Malumunuz olduğu üzere, Dave Mustaine, rock tarihinin dramatik hikâyeleri arasında öne çıkan bir müzisyen. Bir yanda, dünyanın en büyük metal gruplarından birinin kuruluşunda yer alıp, daha ilk albüm çıkmadan kapının önüne konmuş genç bir gitarist. Diğer yanda, yıllar sonra elinde bağ makası, güneşin altında üzüm salkımlarını incelerken “henüz zamanı değil” diyecek kadar sabrı öğrenmiş, olgun bir adam. İkisini yan yana koyunca çok garip duruyor belki, ama Dave’in hayatı, baştan sona böyle zıtlıkların arasında geçti zaten.
1981 yılında, Los Angeles’ta gitarını koluna takıp Hetfield ve Ulrich’le tanıştığında, henüz kimse Metallica isminin müzik tarihine bu kadar kazınacağını bilmiyordu. Mustaine’in parmakları uçuşuyor, riff’ler adeta makineli tüfek gibi saçılıyordu. Hızlı parmaklarının yanında, öfkesi ve dibini gördüğü viski şişeleri de vardı. İlk provalarda bile grubun geri kalanı onun hem yaratıcı zekâsına hem de yıkıcı taşkınlıklarına maruz kalıyordu. Mustaine, gitarıyla Metallica’ya karakter katıyordu. Aynı zamanda kavga çıkarmadan da duramıyordu.

1983 yılında bir sabah, daha Kill ‘Em All bile kaydedilmeden, eline bir otobüs bileti tutuşturdular. “Seninle çalışamayız,” dediler. O an, Dave’in ömrünün en keskin kırılma anıydı. New York’tan California’ya süren o uzun otobüs yolculuğunda, başını cama dayamış manzaraya bakarken, öfkeyle dişlerini sıktı. “Ben bitmedim,” diye düşündü. O yolculuk, sadece bir geri dönüş değil, yepyeni bir grubun, Megadeth’in doğum sancısıydı.
Megadeth Dave için yalnızca bir müzik grubu değildi; bir manifestoydu. Metallica’dan daha sert, daha hızlı, daha teknik bir grup kuracaktı. İlk albüm Killing Is My Business… and Business Is Good! çıktığında, dünyaya “Dave hâlâ burada” mesajı verilmişti. Bir süre sonra Peace Sells… But Who’s Buying? çıktı. Peace Sells’in ikonik bas riff’i o kadar etkiliydi ki, MTV News yıllarca bunu açılış jeneriğinde kullandı. Böylece Mustaine’in yazdığı müzik, heavy metal dünyasının dışına taşıp milyonların televizyon ekranına girdi. Artık thrash metalin “Dört Büyüğü”nden biri olmuştu Megadeth. Oysa işin perde arkasında Dave’in hayatı tam bir kaostu. Turneler, uyuşturucu, içki, bitmeyen grup içi kavgalar.

Dave Mustaine’i farklı kılan şey, her defasında düşüp yeniden ayağa kalkması oldu. Bir ara elini neredeyse gitar tutamayacak kadar sakatladı. Bir dönem bağımlılıkların eşiğinde kayboldu. Grup üyeleri değişti, dostluklar bitti. O her defasında Megadeth’i yeniden kurdu. Aynı azmi, aynı hırsı yeniden yakaladı. Yıllarca böyle sürdü gitti. Hızlı, yıkıcı, adrenalin dolu bir hayat. Ta ki Dave’in hayatına bambaşka bir tempo girene kadar… Şarap!
Şarap hikâyesi öyle bir sabah “hadi şarap yapalım” diye başlamadı. İlk kıvılcım 2013 yılında geldi. San Diego Senfoni Orkestrası ile verdiği Symphony Interrupted konserine özel bir Cabernet Sauvignon hazırlanmıştı. Öyle ki, şişe renginden, mantarına kadar özel tasarlanmıştı. Başta, sadece bir anıydı. Fikir karısı Pamela’dan çıkmıştı. “O geceyi bir şişeyle ölümsüzleştirelim.” diye düşündü Pamela. Dave içinse, fason ürettirdikleri bu şarap, bambaşka bir dünyanın kapısını araladı. Röportajlarda şöyle anlatıyor: “Sahnede her şey hızlıdır, anlık kararlar verirsin. Bağdaysa doğa sana temposunu dayatır. İstersen hızlan, boşuna. Toprak sana kendi ritmini kabul ettirir.” Böylelikle, thrash metalin ani öfkesiyle şarabın sabırlı olgunlaşması arasında garip bir benzerlik yakaladı.

