Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    SESLER ve CÜMLELER

    Sesler ve Cümleler/ 5

    Mert ÇakırcalıBy Mert Çakırcalı6 Ekim, 2025

    Sesler ve Cümleler serisi devam ediyor. Bu seferki uğraklar: Brad Mehldau, Nils Petter Molvaer, Hermeto Pascoal, Trio of Bloom: Craig Taborn, Nels Cline, Marcus Gilmore ve Carla Bley.

    Brad Mehldau – The Art of the Trio, Vol. One

    Eyes Wide Shut.

    Malum macera öncesi olayın öğrenildiği caz kulübü. Piyanistin başına geleceklerden habersizliği.

    New York City. Long Island. Hamptons. Montauk.

    Connecticut. Hartford.

    Kubrick uçmaktan korktuğu için İngiltere’de kurulan set. Bir bakıma New England’ın -neredeyse-evine dönmesi. Old England. Main England. England. New York bir New England State değilmiş.

    Brad Mehldau.

    Çalıştığım bankanın önceki CEO’su ve eşinin -ve asıl da eşinin- sevdiğini bildiğim adam. Öyle ki hakkında Boğaziçi’nde ders verirmiş. Sanırım.

    Geçen seneki konserinde kulise girmişlerdi. Yüksek koruma sağlayan bir maske takıyorlardı.

    I didn’t know what time it was. I fall in love too easily. Nobody else but me.

    Yazılabilecek şeylerin alakasız sınırsızlığı.

    Çeşitli tehlikeler, yanlış anlaşılma ihtimalleri, yazın sanatının hazzıyla bunların görmezden gelinmesi. Müzik üzerine yazmanın yollarını düşünmek.

    Zihnimin izlediği yollar.

    Eski CEO’mdan bahsetmesem daha iyi olabilirdi. Yapacak bir şey yok. Yazmak istiyorsam yazacağım. Ne olursa olsun.

    Blame it on my youth, my dear ex-CEO.

    Nils Petter Molvaer – KHMER (Live in Bergen)

    Bir zamanlar Enigma vardı. Onun Hıristiyan müziğiyle beceremediğini Molvaer caz ve İskandinav müziğiyle beceriyor: Bir geleneği alıp elektronik müzik bağlamına yerleştirmek. Ama bunu göstere göstere, dolaylı değil doğrudan yollarla yapmak.

    Başta şöyle düşünüyorum: Eivind Aarset ve gitarının çekilebilir kıldığı bir müzik. Sıkıcı. Kabız. Serebral. Ama ne kendiyle ne dünyayla ilişki kurabilen bir beynin (cerebro) ürünü. Yapay bir karanlık. Kendiliğinden gelişmeyen, ite kaka yaratılmaya çalışılan bir atmosfer. Taklit de değil. Kaotik desen değil. Düzenli desen değil. Trompetin mutasyonu? Jon Hassell? Onun Dördüncü Dünya müziği? Benziyor ama değil. Hiçbiri değil.

    Derken. Caz iddiasını bir kenara bırakıp elektronik ve atmosferik tarafını daha da gün yüzüne çıkarıyor. İşte o zaman beni neyin rahatsız ettiğini anlıyorum bu albümde. Rahatsızlığım, sebebinin farkındalığıyla ortadan kalktıkça onu sevmeye başlıyorum. Dünya dışı atmosferine -ya da atmosferik atmosfersizliğine- bırakıyorum kendimi.

    Baştan dinliyorum. Bir şeyi olmadığı haliyle değil olduğu haliyle seviyorum.

    Hermeto Pascoal: Ao Vivo – Remasterizado

    A long time ago in a galaxy far, far away… Montreux Jazz, Montreux Jazz iken.

    İlk parçada önce Fransız aksanlı İngilizcesiyle sonra Fransızca giriş yapan beyefendi. Ardından gelen alkışlar. Gözlerin kapanmasıyla ışınlanılan 1979 yılı. (Üzülerek bayık bulduğum) Bossanova sonrası Brezilya müziği, aksine, hayat coşkusuyla dolu. Sanki her şey Rio’da karnavaldan, şaraptan, müzikten ibaretmiş gibi. Hayatın diğer yönlerini görmezden gelen bir anlayış değil bu. Tüm yönleriyle hayatı tanıyıp (recognize) onu -şimdilik- olduğu gibi kabul eden ve bundan bir tür coşku duyan aktif-pasifist bir anlayış. Rio’daki gibi bir yoksulluğun içinde bile hayatla zengin olabilme rahatlığı. Yaşamak için başka yol bilmemek. Ardındansa onu olduğu halinden daha keyifli bir hale getirmek cesareti geliyor.

    Hermeto o zaman da şişman. Ve üzerinde kendiyle ve dünyayla barışık şişman adamların rahatlığını taşıyor. Bedenine o kadar hakim ki. Onunla o kadar kendi ki.

    Ve o, eline geçen her şeyin müziğini açığa çıkaran Büyücü (the Sorcerer) Hermeto, doğum günümden bir gün sonra, 13 Eylül’de, çoklu organ yetmezliğinden 89 yaşında öldü.

    Trio of Bloom (Craig Taborn, Nels Cline & Marcus Gilmore) – Trio of Bloom

    Bilim kurgu ve/veya kıyamet sonrası filmlerinde zenginlerin bir yapay cennet bahçesi vardır. Dünya nefes alınmaz hale gelmiştir ama kendini gerçeklikten bu bahçeye girerek koparabilenler vardır. Bu bahçe bazen sanal bir ortamdır. Üç boyutlu, belki sesli ve kokulu. Bazen gerçek bitkiler vardır orada. Bir şekilde yetişebilmişlerdir ve yaşamlarına türlerinin tek ve son örnekleri olarak devam ediyorlardır.

