Primus’un çılgın basçısı, progresif rock’ın en tuhaf ve yaratıcı figürlerinden Les Claypool, sahnede çaldığı notalar kadar hayatın diğer alanlarında da sınırları zorladı. Müzikal avangard ruhu onu şarap bağlarına kadar götürdü. İşte Claypool’un hayatını, Primus’un yükselişini ve Claypool Cellars’ın doğuşunu, dilim döndüğünce size anlatmaya çalışacağım.
Leslie Edward Claypool, 29 Eylül 1963’te Kaliforniya’nın Richmond kentinde doğdu. İşçi sınıfından gelen bir ailede büyüdü. Babası otomotiv sektöründe çalışıyordu. Çocukluğunda hem doğa hem de müzik onun dünyasında güçlü yer edindi. Kaliforniya’nın kuzeyinde, daha sonra kendi şarap bağlarını kuracağı bölgelere yakın büyümek, Claypool’un hayatının geri planında hep bir pastoral ton taşıdı.
Onun için müzik erken yaşlarda şekillendi. Funk, caz ve rock plakları dinleyerek büyüdü. Özellikle bas gitar, sıradan ellerde ritmi tamamlayan bir çalgı iken, Claypool’un ellerinde müziğin kalbine dönüşecekti.
1980’li yılların ortalarında Claypool, San Francisco çevresinde küçük gruplarda çalmaya başladı. 1984 yılında Todd Huth ile tanışmasıyla Primus’un ilk kıvılcımı doğdu. Ancak grup birkaç defa dağılma ve peşi sıra toparlanma yaşadı. 1989’da Larry LaLonde’un (gitar) ve Tim Alexander’ın (davul) katılımıyla klasik Primus kadrosu tamamlandı.
Primus, 1990’lı yılların başında müzik sahnesine adeta bomba gibi düştü. Claypool’un slap tekniğiyle dolu, melodik ve agresif bas riffleri; absürd şarkı sözleri; grotesk video klipler, onları grunge ve alternatif rock sahnesinde ayırt edilir bir noktaya taşıdı. Frizzle Fry (1990), Sailing the Seas of Cheese (1991) ve Pork Soda (1993) albümleri, Primus’u kült bir grup haline getirdi.
Özellikle Jerry Was a Race Car Driver ve My Name Is Mud, MTV kuşağının aklına kazındı. Claypool’un hem çılgın bir basçı hem de karikatürist bir şarkı yazarı olduğu ortaya çıktı.
Primus hiçbir zaman tamamen ana akımın parçası olmadı. Zaten Claypool’un istediği de buydu. Onlar için “bizim müziğimizin kategorisi yok” ifadesi, neredeyse resmi bir motto haline geldi.
Primus dışında Claypool, müziği keşif alanı olarak kullandı. Trey Anastasio ve Stewart Copeland ile devreye aldığı Oysterhead, Colonel Claypool’s Bucket of Bernie Brains, Duo de Twang, The Claypool Lennon Delirium gibi yan projeleri, onun sınır tanımayan ruhunu gösterdi.
Bas gitar tekniği, slap’in caz ve funk kökenlerini rock sahnesine taşıdı. Bas gitaristten, baş gitarist yarattı. Bugün pek çok genç müzisyen, Claypool’un tekniğinden etkilenmiş durumda.




