkut, Okay Temiz
Mastering [CD]: Martin Kantola Audio
Mastering [LP]: İhsan Apça – Ada
Kapak Tasarımı: Ragıp İncesağır*
Ezici çoğunluğun Seksenler dizisi ve temsilleriyle hatırladığı o yılların Türkiyesi’nde bu isimler bu albüm ile uğraşıyorlardı. Türkiye’de bu albümün yalnızca bir parçası olduğu böyle bir kültür sanat hayatı vardı.
Bir paralel evrende: Türkiye’nin cazı/çağdaş sanat müziği deyince akıllara aşağı yukarı böyle de bir sound geliyormuş. Çeşitli müzisyenler Music for Xaba, Black Sea Art Project, Darbukas & Zournas, Karnataka gibi daha pek çok albüm yapmış. Uluslararası kolektifler kurulmuş, adına yarışmalar ve ödül törenleri düzenleniyormuş, eleştirmenler gazeteciler yazıyorlarmış, konserler sold out oluyormuş, ülkede ve dünyada turneler oluyormuş… Yani bu sound gelenekleşmiş. Dünya müziği kanonuna girmiş.

Brezilya’da Hermeto Pascoal, Türkiye’de Okay Temiz. Rolleri ve konumları kendi bağlamlarında neredeyse aynı yere oturuyor: Gelenekleri güncelleştiren. Eski, yerel ve kaynağı meçhul olandan yeni olanı kuran. Bunu yüksek bir sanat formunda evrensel bir dile tercüme ederek yapan. Bu sırada o eski olanın otantikliğini de koruyan. Dış görünüşlerinin, vibe’larının benzerliği de cabası.
Zikir’i bir CRR akşamı kendisine imzalatmıştım. “Ne getirdin, ver bakayım şunu bana” deyip, CD’yi incelemişti, şaşırmış görünüyordu. İmzasını attıktan sonra “bize de bunlardan lazım” dedi sanırım asistanı ya da menajerine, “iyi kalemmiş”.
Başka bir CRR akşamı Gonzalo Rubalcaba’yı yan yana dinlemiştik. Girişte görmüştüm onu. Tek başına sigara içiyordu. Salona girdiğini gördüm sonra. Biraz etrafına bakındıktan sonra oturdu. Bekledim, yalnız olduğundan emin olunca yanına gittim, oturdum. Selamlar, selamlar, iyi akşamlar, iyi seyirler. Konser bittiğinde “güzel, güzel, ahenkli” buyurdu. Birkaç gün sonra bir fotoğraf gördüm Instagram’da: Merih Akoğul fotoğrafını çekiyor; Nilüfer Verdi ve Okay Temiz birbirlerine sarılıyorlar, az ötede Brenda Berin, fonda başka müzisyenler, müzikseverler.
İşte küçük ama bizim caz dünyamız.
*Albüm bilgileri: https://bizimcaz.com/album/OkayTemiz_Zikir_1979
Fotoğraf: Gökhan LP
Sesler ve Cümleler/ 1
Sesler ve Cümleler/ 2
Sesler ve Cümleler/ 3
Sesler ve Cümleler/ 4
Sesler ve Cümleler/ 5
Mert Çakırcalı’nın diğer yazıları


