Onu anlamak, öyle her baba yiğidin harcı değil; Maynard James Keenan zor bir karakter çünkü. Tool’un sahnesinde gördüğümüz o gölgelerin arasında hareket eden, yüzünü seyrek gösteren, bazen sahnede seyirciden yüzünü çevirip saklayan adam. A Perfect Circle’ın melankolik melodilerinde, Puscifer’ın ironik deneylerinde ruhunu ortaya koyan, hâlâ tamamen çözülemeyen bir figür. Onu tanımlayan tek kelime belki de kontrol. Notalarında, kelimelerinde, her sahne anında ve evet, her şarap şişesinde… Kontrol!…
Keenan’ın Arizona çöllerine uzanan hikâyesi, “Rock yıldızı şarap işine girdi” klişesi değil. Bu, toprağa kök salmak isteyen bir adamın, kendi yerini seçip orada sabrını ve becerisini sınadığı bir macera. Hem de öyle Napa, Sonoma gibi şarap cenneti yerlerde değil. Amerika’nın şarap haritalarında adı bile geçmeyen, sıcağıyla, kuraklığıyla, sert toprağıyla ünlü, üzüm yetiştirmek için riskli sayılan Arizona’da. Tam Maynard’lık iş; zor, iddialı, kolay zafer vaat etmeyen bir yer.

Caduceus Cellars ve Merkin Vineyards isimleriyle şarap işine girerken, olaya sadece üzüm toplama gözüyle bakmadı. Adam, şarap yapımını resmen şarkı yazmakla aynı kefeye koyuyor. Her hasat, her fermantasyon, şişelemeden önceki her tadım… Hepsi, onun için bir albüm mikslemek gibi. Tool’un şarkılarını yıllarca pişirip ince ince işlediği gibi, bağda da sezonun her adımına bizzat el atıyor.
90’ların sonunda Jerome kasabası yakınlarında toprağa ilk adımını attığında kimse “Bu adam bu işe ciddi saracak” dememişti. O, toprağın mineralini, mikroklimasını, hangi üzümün bu sert yerde tutunacağını anlamak için yıllarını harcadı. Çölün gündüz sıcağıyla gece soğuğu arasındaki uçurum, bazalt ve kireçtaşı karışımı… Hepsi defterine yazıldı. Sangiovese ve Nebbiolo gibi İtalyan üzümlerini seçmesi de bu gözlemlerden çıktı. Napa’nın kolay ortamı yerine Arizona’nın zor şartlarını seçmesi tamamen bilinçliydi. Üstelik şarap işi ona yabancı değildi; çocukken Napa’da büyükanne ve dedesinin küçük bir şaraphanesi vardı.

Arizona’da bağcılık 19. yüzyılda başlamış. Prohibition dedikleri, alkol yasağı döneminde bağların çoğu sökülmüş. 80’lerde yavaş yavaş geri dönmüş ama ciddi şarap bölgeleri arasına hiç girememiş. Maynard’ın burayı seçmesi, hem zoru sevdiğini hem de “yüksek risk, yüksek ödül” kafasında olduğunu gösteriyor.
Blood Into Wine belgeselinde bu hikâye iyice göz önüne serildi. Orada, bağda çalışırken, “Bu bir ego işi değil. Bu topluluk, sürdürülebilirlik ve benden uzun yaşayacak bir şey yaratma meselesi”¹ diyor. Sabahın köründe bağda, elleri toprağın içinde, bir rock yıldızından çok çiftçiye benzeyen haliyle görüyorsun adamı.
Bağ hayatı sahnenin kaosundan bambaşka. Sabah erkenden kalkıyor. Hava henüz cayır cayır değilken üzüm sıralarını dolaşıyor, yapraklara bakıyor, sulama sistemini kontrol ediyor. Bir rock yıldızının ellerinde nasır olması garip gelebilir ama onun için bu, sahne kadar değerli. Hatta bazen Tool turnesinden döner dönmez, deri botlarını bile çıkarmadan bağa girip çalıştığı söyleniyor.
Maynard James Keenan, müzik ve şarabın benzerliğini soranlara, “İkisi de sabır ister, disiplin ister. Biri kulak, diğeri damak işi”² diyor. Ona göre şarkı doğru ritmini bulana kadar nasıl bekliyorsan, şarap da olgunlaşana kadar beklemen gerek. Acele edersen ikisi de çöp olur. İkisi de yapanın ruhundan bir parça taşır ve paylaşınca anlam kazanır.