Claypool’un hayatındaki en ilginç dönemeçlerden biri, 1986 yılında, Cliff Burton’ın ölümünden sonra Metallica’nın yeni basçı arayışına katılmasıydı. Claypool, çocukluk arkadaşı Kirk Hammett sayesinde seçmelere çağrıldı. Ancak Metallica üyeleri onun yeteneğini fazlasıyla “acayip” buldu. James Hetfield daha sonra “O adamla birlikte jam yaptık ama çaldıkları bizim müziğimize fazla deli geldi” dedi. Claypool, o gün Metallica’ya katılsaydı belki de Primus hiç olmayacaktı. “Her şerde bir hayır vardır.” dedikleri tam da bu sanırım.
Claypool sadece albümlerle değil, pop kültürde bıraktığı izlerle de tanınıyor. En bilinen örneklerden biri, South Park çizgi dizisinin jenerik müziği. Trey Parker ve Matt Stone’un hayranı olduğu Primus’a teklif gitmiş, Claypool dizinin açılış müziğini yazmıştı. Dizinin ilk sezonlarında şarkının sözlü versiyonu onun vokaliyle duyuluyor.
Ayrıca Claypool, Tom Waits ile de farklı projelerde buluştu. Waits, Primus’un Tommy the Cat parçasında anlatıcı ses olarak yer aldı. Bu işbirliği, iki absürdist sanatçının aynı hikâyede buluştuğu bir anı oldu.
Üzüme Giden Yol
2000’li yılların ortalarına gelindiğinde Les Claypool, farklı bir sahaya yöneldi: şarap!
Bu, aslında Kaliforniya’da büyümüş bir sanatçının hayatındaki doğal bir devamlılıktı. Russian River Vadisi’nin bağları, Pinot Noir üzümlerinin ana vatanı gibiydi. Claypool, şarabın zanaatkârlığına ve inceliğine, bir enstrüman gibi yaklaştı.
2007’de Claypool Cellars doğdu. Başta “kendi şarap stoğunu yapmak” fikriyle başlayan bu macera, kısa sürede butik şarap üretimine dönüştü. Şaraplarının adı, onun mizah duygusunu da yansıtıyordu: Purple Pachyderm (Mor Fil). Etiketlerde Claypool’un hayal gücünü yansıtan illüstrasyonlar yer aldı.

Şarap yapımında eşsiz bir titizlik gösterdi. Bağların seçimi, Pinot Noir’in işlenişi, fıçıların aroması… Bunların hepsini sahnedeki müzikal detaycılığıyla aynı yoğunlukta ele aldı. Eşi Chaney Claypool da bu girişimde en önemli yol arkadaşı oldu.
Claypool’un şarap etiketleri, tıpkı müziği gibi görsel bir absürdlük içeriyordu. Mor fil imgesi, Claypool’un hayal gücünden doğmuştu; hem “eğlenceli” hem de “sofistike” bir semboldü. Şarapları tatmış olanlar, sadece aromasıyla değil, şişenin üzerindeki sanatla da karşılaşıyordu. Rock hayranları için bu, Primus’un dünyasından bağlara uzanan mizahi bir köprü gibiydi.
Claypool’un şarapları, bir rock yıldızının hızlı tüketilen yan ürünü olmadı. Tam tersine, eleştirmenler onun Pinot Noir’lerini ciddiyetle değerlendirdi ve birçok olumlu yorum aldı. Claypool, “Şarap yapmak müzik yapmak gibi, ikisi de sabır istiyor ve kişiliğini içine koyuyorsun” diyerek iki tutkusunu aynı noktada birleştirdi.


Konserlerde bazen Purple Pachyderm şaraplarını da tanıttı. Hayranları için bu, Primus’un absürd dünyasından Claypool’un pastoral bağlarına uzanan özel bir yolculuktu.
Bugün Les Claypool, hem Primus’un hâlâ aktif bir üyesi hem de farklı projelerde üretmeye devam eden bir sanatçı. Onun için hayat, salt sahne ışıkları altında değil; bazen bağlarda, üzüm salkımlarının arasında da şekilleniyor.
Les Claypool’un hikâyesi, aslında farklı yaratıcı alanların birbirini nasıl beslediğinin kanıtı. Bas gitar tellerinden akan çılgın melodiler ile şarap şişelerinden yayılan tatlar, aynı adamın imzasını taşıyor. Sınır tanımayan, yaratıcı, espritüel, merak eden, oynayan ve hep yeni şeyler deneyen bir ruh.
Mine Gürevin’in Şarap ve Müzik serisinin diğer yazıları:
Dave Mustaine ve Şişedeki Riff
Maynard James Keenan: Çölde Şarap Yapan Rock Tanrısı
Geoff Tate: Metal Sahnesinden Bağlara
Primus Spotify