İşte House of Mustaine fikri böyle doğdu. Önce tek bir şişe, sonra bir marka, sonra bir aile hikâyesi. Eşi Pamela işi sahiplendi, markanın başkanı oldu. Kızı Electra hem şarap kulübünü, hem sommelier tarafını üstlendi. Oğlu Justis ise stratejik kararlarla babasına destek verdi. Yıllarca sadece müzik üzerinden konuşulan Mustaine ailesi, artık bağcılıkla da anılıyordu.
Şaraplara verilen isimler Dave’in mizahını ve Megadeth ruhunu taşıyor. “Holy Wars” adlı Marche Rosso, kırmızı meyve aromalarıyla sert riffleri anımsatıyor. “She-Wolf” Tempranillo üzümünden ürettiği rose şarabı, hem zarif hem meydan okuyan bir kimlik sergiliyor. Ve işin güzel tarafı, bu şaraplar herhangi bir fabrikadan çıkmıyor. Üzümler İtalya’nın Marche bölgesinde, 1200 yıllık topraklarda organik yöntemlerle üretiliyor. Kaliforniya’daki bağlarında ise sürdürülebilir tarım örneği sergiliyor. Yüksek rakım, pestisitsiz yöntemler, vegan dostu üretim.

Dave’in gitarını akort ederken gösterdiği titizlik, bağlarda da var. Bir nota hatası tüm şarkıyı bozarsa, bir yanlış adım da tüm mahsulü heba edebilir. Dave için stüdyodaki sabırla bağdaki sabır aynı. Stüdyoda miks masasına oturur, gitar biraz fazla parlak mı, bas biraz gömülmüş mü, davul çok mu baskın diye saatlerce uğraşan Dave Mustaine, bağda da aynı hassasiyetle, fıçıların kapağını açıp, burnunu uzatıp, genç bir şarabın hırçın kokusunu duyduğunda “daha zamanı var” diyebilecek nitelikte.
“House of Mustaine” etiketi, şarap yapmak ve satmak değil elbette. Dave bir deneyim yaratmak istedi. Nashville’de düzenlenen butik tadım akşamları, kulüp üyelerinin Dave ve ailesiyle tanıştığı özel buluşmalar oldu. Bazı maceralar daha da çılgıncaydı. Tayland’da zip-line, Fas’ta deve sırtında çöl yolculukları, Londra’da müzik ve şarap eşliğinde özel geceler… Yani Mustaine için şarap, bir kadehten fazlasıydı. Tıpkı thrash metal gibi, yaşamanın farklı tatlarını keşfetmenin yoluydu.

Düşünsenize, bir zamanlar sahnede şişeler fırlatan, öfkeden gitarını kıran adam, şimdi üzüm salkımlarına dokunup “henüz olmamış” diyebiliyordu. Ama aslında işin sırrı, thrash metalin hızlı, öfkeli patlamaları ile şarabın yavaş, sabırlı olgunlaşması aynı hayatın iki ritmi haline gelmişti.
Bir tadımda elinde kadehle şöyle demişti: “Bu şarabı içtiğinizde biraz Hangar 18, biraz da Peace Sells tadı almalısınız.” Orada şaka yapıyordu belki, ama aslında çok ciddiydi. Çünkü onun için şarap da tıpkı müzik gibi bir hikâye anlatmalıydı. Her yudum, her nota gibi ruha dokunmalıydı.
Bugün geriye bakınca, Metallica’dan kovulmuş, otobüste intikam planları yapan gençle, bağ evlerinde sabırla fıçı kontrol eden adam arasındaki mesafe uçurum gibi görünüyor. Ama belki de Dave Mustaine’in büyüsü burada. O, öfkesinden sabır çıkarmayı bildi. Hızdan yavaşlık öğrendi. Kaostan düzen kurdu.




Artık onun adı sadece öfkeli Megadeth şarkılarında değil, House of Mustaine etiketli şişelerde de yaşıyor. Bir gün elinize o şişelerden biri geçtiğinde, bilin ki içinde biraz thrash metalin çığlığı, biraz da bağ evlerinin huzuru var.
Mine Gürevin’in Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Portreler
House of Mustaine