Tool’un albümleri arasındaki uzun boşluklar da biraz bu bağ işinden. 10,000 Days sonrası sessizlikte, stüdyodan çok bağdaydı. “İnsanlar saklandığımı sanıyor. Saklanmıyorum, çalışıyorum, sadece distortion pedalları olmayan bir şey üstünde”³ diye açıklıyor.
Caduceus şaraplarının etiketleri de ayrı sanat eseri. Tool’un albüm kapakları gibi semboller, mitolojik göndermeler dolu. Bazı şaraplar ailesine selam niteliğinde; mesela Nagual del Judith annesinin adı, Primer Paso ise Arizona macerasının başlangıcına atıf.
Arizona’nın şarap sahnesi, Maynard James Keenan gibi inatçı tiplerin sayesinde ses getirmeye başladı. Northern Arizona University bağcılık bölümü bile iklim ve teknik üzerine çalışıyor. Keenan, bu işin yüzü gibi olmuş durumda.
Bir gün Cottonwood’daki Merkin Vineyards Tasting Room’a giderseniz, içerideki atmosfer bambaşka olduğunu göreceksiniz. Dışarıda sıcak ve tozlu çöl havası, içeride ise serin, ahşap raflardan gelen şarap ve meşe fıçısı kokusu… Arka planda hafif caz çalıyor, loş ışık şişelerdeki derin renkleri parlatıyor.
Ve bazen bir bakıyorsun, barın arkasında siyah tişörtü ve şapkasıyla Maynard beliriyor. Sahnede binlerce kişinin önünde gördüğün adam, elinde şarap şişesi ve küçük kadehle karşında duruyor. Burada, sahnedeki teatral tavrını bırakmış.
Şarap anlatmaya başlarken, sesi Tool’daki o karanlık tondan çok daha yumuşak. “Bardağı çok sertçe çevirmeyin, kasırga yapmaya çalışmıyorsunuz”⁴ diye gülüyor. Sonra şarabın aromasından, hangi yamaçta yetiştiğinden, o yılın ikliminin farkından bahsediyor. Ve yine sabır konusuna geliyor: “Acele edersen her şey bozulur. Şarap takviminle ilgilenmez. Müzik de öyle”⁵.
Bazı yudumlarda gözlerini kapatıp, sanki kendi şarkısını dinliyormuş gibi oluyor. O an anlıyorsun ki şarap onun için de bir performans; ama sahnede değil, damakta, burunda ve zihinde yaşanan bir performans.






Arizona şarapçılığının geleceğini sorunca, “Biz daha henüz başlıyoruz. İnsanlar Arizona’yı sadece kaktüs ve çıngıraklı yılandan ibaret sanıyor ama burada sihirli topraklar var. Yeterince inatçı olursan bulursun”⁶ diyor. Ona göre buranın en büyük avantajı, Napa gibi göz önünde olmaması. “Ego işin içinden çıkınca ve sadece zanaata odaklanınca, burası dünyanın en iyileriyle yarışacak şarapları yapar.”⁷ diye ekliyor.
Sadece kendi bağları değil, genç üreticiler de önümüzdeki yıllarda adını duyuracak diye düşünüyor. “Eğer Arizona’yı haritaya yerleştirebilirsem, görevimi yapmışım demektir. Bu iş miras meselesi, ismimin bir şişede yazması değil”⁸ diyor.
Maynard’ın müzik ve şarapla kurduğu bağ aynı temele dayanıyor: sabır, derinlik ve kalıcılık. Sahne ışıkları söndüğünde de, bir şarap şişesi açıldığında da aynı soruyu sordurmak istiyor: “Bu tat, bu ses… Sana ne diyor?”
Ve belki de Maynard James Keenan’ı anlamanın en iyi yolu, Arizona’nın çorak topraklarındaki üzüm asmalarına bakmak. Kökleri derinde, gövdesi güneşle sertleşmiş, meyvesi sabırla olgunlaşmış. Aynı onun gibi.
¹ “This is not a vanity project. This is about community, sustainability, and creating something that will outlive me.”
² “Both require patience, discipline, and an ear or palate for balance.”
³ “People think I’m hiding. I’m not hiding. I’m working, just on something that doesn’t have distortion pedals.”
⁴ “Don’t swirl it too hard, you’re not trying to make a hurricane.”
⁵ “If you rush it, it’s ruined. Wine doesn’t care about your schedule. Same as music.”
⁶ “We’re just getting started, people think Arizona is all cactus and rattlesnakes, but there are pockets of magic here. You just have to be stubborn enough to find them.”
⁷ “Once you take the ego out of it and focus on the craft, this place can produce wines that stand shoulder to shoulder with the best in the world.”
⁸ “If I can help put Arizona on the map, then I’ve done my job. It’s about legacy, not just my name on a bottle.”
Mine Gürevin’in Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Portreler
Merkin Vineyards