    Bu bahçelerin mevsimi var mıdır? Baharla açıp sonbaharla solar mı bu bitkiler? Sanki hep yeşil ve canlılardır. Hep bir açış halindedir çiçekler. Ya da en azından öyle bir algıları vardır. Ne de olsa o dünyaya ait değillerdir artık. Her biri sanki başka bir gezegenden koparılıp getirilmiş nadide eserlerdir. Dolayısıyla bu bahçeler birer doğa müzesi gibidir. Fosil-doğa. Yapay-doğa. Sanal-doğa.

    İçindeyken, bir zamanlar gerçek olan bir şeye ışınlanmış gibi hissedilir. Bir doğa ve dünya nostaljisi yaşatılır. Ne de olsa dış dünyada artık olmayan bir şey, içeride, bir salonda, bir odada enstale edilmiştir. İşte, Trio of Bloom’un çiçeği böyle bir çiçek. Müjdelediği bahar böyle bir bahar.

    Carla Bley – Sextet

    1987. New York City. Manhattan.

    Vogue. Conde Nast. The New Yorker.

    Anna Wintour. David Remnick.

    Saul Bellow. Norman Mailer. Alfred Kazin. Clement Greenberg.

    Anthony Bourdain. Nan Goldin.

    Kathy Acker.

    Warhol. Bowie. Rauschenberg. Lichtenstein. Kruger. Sherman.

    Manhattan’da sanatçı kiracılarından para yerine resim isteyen vizyonlu ev sahipleri.

    Özel jetlerle seyahat eden dergi editörleri. Gazeteciler. Oyuncular. Tiyatrocular. Arthur Miller ile Marilyn Monroe’nun evliliği. Norman Mailer/Gore Vidal kavgası. Watergate Skandalı. Bob Woodward.

    All the President’s Men. Three Days of the Condor. The Parallax View. The Manchurian Candidate. Hermeto Pascoal’dan üç gün sonra, yine 89 yaşında ölen Robert Redford. Paranoya. Cold War. Sydney Lumet. Sydney Pollack. Faye Dunaway. Scorsese: After Hours. Ucundan bile olsa Paul Auster.

    Evler ve insanlar. Brooklyn Köprüsü. Şampanya ağlayan kız.

    Dünyanın merkezinde bir hayat sahibi olmak.

    Her şeyi bilmek. Yine de her şeyden habersiz. Bile isteye.

    İlgisizlik: Carelessness.

    Dışarıdaki bir şeyle ilgili bana ne bile diyemeyecek kadar Manhattan’ın dışından azade olmak.

    Cemiyet.

    İçinde birbirini tanımasa da birbirinin adını duyan insanlar.

    Çeşitli evlerin salon ve teraslarında ve eğer enerjileri tuttuysa odalarında bir araya gelen.

    Gerçek gibi gelmiyor şimdi.

    Carla’nın elektrikli saçları. Müziği amerikalılıktan damıtılıp saç tellerinin ucundan akıyor.

    O öldü. Ama eşi ve sideman-gitaristi Steve Swallow hayatta. Acaba ne yapıyor? Nasıl?

    Google’a: what is steve swallow doing now? Karşıma çıkan son haber, belli ki bir galeri sahibi olan, başka bir Steve Swallow’dan: Cumbria art gallery exhibits at prestigious Saatchi Gallery

    Moda ve sanat ve edebiyat ve sinema ve müzik ve siyaset ve para ve şöhret ve magazinin içiçe olduğu bir yer ve zaman.

    Yaşamın üst ve alt bütünlüğünü koruduğu.

    Sanki hayal ürünü. Ama gerçekti. Kısa süre de olsa.

    Zerrecikleri kaldı şimdi. Zerreciklerini toplayanlar.

    Belki yerine başka bir şey inşa ederiz diyenler.

    Artık bir cemiyette bir araya gelemeyecek kadar birbirinden kopuk ama birbirine çok benzeyen insanlar.

    Sessiz ve kendinden habersiz bir cemiyete doğdukları an ve/veya büyürken üye olanlar.

    Oldukları yerlerde önce olmadıkları gibi davranmaya çalışanlar. Sonra bundan bıkanlar. Bir araya gelseler kendileri ve birbirleri olacaklar.

    Sizi bu müzikte de buluyorum.

    Sesler ve Cümleler/ 1
    Sesler ve Cümleler/ 2
    Sesler ve Cümleler/ 3
    Sesler ve Cümleler/ 4
    Mert Çakırcalı’nın diğer yazıları

    Brad Mehldau Carla Bley Craig Taborn Hermeto Pascoal Marcus Gilmore Nels Cline Nils Petter Molvaer Sesler ve Cümleler Trio of Bloom
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleGiovanni Mirabassi: The N.Y.C. Sessions Vol. 1
    Next Article Al Bano Carrisi: Üzüm bağlarından doğan şarkılar
    Avatar fotoğrafı
    Mert Çakırcalı
    • Instagram

    Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler mezunu, malum koşullarda yaşayabilmek için bankacı olmuş genç bir yazar. Bibliyofil ve obje fetişisti. Müzik eleştirmenliğine öykünüyor. Çeşitli müziklere, sanatlara ve kültür ürünlerine maruziyetini, bunların zihninde dokunduğu ve harekete geçirdiği şeyleri yazıyor.

    Related Posts

    Sesler ve Cümleler/ 12

    20 Mayıs, 2026

    Sesler ve Cümleler/ 11

    30 Nisan, 2026

    Sesler ve Cümleler/ 10

    19 Mart, 2026
    Yazarlar
    Kimiz?

    Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

    DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

    Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

    İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

    Yazıların telifi yazanlara aittir.

    Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

    Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

    Reklam: [email protected]

    Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

    Kanalı Görüntüle